Vikisöz
trwikiquote
https://tr.wikiquote.org/wiki/Anasayfa
MediaWiki 1.47.0-wmf.3
first-letter
Ortam
Özel
Tartışma
Kullanıcı
Kullanıcı mesaj
Vikisöz
Vikisöz tartışma
Dosya
Dosya tartışma
MediaWiki
MediaWiki tartışma
Şablon
Şablon tartışma
Yardım
Yardım tartışma
Kategori
Kategori tartışma
TimedText
TimedText talk
Modül
Modül tartışma
Event
Event talk
Bertrand Russell
0
2645
239004
226281
2026-05-23T15:45:33Z
Buzzati1952
35936
Bertrand Russell
239004
wikitext
text/x-wiki
{{Biyografi}}
[[Dosya:Bertrand Russell (c. April 1940).jpg|küçükresim|sağ|Ulaşılacak her [[bilgi]]ye [[bilim]]sel yöntemlerle ulaşmak gerekir; bilimce bulgulanamayacak şeyleri [[insan]]lar bilemez.]]
'''[[w:Bertrand Russell|Bertrand Arthur William Russell]]''' (18 Mayıs 1872 - 2 Şubat 1970), Britanyalı filozof, matematikçi, [[tarih]]çi ve toplum eleştirmeni.
__NOTOC__
== A ==
* '''Ana neden argümanı, bir [[Hinduizm|Hindu]]’nun [[dünya|dünyanın]] bir filin üzerinde, filin de bir kaplumbağanın üzerinde durduğu görüşüyle aynı niteliktedir.'''<ref>Bertrand Russell, “Why I am not a Christian” (1927), “The First-cause Argument”</ref>
* [[Ahlak]] değerlerinin öznelliğine ilişkin savlar nasıl çürütülebilir bilmiyorum, ama keyfi bir zalimliğin yanlış olmasının tek nedeninin bundan hoşlanmayışım olduğuna da kendimi inandıramıyorum.
* '''Akıllılar hep kuşku içindeyken [[Aptallık|aptallar]] küstahça kendinden emindir.'''<ref>Bertrand Russell, Mortals and Others (1931-35).</ref>
**''Değişik çevirisi:'' Dünyanın en büyük sorunu, aptallar özgüven içindeyken [[akıl]]lı insanların kuşkuyla dolu olmasıdır.
* [[Aşk|Aşktan]] korkmak, hayattan korkmaktır ve hayattan korkanların zaten dörtte üçü ölüdür.<ref>Bertrand Russell, Marriage and Morals (1929)</ref>
* [[Aşk]], cinsel birleşme arzusundan çok daha fazlasıdır; çoğu erkek ve kadını hayatlarının büyük bir bölümünde etkileyen yalnızlıktan kurtulmanın temel yoludur.<ref>Bertrand Russell, Marriage and Morals (1929)</ref>
* [[Avrupa]]’dan [[New York]] ve Chicago’ya giden bir gezgin, geleceği görür. [[Asya]]’ya gittiğinde ise geçmişi görür.<ref>Bertrand Russell, Sceptical Essays (1928), “Eastern and Western Ideals of Happiness”</ref>
== B ==
* '''Ben, tüm büyük [[din|dinlerin]] –Budizm, Hinduizm, [[Hristiyanlık|Hıristiyanlık]], [[İslâm]] ve [[Komünizm]]– hem yanlış hem de zararlı olduğuna kesin olarak inanıyorum.'''<ref>Bertrand Russell, Why I am not a Christian (1957)</ref>
* Ben bir filozof olarak, tamamen felsefi bir dinleyici kitlesine konuşuyor olsaydım, kendimi [[Agnostisizm|agnostik]] olarak tanımlamam gerektiğini söylerdim.<ref>Bertrand Russell, “Am I An Atheist Or An Agnostic?” (1947), “Proof of God”</ref>
* Ben bir [[Ateizm|ateistim]], çünkü [[Tanrı]]’nın olmadığını kanıtlayamayacağım gibi [[Homeros]] tanrılarının da olmadığını kanıtlayamayacağımı eklemeliyim.<ref>Bertrand Russell, “Am I An Atheist Or An Agnostic?” (1947), “Proof of God”</ref>
* Başkalarının senin hakkında ne düşündüğüne dair takıntı, [[Mutluluk|mutluluğun]] en büyük düşmanıdır.<ref>Bertrand Russell, The Conquest of Happiness (1930)</ref>
* Ben bir [[Komünizm|komünist]] değilim, ancak [[Komünizm|komünizmin]] [[dünya]] için gerekli olduğuna inanıyorum.<ref>Bertrand Russell, The Practice and Theory of Bolshevism (1920)</ref>
* Ben [[Komünizm|komünizmi]] demokratik olmadığı için, [[Kapitalizm|kapitalizmi]] de sömürüyü kayırdığı için sevmiyorum.<ref>Bertrand Russell, Unarmed Victory (1963), s. 14</ref>
* '''Benim bütün [[din|dinim]] şudur: Her görevi yerine getir, bunun için ne bu dünyada ne de öbür dünyada hiçbir ödül bekleme.'''<ref>Bertrand Russell, Greek Exercises (1888), On altıncı doğum gününden iki gün sonra yazılmıştır.</ref>
* Bana öyle geliyor ki [[matematik]], herhangi bir müziğin ulaştığı kadar büyük bir sanatsal mükemmelliğe sahip olma kapasitesine sahiptir; belki daha da fazla. Bu, sadece verdiği zevk (ne kadar saf olsa da) yoğunluk veya onu hisseden [[İnsan|insan]] sayısı bakımından müzikle kıyaslanabilir diye değil, büyük sanatın karakteristiği olan o kombinasyonu, [[Tanrı]] benzeri özgürlük ile kaçınılmaz kader duygusunun birleşimini mutlak mükemmellik içinde verdiği içindir. Çünkü matematik, aslında, her şeyin mükemmel ve aynı zamanda doğru olduğu ideal bir dünya inşa eder.<ref>Bertrand Russell, Gilbert Murray’e mektup, 3 Nisan 1902</ref>
* '''[[Bilim]], bize neyi bildiğimizi söyler; [[felsefe]], neyi bilmediğimizi.'''<ref>Bertrand Russell, Unpopular Essays (1950)</ref>
* '''[[Bilgi]], [[Gerçek|gerçeği]] arayanın en büyük silahıdır.'''<ref>Bertrand Russell, The Problems of Philosophy (1912), “The Value of Philosophy”</ref>
* Bir filozof olmanın ilk adımı, insanların çoğunun hayatlarını hiçbir rasyonel gerekçesi olmayan bir inançlar dünyası içinde geçirdiğini fark etmektir.<ref>Bertrand Russell, “How to Become a Philosopher” (1942), The Art of Philosophizing, s. 2</ref>
*Bir [[din]], sonsuz ve mutlak bir kesin gerçeği somutlaştırdığı iddiası ile bir bilimsel teoriden farklılık gösterirken [[bilim]] ise; daima deneye dayalıdır, şimdiki teorilerin er ya da geç yeniden biçimlendirilmesini zorunlu bulur ve yönteminin mantıksal bir bütün ile son sonuca ulaşmasında yetersiz olduğunun bilincindedir.<ref>Bertrand Russell, Din ve Bilim, Bl. I: İhtilafın Tabanı, (1935)</ref>
* '''Bir [[Delilik|deli]], [[Tanrı]] olduğunu düşünür. Benim gibi bir filozof da, eğer dikkat etmezse, kendini [[Tanrı]] sanabilir. Fark, [[Delilik|delinin]] bunu açıkça söylemesidir.'''<ref>Bertrand Russell, Bertrand Russell Speaks His Mind (1960), s. 14</ref>
*Bir kasabın ekmeğe, bir fırıncının da ete ihtiyacı vardır. Bu nedenle kasapla fırıncının birbirini sevmesi için mantıklı bir neden vardır. Her ikisi de birbirine yararlı olur.
*'''Bir felsefeci, ne kadar bilge olursa olsun, [[cehalet|cehaletini]] kabul etmekten korkmamalıdır.'''<ref>Bertrand Russell, Unpopular Essays (1950)</ref>
*Bir kişinin benimsediği din, birkaç istisna haricinde, toplumun kabul ettiği dinle aynıdır ve bu da, kişinin söz konusu dini benimsemesine çevresel etkilerin sebep olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.<ref name="ReferenceA">Bertrand Russell, Russell'dan Seçme Yazılar, Dost, s. 41</ref>
*Bir mesele üzerinde çalışıyor veya herhangi bir [[felsefe]] üzerine düşünüyorsanız, kendinize sadece şunu sorun: Olgular nelerdir? Ve bu olguların desteklediği gerçekler nelerdir?<ref>[http://www.youtube.com/watch?v=1PT90dAA49Q youtube.com]</ref>
* '''Bir adamın inandığı bir şey uğruna ölmeye istekli olması, onun [[İnanç|inancının]] gücünü gösterir, [[Doğruluk|doğruluğunu]] değil.'''<ref>Bertrand Russell, Sceptical Essays (1928), “The Value of Scepticism”</ref>
* Bir [[Agnostisizm|agnostik]], [[Hristiyanlık|Hıristiyan]] [[Tanrı]]’sını Olimposlular kadar olasılık dışı bulabilir; bu durumda, pratik amaçlar için [[Ateizm|ateistlerle]] aynı görüştedir.<ref>Bertrand Russell, “What is an Agnostic?” (1953)</ref>
* '''Bir [[bilim]] insanının yapabileceği en büyük hizmet, [[Gerçek|gerçeği]] cesurca ve açıkça söylemektir.'''<ref>Bertrand Russell, The Russell-Einstein Manifesto (1955)</ref>
* Bir şeyin yazılı olması, '' ‘‘Bunu kim yazdı, ne zaman yazdı? Ne bildikleri vardı?’’ '' gibi sorular sormaya alışkın olmayan insanlar için inandırıcıdır.<ref>Bertrand Russell, Human Knowledge: Its Scope and Limits (1948)</ref>
== C ==
* [[Cehennem]] gibi bir yerin olabileceği fikri, ahlaki açıdan korkunçtur.<ref>Bertrand Russell, Why I am not a Christian (1927), “The Moral Problem”</ref>
== Ç ==
*Çoğu [[insan]]ın [[Tanrı]]ya inanması küçük yaştan öyle yetiştirildikleri içindir.
* '''Çoğu [[İnsan|insan]] düşünmektense [[Ölüm|ölmeyi]] tercih eder; aslında öyle de yaparlar.'''<ref>Bertrand Russell, The ABC of Relativity (1925), s. 166.</ref>
[[Dosya:5 religions.png|küçükresim|sağ|'''[[Din]], bence, ilk ve temel olarak [[korku]] üzerine kuruludur.''']]
[[Dosya:Mr Pipo The Wall.svg|küçükresim|sağ|Dünyanın sorunu, akıllılar hep kuşku içindeyken aptalların küstahça kendilerinden emin olmalarıdır.]]
* '''Çocukları, anne babalarına itaat etmeleri için eğitmek, onları gelecekteki tiranlıklara hazırlamaktır.'''<ref>Bertrand Russell, On Education, Especially in Early Childhood (1926)</ref>
* Çinliler, bilgeliğin yakutlardan daha değerli olduğuna içtenlikle inanan dünyadaki tek insanlardır.<ref>Bertrand Russell, The Problem of China (1922)</ref>
== D ==
* '''Dâima ve her yerde, doğal yasaların işleyişine güvenmek, [[İnsan|insanın]] en büyük kazanımıdır.'''<ref>Bertrand Russell, The Impact of Science on Society (1952)</ref>
* [[Demokrasi]], insanların suçlanacak adamı seçtiği süreçtir.<ref>Bertrand Russell, Unpopular Essays (1950)</ref>
* '''Despotizmde olduğu gibi, putperestlikte de aynı mantık geçerlidir.'''<ref>Bertrand Russell, Why I am not a Christian (1927), “The Character of Christ”</ref>
* Dindar bir kişinin savunabileceği mutlak [[ahlak]], zina edenleri taşlamak, dinden dönenlere [[ölüm]] gibi şeyleri içerir.<ref>Bertrand Russell, Human Society in Ethics and Politics (1954), s. 215</ref>
* '''[[Din]], bence, ilk ve temel olarak [[korku]] üzerine kuruludur.'''<ref>Bertrand Russell, Why I am not a Christian (1927), “Fear, the Foundation of Religion”</ref>
* [[Din|Dinler]], insanların birbirlerini öldürmesi için en büyük bahanedir.<ref>Bertrand Russell, Why I am not a Christian (1927), “Fear, the Foundation of Religion”</ref>
* '''[[Din|Dinler]], yeryüzündeki [[Ahlak|ahlaki]] ilerlemenin baş düşmanı olmuştur ve hâlâ da öyledir.'''<ref>Bertrand Russell, Why I am not a Christian (1927), “The Emotional Factor”</ref>
* [[Din]], bir [[korku]] hastalığıdır ve insan ırkına anlatılmamış acıların kaynağıdır.<ref>Bertrand Russell, “Has Religion Made Useful Contributions to Civilization?” (1930)</ref>
* '''[[Dünya]]'nın, korkunç, korkunç ve daha korkunç olduğu gerçeğiyle yüzleşmek, [[Mutluluk|mutluluğun]] sırrıdır.'''<ref>Alan Wood, Bertrand Russell, the Passionate Sceptic (1957), s. 236-237</ref>
* [[Dünya|Dünyayı]] mutlu etmek için gereken asıl şey [[zeka|zekadır]].<ref>Bertrand Russell, “What Desires Are Politically Important?” (1950)</ref>
* Dünyayı [[savaş]] tehlikesinden koruyacak tek bir yol vardır; dünya çapında yetkiye sahip olacak ve dünyada bütün silahların tekelini elinde bulunduracak bir tek otoritenin kurulması.
* [[Düşünce]] [[özgürlük|özgürlüğü]] lehindeki temel sav; bütün inançlarımızın kuşku götürür olmasıdır.
* Düşünürler arasında can düşmanımın aleyhimdeki konuşmasını [[felsefe]]den habersiz bir dostumun konuşmasına üstün tutarım.
* [[Düşünce]]lerim için ölmeyi göze almam, çünkü yanılıyor olabilirim.
== E ==
* Eğer ben Dünya ve Mars arasında eliptik bir yörüngede güneşin etrafında dönen Çin seramiği bir çaydanlık olduğunu öne sürseydim ve bu çaydanlığın en güçlü teleskoplarımızla bile tespit edilemeyecek kadar küçük olduğunu ekleyecek kadar da dikkatli olsaydım, kimse bu görüşümün tersini [[kanıt]]layamazdı. Ama devam edip de bu savımın yanlışlanamaz nitelikte oluşundan dolayı [[insan]] aklının ondan kuşku duymasının kabul edilemez bir küstahlık olacağını söyleseydim, herkes haklı olarak saçmaladığımı düşünürdü. Ancak, eğer böyle bir çaydanlığın varlığı eski kitaplarca onaylansaydı, her Pazar günü kilisede kutsal gerçeklik olarak öğretilseydi ve okullarda çocukların beynine kazınsaydı, onun varlığından kuşku duymak bir gariplik belirtisi olarak görülür ve o kuşkuyu duyan kişiye yakınçağda bir ruh doktoruyla ya da daha önceki çağlarda bir Engizisyon yargıcıyla bir randevu alınırdı.
*Eğer bir filozof olmak istiyorsanız, yalnızca eğitiminizin zaman ve mekanına ve anne-babalarınızın ve öğretmenlerinizin size söylediklerine dayanan inançlardan elinizden geldiğince kurtulmaya çalışmalısınız.<ref>Bertrand Russell, Felsefe Yapma Sanatı, s. 13</ref>
* [[Eğitim]], özgür düşüncenin önündeki en büyük engellerden biri haline gelmiştir.<ref>Bertrand Russell, Sceptical Essays (1928), “Free Thought and Official Propaganda”</ref>
* [[Eğitim]]in amacının zihinsel [[özgürlük]] olduğu bir [[dünya]] isterdim. [[Gençlik|Genç]]lerin [[akıl|aklını]], onları bütün hayatları boyunca nesnel [[kanıt]]ların oklarından koruyacak olan bir zırhın içine sokmamalı. [[Dünya]]nın açık kalplere ve aydın [[insan]]lara ihtiyacı var ve bunu statik sistemlerle elde edemeyiz.
* '''Eleştirel [[Düşünmek|düşünme]] yeteneği, “özgür bir insanın” en önemli özelliğidir.'''<ref>Bertrand Russell, Unpopular Essays (1950)</ref>
* Erkeklerin çoğu kadınların etkisi altında kalmaktan korkarlar; fakat kendi şahsî tecrübelerimin ışığı altında söyleyebilirim ki bu pek aptalca bir korkudur. Bana öyle geliyor ki fizikî bakımdan olduğu kadar fikirsel bakımdan da erkek kadına ve kadın erkeğe muhtaçtır. Kendi yaşamlarım açısından konuşmak gerekirse, sevdiğim kadınlara çok şeyimi borçluyum ve şunu itiraf edebilirim ki onlar olmasaydı, son derece dar görüşlü bir insan olabilirdim.<ref>Bertrand Russell, The Autobiography of Bertrand Russell, Atlantic-Little, Brown, 1967, s. 338.</ref>
** Orijinali: ''Many men are afraid of being influenced by women, but as far as my experience goes, this is a foolish fear. It seems to me that men need women, and women need men, mentally as much as physically. For my part, I owe a great deal to women whom I have loved, and without them I should have been far more narrow-minded.''
* '''Eğer bir kişi kendini bir şeye adadıysa, bu, o şeyin [[doğru]] olduğunu kanıtlamaz.'''<ref>Bertrand Russell, Why I am not a Christian (1957)</ref>
* Eğer bir şeyin [[Doğru|doğru]] olduğunu iddia ediyorsanız, kanıtını da sunmalısınız.<ref>Bertrand Russell, The Problems of Philosophy (1912)</ref>
* Eğer bir şüphecinin işi, yerleşik dogmaları çürütmekse, bu dogmatistlerin işi de onları kanıtlamaktır.<ref>Bertrand Russell, “Is There a God?” (1952)</ref>
* '''Eğer her şeyin bir nedeni olması gerekiyorsa, o zaman [[Tanrı]]’nın da bir nedeni olmalıdır.'''<ref>Bertrand Russell, “Why I am not a Christian” (1927), “The First-cause Argument”</ref>
* Eğer [[Karl Marx|Marx]]’ın teorileri doğru olsaydı, ben bir [[Komünizm|komünist]] olurdum. Ancak onların yanlış olduğunu düşünüyorum.<ref>Bertrand Russell, Portraits from Memory and Other Essays (1956), s. 211</ref>
* [[Evren]], kördür, ne [[İyilik|iyilik]] bilir ne [[kötülük]].<ref>Bertrand Russell, What I Believe (1925), s. 56</ref>
== F ==
* [[Felsefe|Filozof]] olmak isteyen, saçmalıklardan korkmamalı.
* [[Faşizm]], bir tür [[Din|dini]] inançtır; insanları korku ve nefretle yönetir.<ref>Bertrand Russell, Power: A New Social Analysis (1938)</ref>
* '''Fanatiklik, [[dünya|dünyanın]] tehlikesidir ve her zaman olmuştur; [[dünya|dünyaya]] anlatılamaz zararlar vermiştir.'''<ref>Bertrand Russell, The Future of Science (1959), s. 79</ref>
* [[Felsefe|Felsefenin]] amacı, '' “son derece basit” '' göründüğü için söylemeye değmez görünen bir şeyle başlamak ve '' “kimsenin inanmayacağı kadar” '' çarpıcı bir şeyle sona ermektir.<ref>Bertrand Russell, The Philosophy of Logical Atomism (1918)</ref>
* '''[[Felsefe|Felsefenin]] işlevi, '' “kesin olanı değil” '', '' “olası olanı” '' göstermektir.'''<ref>Bertrand Russell, The Problems of Philosophy (1912)</ref>
* [[Felsefe|Felsefede]], '' “belirli soruların kesin yanıtları” '' için değil, bu soruların '' “kendileri için” '' çalışılmalıdır; zira bu sorular '' “olası olabilecekler” '' hakkındaki tasarımımızı genişletir ve dogmatik kesinliği azaltır.
== G ==
*Gizem hoşluk verir ama bilgisizliğe dayandığından [[bilim]]sel değildir.
* Galaksimizdeki küçük yıldızlardan birinin küçük gezegenlerinden biri olan [[dünya]], [[felsefe]] için abartılmamalıdır.<ref>Bertrand Russell, What I Believe (1925), s. 56</ref>
* '''[[Gelenek]], [[Bilim|bilimin]] önündeki en büyük engeldir.'''<ref>Bertrand Russell, The Scientific Outlook (1931)</ref>
* Gerçeğin bir gölgesi bile, bir yanılsamadan daha iyidir.<ref>Bertrand Russell, The Problems of Philosophy (1912)</ref>
* [[Güç]] arzusu, [[İnsan|insan]] doğasının bir parçasıdır, ancak güç felsefeleri kesin bir anlamda deliliktir.<ref>Bertrand Russell, Power: A New Social Analysis (1938), “Power philosophies”</ref>
* [[Gençlik|Gençliğin]] enerjisini tüketmeden önce, [[acı]] ve [[Neşe|neşenin]] insanları nasıl biçimlendirdiğini anlamak gerekir.<ref>Bertrand Russell, The Conquest of Happiness (1930)</ref>
* '''Gerçek [[mutluluk]], asla sahip olamayacağınız şeylerin yasını tutmak yerine, sahip olduklarınızın tadını çıkarmaktan gelir.'''<ref>Bertrand Russell, The Conquest of Happiness (1930)</ref>
* [[Güzellik]], hem [[matematik|matematikte]] hem de [[Şiir|şiirde]] vardır; ama [[Matematik|matematiğin]] [[Güzellik|güzelliği]] soğuk ve yüce bir güzelliktir, zayıf yanlarımıza hitap etmeyen bir [[güzellik]].<ref>Bertrand Russell, "The Study of Mathematics"</ref>
[[Dosya:The Three Gossips.jpg|küçükresim|sağ|'''Hiç kimse diğer insanların gizli erdemleri hakkında dedikodu yapmaz.''']]
== H ==
*'''Hiç kimse diğer insanların gizli [[erdem]]leri hakkında dedikodu yapmaz.'''<ref>Özellikle Çocukluk Çağındaki Eğitim Üzerine, (1926), bl. 2, Eğitimin Amaçları, s. 50</ref>
* Hayvanlardan farklı olarak insan, sonsuz sayıda arzuya sahiptir; hiçbir zaman tam olarak tatmin edilemez.<ref>Bertrand Russell, “What Desires Are Politically Important?”</ref>
*[[Yaşam|Hayat]], kurban değil suçlu olmak için verilen bir mücadeledir.
*'''Hatırladığım kadarıyla, kutsal kitaplarda [[zeka|zekayı]] öven tek bir kelime bile yoktur.'''<ref>Jack Huberman, Ateist Aforizmalar, Maya Kitap, s. 309</ref>
*Hayatla baş edebilmek için bir inanca ya da dine bağlanmaları gerektiğini düşünen insanlar bence korkaklık ediyorlar; aynı tavrı başka bir konuda gösterseler bu aşağılanacak bir durum olurdu. Fakat konu din olunca bu hayranlıkla karşılanıyor ama ben hangi konuda olursa olsun korkaklığa hayranlık duyamıyorum.<ref name="ReferenceA"/>
*Her şeyin bir nedeni olması gerektiğini düşünmek, mantıklı bir zorunluluk değildir.<ref>Bertrand Russell, Mysticism and Logic (1918), “On the Notion of Cause”</ref>
* '''Her şeyin bir planı olduğu fikri, [[İnsan|insanın]] kendini önemsemesinden kaynaklanır.'''<ref>Bertrand Russell, What I Believe (1925)</ref>
*Her akıllı [[İnsan|insan]], evrenin genişliği karşısında küçüklüğünü hisseder.<ref>Bertrand Russell, The Problems of Philosophy (1912)</ref>
* Her insanın içinde hapsolmuş bir sanatçı vardır. Onu serbest bırakın, her yere neşe saçsın.<ref>Bertrand Russell, “Last Essay: 1967”</ref>
* '''Her [[İktidar|iktidar]] iştahı doyumsuz bir iştahtır; her şeye gücü yetmek bile o iştahı tam doyurmaya yetmez.'''<ref>Bertrand Russell, Unpopular Essays (1950), "What Desires Are Politically Important?"</ref>
* '''[[Hristiyanlık|Hıristiyanlık]] [[din|dini]], kiliselerinde örgütlendiği şekliyle, dünyadaki [[ahlak|ahlaki]] ilerlemenin baş düşmanı olmuştur ve hâlâ da öyledir.'''<ref>Bertrand Russell, Why I am not a Christian (1927), “The Emotional Factor”</ref>
* [[Hristiyanlık|Hıristiyanlık]], [[ölüm|ölümden]] ve [[evren|evrenden]] korkmamak için nedenler sunar, ancak bunu yaparken [[cesaret]] erdemini yeterince öğretemez.<ref>Bertrand Russell, Education and the Social Order (1932), s. 107</ref>
[[Dosya:Bertrand Russell in 1924.jpg|küçükresim|sağ|[[İnsan]]ların düşünceleri çoğunlukla kendilerini huzurlu kılacak tarzda kurulmuştur. Çoğu insan için doğruluk ikincil bir öneme sahiptir.]]
== İ ==
* İdealizm, kibirden kaynaklanır; dünyayı olduğu gibi görmektense, olduğunu hayal ettiğimiz gibi görürüz.<ref>Bertrand Russell, Our Knowledge of the External World (1914), s. 9</ref>
*'''[[İnsan]] ırkının büyük bir bölümünün [[Tanrı]]'ya inanmadığını ve buna karşın gözle görülür bir ceza da çekmediğini gözlemliyorum. Şayet bir [[Tanrı]] olsaydı, onun varlığından şüphe ediyorlar diye alınganlık edecek kadar huzursuz bir kibre kapılacağını hiç sanmıyorum.'''<ref>Bertrand Russell, Russell'dan Seçme Yazılar, Dost, s. 29</ref>
*[[İnsan]]lar [[bilgi]]siz doğar, aptal değil; sadece [[eğitim|eğitilerek]] [[aptallık|aptal]] olurlar.
*İnsanların düşünceleri çoğunlukla kendilerini huzurlu kılacak tarzda kurulmuştur. Çoğu insan için doğruluk ikincil bir öneme sahiptir.<ref>Bertrand Russell, Felsefe Yapma Sanatı, s. 12</ref>
* Erkekler düşünmekten, yeryüzündeki her şeyden daha fazla; harap olmaktan hatta ölmekten bile daha fazla korkar.<ref>Erkekler Niye Savaşır? (1917), s. 178, 179</ref>
*[[İnsan]]lığın iki tür [[ahlak]] anlayışı vardır; Biri sözünü edip uygulamadığımız; diğeri, uygulayıp sözünü etmediğimiz.<ref>Bertrand Russell, Sceptical Essays (1928), “Eastern and Western Ideals of Happiness”</ref>
* '''[[İnsan]], varlıklar arasında kendisine has şu özelliğe sahiptir: [[İnsan|insanın]] bazı arzuları '' “sonsuz biçimde” '' doyurulamaz ve bu yüzden [[cennet|cennette]] bile huzursuz kalacaktır.'''<ref>Bertrand Russell, Unpopular Essays (1950), "What Desires Are Politically Important?"</ref>
* [[İnsan]], kendi türünün tek ürünü değildir; evrende yalnız değiliz.<ref>Bertrand Russell, Human Knowledge: Its Scope and Limits (1948)</ref>
* [[İnsan]], öldükten sonra bilincini kaybeder; benliğimden geriye hiçbir şey kalmayacak!<ref>Bertrand Russell, What I Believe (1925), s. 55</ref>
* [[İnsan]], akıllı bir [[Hayvanlar|hayvandır]] – en azından bana öyle söylendi.<ref>Bertrand Russell, Unpopular Essays (1950)</ref>
* '''[[İnsan]], [[doğa|doğanın]] yarattığı nedenlerin ürünüdür; kökeni, büyümesi, umutları ve korkuları, hepsi '' “rastlantısal” '' [[atom]] dizilimlerinin sonucudur.'''<ref>Bertrand Russell, "A Free Man's Worship" (1903)</ref>
* İnsanın en büyük erdemi, doğruyu arama cesaretidir.<ref>Bertrand Russell, The Impact of Science on Society (1952)</ref>
* '''[[İnsanlık]] [[Tarih|tarihi]], büyük ölçüde [[aptallık|aptallığın]] bir kaydıdır.'''<ref>Bertrand Russell, Portraits from Memory and Other Essays (1956)</ref>
* İki yetişkin arasında gönüllü olarak gerçekleşen bir ilişkiye, eğer kimseye zarar vermiyorsa, toplum müdahale etmemelidir.<ref>Bertrand Russell, Portraits from Memory and Other Essays (1956), s. 139</ref>
* '''[[İman|İmân]], delil yokken inanmaktır; eğer delil varsa, kimse [[İman|imândan]] söz edemez.'''<ref>Bertrand Russell, Human Society in Ethics and Politics (1954), s. 215</ref>
* [[İnanç|İmânın]] [[erdem]] olduğu öğretisi, en büyük kötülüklerden biridir.<ref>Bertrand Russell, Why I am not a Christian (1957)</ref>
*İşte [[evren]] karşımızda duruyor ve hepsi bu.
== K ==
* [[Kadın|Kadınlar]] için [[evlilik]], en yaygın geçim biçimidir ve kadınların maruz kaldığı istenmeyen [[seks]] miktarı, fahişelikten daha fazladır.<ref>Bertrand Russell, Marriage and Morals (1929)</ref>
* '''[[Kanıt]], [[İnanç|inancın]] tek temelidir.'''<ref>Bertrand Russell, Human Society in Ethics and Politics (1954)</ref>
* [[Kanıt]] olmadan bir şeye inanmak, sadece [[cehalet|cahillik]] değil, aynı zamanda ahlaki bir zaafiyettir.<ref>Bertrand Russell, Sceptical Essays (1928)</ref>
* Kendi refahımızı, herkesin refahının güvence altına alınmasının dışında bir yolla güvence altına alamayız. Kendinizin [[mutluluk|mutlu]] olmasını diliyorsanız, başkalarının da mutlu olmasına rıza göstermek zorundasınız.
* '''Kederli birinin [[Mutluluk|mutlu]] olmasını engelleyen şey, kendi [[mutsuzluk|mutsuzluğundan]] duyduğu gururdur.'''<ref>Bertrand Russell, The Conquest of Happiness (1930)</ref>
* Kendimden emin olmak istiyorum, tıpkı insanların [[Din|dini]] inançlarda olduğu gibi. Kesinliğin [[matematik|matematikte]] bulunma ihtimalinin daha yüksek olduğunu düşündüm.<ref>Bertrand Russell, The Autobiography of Bertrand Russell (1967-1969), I. cilt, s. 53</ref>
* '''Kendi kanaatlerimizden [[şüphe]] etmek, [[entelektüel]] [[Cesaret|cesaretin]] bir işaretidir.'''<ref>Bertrand Russell, “Don't Be Too Certain!” (1947)</ref>
* [[Kutsal Kitap]], gerçekten tuhaf bir yapıttır.<ref>Bertrand Russell, Colette'e mektup, 10 Ağustos 1918</ref>
* '''[[Kıskançlık]] ve sahiplenme, [[sevgi|sevgiyi]] öldürür.'''<ref>Bertrand Russell, What I Believe (1925)</ref>
== M ==
*Mantık eğitimi almayanlar geçerliliği olmayan sonuçlar çıkarmaya eğilimlidirler.<ref>Bertrand Russell, Felsefe Yapma Sanatı, s. 16</ref>
* [[Karl Marx|Marx]]’a itirazlarım iki türlüdür: biri, kafasının karışık olması; diğeri, düşüncesinin neredeyse tamamen [[nefret|nefretten]] ilham almasıdır.<ref>Bertrand Russell, Portraits from Memory and Other Essays (1956), s. 211</ref>
* '''Marifetli bir yalancı, her zaman [[Gerçek|gerçeğin]] yalnızca bir kısmını söyler.'''<ref>Bertrand Russell, The Art of Philosophizing (1968)</ref>
* [[Matematik]], [[İnsan|insanın]] en yüce yaratıcılığının bir ürünüdür.<ref>Bertrand Russell, Principles of Mathematics (1903)</ref>
* [[Mutluluk|Mutluluğun]] sırrı, dünyanın korkunç bir yer olduğu gerçeğiyle yüzleşmektir.
* Mutluluğun sırrı şudur: İlgi alanlarınızın olabildiğince geniş olmasına izin verin ve sizi ilgilendiren şeylere ve kişilere karşı tepkilerinizin düşmanca değil, mümkün olduğunca dostça olmasına izin verin.
* '''[[Mutluluk]], zihinsel bir [[disiplin]] gerektirir; tesadüfen gelmez.'''<ref>Bertrand Russell, The Conquest of Happiness (1930)</ref>
* Modern toplumda boş zaman, zenginler için bir lüks, yoksullar için ise bir hayaldir.<ref>Bertrand Russell, In Praise of Idleness (1935)</ref>
* '''Modern [[toplum|toplumun]] en büyük sorunu, [[İnsan|insanların]] ne istediklerini bilmemeleridir.'''<ref>Bertrand Russell, The Conquest of Happiness (1930)</ref>
== N ==
* '''Ne kadar çok [[Bilgi|bilirseniz]], o kadar az emin olursunuz.'''<ref>Bertrand Russell, “Don't Be Too Certain!” (1947)</ref>
* [[Isaac Newton|Newton]], bir su aygırından çok daha küçüktü, ancak bu onu daha az değerli kılmaz.<ref>Bertrand Russell, “The Expanding Mental Universe”, Saturday Evening Post (Temmuz 1959)</ref>
* Neden [[Düşünmek|düşünmeden]] önce inanırız? Çünkü [[İnanç|inanç]] [[duygu|duygudan]] kaynaklanır ve mantık duygularımızı çürütmeye çalışır; oysa çoğu [[İnsan|insan]] bu yükü taşımak istemez.<ref>Bertrand Russell, Why I Am Not a Christian (1927), "The Emotional Factor"</ref>
* '''Neden [[Hristiyanlık|Hıristiyan]] değilim? Çünkü [[cehennem|cehenneme]] inanmak, gerçekten insancıl olan biri için mümkün değildir.'''<ref>Bertrand Russell, Why I Am Not a Christian, 1927, "The Moral Problem"</ref>
* Ne kadar büyük olduğumuzu düşünmemize gerek yok; [[Evren|evrende]] güneş sistemimiz önemsiz bir nokta, gezegenimiz ise o noktanın mikroskobik bir lekesidir.<ref>Bertrand Russell, Dreams and Facts (1919)</ref>
* Ne yazık ki çoğu [[insan]] daha önce mutlu olduğunu ancak mutsuzluğa düştüğü zaman anlıyor.
== O ==
*Olayların geçmişte olduğu gibi olmadığını kanıtlamanın bir yolu yoktur; [[dünya]] beş dakika önce, öncesiz bir hafızayla birlikte varolmaya başlamış olabilir.<ref>Bertrand Russell, The Analysis of Mind (1921),"Memory", s. 159</ref>
* [[Otorite|Otoriteye]] saygı, genellikle yararlıdır, çünkü ortalama bir [[İnsan|insanın]] görüşleri, kendi kendine düşünseydi çok daha aptalca olurdu.<ref>Bertrand Russell, On Education, Especially in Early Childhood (1926), s. 63</ref>
*Oraya vardığımda çok neşelenmiştim, benim [[bilgi]]lerimi yazan gardiyan bana [[din]]imi sordu ve ben onu '[[Agnostisizm|Agnostik]]' olarak yanıtladım. Nasıl hecelendiğini sordu ve bir iç çekerek 'Evet, pek çok [[din]] var ama öyle sanıyorum ki hepsi de aynı [[Tanrı]]’ya tapıyorlar.' dedi. Bu başımdan geçen olay beni bir hafta boyunca neşeli tuttu.<ref>Bertrand Russell Otobiyografisi (1967–9), Bl.. 8: Birinci Dünya Savaşı, s. 257</ref>
** İlk defa cezaevine girişini anlatırken
== Ö ==
* [[Özgürlük]], hem başlı başına hem de diğer iyiliklerle ilişkisi bakımından, siyasi ve ekonomik koşulların sağlayabileceği en iyi şeydir.<ref>Bertrand Russell, Proposed Roads to Freedom (1918), "Government and Law", s. 75</ref>
* '''Öz-saygı, [[İnsan|insanı]] düşmanının elinde bile alçalmaktan alıkoyar ve [[dünya]] ona karşı bile olsa haklı olabileceğini hissettirme gücüne sahiptir.'''<ref>Bertrand Russell, Authority and the Individual (1949), s. 59</ref>
* Ölümlü olmak yeterince vahşi bir [[gerçek|gerçektir]]; ama bu [[gerçek|gerçekle]] yüzleşmek, insanın büyüklüğünün bir koşuludur.<ref>Bertrand Russell, "A Free Man's Worship" (1903)</ref>
* Ölümsüzlüğe inancın, [[ölüm]] karşısındaki [[Cesaret|cesareti]] azalttığını düşünürüm; çünkü [[cesaret]] bulmak için daha az insancıl bir şeye ihtiyaç duyulmaktadır.<ref>Bertrand Russell, Education and the Social Order (1932), s. 107</ref>
* [[Ön yargı|Önyargılı]] olmak, düşünmekten kaçınmanın en kolay yoludur.<ref>Bertrand Russell, Unpopular Essays (1950)</ref>
* Önyargının ve zalimliğin asıl kaynağı korkudur. Korkunun üstesinden gelmek bilgeliğin ilk adımıdır.
== S ==
* ''''' “Sahip olmaya” '' odaklanmak, insanların özgür ve asil yaşamasını engelleyen en büyük etkendir.'''<ref>Bertrand Russell, Political Ideals (1917)</ref>
* Sarhoşluk, geçici bir [[İntihar|intihardır]].<ref>Bertrand Russell, The Conquest of Happiness (1930)</ref>
* Sanayi Devrimi'nden bu yana, [[İnsanlık|insanlık]] [[doğa|doğayla]] [[savaş]] halindedir.<ref>Bertrand Russell, The Impact of Science on Society (1952)</ref>
* '''[[Savaş]], [[korku|korkunun]] çocuğudur.'''<ref>Bertrand Russell, War: The Offspring of Fear (1914)</ref>
*[[Saygınlık]], düzen ve rutin: modern endüstri toplumunun demir gibi katı [[disiplin]]i.
*'''[[Sevgi]] bilgeliktir, nefret ise aptalcadır.'''<ref>[http://www.youtube.com/watch?v=IUEiHGei39U youtube.com]</ref>
* [[Sevgi]], [[İnsan|insanın]] [[Yalnızlık|yalnızlığını]] iyileştiren tek şeydir.<ref>Bertrand Russell, Marriage and Morals (1929)</ref>
* [[Sevgi|Sevgiyi]] küçümseyenler, [[hayat|hayatı]] da küçümserler.<ref>Bertrand Russell, Marriage and Morals (1929)</ref>
* ''''' "Sonu iyi olan her şey iyidir" ''; eğer hayatta kalan son [[İnsan|insan]] olsaydım, mezar taşıma yazacağım kitabe bu olurdu.'''<ref>Bertrand Russell, Lucy Donnely’ye mektup, 22 Nisan 1906</ref>
* Siyasi açıdan mühim olan [[İstek|istek]] nedir? [[güç|Güç]] sevgisi, [[kibir]], [[hırs]]; ama bunların üzerinde yer alan ve hepsini geride bırakan şey [[güç]] sevgisidir.<ref>Bertrand Russell, Unpopular Essays (1950),"What Desires Are Politically Important?"</ref>
*[[Sokrates]], stoalıların tarihi boyunca en önde gelen azizi idi.
== Ş ==
* Şüphecilik ile dogmatizm arasında doğru denge, [[eğitim|eğitimin]] üretmesi gereken şeydir.<ref>Bertrand Russell, On Education (1926), "The Aims of Education", s. 36</ref>
* '''Şüphecilerin en büyük [[Erdem|erdemi]], neyin bilindiğini ve neyin bilinmediğini açıkça birbirinden ayırabilmesidir.'''<ref>Bertrand Russell, Am I An Atheist Or An Agnostic? (1947)</ref>
* Şüpheci, dogmacının sahip olduğu kesinlik zevkinden yoksun olduğu için ona acınır; ama bu acıma yanlıştır; kesinlik çoğunlukla '' "yanılsamadan" '' ibarettir.<ref>Bertrand Russell, Sceptical Essays (1928)</ref>
* '''[[Şüphe]] ile yaşamayı öğrenmek, filozofun temel erdemidir.'''<ref>Bertrand Russell, Philosophy for Laymen (1946)</ref>
== T ==
* '''[[Tanrı]]'nın var olmadığını kanıtlayamam; tıpkı Olimpos tanrılarının var olmadığını kanıtlayamadığım gibi. Ama hiçbiri diğerinden daha olası değildir.'''<ref>Bertrand Russell, What I Believe, (1925)</ref>
* [[Tanrı]] fikri, eski Doğu despotizmlerinden türetilmiş bir kavramdır.<ref>Bertrand Russell, Why I am not a Christian (1927), “What We Must Do”</ref>
* '''[[Tanrı]] kavramı, özgür insanlara layık olmayan bir kavramdır.'''<ref>Bertrand Russell, Why I am not a Christian (1927), “What We Must Do”</ref>
* [[Tanrı]]’nın varlığını kanıtlamak mümkün olmadığı gibi, yokluğunu kanıtlamak da mümkün değildir.<ref>Bertrand Russell, “Am I An Atheist Or An Agnostic?” (1947)</ref>
* '''[[Tanrı]]’nın varlığı, mantıksal olarak imkânsız değildir, ancak son derece olasılık dışıdır.'''<ref>Bertrand Russell, “Is There a God?” (1952)</ref>
* Tek bir kişinin bile [[acı]] çekmesi, tüm [[evren|evrenin]] anlamını sorgulatmaya yeter.<ref>Bertrand Russell, Why I am not a Christian (1927)</ref>
* Teknik [[bilgi]], [[İnsanlık|insanlığın]] en büyük kazanımıdır, ancak aynı zamanda en büyük tehlikesidir.<ref>Bertrand Russell, The Impact of Science on Society (1952)</ref>
* '''[[Tevazu]], bilgeliğin başlangıcıdır.'''<ref>Bertrand Russell, The Problems of Philosophy (1912)</ref>
* [[Tutku|Tutkuyla]] benimsenen görüşler, her zaman iyi bir gerekçeye dayanmayan görüşlerdir; [[tutku]], sahiplerinin akılcı kanaatten ne denli yoksun olduğunun ölçüsüdür.<ref>Bertrand Russell, Sceptical Essays (1961)</ref>
* Tarihsel bakımdan İsa'nın yaşamış olup olmadığı tamamıyla belirsizdir.
== U ==
* '''Ulaşılacak her [[bilgi]]ye [[bilim]]sel yöntemlerle ulaşmak gerekir; bilimce bulgulanamayacak şeyleri [[insan]]lar bilemez.'''<ref>Religion and Science (1935), Ch. IX: Science of Ethics.</ref>
* Umarım bir gün [[İnsanlık|insanlık]], [[savaş]] olmadan yaşayabileceğini öğrenir.<ref>Bertrand Russell, The Russell-Einstein Manifesto (1955)</ref>
* [[Medeniyet|Uygarlık]] ilerleme kaydettikçe, yok olma tehlikesi de artar.<ref>Bertrand Russell, The Impact of Science on Society (1952)</ref>
[[Dosya:1+1=2.png|küçükresim|sağ|'''Yukarıdaki orantı ara sıra işe yarar.''']]
== Ü ==
* Üç tutku, sade ama bunaltıcı güçte, hayatıma hükmetmiştir: [[sevgi]] özlemi, [[bilgi]] arayışı ve insanlığın [[acı|acısına]] katlanamayan sonsuz [[merhamet]].<ref>Bertrand Russell, The Autobiography of Bertrand Russell (1967–1969)</ref>
==Y==
*'''Yukarıdaki orantı ara sıra işe yarar.'''
** '''1+1=2 olduğunu kanıtladıktan sonraki yorumu.'''
* [[Hayat|Yaşam]] boyunca bir şeyin [[sevgi|sevgisini]] duymuş olanlar için o şeyin yitirilmesi hayatın anlamını da beraberinde götürür.<ref>Bertrand Russell, The Conquest of Happiness (1930)</ref>
* Yalnızca düşüncede [[İnsan|insan]] bir [[Tanrı]]’dır; eylemde ve arzuda, koşulların kölesiyiz.<ref>Bertrand Russell, Lucy Donnely’e mektup, 25 Kasım 1902</ref>
* Yanılgı, [[hayal]] görmekten farklıdır; [[hayal]] görmek bir [[gerçek|gerçektir]], hata ise ona dayanan bir yargıdır.<ref>Bertrand Russell, “On the Nature of Acquaintance: Neutral Monism” (1914)</ref>
* '''Yaşadığımız yüzyılın en büyük yeniliği, otoritelerin [[önyargı|önyargılarını]] uygulama [[güç|gücünün]] artmış olmasıdır.'''<ref>Bertrand Russell, Who Said That?, BBC TV, 8 Ağustos 1958'de</ref>
==Z==
*'''[[Zaman|Zamanın]] önemsizliğini anlamak bilgeliğin kapısıdır.'''<ref>Dış Dünya Hakkındaki Bilgimiz, (1914), s. 167</ref>
* [[Zulüm|Zulümle]] iyi [[vicdan]] sahibi olmak, ahlakçıların en büyük zevkidir; [[cehennem|cehennemi]] de bu yüzden icat ettiler!<ref>Bertrand Russell, Sceptical Essays, 1928,"The Value of Scepticism"</ref>
* [[Akıl|Zekâ]], yaratıcı bir [[güç|güçten]] ziyade uyum sağlayıcı ve denetleyici bir [[güç|güçtür]].<ref>Bertrand Russell, Our Knowledge of the External World (1914), s. 21</ref>
* Zorunluluk, eğilimleri, iradeyi ve hakkı yönetir.<ref>Bertrand Russell, “A Free Man’s Worship” (1903)</ref>
{{Vikiler|
commons=Category:Bertrand Russell|
wikispecies= |
wikt= |
b= |
s= |
w=Bertrand Russell |
n= |
m= |
}}
== Kaynakça ==
{{Kaynakça}}
[[Kategori:Kişiler-B]]
[[Kategori:Agnostikler]]
[[Kategori:Ateistler]]
[[Kategori:İngiliz filozoflar]]
[[Kategori:İngiliz matematikçiler]]
[[Kategori:İngiliz tarihçiler]]
[[Kategori:Nobel Edebiyat Ödülü sahipleri]]
[[Kategori:Britanyalı aktivistler]]
[[Kategori:1872 doğumlular]]
[[Kategori:1970 yılında ölenler]]
hy2aohbxr7fo362tl27201q5hbjjns5
Mustafa Kemal Atatürk/Din
0
4599
239013
236026
2026-05-24T03:22:56Z
Aybeg
14620
239013
wikitext
text/x-wiki
{{Bölüm başı|Mustafa Kemal Atatürk|1}}
[[Dosya:Atatürk Selimiye Camii'nde (25 Aralık 1930).png|300pik|küçükresim|[[Din]] bir vicdan meselesidir. Herkes vicdanının emrine uymakta serbesttir. Biz dine saygı gösteririz. Düşünce ve tefekküre karşı değiliz. Biz sadece din işlerini, millet ve devlet işleriyle karıştırmamaya çalışıyoruz, kasde ve fiile dayanan bağnaz hareketlerden sakınıyoruz. Gericilere fırsat vermeyeceğiz.]]
[[Dosya:Türkler Arapların dinini kabul etmeden evvel de büyük bir millet idi.jpg|küçükresim|300pik|1|...Türkler Arapların dinini kabul etmeden evvel de büyük bir millet idi. Arap dinini kabul ettikten sonra bu din, ne Arapların, ne aynı dinde bulunan Acemlerin ve ne de Mısırlıların ve sâirenin Türklerle birleşip bir millet teşkil etmelerine hiçbir tesir etmedi. Bilakis, Türk milletinin millî rabıtalarını gevşetti; millî hislerini, millî heyecanlarını uyuşturdu. Bu pek tabii idi. Çünkü, [[Muhammed]]'in kurduğu [[din]]in gayesi, bütün milliyetlerin fevkinde şamil bir Arap milliyeti siyasetine müncer oluyordu.<br><center>— [http://turkcutoplumcu.org/images/medenibilgiler.pdf ''Medeni Bilgiler'']</center>]]
[[Dosya:Mustafa Kemal Paşa ve Abdurrahman Kamil Efendi (1930).jpg|300pik|küçükresim|Türkiye Cumhuriyeti'nde, her yetişkin dinini seçmekte [[özgürlük|hür]] olduğu gibi, belirli bir dinin merasimi de serbesttir. Yani, [[ibadet]] hürriyeti vardır. Doğal olarak ibadetler, güvenlik ve genel yaşama aykırı olamaz; [[siyaset|siyasal]] gösteri biçiminde yapılamaz.]]
<!--A-->
* "Âhiren Kur'ân'ın tercüme edilmesini emrettim. Bu da ilk defa olarak Türkçeye tercüme ediliyor. Muhammed'in hayatına âit bir kitabın tercüme edilmesi için de emir verdim. Halk, tekerrür etmekte olan bir şeyin mevcut olduğuna ve din ricâlinin derdinin ancak kendi karınlarını doyurup başka bir işleri olmadığını bilsinler."<ref>{{Kitap belirt
| son = KARAL (Ord. Prof.)
| ilk = Enver Ziya
| başlık = Atatürk'ten Düşünceler
| biçim = Kitap
| erişimtarihi = 24 Kasım 2011
| yıl = 2003
| yayımcı = ODTÜ Yayıncılık
| dil = Türkçe
| isbn = 975-7064-12-2
| sayfa = 92
| alıntı = Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri (II)
}}</ref>
* "Arabistan yarımadasının kumsal çöllerinden; (Ikre, Bismi, Rabbi) safsatasını esas tutmuş olan Araplar, uygar dünyada, bilhassa Türk zengin uygar bölgelerinde bu ilkel ve cahiliyet devrinin simgesi olan ilkeye dayanarak yapmadıkları tahrifat kalmamıştır. (...) asıl kilise yakınına gelindiği zaman deveye binmek sırası köleye geldiğinden ötürü Ömer’in yürüyerek; Arap ırkından başka ve yüksek ırklardan oluşan ordunun yüksek ve muhteşem huzurunda o ordunun kumandanlarına karşı yerden taş alarak atmak suretiyle gösterdiği çıplak ve çıfıt Araplık malumunuzdur. Bunu artık Türk çocuklarına bir erdem gibi okutmakta ısrar gösteren notları göz önüne almalısınız." <small>''(Atatürk'ün 1931 yılında Türk Tarih Kurumu Başkanı Tevfik Bıyıklıoğlu'na yazdığı sansürlenmiş mektubundan.)''</small><ref>Atilla Oral, Atatürk'ün Sansürlenen Mektubu, Demkar Yayınevi, 1. Basım, 61. sayfa</ref>
* "Arkadaşlar, efendiler ve ey millet, iyi biliniz ki, Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler, mensuplar memleketi olamaz. En doğru, en hakiki tarikat, [[medeniyet]] tarikatıdır."<ref>[https://twitter.com/SMEYDAN/status/1203903593079816192 MEDENİYET TARİKATI]</ref>
* "Artık Türkiye, din ve şeri'at oyunlarına sahne olmaktan çok yüksektir. Bu gibi oyuncular varsa kendilerine başka taraflarda sahne arasınlar."<ref>{{Kitap belirt
| son = KARAL (Ord. Prof.)
| ilk = Enver Ziya
| başlık = Atatürk'ten Düşünceler
| biçim = Kitap
| erişimtarihi = 24 Kasım 2011
| yıl = 2003
| yayımcı = ODTÜ Yayıncılık
| dil = Türkçe
| isbn = 975-7064-12-2
| sayfalar = 96
| alıntı = Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri (II)
}}</ref>
<!--B-->
* "Bâzı yerlerde kadınlar, görüyorum ki başına bir bez veya bir peştamal veya buna mümâsil bir şeyler atarak yüzünü, gözünü örter ve yanından geçen erkeklere karşı ya arkasını çevirir veya yere oturarak yumulur. Bu tavrın mânâ ve medlûlü nedir? Efendiler, medenî bir millet anası, millet kızı bu garip şekle, bu vahşî vaziyete girer mi? Bu hâl milleti gülünç gösteren bir manzaradır. Derhâl tashîhi lâzımdı."<ref>{{Kitap belirt
| son = KARAL (Ord. Prof.)
| ilk = Enver Ziya
| editör = Fatih ÖZDEMİR
| başlık = Atatürk'ten Düşünceler
| biçim = kitap
| erişimtarihi = 11 Temmuz 2012
| yıl = 2003
| yayımcı = ODTÜ Yayıncılık
| yer = Ankara
| dil = Türkçe
| isbn = 975-7064-12-2
| sayfa = 78
| alıntı = Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri (II)
}}</ref>
* "Ben, manevî miras olarak hiçbir âyet, hiçbir dogma, hiçbir donmuş ve kalıplaşmış kural bırakmıyorum. '''Benim manevi mirasım ilim ve akıldır.''' Benden sonrakiler, bizim aşmak zorunda olduğumuz çetin ve köklü zorluklar karşısında belki gayelere tamamen erişemediğimizi, fakat asla taviz vermediğimizi, akıl ve ilmi rehber edindiğimizi tasdik edeceklerdir. Benim Türk milleti için yapmak istediklerim ve başarmaya çalıştıklarım ortadadır. '''Benden sonra beni benimsemek isteyenler, bu temel eksen üzerinde akıl ve ilmin rehberliğini kabul ederlerse, manevî mirasçılarım olurlar.'''" <small>''(1933, Cumhuriyet Bayramı açılış konuşmasından.)''</small>
* "Benim bir dinim yok ve bazen bütün dinlerin denizin dibini boylamasını istiyorum. Hükümetini ayakta tutmak için dini kullanmaya gerek duyanlar zayıf yöneticilerdir. Âdetâ halkı bir kapana kıstırırlar. '''Benim halkım demokrasi ilkelerini, gerçeğin emirlerini ve bilimin öğretilerini öğrenecektir. Batıl inançlardan vazgeçilmelidir. İsteyen istediği gibi ibadet edebilir. Herkes kendi vicdanının sesini dinler. Ama bu davranış ne sağduyulu mantıkla çelişmeli ne de başkalarının özgürlüğüne karşı çıkmasına yol açmalıdır.'''"<ref>{{cite web|url=http://news.bbc.co.uk/2/hi/programmes/from_our_own_correspondent/9510135.stm|başlık=Modern Turkey, a delicate balance of East and West|erişimtarihi=23 Ekim 2011}}</ref><ref>{{web kaynağı|başlık=Google Books üzerinden Turkey Today|url=http://books.google.com.tr/books?ei=7TyBU6TQIsGGOK2sgKgK&hl=tr&id=_kdpAAAAMAAJ&dq=inauthor%3A%22Grace+Ellison%22&focus=searchwithinvolume&q=%22+I+have+no+religion%22|eser=Turkey Today|erişimtarihi=25 Mayıs 2014}}</ref> <small>''(1926-27 yıllarında Atatürk ile röportaj yapan Grace Ellison'ın 1928 yılında yayımlanan Turkey Today adlı kitabının 24. sayfasında İngilizce olarak yazıyor. Ancak Atatürk'ün not defterlerine göre, Atatürk bir İngiliz gazetecinin (Grace Ellison'ı kastediyor) söylemediklerini yazdığını ve söylediklerini çarpıttığını kendi el yazısıyla belirtiyor:'' "'''Bir İngiliz gazetesi muhâbiri benimle konuşuyor. Söylemediğim şeyleri yazıyor ve söylediğim şeyleri aleyhimize tefsîr ediyor. Kendisini men ettim. Söz vermişti. Anladım ki İstanbul'daki muallem insanlarla beraber âdetâ câsus.'''"<ref>{{kitap kaynağı|soyadı=Atatürk|ad=Mustafa Kemal|başlık=Atatürk'ün not defterleri|tarih=2009|yer=Ankara|yayıncı=Genelkurmay Basımevi|isbn=9789754092462|sayfalar=125}}</ref>'')''</small>
* "Benim elime büyük yetki ve güç geçerse ben sosyâl hayatımızda istenilen inkılabı bir anda bir ''{{dil|fr|coup}}'' ile yapacağımı zannederim. Zîrâ ben, bâzıları gibi halkı ve ulemayı yavaş yavaş benim görüşlerimin derecesinde görmeye ve düşündürmeye alıştırmak suretiyle bu işin yapılabileceğini kabul etmiyorum ve böyle harekete karşı ruhum isyan ediyor. Ben, bu kadar yıllık yüksek öğrenim gördükten, sosyal ve uygar hayatı inceledikten sonra neden halk seviyesine ineyim? Onları kendi seviyeme çıkarırım. Ben onlar gibi değil, onlar benim gibi olsunlar; şu da var ki bu konuda incelemeye değer bâzı noktalar var; bunları iyice kararlaştırmadan işe başlarsak hata olur."<ref>{{Kitap kaynağı
| son = KARAL (Ord. Prof.)
| ilk = Enver Ziya
| başlık = Atatürk'ten Düşünceler
| biçim = kitap
| erişimtarihi = 27 Mayıs 2013
| yıl = 2003
| yayımcı = ODTÜ Yayıncılık
| dil = Türkçe
| isbn = 975-7064-12-2
| sayfa = 62
| alıntı = Türk Tarih Kurumu Konferansları, 1969
}}</ref>
* "Biliriz ki Allah, Dünya üzerinde yarattığı bu kadar nîmeti, bu kadar güzellikleri insanlar istifade etsin, varlık içinde yaşasınlar diye yaratmıştır. Ve âzamî derecede faydalanabilmek için de bugün, Kâinat'tan esirgediği zekâyı, aklı insanlara vermiştir."<ref>{{İnternet kaynağı
| author=demonium
| url=http://www.gnoxis.com/forum.php
| format=html
| başlık=Atatürk'ün özdeyişleri
| date=17 Şubat 1923
| archive-url=http://www.gnoxis.com/ataturk-un-ozdeyisleri-30135.html
| archive-date=13 Nisan 2009
| erişimtarihi=30 Kasım 2011
| alıntı=İzmir İktisat Kongresi'ni açış söylevi
}}</ref>
* "Biz bir inkılap yaptık. Buna devam ediyoruz… Memleketin birçok yerleri, bilerek veya bilmeyerek isyan etti. Âsîleri cezalandırdık. Şimdiye kadar yaptıklarımız ondan sonra yerleşebilmiştir.<br><br>Biliyorsunuz ki, [[w:Fransız İhtilali|Fransa Büyük İnkılâbı]] hemen hemen [bir] yüzyıl devam etmiştir. Üç yılda esaslı bir inkılâbın bitebileceğini fark etmek hatâ olur.<br><br>''«Hocaları memnun edelim, İslâm âlimlerini memnun edelim, herkesi memnun edelim»'' dersek biz, maksadı sağlamış olamayız, idare-i maslahatçılar esaslı inkılâp yapamaz. Bugünkü sefâlet ve rezâlet içinde esâsen kimseyi memnun etmeye imkân yoktur. Yurt imar edildiği gün, millet zengin olduğu zaman herkes memnun olur."<ref>{{Kitap belirt
| son = KARAL (Ord. Prof.)
| ilk = Enver Ziya
| başlık = Atatürk'ten Düşünceler
| biçim = kitap
| erişimtarihi = 27 Mayıs 2013
| yıl = 2003
| yayımcı = ODTÜ Yayıncılık
| dil = Türkçe
| isbn = 975-7064-12-2
| sayfa = 62
| alıntı = Atatürk'ün İzmit Basın Toplantısı, s. 55
}}</ref>
* "Biz ne Bolşevikiz, ne de komünist: Ne biri, ne diğeri olamayız. Türkler milliyetperver ve dinlerine hürmetkâr bir millettir. Bizim hükümet şeklimiz tam bir demokrat hükümetidir."
* "'''Bizi yanlış yola sevk eden habisler, biliniz ki çok kere din perdesine bürünmüşlerdir.'''"
* "Bizim dinimiz en tabii ve mâkul dindir. Ve ancak bundan dolayıdır ki son din olmuştur. Bir dînin tabii olmasi için akla, fenne, ilme ve mantığa uygun olması lâzımdır. Bizim dînimiz bunlara tamamen uygundur."<ref>{{Kitap belirt
| son = KARAL (Ord. Prof.)
| ilk = Enver Ziya
| editör = Fatih ÖZDEMİR
| başlık = Atatürk'ten Düşünceler
| biçim = kitap
| erişimtarihi = 24 Kasım 2011
| yıl = 2003
| yayımcı = ODTÜ Yayıncılık
| yer = Ankara
| dil = Türkçe
| isbn = 975-7064-12-2
| sayfalar = 90
| alıntı = Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri (II)
}}</ref>
* "Bizim dinimiz hiçbir vakit kadınların erkeklerden geri kalmasını talep etmemiştir. Allah’ın emrettiği şeyi, kadın ve erkek beraber olarak ilim ve kültür edinmeleridir. Kadın ve erkek, bu ilim ve kültürü aramak ve nerede olursa oraya gitmek ve onunla dolu olma zorundadır. İslam ve Türk tarihi tetkik edilirse görülür ki bugün kendimizi bir türlü kayıtları bağlı zannettiğimiz şeyler yoktur. Türk sosyal hayatında kadınlar ilim, kültür ve diğer hususlarda erkeklerden katiyen geri kalmamışlardır. Belki daha ileriye gitmişlerdir."
* "Bizim dinimiz milletimize aşağılık, miskin ve hor görülmeyi tavsiye etmez. Aksine Allah da Peygamber de insanların ve milletlerin yücelik ve şereflerini muhafaza etmelerini emreder." <ref>Söyler ve Demeçler, 11, 90; Ethem Ruhi Fığlalı, Atatürk ve Din, Millî Eğitim Ankara 1981, s. 134-135.</ref>
* "Bizim kadın hayatımızda kadının tarz-ı telebbüsünde teceddüt yapmak meselesi mevzu-u bahs değildir. Milletimizde bu hususta yeni şeyleri bellettirmek mecburiyeti karşısında değiliz. Belki ancak dînimizde, milletimizde, tarihimizde zaten mevcut olan âdât-ı mergûbeye intizâm-ı cereyan vermek, mevzu-u bahs olabilir. Biz bağlı başımıza, kendi arzumuza, kendi terbiye ve seviyemize göre istediğiniz kıyafeti ihtiyâr eyleyebiliriz. Ancak bütün milletin şâyân-i kabul göreceği şekilleri, bütün milletin hayatında kabiliyet-i tatbîkiyesi olan kıyafetlere her hâlde temâyülât-ı umûmiyede aramak ve o şekillerin muvaffâkiyetini temâyülât-ı umûmiyeye tevâfukta görmek lâzımdır."<ref>{{Kitap belirt
| son = KARAL (Ord. Prof.)
| ilk = Enver Ziya
| editör = Fatih ÖZDEMİR
| başlık = Atatürk'ten Düşünceler
| biçim = kitap
| erişimtarihi = 11 Temmuz 2012
| yıl = 2003
| yayımcı = ODTÜ Yayıncılık
| yer = Ankara
| dil = Türkçe
| isbn = 975-7064-12-2
| sayfalar = 77-8
| alıntı = Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri (II)
}}</ref>
* "Bu devletin halife ile alaka ve münasebeti yoktur. Halkı kendi halinde terk edersek bir adım ileri atamayız. İnkılabın kanunu mevcut kanunların fevkindedir." <small>''(16 Ocak 1923)''</small>
* "[[İslâm|Büyük dinimiz]] [[Çalışmak|çalışma]]yanın insanlıkla hiç ilgisi olmadığını bildiriyor. Bazı kimseler çağdaş olmayı kâfir olmak sayıyorlar. Asıl küfür onların bu zannıdır. Bu yanlış tefsiri yapanların maksadı İslâmların kâfirlere esir olmasını istemek değil de nedir? Her sarıklıyı hoca sanmayın, hoca olmak sarıkla değil, dimağladır."<ref>{{İnternet kaynağı
| author=Şüpheci Melek
| url=http://suphecimelek.wordpress.com
| format=html
| başlık=Atatürk’ün dini görüşleri
| date=1923
| archive-url=http://suphecimelek.wordpress.com/2009/03/09/ataturkun-dini-gorusleri/
| archive-date=13 Nisan 2009
| erişimtarihi=3 Aralık 2011
| alıntı=Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri (II)
}}</ref>
<!--C-->
<!--Ç-->
* "Çobanlar, güneş, bulut ve yıldızlardan başka bir şey bilmezler. Yeryüzündeki köylüler de ancak bunu bilirler. Çünkü, ürün havaya bağlıdır. Türk yalnız doğayı kutsal sayar."<ref>Ayın Tarihi: 1930, No. 73, sayfa 6049-6055</ref>
<!--D-->
* "'''Din bakımından da bağımsız olmak zorundayız.'''" <small>''(Nutuk, s. 1153 - Belge 220 - Başlık: "Gazi Mustafa Kemal Paşa Hazretlerinin Ankaraya ilk gelişlerinde şehrin ileri gelen ve önemli kişilerine verdikleri nutkun örneğidir")''</small><ref>{{İnternet kaynağı
| author=demonium
| url=http://www.nigde.edu.tr/ckfinder_portal/userfiles/files/NUTUK.pdf
| format=PDF
| başlık=NUTUK
| date=1919-1927
| alıntı=Atatürk Araştırma Merkezi
}}</ref>
* "'''Din bir vicdan meselesidir. Herkes vicdanının emrine uymakta serbesttir. Biz dine saygı gösteririz. Düşünce ve tefekküre karşı değiliz.''' Biz sadece din işlerini, millet ve devlet işleriyle karıştırmamaya çalışıyoruz, kasde ve fiile dayanan bağnaz hareketlerden sakınıyoruz. Gericilere fırsat vermeyeceğiz."
* "Din lüzumlu bir müessesedir. Dinsiz milletlerin devamına imkan yoktur. Yalnız şurası var ki din, Allah ile kul arasındaki bağlılıktır. Softa sınıfının din simsarlığına müsaade edilmemelidir. Dinden maddî menfaat temin edenler, iğrenç kimselerdir. İşte biz, bu vaziyete muhalifiz ve buna müsaade etmiyoruz…" <small>''(1930)''</small><ref>Ethem Ruhi Fığlalı, Atatürk ve Din, Millî Eğitim Ankara 1981, s. 135</ref>
* "Din birliğinin de bir millet teşkilinde müessir olduğunu söyleyenler vardır. Fakat biz, bizim gözümüz önündeki Türk milleti tablosunda bunun aksini görmekteyiz.<br><br>'''Türkler Arapların dinini kabul etmeden evvel de büyük bir millet idi.''' Arap dinini kabul ettikten sonra bu din, ne Arapların, ne aynı dinde bulunan Acemlerin ve ne de Mısırlıların ve sâirenin Türklerle birleşip bir millet teşkil etmelerine hiçbir tesir etmedi. Bilakis, '''Türk milletinin millî rabıtalarını gevşetti; millî hislerini, millî heyecanlarını uyuşturdu. Bu pek tabii idi. Çünkü, Muhammed'in kurduğu dinin gayesi, bütün milliyetlerin fevkinde şamil bir Arap milliyeti siyasetine müncer oluyordu. Bu Arap fikri, Ümmet kelimesi ile ifade olundu. Muhammed’in dinini kabul edenler, kendilerini unutmağa, hayatlarını Allah kelimesinin her yerde yükseltilmesine hasretmeğe mecburdular. Bununla beraber, Allah’a kendi millî lisanında değil, Allah’ın Arap kavmine gönderdiği Arapça kitapla ibadet ve münacatta bulunacaktı. Arapça öğrenmedikçe Allah’a ne dediğini bilmeyecekti. Bu vaziyet karşısında Türk milleti birçok asırlar ne yaptığını, ne yapacağını bilmeksizin adeta bir kelimesinin manasını bilmediği halde Kur'ân'ı ezberlemekten beyni sulanmış hafızlara döndüler. Başlarına geçebilmiş olan haris serdarlar, Türk milletince karışık, cahil hocalar ağzıyla ateş ve azap ile müthiş bir muamma halinde kalan dini hırs ve siyasetlerine âlet ittihaz ettiler.''' Bir taraftan Arapları zorla emirleri altına aldılar, bir taraftan Avrupa'da Allah kelimesinin îlâsı (yüceltilmesi) parolası altında Hıristiyan milletlerini idareleri altına geçirdiler, fakat onların dinlerine ve milliyetlerine ilişmeyi düşünmediler.<br><br>Ne onları ümmet yaptılar, ne onlarla birleşerek kuvvetli bir millet yaptılar. '''Mısır'da belirsiz bir adamı 'Halifedir' diye yok ettiler, hırkasıdır diye bir palas pâreyi hilâfet alâmeti ve imtiyazı olarak altın sandıklara koydular, halife oldular. Gâh şarka, gâh garba veya her tarafa birden saldıra saldıra Türk milletini, topraklarını, menfaatlerini, benliğini unutturacak, Allah’a mütevekkil kılacak derin bir gaflet ve yorgunluk beşiğinde uyuttular. Millî duyguyu boğan, fânî Dünya'ya kıymet verdirmeyen, sefaletler, zaruretler, felaketler his olunmaya başlayınca, asıl hakiki saadete öldükten sonra Âhiret'te kavuşacağını vaat ve temin eden dinî akîde ve dinî his, millet uyandığı zaman onun şu acı hakikati görmesine mânî olamadı. Bu feci manzara karşısında kalanlara kendilerinden evvel ölenlerin Ahiret'teki saadetlerini düşünerek veya bir an evvel ölüm niyaz ederek Âhiret hayatına kavuşmak telkin eden din hissi, Dünya'nın acısı duyulan tokadıyla derhal Türk milletinin vicdanındaki çadırını yıktı. Davetlileri Türk düşmanları olan Arap çöllerine gitti. Türk vicdan-ı umûmîsi, derhal, yüzlerce asırlık kudret ve küşayişiyle (açıklıkla, ferahlıkla), büyük heyecanlarla çarpıyordu. Ne oldu? Türkün millî hissi, artık ocağında ateşlenmişti. Artık Türk, Cennet'i değil, eski, hakîkî büyük Türk cedlerinin mukaddes miraslarının son Türk ellerinin müdafaa ve muhafazasını düşünüyordu. İşte din hissinin Türk milletinde bıraktığı hatıra.'''<br><br>Türk milleti, millî hissi dînî hisle değil, fakat insanî hisle yan yana düşünmekten zevk alır, vicdanında millî hissin yanında insanî hissin şerefli yerini daima muhafaza etmekle müftehirdir (öğünür). Çünkü Türk milleti bilir ki bugün medeniyetin şahrahında (büyük yolunda) müstakil ve fakat kendilerine muvâzî yürüdüğü umum medenî milletlerle keşifleri mütekabil insânî ve medenî münasebet, elbette inkişafımızda devam için lazımdır. Ve yine malumdur ki Türk milleti, her medenî millet gibi mâzînin bütün devirlerinde keşifleriyle, ihtiralarıyla medeniyet âlemine hizmet etmiş insanların, milletlerin kıymetini takdir ve hatıralarını hürmetle muhafaza eder. Türk milleti, insaniyet âleminin samimi bir ailesidir.<br><br>Türk milleti en eski tarihlerde meşhur kurultaylarıyla, bu kurultaylarında devlet reislerini intihap etmeleriyle demokrasi fikrine ne kadar merbut olduklarını göstermişlerdir. Son tarih devirlerinde Türklerin teşkil ettikleri devletlerde başlarına geçen padişahlar, bu usulden ayrılarak müstebit olmuşlardır.<br><br>'''Kralların ve padişahların istibdadına [[din]]ler mesnet olmuştur. Krallar, halifeler, padişahlar etraflarını alan papazlar, hocalar tarafından yapılmış teşviklerle, ilâhî hukuka istinat etmişlerdir.''' Hâkimiyetin, bu hükümdarlara Allah tarafından verilmiş olduğu nazariyesi uydurulmuştur. Buna göre, hükümdar, ancak Allah’a karşı mesuldür. Kudret ve hakimiyetin hududu din kitaplarında aranabilir. İlâhî hukuka müstenit bir mutlakıyet kaidesi önünde demokrasi prensibinin ilk aldığı vaziyet mütevâzîdir. O, evvela hükümdarı devirmeğe değil, onun yalnız kuvvetlerini tahdîde, mutlakıyeti kaldırmağa çalıştı. Bu çalışma 400-500 sene evvelinden başlar. Evvela kuvvetin milletten geldiği ve kuvvete gayrı muktedir bir ele düşerse iştirak etmesiyledir."<ref>{{İnternet kaynağı
| author=Şüpheci Melek
| url=http://suphecimelek.wordpress.com
| format=html
| başlık=Atatürk’ün dini görüşleri
| date=1931
| archive-url=http://suphecimelek.wordpress.com/2009/03/09/ataturkun-dini-gorusleri/
| archive-date=9 Mart 2009
| erişimtarihi=3 Aralık 2011
| alıntı=Atatürk’ün Âfet İnan’a dikte ettirdiği “Yurttaş için Medeni Bilgiler” ders kitabında dinin rolü üzerine söylediği. Bu ifadeler, 1930'larda basılan kitabının 364-370, 402-3. sayfalarında bulunurken, sonraki senelerde yapılan baskılarda bu ifadeler çıkarılmış yani sansürlenmiş.
}}</ref><ref>{{İnternet kaynağı
| author=Can Dündar
| url=http://www.candundar.com.tr/
| format=html
| başlık=Atatürk'ün sansürlenen görüşleri
| date=2006
| archive-url=http://www.candundar.com.tr/_v3/#Did=3664
| archive-date=30 Ekim 2006
| erişimtarihi=3 Aralık 2011
}}</ref><ref>Prof. Dr. A. Afet İnan, ''Medeni Bilgiler ve M. Kemal Atatürk'ün El Yazıları'', sadeleştirenler Prof. Dr. Ali Sevim, Prof. Dr. Azmi Süslü, Doç. Dr. M. Akif Tural, s. 438 vd., Başbakanlık Atatürk Araştırma Merkezi, ISBN 975-16-1276-4</ref>
* "Din vardır ve lâzımdır. Temeli çok sağlam bir dinimiz var. Malzemesi iyi; fakat bina, uzun asırlardır ihmale uğramış. Harçlar döküldükçe yeni harç yapıp binayı takviye etmek lüzumu hissedilmemiş. Aksine olarak birçok yabancı unsur –tefsirler, hurafeler– binayı daha fazla hırpalamış. Bugün bu binaya dokunulamaz, tamir de edilemez. Ancak zamanla çatlaklar derinleşecek ve sağlam temeller üstünde yeni bir bina kurmak lüzumu hasıl olacaktır."
* "Din ve mezhep hiçbir zaman politika aleti olarak kullanılamaz."
* "Dînimizin tavsiye ettiği [[:w:Tesettür|tesettür]] hem hayatta, hem fazilete uygundur. Kadınlarımız, şeriatın tavsiyesi, dînin emri mûcibince tesettür etselerdi ne o kadar kapanacaklar, ne o kadar açılacaklardı. Tesettür-ü şer’î kadınlar için mûcib-i müşkilat olmayacak, kadınların hayât-i mâişette ve hayât-ı içtimâîyede, hayât-ı iktisâdiyede, hayât-ı mâişette ve hayât-ı ilimde erkeklerle teşrîk-i faaliyet etmesine mânî bulunmayacak bir şekl-i basittedir. Bu şekl-i basit, heyet-i içtimâiyemizin ahlâk ve âdâbına mugayir değildir."<ref name="ReferenceA">{{Kitap belirt
| son = KARAL (Ord. Prof.)
| ilk = Enver Ziya
| editör = Fatih ÖZDEMİR
| başlık = Atatürk'ten Düşünceler
| biçim = kitap
| erişimtarihi = 11 Temmuz 2012
| yıl = 2003
| yayımcı = ODTÜ Yayıncılık
| yer = Ankara
| dil = Türkçe
| isbn = 975-7064-12-2
| sayfa = 76
| alıntı = Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri (II)
}}</ref>
* "Dünyaca bilinmektedir ki, bizim devlet idaresindeki ana programımız, Cumhuriyet Halk Partisi programıdır. Bunun kapsadığı prensipler, idarede ve siyasette bizi aydınlatıcı ana hatlardır. Fakat bu prensipleri, gökten indiği sanılan kitapların dogmalarıyla asla bir tutmamalıdır. '''Biz, ilhamlarımızı, gökten ve gaipten değil, doğrudan doğruya hayattan almış bulunuyoruz. Bizim yolumuzu çizen; içinde yaşadığımız yurt, bağrından çıktığımız Türk milleti ve bir de milletler tarihinin bin bir fâcia ve ıstırap kaydeden yapraklarından çıkardığımız netîcelerdir.'''"<ref>{{Web kaynağı | başlık = Atatürk'ün Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin V. Dönem 3. Yasama Yılını Açış Konuşmaları | url = http://www.tbmm.gov.tr/tarihce/ataturk_konusma/5d3yy.htm | yayıncı = tbmm.gov.tr | erişimtarihi = 28 Temmuz 2014 | arşivurl = http://web.archive.org/web/20160313105733/http://tbmm.gov.tr/tarihce/ataturk_konusma/5d3yy.htm | arşivtarihi = 13 Mart 2016}}</ref><ref>http://www.atam.gov.tr/index.php?Page=SoylevDemecler&IcerikNo=352</ref><ref>{{Kitap belirt
| son = KARAL (Ord. Prof.)
| ilk = Enver Ziya
| editör = Fatih ÖZDEMİR
| başlık = Atatürk'ten Düşünceler
| biçim = kitap
| erişimtarihi = 26 Mayıs 2012
| yıl = 2003
| yayımcı = ODTÜ Yayıncılık
| yer = Ankara
| dil = Türkçe
| isbn = 975-7064-12-2
| sayfa = 192
| alıntı = Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri (I)
}}</ref><ref>[http://alkislarlayasiyorum.com/icerik/186321/ataturkun-son-meclis-konusmasi Atatürk'ün Son Meclis Konuşması]</ref>
<!--E-->
* "Efendiler, bütün insanlığın görgü, bilgi ve düşüncede yükselip olgunlaşması, Hıristiyanlığı, Müslümanlığı, Budizmi bir yana bırakarak basitleştirilmiş ve herkes için anlaşılacak duruma getirilmiş saf ve lekesiz bir Dünya dininin kurulması ve insanların, şimdiye kadar kavgalar, çirkeflikler, kaba istek ve iştahlar arasında bir sefalethanede yaşamakta olduklarını kabul ederek, bütün vücutları ve zekâları zehirleyen zararlı tohumları yok etmeye karar vermesi gibi şartların gerçekleşmesini gerektiren «birleşik bir Dünya devleti» kurma hayalinin tatlı olduğunu inkâr edecek değiliz. Türkiye'ye musallat olmamak şartıyla, hilâfetçileri ve Panislâmizm taraftarlarını memnun etmek için, bu tasavvur ve tahayyül bir dereceye kadar bizde de tasvir edilmişti. Ortaya atılan görüş şuydu: Avrupa'da, Asya'da, Afrika'da ve diğer kıt'alarda yaşayan Müslüman toplumları, gelecekte herhangi bir gün kendi irade ve arzularını kullanacak bir güç ve özgürlüğe kavuşurlar ve o zaman lüzumlu ve yararlı görürlerse, çağın gereklerine uygun birtakım uyuşma ve birleşme noktaları bulabilirler. Şüphesiz, her devletin, her toplumun birbirinden karşılayabileceği ihtiyaçları vardır. Karşılıklı çıkarları olacaktır. Tasarlanan bu bağımsız İslâm devletlerinin yetkili temsilcileri bir araya gelip bir kongre yaparlar ve falan ve filân İslâm devletleri arasında şu veya bu ilişkiler kurulmuştur. Bu ortak ilişkileri korumak ve bu ilişkilerin gerektirdiği şartlar içinde birlikte hareket sağlamak için, bütün İslâm devletlerinin temsilcilerinden kurulu bir meclis oluşturulacaktır. Birleşmiş olan İslâm devletleri bu meclisin başkanı tarafından temsil edilecektir derlerse ve isterlerse, işte o zaman, o birleşik İslâm devletine hilâfet ve ortak meclisin başkanlığına seçilecek zata da halife unvanı verirler. Yoksa, herhangi bir İslâm devletinin, bir kişiye bütün İslâm dünyasının işlerini yönetme ve yürütme yetkisini vermesi akıl ve mantığın hiçbir zaman kabul edemeyeceği bir durumdur."<ref>http://www.atam.gov.tr/index.php?Page=Nutuk&IcerikNo=334</ref>
* "Efendiler… Camiler itaat ve ibadet ile beraber din ve dünya için neler yapılmak lâzım geldiğini düşünmek danışmak için yapılmıştır. Millet işlerinde her kişinin zihninin başlı başına çalışması lâzımdır. İşte biz de burada din ve Dünya için geleceğimiz ve istiklalimiz için ve en çok millî egemenliğimiz için neler düşündüğümüzü meydana koyalım. Ben yalnız kendi düşüncelerimi söylemek istemiyorum. Hepinizin düşündüklerini anlatmak istiyorum. Millî ülküler, millî irade yalnız şahsın düşmesinden değil, tüm millet fertlerinin ülkülerinin toplamıyla yaratılır…"
* "Efendiler; camiler mukaddes minberleri halkın rûhânî, ahlâkî gıdalarına en âlî, en feyyaz membâlarıdır. Binâenaleyh camilerin, mescitlerin minberlerinden tenvîr ve irşat edecek kıymetli hutbelerin muhteviyatının halka ittilâ imkânını temin, Şer'iye Vekâlet-i Celîlesi'nin mühim bir vazîfesidir.<br><br>Minberlerden halkın anlayabileceği lisanla ruh ve dimağu hitap olunmakla Ehl-i İslâm'ın vücûdu canlanır, dimağı saflanır, îmânı kuvvetlenir; kalbi cesaret bulur. Fakat buna nazaran hutebât-ı kirâmın hâiz olmaları lâzım gelen evsâf-ı ilmiye, liyâkat-ı mahsûsa ve ahvâl-i âleme vukuf hâiz-i ehemmiyettir."<ref>{{Kitap belirt
| son = KARAL (Ord. Prof.)
| ilk = Enver Ziya
| editör = Fatih ÖZDEMİR
| başlık = Atatürk'ten Düşünceler
| biçim = kitap
| erişimtarihi = 24 Kasım 2011
| yıl = 2003
| yayımcı = ODTÜ Yayıncılık
| yer = Ankara
| dil = Türkçe
| isbn = 975-7064-12-2
| sayfalar = 92
| alıntı = Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri (I)
}}</ref>
* "Efendiler, tekke ve zâviyelerle türbelerin seddi ve alelumum tarîkatlarla şeyhlik, dervişlik, müritlik, çelebilik, falcılık, büyücülük ve türbedarlık ve ilâh gibi birtakım unvanların men'i ve ilgâsı da Takrîr-i Sükûn Kanunu devrinde yapılmıştır. Bu husustaki icraat ve tatbîkat, heyet-i içtimâîyemizin hurâfeperest iptidâî bir kavim olmadığını göstermek nokta-i nazarından ne kadar elzem idi; bu takdir olunur."<ref>{{Kitap belirt
| son = KARAL (Ord. Prof.)
| ilk = Enver Ziya
| editör = Fatih ÖZDEMİR
| başlık = Atatürk'ten Düşünceler
| biçim = kitap
| erişimtarihi = 24 Kasım 2011
| yıl = 2003
| yayımcı = ODTÜ Yayıncılık
| yer = Ankara
| dil = Türkçe
| isbn = 975-7064-12-2
| sayfalar = 95
| alıntı = Nutuk
}}</ref>
* "En son duam şudur ki, istekleri gerçekleştiren Büyük Allah, sevdiği Hz. Muhammed hürmetine bu kutsal vatanın sahibi ve savunucusu, kıyamete kadar Hz. Muhammed’in dininin en sadık koruyucusu olan necip milletimiz ile saltanat ve yüce hilâfeti korusun ve mukaddesatımızı düşünmekle sorumlu olan heyetimizi başarılı kılsın! Amin."<ref>Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, c. I., Ankara 1961, s. 13</ref>
* "...Evet, ben bilirim ki insan dinsiz olmaz. Fakat Türk’ün dini tabiattır. Bunu size münevversiniz diye söylüyorum."<ref>Ali Rıza Sağman, Hatıralar, Osman Ergin, Türkiye Maarif Tarihi içerisinde, İstanbul 1943, cilt 5, sayfa 1631, 1632.</ref>
* "Ey arkadaşlar! Tanrı birdir, büyüktür, ilâhî âdetlerin görüşlerine bakarak diyebiliriz ki, insanlar iki sınıfta, iki çağda incelenebilir, tik çağ insanlığın çocukluk ve gençlik çağı, ikinci çağ, insanlığın erginlik ve olgunluk çağıdır. İnsanlık birinci çağda tıpkı bir çocuk gibi, tıpkı bir genç gibi yakından ve maddi vasıtalarla kendisiyle ilgilenilmeyi gerekli görür. Allah, kullarının gerekli olan olgunluk noktasına ulaşmasına kadar, içlerinden vasıtalarla, kullarıyla ilgilenmeyi ilâhî gereklilik saymıştır. Onlara Hz. Adem’den itibaren kaydedilmiş, kaydedilmemiş sonsuz denecek kadar çok peygamber ve elçi göndermiştir. Fakat peygamberimiz aracılığıyla en son dini ve medeni hakikatları verdikten sonra artık insanlıkla aracı yoluyla temasta bulunmaya gerek görmemiştir. İnsanlığın anlama derecesi, aydınlanma ve olgunlaşması her kulun doğrudan doğruya ilâhî ilhamlarla temas yeteneğine ulaştığım kabul buyurmuştur. Bu sebepledir ki Hz. Peygamber, peygamberlerin sonuncusu olmuştur ve kitabı, en mükemmel kitaptır."<ref>Gazi Mustafa Kemal, Nutuk, 1927, s. 418; sadeleştirilmiş metin, Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, s. 106.</ref>
* "Ey millet, Allah birdir, şânı büyüktür. Allah'ın selâmeti, âtıfeti ve hayrı üzerinize olsun. Peygamberimiz efendimiz hazretleri, Cenâb-ı Hak tarafından insanlara hakayık-ı dînîyeyi tebliğe memur ve resûl olmuştur. Kanûn-i Esâsî'si cümlemizce mâlumdur ki, Kur'ân-ı Azîmüşşan'daki husustur. İnsanlara feyz rûhu vermiş olan dînimiz, son [hak] dindir. Ekmel tevâfuk ve tetâbuk ediyor. Eğer akla, mantığa ve hakîkate tevâfuk etmemiş olsaydı, bununla diğer kavânîn-i ilâhiye beyninde tezat olması îcap ederdi. Çünkü bilcümle kavânîn-i kevniyeyi yapan Cenâb-ı Hak'tır."<ref>{{Kitap belirt
| son = KARAL (Ord. Prof.)
| ilk = Enver Ziya
| editör = Fatih ÖZDEMİR
| başlık = Atatürk'ten Düşünceler
| biçim = kitap
| erişimtarihi = 24 Kasım 2011
| yıl = 2003
| yayımcı = ODTÜ Yayıncılık
| yer = Ankara
| dil = Türkçe
| isbn = 975-7064-12-2
| sayfalar = 91
| alıntı = Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri (II)
}}</ref>
<!--F-->
<!--G-->
* "Gazeteci muhatabımın sualine, 'Hükümetin dini olmaz!' diyemedim. Aksini söyledim, 'Vardır efendim, İslam dinidir' dedim." <small>''(Ocak 1923'te bir gazeteci ile din ve devlet üzerine konuşmasından 4 yıl sonra söyledikleri.)''</small><ref>Dücane Cündioğlu, Meşrutiyet'ten Cumhuriyet'e Din ve Siyaset, s. 3</ref>
<!--H-->
* "'''Her fert istediğini düşünmek, istediğine inanmak, kendine mahsus siyasî bir fikre sahip olmak, seçtiği bir dinin icaplarını yapmak veya yapmamak hak ve hürriyetine sahiptir. Kimsenin fikrine ve vicdanına hakim olunamaz.'''"
* "Hilâfetle beraber Türkiye'de mevcut olan Ortodoks ve Ermeni kiliseleri, Patrikhaneleri ile Musevi Hahamhanelerinin ortadan kalkması lazımdır. Hilâfet ve bu patriklikler yüzyıllardan beri, ruhanî yetki çerçeveleri dışında, muazzam ayrıcalıklar topladılar. Halkın düşünüşüne uygun olarak verilen haklar dışındaki ayrıcalıklarla, Cumhuriyet yönetiminin uygulanması mümkün değildir. Geçmişte, özellikle Abdülhamit'in tahttan indirilmesinden sonra, Anayasa'yı ve Meşrutiyet Kanunlarını, Batı'nın uygarlık makinesine benzer şekilde değiştirmeye çok çalıştık. Fakat bu girişimlerimiz sonuçsuz kaldı. Çünkü her adımda patrikhaneler ve hilâfet gibi siyasî, dinî kurumların hukuku ile karşı karşıya geldik… Patrikhanelerin veya hilâfetin itirazlarına maruz olmaksızın hiçbir düzenleme veya ilerici fikir, idare şeklimize sokulamıyordu." <small>''(4 Mayıs 1924)''</small><ref>Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri. Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Atatürk Araştırma Merkezi, Ankara, 1989, cilt 3. s. 102</ref><ref>Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri, Tamim ve Telgrafları, C. V; Ankara, 1972, s. 104</ref>
* "Hukukî hükümler zaman ve mekân içinde içtimaî heyetlerin uğradıkları değişiklere göre değişegeldiğinden on dört asır evvelki zaman ve mekânın ihtiyacına göre lüzumlu ve kafi görülmüş olan esaslar yerine bugün birçok mütenevvi kanunlar ve usuller konulmak zarureti görülmüştür. Bunlar dahi ebedî olmayıp zamanla değişmeye mahkûmdurlar."<ref>Atatürk'ten Düşünceler, derleyen: Prof. Enver Ziya Karal</ref>
* "Hürriyet insanın düşündüğünü ve dilediğini mutlak olarak yapabilmesidir. Bu tarif hürriyet kelimesinin en geniş manasıdır. İnsanlar bu manada hürriyete hiçbir zaman sahip olamamışlardır ve olamazlar. Çünkü malumdur ki insan, tabiatın mahlukudur. İptidai insanların, tabiatın her şeyinden, gök gürültüsünden, geceden, taşan bir nehirden ve vahşi hayvanlardan ve hatta birbirlerinden korktuklarını biliyoruz. İlk his ve düşüncesi korku olan insanın her düşünce ve dileğinin mutlak surette yapmaya kalkışmış olması düşünülemez. İptidai insan kümelerinde ata korkusu ve nihayet büyük kabile ve kavimlerde ata korkusu yerine kaim olan Allah korkusu insanların kafalarında ve hareketlerinde hesapsız memnular yaratmıştır. Memnular ve hurafeler üzerine kurulan birçok âdetler ve an'aneler, insanları düşünce ve harekette çok bağlamıştır, o kadar ki düşünce ve hareket serbestisi gibi bir hak mefhum malum olmamıştır. Cemaatlerin başına geçebilen adamlar, cemaati Allah namına idare ederdi."<ref name="MB">Vatandaş için Medeni Bilgiler</ref>
<!--I-->
<!--İ-->
* "İslâm dinini, yüzyıllardan beri alışageldiği üzere bir siyaset aracı durumundan uzaklaştırmak ve yüceltmek gerekli olduğu gerçeğini görüyoruz. Kutsal ve ilâhi inançlarımızı ve vicdani değerlerimizi, karanlık ve kararsız olan ve her türlü menfaat ve ihtiraslara görünüş sahnesi olan siyasetlerden ve siyasetin bütün kısımlarından bir an önce ve kesin olarak kurtarmak milletin dünyevi ve zührevi mutluluğunun emrettiği bir zarurettir. Ancak bu suretle islâm dininin yüceliği belirir."<ref>TBMM Zabit Ceridesi, devre II, cilt VII, s. 3.</ref>
* "İslâmiyetin ilk parlak devirlerinden mazi mahsulü olan sakim âdetler bir zaman için kendini göstermeye, nüfuz ikama muktedir olmamışsa da, biraz sonra İslâm hakâyıkına temessük, İslâm esaslarına teyfik-ı hareket etmekten ziyade, mazinin miraslarından olan âdet ve itikadları, dine karıştırmaya başlamışlardır. Bu yüzden İslâm cemiyetlerine dahil birtakım kavimler, İslâm oldukları halde sükûta, sefalete, inhitata mâruz kaldılar. Mazilerinin bâtıl itiyad ve itikadlarıyla İslâmiyeti teşvik ettikleri ve bu suretle hakikat-ı Islâmiye’den uzaklaştıkları için, kendilerini düşmanlarının esiri yaptılar."
<!--J-->
<!--K-->
* "Kasaba ve şehirde ecânibin nazar-ı dikkati en çok [[:w:Tesettür|şekl-i tesettür]] üzerinde tesebbüt ediyor. Buna bakanlar, kadınlarımızın hiçbir şey görmediklerini zannediyor. Mamafih, îcâb-ı dîn olan tesettür, kısaca ifâde etmek lâzım gelirse denebilir ki, kadınların külfetini mûcip ve muhâlif-i âdap olmayacak şekl-i basitte olmalıdır. Şekl-i tesettür, kadını hayatından, mevcudiyetinden tecrit edecek bir şekilde olmamalıdır. Bu sadette son söz olarak diyorum ki, bizi analarımızın adam etmesi lâzım idi. Onlar edebildikleri kadar etmişlerdir. Fakat bugünkü seviyemiz, bugünkü îcâbât ve ihtiyâcât-ı esâsiyeye gayrıkâfîdir. Başka zihniyette, başka kemâlde adamlara muhtacız. Bunları yetiştirecek olan, bundan sonraki validelerdir. Bu mârûzâtımın istiklâlini, şerefini, hayat ve mevcudiyetini temin ve idame umde ittihaz eden yeni Türkiye Devleti’nin esaslarından birini teşkil etmesi lâzımdır ve inşallah edecektir."<ref name="ReferenceA"/>
* "'''...kaza ve kader, talih ve tesadüf deyimleri Arapçadır; Türkleri ilgilendirmez.'''"<ref>''Arap Milliyetçiliği ve Türkler'', İlhan Arsel, s. 4</ref>
* "Kerbelâ, hafîd-i peygamberî, imam, seyf-i mübârek, müşerref; bu gibi avampesendâne laflarla milleti iğfal mes'elesinde bulunanlar artık insaf etsinler! Millet de dikkat ve basîretini arttırsın."<ref>{{Kitap belirt
| son = KARAL (Ord. Prof.)
| ilk = Enver Ziya
| editör = Fatih ÖZDEMİR
| başlık = Atatürk'ten Düşünceler
| biçim = kitap
| erişimtarihi = 24 Kasım 2011
| yıl = 2003
| yayımcı = ODTÜ Yayıncılık
| yer = Ankara
| dil = Türkçe
| isbn = 975-7064-12-2
| sayfalar = 99
| alıntı = Nutuk
}}</ref>
<!--L-->
<!--M-->
* "Millete anlattım ki İslâm-şümûl bir devlet tesis etmek vazifesiyle mükellef tahayyül edilen bir halifenin vazifesini ifa edebilmesi için, Türkiye Devleti ve onun bir avuç nüfusu, halifenin emrine tâbi tutulamaz. Millet, buna razı olamaz! Türkiye halkı bu kadar azîm bir mes’ûliyeti, bu kadar gayr-i mantıkî bir vazifeyi deruhde edemez.<br>'''Milletimiz, asırlarca, bu vâhi nokta-i nazardan hareket ettirildi. Fakat ne oldu?! Her gittiği yerde milyonlarca insan bıraktı. Yemen çöllerinde kavrulup mahvolan Anadolu evlâdlarının miktarını biliyor musunuz?''' dedim. '''Suriye’yi, Irak’ı muhafaza etmek için, Mısır’da barınabilmek için, Afrika’da tutunabilmek için ne kadar insan telef oldu, bunu biliyor musunuz?! Ve netice ne oldu görüyor musunuz?!''' dedim.<br>Halifeye, dünyaya meydan okutmak ve onu umum İslâm umûruna tasarruf sahibi kılmak fikrinde olanlar, bu vazifeyi yalnız Anadolu halkından değil, onun sekiz on misli nüfustan mürekkeb olan büyük İslâm kütlelerinden talep etmelidir! '''Yeni Türkiye’nin ve yeni Türkiye halkının, artık, kendi hayat ve saadetinden başka düşünecek bir şeyi yoktur... Başkalarına verebilecek bir zerresi kalmamıştır!''' dedim.<br>Diğer bir noktayı da halk nazarında tebârüz ettirmek için şu beyânâtta bulundum: Bir an için farzedelim ki, dedim, Türkiye, mevzu-i bahis vazifeyi kabul etsin... Bütün âlem-i İslâm’ı bir noktada tevhîd ederek sevk u idâre etmek gayesine yürüsün ve muvaffak dahi olsun! Pek âlâ ama taht-ı tâbiiyet ve idâremize almak istediğimiz milletler derlerse ki, bize büyük hizmetler ve muâvenetler yaptınız, teşekkür ederiz fakat biz müstakil kalmak istiyoruz. İstiklâl ve hâkimiyetimize kimsenin müdahalesini muvâfık görmeyiz! Biz kendi kendimizi sevk ve idâreye muktediriz!<br>O halde, Türkiye halkının bütün mesâi ve fedakârlığı, sadece bir teşekkür ve dua almak için mi ihtiyâr olunacaktır?!<br>'''Görülüyordu ki bir heva ü heves için, bir vehm ü hayal için, Türkiye halkını mahvetmek istiyorlardı.''' Hilâfet ve halifeye vazife ve salâhiyet vermek fikrinin mahiyeti bundan ibaretti."<ref>[[s:Nutuk/14. bölüm/Hilâfet meselesi hakkında halkın tereddüt ve endişesini izâle için verdiğim izâhât|Nutuk, "Hilâfet meselesi hakkında halkın tereddüt ve endişesini izâle için verdiğim izâhât"]]</ref>
* "Milletimiz, din ve dil gibi kuvvetli iki fazilete maliktir. Bu faziletleri hiçbir kuvvet milletimizin, kalp ve vicdanından çekip alamayacaktır ve alamaz."<ref>Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, Ankara 1959, 2. Baskı</ref>
* "Minberlerin halkın anlayacağı bir dille ruh ve dimağa hitab olunmakla İslam ehlinin vücudu canlanır, iman kuvvetlenir, kalbi cesaret bulur. Fakat buna nazaran hatiplerin haiz olmaları lâzım gelen özellik, yetenek ve Dünya'nın gidişini bilmeleri çok önemlidir."
* "Muhammed’in peygamberliğinin başlangıcına dair birçok eski rivayetler vardır. Bunlar artık efsanelere karışmıştır. Hakikatte peygamberin ilk söylediği Kuran ayetinin ne olduğu malum ve belki de mazbut değildir. Kuran sureleri Muhammed’e açık semada peyda olmuş bir şimşek gibi günün birinde, birdenbire bir taraftan inmiş değillerdi. Muhammed’in söylediği sureler uzun bir devirde dini düşüncelerinin ürünü olmuştur. Muhammed, bu surelere birçok çalıştıktan ve incelemeler yaptıktan sonra edebi şeklini vermiştir."<ref>Afet İnan, Atatürk'ün El Yazmaları, 2000'e Doğru dergisi, 8. sayı, s. 15-16.</ref>
* "...Müslümanları ve Türk milletini bu kerteye düşmüş sanmak ve İslâm dünyasının vicdan temizliğinden, ahlâk ve karakterindeki incelikten, alçakça ve canice maksatlar için yararlanma yolunu tutmak, artık o kadar kolay olmayacaktır. Küstahlığın da bir derecesi vardır." <small>''(Halifeliğin kaldırılması sırasında bu makamın dış güçler tarafınca Müslümanları kandırmak ve onları yönetmek için kullanılması üzerine Müslümanları savunmak için Nutuk'ta yazdıkları.)''</small><ref>{{İnternet kaynağı
| author=demonium
| url=http://www.eskisehir.gov.tr/sarici/nutuk/nutuk.php?id=381
| format=HTML
| başlık=NUTUK
| date=1919-1927
| alıntı=Atatürk Araştırma Merkezi ISBN 975-16-0401-X
}}</ref>
<!--N-->
<!--O-->
<!--Ö-->
<!--P-->
<!--R-->
<!--S-->
<!--Ş-->
<!--T-->
* "'''Türkiye Cumhuriyeti'nde, her yetişkin [[din]]ini seçmekte hür olduğu gibi, belirli bir dinin merasimi de serbesttir. Yani, ibadet hürriyeti vardır. Doğal olarak ibadetler, güvenlik ve genel yaşama aykırı olamaz; [[Siyaset|siyasal]] gösteri biçiminde yapılamaz.'''"<ref>[http://viransehir.meb.gov.tr/html/ata/27.htm MEB, Atatürk'ün din ve laiklik hakkındaki görüşleri.]</ref>
[[DosyaAtatürk elyazı din.png|küçükresim|300pik|Türkiye Cumhuriyeti'nde herkes Allah'a istediği gibi ibadet eder. Hiç kimseye dinî fikirlerinden dolayı bir şey yapılmaz. Türk Cumhuriyeti'nin resmî dini yoktur. Türkiye'de, bir kimsenin fikirlerini zorla başkalarına kabul ettirmeye kalkışacak kimse yoktur ve buna müsaade edilmez. Artık samîmî mutekitler, derin iman sahipleri, hürriyetin icaplarını öğren.]]
* "'''Türkiye Cumhuriyeti'nde herkes Allah'a istediği gibi ibadet eder. Hiç kimseye dinî fikirlerinden dolayı bir şey yapılmaz. Türk Cumhuriyeti'nin resmî dini yoktur. Türkiye'de, bir kimsenin fikirlerini zorla başkalarına kabul ettirmeye kalkışacak kimse yoktur ve buna müsaade edilmez. Artık samîmî mutekitler, derin iman sahipleri, hürriyetin icaplarını öğren.'''"<ref name="MB"/>
* "Türk kadını ruhuna bilmeyen sath-i nazarlar kadınlarınıza bazı isnatta bulunmaktadırlar. Kadınlarınızın hayatta âtılâne yaşadıklarını, ilim ile, irfan ile münasebetleri bulunmadığını, hayât-ı medeniye ve içtimâîye ile alâkadar olmadıklarının, kadınlarımızın her şeyden mahrum kaldıklarını; onların Türk erkekleri tarafından hayattan, Dünya’dan, insanlıktan, kârükisbden uzak tutulduğunu söyleyenler vardır. Fakat hakîkat-i hâl böyle midir? Şüphesiz ki Türk kadınını şu suretle görmek, Türk kadınını görmemektir. Ecnebîlerin ve bizi düşman nazarıyla görenlerden tarif ve tasvir ettikleri kadınlar, bu vatanın asil kadını, Anadolu’nun asil Türk kadını değildir. Öyle kadınlar bizim kadınını yanlış görüp yanlış anlatanlar, bilhassa büyük şehirlerimizde, müterakkî, medenî zannedilen yerlerde, bazı Türk hanımlarının manzara-i hâriciyelerine bakarak aldanıyorlar. O kadınların hâricî manzaralarını aleyhimizdeki sûitefsirlere müsait bir zemin olarak alıyorlar. Milletin onların manzara-i hariciyelerinden çıkardıkları manayı bütün bütün Türk kadınlığına teşmil ediyorlar. İşte ilk tashih edilecek hata ve ilk ilan edilecek hakîkat buradadır. Manzara-i hâriciyelerinde düşmanlarımıza ve bilhassa haklı bir sermâye-i tezvir veren manzaralara hepiniz biliyorsunuz ve herkes biliyor ki en ziyade memleketimizin en büyük şehri olan, asırlarca devletin pâyitahtı ve makarr-ı hilâfeti bulunan İstanbul’da tesadüf ediliyor. Düşmanlarımız hükümler veriyor ve diyorlar ki: Türkiye mütemeddin bir millet olamaz, çünkü Türkiye halkı iki parçadan mürekkeptir. Kadın ve erkek diye iki kısma ayrılmıştır. Halbuki bir heyet-i içtimâiye, aynı gayeye bütün kadınları ve erkekleriyle beraber yürümezse, terakkî etmesine imkân-ı fennî ve ihtimâl-i ilmî yoktur."<ref>{{Kitap belirt
| son = KARAL (Ord. Prof.)
| ilk = Enver Ziya
| editör = Fatih ÖZDEMİR
| başlık = Atatürk'ten Düşünceler
| biçim = kitap
| erişimtarihi = 11 Temmuz 2012
| yıl = 2003
| yayımcı = ODTÜ Yayıncılık
| yer = Ankara
| dil = Türkçe
| isbn = 975-7064-12-2
| sayfalar = 76-7
| alıntı = Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri (II)
}}</ref>
* "Türk milleti daha dindar olmalıdır. Yani bütün sadeliğiyle dindar olmalıdır demek istiyorum. Dînimize, bizzat hakikate nasıl inanıyorsam buna da öyle inanıyorum. Şuura muhalif, ilerlemeye engel hiçbir şey ihtiva etmiyor. Halbuki Türkiye'ye istiklâlini veren bu Türk milleti içinde daha karışık, sun'î, bâtıl îtikatlardan ibaret bir din daha vardır. Fakat bunları benimsemiş olan câhiller, âcizler, sırası gelince tenevvür edeceklerdir. Onlara ziyâya takarrüp etmezlerse kendilerini mahv ve mahkûm etmişler demektir. Onları kurtaracağız." <small>''(11 Şubat 1924, Tanin gazetesi)''</small><ref>{{Kitap belirt
| son = KARAL (Ord. Prof.)
| ilk = Enver Ziya
| editör = Fatih ÖZDEMİR
| başlık = Atatürk'ten Düşünceler
| biçim = kitap
| erişimtarihi = 24 Kasım 2011
| yıl = 2003
| yayımcı = ODTÜ Yayıncılık
| yer = Ankara
| dil = Türkçe
| isbn = 975-7064-12-2
| sayfalar = 92-3
| alıntı = Tanin gazetesi
}}</ref>
* "Türk soydan gelme Müslüman değildir; çobanlar sadece güneşi, bulutları ve yıldızları tanır; yeryüzünde bütün köylüler aynısını bilir, çünkü mahsul havaya bağlıdır. Türk, tabiattan başka hiçbir şeyi kutsal tanımaz."<ref>Atatürk'ün Bütün Eserleri, 23. cilt, Kaynak Yayınları, s. 269</ref>
<!--U-->
* "Unutulmamalıdır ki milletin hâkimiyetini bir şahısta yâhut mahdut eşhâsın elinde bulundurmakta menfaat bekleyen câhil ve gâfil insanlar vardır. Hükümdarlar, kendilerini mevhum bir kuvvetin mümessili tanırlar ve bundan zevk alırlar. Fakat onların etrâfındaki menfaatperestler, bunu din kisvesine büründürerek bütün milleti iğfâle, idlâle çalışırlar. Nitekim şimdiye kadar çalışmışlardır. Nihâyet milletin kulağı bu terennümât ile dolar ve o telkînâtı îcâb-i din ve hakîkat-ı mahz telakkî eder. Bu gibilerine ''mürtecî'' ve hareketlerine de ''irticâ'' derler.<br><br>Fetvâ ile veyahut şu ve bu gibi telkînâtla milleti irticâya sevk etmek isteyenlerin yeri zindan olacaktır. Kat'îyetle ve bilâpervâ söylerim ki, hâkimiyet-i milliyemizin bir zerresini şu veya bu sûretle takyit etmek isteyenler en koyu mürtecîdir. Öylelere karşı milletin yapacağı şey, onları parçalamaktır."<ref>{{Kitap belirt
| son = KARAL (Ord. Prof.)
| ilk = Enver Ziya
| editör = Fatih ÖZDEMİR
| başlık = Atatürk'ten Düşünceler
| biçim = kitap
| erişimtarihi = 27 Kasım 2011
| yıl = 2003
| yayımcı = ODTÜ Yayıncılık
| yer = Ankara
| dil = Türkçe
| isbn = 975-7064-12-2
| sayfalar = 203
| alıntı = Medeni Bilgiler, Âfet İnan
}}</ref>
<!--Ü-->
<!--V-->
<!--Y-->
<!--Z-->
* "'''Zaman süratle ilerliyor, milletlerin, cemiyetlerin, fertlerin saadet ve bedbahtlık telâkkileri bile değişiyor. Böyle bir dünyada, asla değişmeyecek hükümler getirdiğini iddia etmek, aklın ve ilmin gelişimini inkâr etmek olur.'''"<ref>ATATÜRK, 1933, Milli Eğitim Bakanı Dr. Reşit Galip'e hitaben, İsmet Giritli, Kemalist Devrim ve İdeolojisi</ref>
* "Zamanında kitaplar karıştırdım. [[Hayat]] hakkında filozofların ne dediklerini anlamak istedim. Bir kısmı her şeyi kara görüyordu. “Mademki hiçiz ve sıfıra varacağız, dünyadaki geçici ömür sırasında sevinç ve mutluluğa yer bulunmaz” diyorlardı. Başka kitaplar okudum, bunları daha [[akıl]]lı adamlar yazmışlardı. '''Diyorlardı ki: “Mademki sonu nasıl olsa sıfırdır, hiç olmazsa yaşadığımız sürece şen ve [[neşe]]li olalım.” Ben kendi karakterim bakımından ikinci hayat görüşünü beğeniyorum, fakat şu sınırlar içinde: Bütün insanlığın varlığını kendi şahıslarında gören adamlar zavallıdır. Besbelli ki, o adam birey sıfatı ile yok olacaktır. Herhangi bir kişinin, yaşadıkça memnun ve mutlu olması için gereken şey, kendisi için değil, kendisinden sonra gelecekler için çalışmaktır. Anlayışlı bir adam, ancak bu şekilde hareket edebilir. Hayatta tam zevk ve mutluluk, ancak gelecek nesillerin şerefi, varlığı, mutluluğu için çalışmakta bulunabilir...'''"<ref>[http://web.archive.org/web/20180628120602/http://www.atam.gov.tr/ataturkun-soylev-ve-demecleri/romanya-disisleri-bakani-antonescu-ile-konusma Romanya Dışişleri Bakanı Antonescu İle Konuşma]</ref>
== Kaynakça ==
{{Kaynakça|2}}
{{Bölüm sonu|Mustafa Kemal Atatürk}}
[[Kategori:Mustafa Kemal Atatürk]]
gz109mtvvu7nhqs9qbc2y3nkhjh4y1d
239014
239013
2026-05-24T03:23:22Z
Aybeg
14620
239014
wikitext
text/x-wiki
{{Bölüm başı|Mustafa Kemal Atatürk|1}}
[[Dosya:Atatürk Selimiye Camii'nde (25 Aralık 1930).png|300pik|küçükresim|[[Din]] bir vicdan meselesidir. Herkes vicdanının emrine uymakta serbesttir. Biz dine saygı gösteririz. Düşünce ve tefekküre karşı değiliz. Biz sadece din işlerini, millet ve devlet işleriyle karıştırmamaya çalışıyoruz, kasde ve fiile dayanan bağnaz hareketlerden sakınıyoruz. Gericilere fırsat vermeyeceğiz.]]
[[Dosya:Türkler Arapların dinini kabul etmeden evvel de büyük bir millet idi.jpg|küçükresim|300pik|1|...Türkler Arapların dinini kabul etmeden evvel de büyük bir millet idi. Arap dinini kabul ettikten sonra bu din, ne Arapların, ne aynı dinde bulunan Acemlerin ve ne de Mısırlıların ve sâirenin Türklerle birleşip bir millet teşkil etmelerine hiçbir tesir etmedi. Bilakis, Türk milletinin millî rabıtalarını gevşetti; millî hislerini, millî heyecanlarını uyuşturdu. Bu pek tabii idi. Çünkü, [[Muhammed]]'in kurduğu [[din]]in gayesi, bütün milliyetlerin fevkinde şamil bir Arap milliyeti siyasetine müncer oluyordu.<br><center>— [http://turkcutoplumcu.org/images/medenibilgiler.pdf ''Medeni Bilgiler'']</center>]]
[[Dosya:Mustafa Kemal Paşa ve Abdurrahman Kamil Efendi (1930).jpg|300pik|küçükresim|Türkiye Cumhuriyeti'nde, her yetişkin dinini seçmekte [[özgürlük|hür]] olduğu gibi, belirli bir dinin merasimi de serbesttir. Yani, [[ibadet]] hürriyeti vardır. Doğal olarak ibadetler, güvenlik ve genel yaşama aykırı olamaz; [[siyaset|siyasal]] gösteri biçiminde yapılamaz.]]
<!--A-->
* "Âhiren Kur'ân'ın tercüme edilmesini emrettim. Bu da ilk defa olarak Türkçeye tercüme ediliyor. Muhammed'in hayatına âit bir kitabın tercüme edilmesi için de emir verdim. Halk, tekerrür etmekte olan bir şeyin mevcut olduğuna ve din ricâlinin derdinin ancak kendi karınlarını doyurup başka bir işleri olmadığını bilsinler."<ref>{{Kitap belirt
| son = KARAL (Ord. Prof.)
| ilk = Enver Ziya
| başlık = Atatürk'ten Düşünceler
| biçim = Kitap
| erişimtarihi = 24 Kasım 2011
| yıl = 2003
| yayımcı = ODTÜ Yayıncılık
| dil = Türkçe
| isbn = 975-7064-12-2
| sayfa = 92
| alıntı = Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri (II)
}}</ref>
* "Arabistan yarımadasının kumsal çöllerinden; (Ikre, Bismi, Rabbi) safsatasını esas tutmuş olan Araplar, uygar dünyada, bilhassa Türk zengin uygar bölgelerinde bu ilkel ve cahiliyet devrinin simgesi olan ilkeye dayanarak yapmadıkları tahrifat kalmamıştır. (...) asıl kilise yakınına gelindiği zaman deveye binmek sırası köleye geldiğinden ötürü Ömer’in yürüyerek; Arap ırkından başka ve yüksek ırklardan oluşan ordunun yüksek ve muhteşem huzurunda o ordunun kumandanlarına karşı yerden taş alarak atmak suretiyle gösterdiği çıplak ve çıfıt Araplık malumunuzdur. Bunu artık Türk çocuklarına bir erdem gibi okutmakta ısrar gösteren notları göz önüne almalısınız." <small>''(Atatürk'ün 1931 yılında Türk Tarih Kurumu Başkanı Tevfik Bıyıklıoğlu'na yazdığı sansürlenmiş mektubundan.)''</small><ref>Atilla Oral, Atatürk'ün Sansürlenen Mektubu, Demkar Yayınevi, 1. Basım, 61. sayfa</ref>
* "Arkadaşlar, efendiler ve ey millet, iyi biliniz ki, Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler, mensuplar memleketi olamaz. En doğru, en hakiki tarikat, [[medeniyet]] tarikatıdır."<ref>[https://twitter.com/SMEYDAN/status/1203903593079816192 MEDENİYET TARİKATI]</ref>
* "Artık Türkiye, din ve şeri'at oyunlarına sahne olmaktan çok yüksektir. Bu gibi oyuncular varsa kendilerine başka taraflarda sahne arasınlar."<ref>{{Kitap belirt
| son = KARAL (Ord. Prof.)
| ilk = Enver Ziya
| başlık = Atatürk'ten Düşünceler
| biçim = Kitap
| erişimtarihi = 24 Kasım 2011
| yıl = 2003
| yayımcı = ODTÜ Yayıncılık
| dil = Türkçe
| isbn = 975-7064-12-2
| sayfalar = 96
| alıntı = Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri (II)
}}</ref>
<!--B-->
* "Bâzı yerlerde kadınlar, görüyorum ki başına bir bez veya bir peştamal veya buna mümâsil bir şeyler atarak yüzünü, gözünü örter ve yanından geçen erkeklere karşı ya arkasını çevirir veya yere oturarak yumulur. Bu tavrın mânâ ve medlûlü nedir? Efendiler, medenî bir millet anası, millet kızı bu garip şekle, bu vahşî vaziyete girer mi? Bu hâl milleti gülünç gösteren bir manzaradır. Derhâl tashîhi lâzımdı."<ref>{{Kitap belirt
| son = KARAL (Ord. Prof.)
| ilk = Enver Ziya
| editör = Fatih ÖZDEMİR
| başlık = Atatürk'ten Düşünceler
| biçim = kitap
| erişimtarihi = 11 Temmuz 2012
| yıl = 2003
| yayımcı = ODTÜ Yayıncılık
| yer = Ankara
| dil = Türkçe
| isbn = 975-7064-12-2
| sayfa = 78
| alıntı = Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri (II)
}}</ref>
* "Ben, manevî miras olarak hiçbir âyet, hiçbir dogma, hiçbir donmuş ve kalıplaşmış kural bırakmıyorum. '''Benim manevi mirasım ilim ve akıldır.''' Benden sonrakiler, bizim aşmak zorunda olduğumuz çetin ve köklü zorluklar karşısında belki gayelere tamamen erişemediğimizi, fakat asla taviz vermediğimizi, akıl ve ilmi rehber edindiğimizi tasdik edeceklerdir. Benim Türk milleti için yapmak istediklerim ve başarmaya çalıştıklarım ortadadır. '''Benden sonra beni benimsemek isteyenler, bu temel eksen üzerinde akıl ve ilmin rehberliğini kabul ederlerse, manevî mirasçılarım olurlar.'''" <small>''(1933, Cumhuriyet Bayramı açılış konuşmasından.)''</small>
* "Benim bir dinim yok ve bazen bütün dinlerin denizin dibini boylamasını istiyorum. Hükümetini ayakta tutmak için dini kullanmaya gerek duyanlar zayıf yöneticilerdir. Âdetâ halkı bir kapana kıstırırlar. '''Benim halkım demokrasi ilkelerini, gerçeğin emirlerini ve bilimin öğretilerini öğrenecektir. Batıl inançlardan vazgeçilmelidir. İsteyen istediği gibi ibadet edebilir. Herkes kendi vicdanının sesini dinler. Ama bu davranış ne sağduyulu mantıkla çelişmeli ne de başkalarının özgürlüğüne karşı çıkmasına yol açmalıdır.'''"<ref>{{cite web|url=http://news.bbc.co.uk/2/hi/programmes/from_our_own_correspondent/9510135.stm|başlık=Modern Turkey, a delicate balance of East and West|erişimtarihi=23 Ekim 2011}}</ref><ref>{{web kaynağı|başlık=Google Books üzerinden Turkey Today|url=http://books.google.com.tr/books?ei=7TyBU6TQIsGGOK2sgKgK&hl=tr&id=_kdpAAAAMAAJ&dq=inauthor%3A%22Grace+Ellison%22&focus=searchwithinvolume&q=%22+I+have+no+religion%22|eser=Turkey Today|erişimtarihi=25 Mayıs 2014}}</ref> <small>''(1926-27 yıllarında Atatürk ile röportaj yapan Grace Ellison'ın 1928 yılında yayımlanan Turkey Today adlı kitabının 24. sayfasında İngilizce olarak yazıyor. Ancak Atatürk'ün not defterlerine göre, Atatürk bir İngiliz gazetecinin (Grace Ellison'ı kastediyor) söylemediklerini yazdığını ve söylediklerini çarpıttığını kendi el yazısıyla belirtiyor:'' "'''Bir İngiliz gazetesi muhâbiri benimle konuşuyor. Söylemediğim şeyleri yazıyor ve söylediğim şeyleri aleyhimize tefsîr ediyor. Kendisini men ettim. Söz vermişti. Anladım ki İstanbul'daki muallem insanlarla beraber âdetâ câsus.'''"<ref>{{kitap kaynağı|soyadı=Atatürk|ad=Mustafa Kemal|başlık=Atatürk'ün not defterleri|tarih=2009|yer=Ankara|yayıncı=Genelkurmay Basımevi|isbn=9789754092462|sayfalar=125}}</ref>'')''</small>
* "Benim elime büyük yetki ve güç geçerse ben sosyâl hayatımızda istenilen inkılabı bir anda bir ''{{dil|fr|coup}}'' ile yapacağımı zannederim. Zîrâ ben, bâzıları gibi halkı ve ulemayı yavaş yavaş benim görüşlerimin derecesinde görmeye ve düşündürmeye alıştırmak suretiyle bu işin yapılabileceğini kabul etmiyorum ve böyle harekete karşı ruhum isyan ediyor. Ben, bu kadar yıllık yüksek öğrenim gördükten, sosyal ve uygar hayatı inceledikten sonra neden halk seviyesine ineyim? Onları kendi seviyeme çıkarırım. Ben onlar gibi değil, onlar benim gibi olsunlar; şu da var ki bu konuda incelemeye değer bâzı noktalar var; bunları iyice kararlaştırmadan işe başlarsak hata olur."<ref>{{Kitap kaynağı
| son = KARAL (Ord. Prof.)
| ilk = Enver Ziya
| başlık = Atatürk'ten Düşünceler
| biçim = kitap
| erişimtarihi = 27 Mayıs 2013
| yıl = 2003
| yayımcı = ODTÜ Yayıncılık
| dil = Türkçe
| isbn = 975-7064-12-2
| sayfa = 62
| alıntı = Türk Tarih Kurumu Konferansları, 1969
}}</ref>
* "Biliriz ki Allah, Dünya üzerinde yarattığı bu kadar nîmeti, bu kadar güzellikleri insanlar istifade etsin, varlık içinde yaşasınlar diye yaratmıştır. Ve âzamî derecede faydalanabilmek için de bugün, Kâinat'tan esirgediği zekâyı, aklı insanlara vermiştir."<ref>{{İnternet kaynağı
| author=demonium
| url=http://www.gnoxis.com/forum.php
| format=html
| başlık=Atatürk'ün özdeyişleri
| date=17 Şubat 1923
| archive-url=http://www.gnoxis.com/ataturk-un-ozdeyisleri-30135.html
| archive-date=13 Nisan 2009
| erişimtarihi=30 Kasım 2011
| alıntı=İzmir İktisat Kongresi'ni açış söylevi
}}</ref>
* "Biz bir inkılap yaptık. Buna devam ediyoruz… Memleketin birçok yerleri, bilerek veya bilmeyerek isyan etti. Âsîleri cezalandırdık. Şimdiye kadar yaptıklarımız ondan sonra yerleşebilmiştir.<br><br>Biliyorsunuz ki, [[w:Fransız İhtilali|Fransa Büyük İnkılâbı]] hemen hemen [bir] yüzyıl devam etmiştir. Üç yılda esaslı bir inkılâbın bitebileceğini fark etmek hatâ olur.<br><br>''«Hocaları memnun edelim, İslâm âlimlerini memnun edelim, herkesi memnun edelim»'' dersek biz, maksadı sağlamış olamayız, idare-i maslahatçılar esaslı inkılâp yapamaz. Bugünkü sefâlet ve rezâlet içinde esâsen kimseyi memnun etmeye imkân yoktur. Yurt imar edildiği gün, millet zengin olduğu zaman herkes memnun olur."<ref>{{Kitap belirt
| son = KARAL (Ord. Prof.)
| ilk = Enver Ziya
| başlık = Atatürk'ten Düşünceler
| biçim = kitap
| erişimtarihi = 27 Mayıs 2013
| yıl = 2003
| yayımcı = ODTÜ Yayıncılık
| dil = Türkçe
| isbn = 975-7064-12-2
| sayfa = 62
| alıntı = Atatürk'ün İzmit Basın Toplantısı, s. 55
}}</ref>
* "Biz ne Bolşevikiz, ne de komünist: Ne biri, ne diğeri olamayız. Türkler milliyetperver ve dinlerine hürmetkâr bir millettir. Bizim hükümet şeklimiz tam bir demokrat hükümetidir."
* "'''Bizi yanlış yola sevk eden habisler, biliniz ki çok kere din perdesine bürünmüşlerdir.'''"
* "Bizim dinimiz en tabii ve mâkul dindir. Ve ancak bundan dolayıdır ki son din olmuştur. Bir dînin tabii olmasi için akla, fenne, ilme ve mantığa uygun olması lâzımdır. Bizim dînimiz bunlara tamamen uygundur."<ref>{{Kitap belirt
| son = KARAL (Ord. Prof.)
| ilk = Enver Ziya
| editör = Fatih ÖZDEMİR
| başlık = Atatürk'ten Düşünceler
| biçim = kitap
| erişimtarihi = 24 Kasım 2011
| yıl = 2003
| yayımcı = ODTÜ Yayıncılık
| yer = Ankara
| dil = Türkçe
| isbn = 975-7064-12-2
| sayfalar = 90
| alıntı = Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri (II)
}}</ref>
* "Bizim dinimiz hiçbir vakit kadınların erkeklerden geri kalmasını talep etmemiştir. Allah’ın emrettiği şeyi, kadın ve erkek beraber olarak ilim ve kültür edinmeleridir. Kadın ve erkek, bu ilim ve kültürü aramak ve nerede olursa oraya gitmek ve onunla dolu olma zorundadır. İslam ve Türk tarihi tetkik edilirse görülür ki bugün kendimizi bir türlü kayıtları bağlı zannettiğimiz şeyler yoktur. Türk sosyal hayatında kadınlar ilim, kültür ve diğer hususlarda erkeklerden katiyen geri kalmamışlardır. Belki daha ileriye gitmişlerdir."
* "Bizim dinimiz milletimize aşağılık, miskin ve hor görülmeyi tavsiye etmez. Aksine Allah da Peygamber de insanların ve milletlerin yücelik ve şereflerini muhafaza etmelerini emreder." <ref>Söyler ve Demeçler, 11, 90; Ethem Ruhi Fığlalı, Atatürk ve Din, Millî Eğitim Ankara 1981, s. 134-135.</ref>
* "Bizim kadın hayatımızda kadının tarz-ı telebbüsünde teceddüt yapmak meselesi mevzu-u bahs değildir. Milletimizde bu hususta yeni şeyleri bellettirmek mecburiyeti karşısında değiliz. Belki ancak dînimizde, milletimizde, tarihimizde zaten mevcut olan âdât-ı mergûbeye intizâm-ı cereyan vermek, mevzu-u bahs olabilir. Biz bağlı başımıza, kendi arzumuza, kendi terbiye ve seviyemize göre istediğiniz kıyafeti ihtiyâr eyleyebiliriz. Ancak bütün milletin şâyân-i kabul göreceği şekilleri, bütün milletin hayatında kabiliyet-i tatbîkiyesi olan kıyafetlere her hâlde temâyülât-ı umûmiyede aramak ve o şekillerin muvaffâkiyetini temâyülât-ı umûmiyeye tevâfukta görmek lâzımdır."<ref>{{Kitap belirt
| son = KARAL (Ord. Prof.)
| ilk = Enver Ziya
| editör = Fatih ÖZDEMİR
| başlık = Atatürk'ten Düşünceler
| biçim = kitap
| erişimtarihi = 11 Temmuz 2012
| yıl = 2003
| yayımcı = ODTÜ Yayıncılık
| yer = Ankara
| dil = Türkçe
| isbn = 975-7064-12-2
| sayfalar = 77-8
| alıntı = Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri (II)
}}</ref>
* "Bu devletin halife ile alaka ve münasebeti yoktur. Halkı kendi halinde terk edersek bir adım ileri atamayız. İnkılabın kanunu mevcut kanunların fevkindedir." <small>''(16 Ocak 1923)''</small>
* "[[İslâm|Büyük dinimiz]] [[Çalışmak|çalışma]]yanın insanlıkla hiç ilgisi olmadığını bildiriyor. Bazı kimseler çağdaş olmayı kâfir olmak sayıyorlar. Asıl küfür onların bu zannıdır. Bu yanlış tefsiri yapanların maksadı İslâmların kâfirlere esir olmasını istemek değil de nedir? Her sarıklıyı hoca sanmayın, hoca olmak sarıkla değil, dimağladır."<ref>{{İnternet kaynağı
| author=Şüpheci Melek
| url=http://suphecimelek.wordpress.com
| format=html
| başlık=Atatürk’ün dini görüşleri
| date=1923
| archive-url=http://suphecimelek.wordpress.com/2009/03/09/ataturkun-dini-gorusleri/
| archive-date=13 Nisan 2009
| erişimtarihi=3 Aralık 2011
| alıntı=Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri (II)
}}</ref>
<!--C-->
<!--Ç-->
* "Çobanlar, güneş, bulut ve yıldızlardan başka bir şey bilmezler. Yeryüzündeki köylüler de ancak bunu bilirler. Çünkü, ürün havaya bağlıdır. Türk yalnız doğayı kutsal sayar."<ref>Ayın Tarihi: 1930, No. 73, sayfa 6049-6055</ref>
<!--D-->
* "'''Din bakımından da bağımsız olmak zorundayız.'''" <small>''(Nutuk, s. 1153 - Belge 220 - Başlık: "Gazi Mustafa Kemal Paşa Hazretlerinin Ankaraya ilk gelişlerinde şehrin ileri gelen ve önemli kişilerine verdikleri nutkun örneğidir")''</small><ref>{{İnternet kaynağı
| author=demonium
| url=http://www.nigde.edu.tr/ckfinder_portal/userfiles/files/NUTUK.pdf
| format=PDF
| başlık=NUTUK
| date=1919-1927
| alıntı=Atatürk Araştırma Merkezi
}}</ref>
* "'''Din bir vicdan meselesidir. Herkes vicdanının emrine uymakta serbesttir. Biz dine saygı gösteririz. Düşünce ve tefekküre karşı değiliz.''' Biz sadece din işlerini, millet ve devlet işleriyle karıştırmamaya çalışıyoruz, kasde ve fiile dayanan bağnaz hareketlerden sakınıyoruz. Gericilere fırsat vermeyeceğiz."
* "Din lüzumlu bir müessesedir. Dinsiz milletlerin devamına imkan yoktur. Yalnız şurası var ki din, Allah ile kul arasındaki bağlılıktır. Softa sınıfının din simsarlığına müsaade edilmemelidir. Dinden maddî menfaat temin edenler, iğrenç kimselerdir. İşte biz, bu vaziyete muhalifiz ve buna müsaade etmiyoruz…" <small>''(1930)''</small><ref>Ethem Ruhi Fığlalı, Atatürk ve Din, Millî Eğitim Ankara 1981, s. 135</ref>
* "Din birliğinin de bir millet teşkilinde müessir olduğunu söyleyenler vardır. Fakat biz, bizim gözümüz önündeki Türk milleti tablosunda bunun aksini görmekteyiz.<br><br>'''Türkler Arapların dinini kabul etmeden evvel de büyük bir millet idi.''' Arap dinini kabul ettikten sonra bu din, ne Arapların, ne aynı dinde bulunan Acemlerin ve ne de Mısırlıların ve sâirenin Türklerle birleşip bir millet teşkil etmelerine hiçbir tesir etmedi. Bilakis, '''Türk milletinin millî rabıtalarını gevşetti; millî hislerini, millî heyecanlarını uyuşturdu. Bu pek tabii idi. Çünkü, Muhammed'in kurduğu dinin gayesi, bütün milliyetlerin fevkinde şamil bir Arap milliyeti siyasetine müncer oluyordu. Bu Arap fikri, Ümmet kelimesi ile ifade olundu. Muhammed’in dinini kabul edenler, kendilerini unutmağa, hayatlarını Allah kelimesinin her yerde yükseltilmesine hasretmeğe mecburdular. Bununla beraber, Allah’a kendi millî lisanında değil, Allah’ın Arap kavmine gönderdiği Arapça kitapla ibadet ve münacatta bulunacaktı. Arapça öğrenmedikçe Allah’a ne dediğini bilmeyecekti. Bu vaziyet karşısında Türk milleti birçok asırlar ne yaptığını, ne yapacağını bilmeksizin adeta bir kelimesinin manasını bilmediği halde Kur'ân'ı ezberlemekten beyni sulanmış hafızlara döndüler. Başlarına geçebilmiş olan haris serdarlar, Türk milletince karışık, cahil hocalar ağzıyla ateş ve azap ile müthiş bir muamma halinde kalan dini hırs ve siyasetlerine âlet ittihaz ettiler.''' Bir taraftan Arapları zorla emirleri altına aldılar, bir taraftan Avrupa'da Allah kelimesinin îlâsı (yüceltilmesi) parolası altında Hıristiyan milletlerini idareleri altına geçirdiler, fakat onların dinlerine ve milliyetlerine ilişmeyi düşünmediler.<br><br>Ne onları ümmet yaptılar, ne onlarla birleşerek kuvvetli bir millet yaptılar. '''Mısır'da belirsiz bir adamı 'Halifedir' diye yok ettiler, hırkasıdır diye bir palas pâreyi hilâfet alâmeti ve imtiyazı olarak altın sandıklara koydular, halife oldular. Gâh şarka, gâh garba veya her tarafa birden saldıra saldıra Türk milletini, topraklarını, menfaatlerini, benliğini unutturacak, Allah’a mütevekkil kılacak derin bir gaflet ve yorgunluk beşiğinde uyuttular. Millî duyguyu boğan, fânî Dünya'ya kıymet verdirmeyen, sefaletler, zaruretler, felaketler his olunmaya başlayınca, asıl hakiki saadete öldükten sonra Âhiret'te kavuşacağını vaat ve temin eden dinî akîde ve dinî his, millet uyandığı zaman onun şu acı hakikati görmesine mânî olamadı. Bu feci manzara karşısında kalanlara kendilerinden evvel ölenlerin Ahiret'teki saadetlerini düşünerek veya bir an evvel ölüm niyaz ederek Âhiret hayatına kavuşmak telkin eden din hissi, Dünya'nın acısı duyulan tokadıyla derhal Türk milletinin vicdanındaki çadırını yıktı. Davetlileri Türk düşmanları olan Arap çöllerine gitti. Türk vicdan-ı umûmîsi, derhal, yüzlerce asırlık kudret ve küşayişiyle (açıklıkla, ferahlıkla), büyük heyecanlarla çarpıyordu. Ne oldu? Türkün millî hissi, artık ocağında ateşlenmişti. Artık Türk, Cennet'i değil, eski, hakîkî büyük Türk cedlerinin mukaddes miraslarının son Türk ellerinin müdafaa ve muhafazasını düşünüyordu. İşte din hissinin Türk milletinde bıraktığı hatıra.'''<br><br>Türk milleti, millî hissi dînî hisle değil, fakat insanî hisle yan yana düşünmekten zevk alır, vicdanında millî hissin yanında insanî hissin şerefli yerini daima muhafaza etmekle müftehirdir (öğünür). Çünkü Türk milleti bilir ki bugün medeniyetin şahrahında (büyük yolunda) müstakil ve fakat kendilerine muvâzî yürüdüğü umum medenî milletlerle keşifleri mütekabil insânî ve medenî münasebet, elbette inkişafımızda devam için lazımdır. Ve yine malumdur ki Türk milleti, her medenî millet gibi mâzînin bütün devirlerinde keşifleriyle, ihtiralarıyla medeniyet âlemine hizmet etmiş insanların, milletlerin kıymetini takdir ve hatıralarını hürmetle muhafaza eder. Türk milleti, insaniyet âleminin samimi bir ailesidir.<br><br>Türk milleti en eski tarihlerde meşhur kurultaylarıyla, bu kurultaylarında devlet reislerini intihap etmeleriyle demokrasi fikrine ne kadar merbut olduklarını göstermişlerdir. Son tarih devirlerinde Türklerin teşkil ettikleri devletlerde başlarına geçen padişahlar, bu usulden ayrılarak müstebit olmuşlardır.<br><br>'''Kralların ve padişahların istibdadına [[din]]ler mesnet olmuştur. Krallar, halifeler, padişahlar etraflarını alan papazlar, hocalar tarafından yapılmış teşviklerle, ilâhî hukuka istinat etmişlerdir.''' Hâkimiyetin, bu hükümdarlara Allah tarafından verilmiş olduğu nazariyesi uydurulmuştur. Buna göre, hükümdar, ancak Allah’a karşı mesuldür. Kudret ve hakimiyetin hududu din kitaplarında aranabilir. İlâhî hukuka müstenit bir mutlakıyet kaidesi önünde demokrasi prensibinin ilk aldığı vaziyet mütevâzîdir. O, evvela hükümdarı devirmeğe değil, onun yalnız kuvvetlerini tahdîde, mutlakıyeti kaldırmağa çalıştı. Bu çalışma 400-500 sene evvelinden başlar. Evvela kuvvetin milletten geldiği ve kuvvete gayrı muktedir bir ele düşerse iştirak etmesiyledir."<ref>{{İnternet kaynağı
| author=Şüpheci Melek
| url=http://suphecimelek.wordpress.com
| format=html
| başlık=Atatürk’ün dini görüşleri
| date=1931
| archive-url=http://suphecimelek.wordpress.com/2009/03/09/ataturkun-dini-gorusleri/
| archive-date=9 Mart 2009
| erişimtarihi=3 Aralık 2011
| alıntı=Atatürk’ün Âfet İnan’a dikte ettirdiği “Yurttaş için Medeni Bilgiler” ders kitabında dinin rolü üzerine söylediği. Bu ifadeler, 1930'larda basılan kitabının 364-370, 402-3. sayfalarında bulunurken, sonraki senelerde yapılan baskılarda bu ifadeler çıkarılmış yani sansürlenmiş.
}}</ref><ref>{{İnternet kaynağı
| author=Can Dündar
| url=http://www.candundar.com.tr/
| format=html
| başlık=Atatürk'ün sansürlenen görüşleri
| date=2006
| archive-url=http://www.candundar.com.tr/_v3/#Did=3664
| archive-date=30 Ekim 2006
| erişimtarihi=3 Aralık 2011
}}</ref><ref>Prof. Dr. A. Afet İnan, ''Medeni Bilgiler ve M. Kemal Atatürk'ün El Yazıları'', sadeleştirenler Prof. Dr. Ali Sevim, Prof. Dr. Azmi Süslü, Doç. Dr. M. Akif Tural, s. 438 vd., Başbakanlık Atatürk Araştırma Merkezi, ISBN 975-16-1276-4</ref>
* "Din vardır ve lâzımdır. Temeli çok sağlam bir dinimiz var. Malzemesi iyi; fakat bina, uzun asırlardır ihmale uğramış. Harçlar döküldükçe yeni harç yapıp binayı takviye etmek lüzumu hissedilmemiş. Aksine olarak birçok yabancı unsur –tefsirler, hurafeler– binayı daha fazla hırpalamış. Bugün bu binaya dokunulamaz, tamir de edilemez. Ancak zamanla çatlaklar derinleşecek ve sağlam temeller üstünde yeni bir bina kurmak lüzumu hasıl olacaktır."
* "Din ve mezhep hiçbir zaman politika aleti olarak kullanılamaz."
* "Dînimizin tavsiye ettiği [[:w:Tesettür|tesettür]] hem hayatta, hem fazilete uygundur. Kadınlarımız, şeriatın tavsiyesi, dînin emri mûcibince tesettür etselerdi ne o kadar kapanacaklar, ne o kadar açılacaklardı. Tesettür-ü şer’î kadınlar için mûcib-i müşkilat olmayacak, kadınların hayât-i mâişette ve hayât-ı içtimâîyede, hayât-ı iktisâdiyede, hayât-ı mâişette ve hayât-ı ilimde erkeklerle teşrîk-i faaliyet etmesine mânî bulunmayacak bir şekl-i basittedir. Bu şekl-i basit, heyet-i içtimâiyemizin ahlâk ve âdâbına mugayir değildir."<ref name="ReferenceA">{{Kitap belirt
| son = KARAL (Ord. Prof.)
| ilk = Enver Ziya
| editör = Fatih ÖZDEMİR
| başlık = Atatürk'ten Düşünceler
| biçim = kitap
| erişimtarihi = 11 Temmuz 2012
| yıl = 2003
| yayımcı = ODTÜ Yayıncılık
| yer = Ankara
| dil = Türkçe
| isbn = 975-7064-12-2
| sayfa = 76
| alıntı = Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri (II)
}}</ref>
* "Dünyaca bilinmektedir ki, bizim devlet idaresindeki ana programımız, Cumhuriyet Halk Partisi programıdır. Bunun kapsadığı prensipler, idarede ve siyasette bizi aydınlatıcı ana hatlardır. Fakat bu prensipleri, gökten indiği sanılan kitapların dogmalarıyla asla bir tutmamalıdır. '''Biz, ilhamlarımızı, gökten ve gaipten değil, doğrudan doğruya hayattan almış bulunuyoruz. Bizim yolumuzu çizen; içinde yaşadığımız yurt, bağrından çıktığımız Türk milleti ve bir de milletler tarihinin bin bir fâcia ve ıstırap kaydeden yapraklarından çıkardığımız netîcelerdir.'''"<ref>{{Web kaynağı | başlık = Atatürk'ün Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin V. Dönem 3. Yasama Yılını Açış Konuşmaları | url = http://www.tbmm.gov.tr/tarihce/ataturk_konusma/5d3yy.htm | yayıncı = tbmm.gov.tr | erişimtarihi = 28 Temmuz 2014 | arşivurl = http://web.archive.org/web/20160313105733/http://tbmm.gov.tr/tarihce/ataturk_konusma/5d3yy.htm | arşivtarihi = 13 Mart 2016}}</ref><ref>http://www.atam.gov.tr/index.php?Page=SoylevDemecler&IcerikNo=352</ref><ref>{{Kitap belirt
| son = KARAL (Ord. Prof.)
| ilk = Enver Ziya
| editör = Fatih ÖZDEMİR
| başlık = Atatürk'ten Düşünceler
| biçim = kitap
| erişimtarihi = 26 Mayıs 2012
| yıl = 2003
| yayımcı = ODTÜ Yayıncılık
| yer = Ankara
| dil = Türkçe
| isbn = 975-7064-12-2
| sayfa = 192
| alıntı = Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri (I)
}}</ref><ref>[http://alkislarlayasiyorum.com/icerik/186321/ataturkun-son-meclis-konusmasi Atatürk'ün Son Meclis Konuşması]</ref>
<!--E-->
* "Efendiler, bütün insanlığın görgü, bilgi ve düşüncede yükselip olgunlaşması, Hıristiyanlığı, Müslümanlığı, Budizmi bir yana bırakarak basitleştirilmiş ve herkes için anlaşılacak duruma getirilmiş saf ve lekesiz bir Dünya dininin kurulması ve insanların, şimdiye kadar kavgalar, çirkeflikler, kaba istek ve iştahlar arasında bir sefalethanede yaşamakta olduklarını kabul ederek, bütün vücutları ve zekâları zehirleyen zararlı tohumları yok etmeye karar vermesi gibi şartların gerçekleşmesini gerektiren «birleşik bir Dünya devleti» kurma hayalinin tatlı olduğunu inkâr edecek değiliz. Türkiye'ye musallat olmamak şartıyla, hilâfetçileri ve Panislâmizm taraftarlarını memnun etmek için, bu tasavvur ve tahayyül bir dereceye kadar bizde de tasvir edilmişti. Ortaya atılan görüş şuydu: Avrupa'da, Asya'da, Afrika'da ve diğer kıt'alarda yaşayan Müslüman toplumları, gelecekte herhangi bir gün kendi irade ve arzularını kullanacak bir güç ve özgürlüğe kavuşurlar ve o zaman lüzumlu ve yararlı görürlerse, çağın gereklerine uygun birtakım uyuşma ve birleşme noktaları bulabilirler. Şüphesiz, her devletin, her toplumun birbirinden karşılayabileceği ihtiyaçları vardır. Karşılıklı çıkarları olacaktır. Tasarlanan bu bağımsız İslâm devletlerinin yetkili temsilcileri bir araya gelip bir kongre yaparlar ve falan ve filân İslâm devletleri arasında şu veya bu ilişkiler kurulmuştur. Bu ortak ilişkileri korumak ve bu ilişkilerin gerektirdiği şartlar içinde birlikte hareket sağlamak için, bütün İslâm devletlerinin temsilcilerinden kurulu bir meclis oluşturulacaktır. Birleşmiş olan İslâm devletleri bu meclisin başkanı tarafından temsil edilecektir derlerse ve isterlerse, işte o zaman, o birleşik İslâm devletine hilâfet ve ortak meclisin başkanlığına seçilecek zata da halife unvanı verirler. Yoksa, herhangi bir İslâm devletinin, bir kişiye bütün İslâm dünyasının işlerini yönetme ve yürütme yetkisini vermesi akıl ve mantığın hiçbir zaman kabul edemeyeceği bir durumdur."<ref>http://www.atam.gov.tr/index.php?Page=Nutuk&IcerikNo=334</ref>
* "Efendiler… Camiler itaat ve ibadet ile beraber din ve dünya için neler yapılmak lâzım geldiğini düşünmek danışmak için yapılmıştır. Millet işlerinde her kişinin zihninin başlı başına çalışması lâzımdır. İşte biz de burada din ve Dünya için geleceğimiz ve istiklalimiz için ve en çok millî egemenliğimiz için neler düşündüğümüzü meydana koyalım. Ben yalnız kendi düşüncelerimi söylemek istemiyorum. Hepinizin düşündüklerini anlatmak istiyorum. Millî ülküler, millî irade yalnız şahsın düşmesinden değil, tüm millet fertlerinin ülkülerinin toplamıyla yaratılır…"
* "Efendiler; camiler mukaddes minberleri halkın rûhânî, ahlâkî gıdalarına en âlî, en feyyaz membâlarıdır. Binâenaleyh camilerin, mescitlerin minberlerinden tenvîr ve irşat edecek kıymetli hutbelerin muhteviyatının halka ittilâ imkânını temin, Şer'iye Vekâlet-i Celîlesi'nin mühim bir vazîfesidir.<br><br>Minberlerden halkın anlayabileceği lisanla ruh ve dimağu hitap olunmakla Ehl-i İslâm'ın vücûdu canlanır, dimağı saflanır, îmânı kuvvetlenir; kalbi cesaret bulur. Fakat buna nazaran hutebât-ı kirâmın hâiz olmaları lâzım gelen evsâf-ı ilmiye, liyâkat-ı mahsûsa ve ahvâl-i âleme vukuf hâiz-i ehemmiyettir."<ref>{{Kitap belirt
| son = KARAL (Ord. Prof.)
| ilk = Enver Ziya
| editör = Fatih ÖZDEMİR
| başlık = Atatürk'ten Düşünceler
| biçim = kitap
| erişimtarihi = 24 Kasım 2011
| yıl = 2003
| yayımcı = ODTÜ Yayıncılık
| yer = Ankara
| dil = Türkçe
| isbn = 975-7064-12-2
| sayfalar = 92
| alıntı = Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri (I)
}}</ref>
* "Efendiler, tekke ve zâviyelerle türbelerin seddi ve alelumum tarîkatlarla şeyhlik, dervişlik, müritlik, çelebilik, falcılık, büyücülük ve türbedarlık ve ilâh gibi birtakım unvanların men'i ve ilgâsı da Takrîr-i Sükûn Kanunu devrinde yapılmıştır. Bu husustaki icraat ve tatbîkat, heyet-i içtimâîyemizin hurâfeperest iptidâî bir kavim olmadığını göstermek nokta-i nazarından ne kadar elzem idi; bu takdir olunur."<ref>{{Kitap belirt
| son = KARAL (Ord. Prof.)
| ilk = Enver Ziya
| editör = Fatih ÖZDEMİR
| başlık = Atatürk'ten Düşünceler
| biçim = kitap
| erişimtarihi = 24 Kasım 2011
| yıl = 2003
| yayımcı = ODTÜ Yayıncılık
| yer = Ankara
| dil = Türkçe
| isbn = 975-7064-12-2
| sayfalar = 95
| alıntı = Nutuk
}}</ref>
* "En son duam şudur ki, istekleri gerçekleştiren Büyük Allah, sevdiği Hz. Muhammed hürmetine bu kutsal vatanın sahibi ve savunucusu, kıyamete kadar Hz. Muhammed’in dininin en sadık koruyucusu olan necip milletimiz ile saltanat ve yüce hilâfeti korusun ve mukaddesatımızı düşünmekle sorumlu olan heyetimizi başarılı kılsın! Amin."<ref>Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, c. I., Ankara 1961, s. 13</ref>
* "...Evet, ben bilirim ki insan dinsiz olmaz. Fakat Türk’ün dini tabiattır. Bunu size münevversiniz diye söylüyorum."<ref>Ali Rıza Sağman, Hatıralar, Osman Ergin, Türkiye Maarif Tarihi içerisinde, İstanbul 1943, cilt 5, sayfa 1631, 1632.</ref>
* "Ey arkadaşlar! Tanrı birdir, büyüktür, ilâhî âdetlerin görüşlerine bakarak diyebiliriz ki, insanlar iki sınıfta, iki çağda incelenebilir, tik çağ insanlığın çocukluk ve gençlik çağı, ikinci çağ, insanlığın erginlik ve olgunluk çağıdır. İnsanlık birinci çağda tıpkı bir çocuk gibi, tıpkı bir genç gibi yakından ve maddi vasıtalarla kendisiyle ilgilenilmeyi gerekli görür. Allah, kullarının gerekli olan olgunluk noktasına ulaşmasına kadar, içlerinden vasıtalarla, kullarıyla ilgilenmeyi ilâhî gereklilik saymıştır. Onlara Hz. Adem’den itibaren kaydedilmiş, kaydedilmemiş sonsuz denecek kadar çok peygamber ve elçi göndermiştir. Fakat peygamberimiz aracılığıyla en son dini ve medeni hakikatları verdikten sonra artık insanlıkla aracı yoluyla temasta bulunmaya gerek görmemiştir. İnsanlığın anlama derecesi, aydınlanma ve olgunlaşması her kulun doğrudan doğruya ilâhî ilhamlarla temas yeteneğine ulaştığım kabul buyurmuştur. Bu sebepledir ki Hz. Peygamber, peygamberlerin sonuncusu olmuştur ve kitabı, en mükemmel kitaptır."<ref>Gazi Mustafa Kemal, Nutuk, 1927, s. 418; sadeleştirilmiş metin, Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, s. 106.</ref>
* "Ey millet, Allah birdir, şânı büyüktür. Allah'ın selâmeti, âtıfeti ve hayrı üzerinize olsun. Peygamberimiz efendimiz hazretleri, Cenâb-ı Hak tarafından insanlara hakayık-ı dînîyeyi tebliğe memur ve resûl olmuştur. Kanûn-i Esâsî'si cümlemizce mâlumdur ki, Kur'ân-ı Azîmüşşan'daki husustur. İnsanlara feyz rûhu vermiş olan dînimiz, son [hak] dindir. Ekmel tevâfuk ve tetâbuk ediyor. Eğer akla, mantığa ve hakîkate tevâfuk etmemiş olsaydı, bununla diğer kavânîn-i ilâhiye beyninde tezat olması îcap ederdi. Çünkü bilcümle kavânîn-i kevniyeyi yapan Cenâb-ı Hak'tır."<ref>{{Kitap belirt
| son = KARAL (Ord. Prof.)
| ilk = Enver Ziya
| editör = Fatih ÖZDEMİR
| başlık = Atatürk'ten Düşünceler
| biçim = kitap
| erişimtarihi = 24 Kasım 2011
| yıl = 2003
| yayımcı = ODTÜ Yayıncılık
| yer = Ankara
| dil = Türkçe
| isbn = 975-7064-12-2
| sayfalar = 91
| alıntı = Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri (II)
}}</ref>
<!--F-->
<!--G-->
* "Gazeteci muhatabımın sualine, 'Hükümetin dini olmaz!' diyemedim. Aksini söyledim, 'Vardır efendim, İslam dinidir' dedim." <small>''(Ocak 1923'te bir gazeteci ile din ve devlet üzerine konuşmasından 4 yıl sonra söyledikleri.)''</small><ref>Dücane Cündioğlu, Meşrutiyet'ten Cumhuriyet'e Din ve Siyaset, s. 3</ref>
<!--H-->
* "'''Her fert istediğini düşünmek, istediğine inanmak, kendine mahsus siyasî bir fikre sahip olmak, seçtiği bir dinin icaplarını yapmak veya yapmamak hak ve hürriyetine sahiptir. Kimsenin fikrine ve vicdanına hakim olunamaz.'''"
* "Hilâfetle beraber Türkiye'de mevcut olan Ortodoks ve Ermeni kiliseleri, Patrikhaneleri ile Musevi Hahamhanelerinin ortadan kalkması lazımdır. Hilâfet ve bu patriklikler yüzyıllardan beri, ruhanî yetki çerçeveleri dışında, muazzam ayrıcalıklar topladılar. Halkın düşünüşüne uygun olarak verilen haklar dışındaki ayrıcalıklarla, Cumhuriyet yönetiminin uygulanması mümkün değildir. Geçmişte, özellikle Abdülhamit'in tahttan indirilmesinden sonra, Anayasa'yı ve Meşrutiyet Kanunlarını, Batı'nın uygarlık makinesine benzer şekilde değiştirmeye çok çalıştık. Fakat bu girişimlerimiz sonuçsuz kaldı. Çünkü her adımda patrikhaneler ve hilâfet gibi siyasî, dinî kurumların hukuku ile karşı karşıya geldik… Patrikhanelerin veya hilâfetin itirazlarına maruz olmaksızın hiçbir düzenleme veya ilerici fikir, idare şeklimize sokulamıyordu." <small>''(4 Mayıs 1924)''</small><ref>Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri. Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Atatürk Araştırma Merkezi, Ankara, 1989, cilt 3. s. 102</ref><ref>Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri, Tamim ve Telgrafları, C. V; Ankara, 1972, s. 104</ref>
* "Hukukî hükümler zaman ve mekân içinde içtimaî heyetlerin uğradıkları değişiklere göre değişegeldiğinden on dört asır evvelki zaman ve mekânın ihtiyacına göre lüzumlu ve kafi görülmüş olan esaslar yerine bugün birçok mütenevvi kanunlar ve usuller konulmak zarureti görülmüştür. Bunlar dahi ebedî olmayıp zamanla değişmeye mahkûmdurlar."<ref>Atatürk'ten Düşünceler, derleyen: Prof. Enver Ziya Karal</ref>
* "Hürriyet insanın düşündüğünü ve dilediğini mutlak olarak yapabilmesidir. Bu tarif hürriyet kelimesinin en geniş manasıdır. İnsanlar bu manada hürriyete hiçbir zaman sahip olamamışlardır ve olamazlar. Çünkü malumdur ki insan, tabiatın mahlukudur. İptidai insanların, tabiatın her şeyinden, gök gürültüsünden, geceden, taşan bir nehirden ve vahşi hayvanlardan ve hatta birbirlerinden korktuklarını biliyoruz. İlk his ve düşüncesi korku olan insanın her düşünce ve dileğinin mutlak surette yapmaya kalkışmış olması düşünülemez. İptidai insan kümelerinde ata korkusu ve nihayet büyük kabile ve kavimlerde ata korkusu yerine kaim olan Allah korkusu insanların kafalarında ve hareketlerinde hesapsız memnular yaratmıştır. Memnular ve hurafeler üzerine kurulan birçok âdetler ve an'aneler, insanları düşünce ve harekette çok bağlamıştır, o kadar ki düşünce ve hareket serbestisi gibi bir hak mefhum malum olmamıştır. Cemaatlerin başına geçebilen adamlar, cemaati Allah namına idare ederdi."<ref name="MB">Vatandaş için Medeni Bilgiler</ref>
<!--I-->
<!--İ-->
* "İslâm dinini, yüzyıllardan beri alışageldiği üzere bir siyaset aracı durumundan uzaklaştırmak ve yüceltmek gerekli olduğu gerçeğini görüyoruz. Kutsal ve ilâhi inançlarımızı ve vicdani değerlerimizi, karanlık ve kararsız olan ve her türlü menfaat ve ihtiraslara görünüş sahnesi olan siyasetlerden ve siyasetin bütün kısımlarından bir an önce ve kesin olarak kurtarmak milletin dünyevi ve zührevi mutluluğunun emrettiği bir zarurettir. Ancak bu suretle islâm dininin yüceliği belirir."<ref>TBMM Zabit Ceridesi, devre II, cilt VII, s. 3.</ref>
* "İslâmiyetin ilk parlak devirlerinden mazi mahsulü olan sakim âdetler bir zaman için kendini göstermeye, nüfuz ikama muktedir olmamışsa da, biraz sonra İslâm hakâyıkına temessük, İslâm esaslarına teyfik-ı hareket etmekten ziyade, mazinin miraslarından olan âdet ve itikadları, dine karıştırmaya başlamışlardır. Bu yüzden İslâm cemiyetlerine dahil birtakım kavimler, İslâm oldukları halde sükûta, sefalete, inhitata mâruz kaldılar. Mazilerinin bâtıl itiyad ve itikadlarıyla İslâmiyeti teşvik ettikleri ve bu suretle hakikat-ı Islâmiye’den uzaklaştıkları için, kendilerini düşmanlarının esiri yaptılar."
<!--J-->
<!--K-->
* "Kasaba ve şehirde ecânibin nazar-ı dikkati en çok [[:w:Tesettür|şekl-i tesettür]] üzerinde tesebbüt ediyor. Buna bakanlar, kadınlarımızın hiçbir şey görmediklerini zannediyor. Mamafih, îcâb-ı dîn olan tesettür, kısaca ifâde etmek lâzım gelirse denebilir ki, kadınların külfetini mûcip ve muhâlif-i âdap olmayacak şekl-i basitte olmalıdır. Şekl-i tesettür, kadını hayatından, mevcudiyetinden tecrit edecek bir şekilde olmamalıdır. Bu sadette son söz olarak diyorum ki, bizi analarımızın adam etmesi lâzım idi. Onlar edebildikleri kadar etmişlerdir. Fakat bugünkü seviyemiz, bugünkü îcâbât ve ihtiyâcât-ı esâsiyeye gayrıkâfîdir. Başka zihniyette, başka kemâlde adamlara muhtacız. Bunları yetiştirecek olan, bundan sonraki validelerdir. Bu mârûzâtımın istiklâlini, şerefini, hayat ve mevcudiyetini temin ve idame umde ittihaz eden yeni Türkiye Devleti’nin esaslarından birini teşkil etmesi lâzımdır ve inşallah edecektir."<ref name="ReferenceA"/>
* "'''...kaza ve kader, talih ve tesadüf deyimleri Arapçadır; Türkleri ilgilendirmez.'''"<ref>''Arap Milliyetçiliği ve Türkler'', İlhan Arsel, s. 4</ref>
* "Kerbelâ, hafîd-i peygamberî, imam, seyf-i mübârek, müşerref; bu gibi avampesendâne laflarla milleti iğfal mes'elesinde bulunanlar artık insaf etsinler! Millet de dikkat ve basîretini arttırsın."<ref>{{Kitap belirt
| son = KARAL (Ord. Prof.)
| ilk = Enver Ziya
| editör = Fatih ÖZDEMİR
| başlık = Atatürk'ten Düşünceler
| biçim = kitap
| erişimtarihi = 24 Kasım 2011
| yıl = 2003
| yayımcı = ODTÜ Yayıncılık
| yer = Ankara
| dil = Türkçe
| isbn = 975-7064-12-2
| sayfalar = 99
| alıntı = Nutuk
}}</ref>
<!--L-->
<!--M-->
* "Millete anlattım ki İslâm-şümûl bir devlet tesis etmek vazifesiyle mükellef tahayyül edilen bir halifenin vazifesini ifa edebilmesi için, Türkiye Devleti ve onun bir avuç nüfusu, halifenin emrine tâbi tutulamaz. Millet, buna razı olamaz! Türkiye halkı bu kadar azîm bir mes’ûliyeti, bu kadar gayr-i mantıkî bir vazifeyi deruhde edemez.<br>'''Milletimiz, asırlarca, bu vâhi nokta-i nazardan hareket ettirildi. Fakat ne oldu?! Her gittiği yerde milyonlarca insan bıraktı. Yemen çöllerinde kavrulup mahvolan Anadolu evlâdlarının miktarını biliyor musunuz?''' dedim. '''Suriye’yi, Irak’ı muhafaza etmek için, Mısır’da barınabilmek için, Afrika’da tutunabilmek için ne kadar insan telef oldu, bunu biliyor musunuz?! Ve netice ne oldu görüyor musunuz?!''' dedim.<br>Halifeye, dünyaya meydan okutmak ve onu umum İslâm umûruna tasarruf sahibi kılmak fikrinde olanlar, bu vazifeyi yalnız Anadolu halkından değil, onun sekiz on misli nüfustan mürekkeb olan büyük İslâm kütlelerinden talep etmelidir! '''Yeni Türkiye’nin ve yeni Türkiye halkının, artık, kendi hayat ve saadetinden başka düşünecek bir şeyi yoktur... Başkalarına verebilecek bir zerresi kalmamıştır!''' dedim.<br>Diğer bir noktayı da halk nazarında tebârüz ettirmek için şu beyânâtta bulundum: Bir an için farzedelim ki, dedim, Türkiye, mevzu-i bahis vazifeyi kabul etsin... Bütün âlem-i İslâm’ı bir noktada tevhîd ederek sevk u idâre etmek gayesine yürüsün ve muvaffak dahi olsun! Pek âlâ ama taht-ı tâbiiyet ve idâremize almak istediğimiz milletler derlerse ki, bize büyük hizmetler ve muâvenetler yaptınız, teşekkür ederiz fakat biz müstakil kalmak istiyoruz. İstiklâl ve hâkimiyetimize kimsenin müdahalesini muvâfık görmeyiz! Biz kendi kendimizi sevk ve idâreye muktediriz!<br>O halde, Türkiye halkının bütün mesâi ve fedakârlığı, sadece bir teşekkür ve dua almak için mi ihtiyâr olunacaktır?!<br>'''Görülüyordu ki bir heva ü heves için, bir vehm ü hayal için, Türkiye halkını mahvetmek istiyorlardı.''' Hilâfet ve halifeye vazife ve salâhiyet vermek fikrinin mahiyeti bundan ibaretti."<ref>[[s:Nutuk/14. bölüm/Hilâfet meselesi hakkında halkın tereddüt ve endişesini izâle için verdiğim izâhât|Nutuk, "Hilâfet meselesi hakkında halkın tereddüt ve endişesini izâle için verdiğim izâhât"]]</ref>
* "Milletimiz, din ve dil gibi kuvvetli iki fazilete maliktir. Bu faziletleri hiçbir kuvvet milletimizin, kalp ve vicdanından çekip alamayacaktır ve alamaz."<ref>Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, Ankara 1959, 2. Baskı</ref>
* "Minberlerin halkın anlayacağı bir dille ruh ve dimağa hitab olunmakla İslam ehlinin vücudu canlanır, iman kuvvetlenir, kalbi cesaret bulur. Fakat buna nazaran hatiplerin haiz olmaları lâzım gelen özellik, yetenek ve Dünya'nın gidişini bilmeleri çok önemlidir."
* "Muhammed’in peygamberliğinin başlangıcına dair birçok eski rivayetler vardır. Bunlar artık efsanelere karışmıştır. Hakikatte peygamberin ilk söylediği Kuran ayetinin ne olduğu malum ve belki de mazbut değildir. Kuran sureleri Muhammed’e açık semada peyda olmuş bir şimşek gibi günün birinde, birdenbire bir taraftan inmiş değillerdi. Muhammed’in söylediği sureler uzun bir devirde dini düşüncelerinin ürünü olmuştur. Muhammed, bu surelere birçok çalıştıktan ve incelemeler yaptıktan sonra edebi şeklini vermiştir."<ref>Afet İnan, Atatürk'ün El Yazmaları, 2000'e Doğru dergisi, 8. sayı, s. 15-16.</ref>
* "...Müslümanları ve Türk milletini bu kerteye düşmüş sanmak ve İslâm dünyasının vicdan temizliğinden, ahlâk ve karakterindeki incelikten, alçakça ve canice maksatlar için yararlanma yolunu tutmak, artık o kadar kolay olmayacaktır. Küstahlığın da bir derecesi vardır." <small>''(Halifeliğin kaldırılması sırasında bu makamın dış güçler tarafınca Müslümanları kandırmak ve onları yönetmek için kullanılması üzerine Müslümanları savunmak için Nutuk'ta yazdıkları.)''</small><ref>{{İnternet kaynağı
| author=demonium
| url=http://www.eskisehir.gov.tr/sarici/nutuk/nutuk.php?id=381
| format=HTML
| başlık=NUTUK
| date=1919-1927
| alıntı=Atatürk Araştırma Merkezi ISBN 975-16-0401-X
}}</ref>
<!--N-->
<!--O-->
<!--Ö-->
<!--P-->
<!--R-->
<!--S-->
<!--Ş-->
<!--T-->
* "'''Türkiye Cumhuriyeti'nde, her yetişkin [[din]]ini seçmekte hür olduğu gibi, belirli bir dinin merasimi de serbesttir. Yani, ibadet hürriyeti vardır. Doğal olarak ibadetler, güvenlik ve genel yaşama aykırı olamaz; [[Siyaset|siyasal]] gösteri biçiminde yapılamaz.'''"<ref>[http://viransehir.meb.gov.tr/html/ata/27.htm MEB, Atatürk'ün din ve laiklik hakkındaki görüşleri.]</ref>
[[Dosya:Atatürk elyazı din.png|küçükresim|300pik|Türkiye Cumhuriyeti'nde herkes Allah'a istediği gibi ibadet eder. Hiç kimseye dinî fikirlerinden dolayı bir şey yapılmaz. Türk Cumhuriyeti'nin resmî dini yoktur. Türkiye'de, bir kimsenin fikirlerini zorla başkalarına kabul ettirmeye kalkışacak kimse yoktur ve buna müsaade edilmez. Artık samîmî mutekitler, derin iman sahipleri, hürriyetin icaplarını öğren.]]
* "'''Türkiye Cumhuriyeti'nde herkes Allah'a istediği gibi ibadet eder. Hiç kimseye dinî fikirlerinden dolayı bir şey yapılmaz. Türk Cumhuriyeti'nin resmî dini yoktur. Türkiye'de, bir kimsenin fikirlerini zorla başkalarına kabul ettirmeye kalkışacak kimse yoktur ve buna müsaade edilmez. Artık samîmî mutekitler, derin iman sahipleri, hürriyetin icaplarını öğren.'''"<ref name="MB"/>
* "Türk kadını ruhuna bilmeyen sath-i nazarlar kadınlarınıza bazı isnatta bulunmaktadırlar. Kadınlarınızın hayatta âtılâne yaşadıklarını, ilim ile, irfan ile münasebetleri bulunmadığını, hayât-ı medeniye ve içtimâîye ile alâkadar olmadıklarının, kadınlarımızın her şeyden mahrum kaldıklarını; onların Türk erkekleri tarafından hayattan, Dünya’dan, insanlıktan, kârükisbden uzak tutulduğunu söyleyenler vardır. Fakat hakîkat-i hâl böyle midir? Şüphesiz ki Türk kadınını şu suretle görmek, Türk kadınını görmemektir. Ecnebîlerin ve bizi düşman nazarıyla görenlerden tarif ve tasvir ettikleri kadınlar, bu vatanın asil kadını, Anadolu’nun asil Türk kadını değildir. Öyle kadınlar bizim kadınını yanlış görüp yanlış anlatanlar, bilhassa büyük şehirlerimizde, müterakkî, medenî zannedilen yerlerde, bazı Türk hanımlarının manzara-i hâriciyelerine bakarak aldanıyorlar. O kadınların hâricî manzaralarını aleyhimizdeki sûitefsirlere müsait bir zemin olarak alıyorlar. Milletin onların manzara-i hariciyelerinden çıkardıkları manayı bütün bütün Türk kadınlığına teşmil ediyorlar. İşte ilk tashih edilecek hata ve ilk ilan edilecek hakîkat buradadır. Manzara-i hâriciyelerinde düşmanlarımıza ve bilhassa haklı bir sermâye-i tezvir veren manzaralara hepiniz biliyorsunuz ve herkes biliyor ki en ziyade memleketimizin en büyük şehri olan, asırlarca devletin pâyitahtı ve makarr-ı hilâfeti bulunan İstanbul’da tesadüf ediliyor. Düşmanlarımız hükümler veriyor ve diyorlar ki: Türkiye mütemeddin bir millet olamaz, çünkü Türkiye halkı iki parçadan mürekkeptir. Kadın ve erkek diye iki kısma ayrılmıştır. Halbuki bir heyet-i içtimâiye, aynı gayeye bütün kadınları ve erkekleriyle beraber yürümezse, terakkî etmesine imkân-ı fennî ve ihtimâl-i ilmî yoktur."<ref>{{Kitap belirt
| son = KARAL (Ord. Prof.)
| ilk = Enver Ziya
| editör = Fatih ÖZDEMİR
| başlık = Atatürk'ten Düşünceler
| biçim = kitap
| erişimtarihi = 11 Temmuz 2012
| yıl = 2003
| yayımcı = ODTÜ Yayıncılık
| yer = Ankara
| dil = Türkçe
| isbn = 975-7064-12-2
| sayfalar = 76-7
| alıntı = Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri (II)
}}</ref>
* "Türk milleti daha dindar olmalıdır. Yani bütün sadeliğiyle dindar olmalıdır demek istiyorum. Dînimize, bizzat hakikate nasıl inanıyorsam buna da öyle inanıyorum. Şuura muhalif, ilerlemeye engel hiçbir şey ihtiva etmiyor. Halbuki Türkiye'ye istiklâlini veren bu Türk milleti içinde daha karışık, sun'î, bâtıl îtikatlardan ibaret bir din daha vardır. Fakat bunları benimsemiş olan câhiller, âcizler, sırası gelince tenevvür edeceklerdir. Onlara ziyâya takarrüp etmezlerse kendilerini mahv ve mahkûm etmişler demektir. Onları kurtaracağız." <small>''(11 Şubat 1924, Tanin gazetesi)''</small><ref>{{Kitap belirt
| son = KARAL (Ord. Prof.)
| ilk = Enver Ziya
| editör = Fatih ÖZDEMİR
| başlık = Atatürk'ten Düşünceler
| biçim = kitap
| erişimtarihi = 24 Kasım 2011
| yıl = 2003
| yayımcı = ODTÜ Yayıncılık
| yer = Ankara
| dil = Türkçe
| isbn = 975-7064-12-2
| sayfalar = 92-3
| alıntı = Tanin gazetesi
}}</ref>
* "Türk soydan gelme Müslüman değildir; çobanlar sadece güneşi, bulutları ve yıldızları tanır; yeryüzünde bütün köylüler aynısını bilir, çünkü mahsul havaya bağlıdır. Türk, tabiattan başka hiçbir şeyi kutsal tanımaz."<ref>Atatürk'ün Bütün Eserleri, 23. cilt, Kaynak Yayınları, s. 269</ref>
<!--U-->
* "Unutulmamalıdır ki milletin hâkimiyetini bir şahısta yâhut mahdut eşhâsın elinde bulundurmakta menfaat bekleyen câhil ve gâfil insanlar vardır. Hükümdarlar, kendilerini mevhum bir kuvvetin mümessili tanırlar ve bundan zevk alırlar. Fakat onların etrâfındaki menfaatperestler, bunu din kisvesine büründürerek bütün milleti iğfâle, idlâle çalışırlar. Nitekim şimdiye kadar çalışmışlardır. Nihâyet milletin kulağı bu terennümât ile dolar ve o telkînâtı îcâb-i din ve hakîkat-ı mahz telakkî eder. Bu gibilerine ''mürtecî'' ve hareketlerine de ''irticâ'' derler.<br><br>Fetvâ ile veyahut şu ve bu gibi telkînâtla milleti irticâya sevk etmek isteyenlerin yeri zindan olacaktır. Kat'îyetle ve bilâpervâ söylerim ki, hâkimiyet-i milliyemizin bir zerresini şu veya bu sûretle takyit etmek isteyenler en koyu mürtecîdir. Öylelere karşı milletin yapacağı şey, onları parçalamaktır."<ref>{{Kitap belirt
| son = KARAL (Ord. Prof.)
| ilk = Enver Ziya
| editör = Fatih ÖZDEMİR
| başlık = Atatürk'ten Düşünceler
| biçim = kitap
| erişimtarihi = 27 Kasım 2011
| yıl = 2003
| yayımcı = ODTÜ Yayıncılık
| yer = Ankara
| dil = Türkçe
| isbn = 975-7064-12-2
| sayfalar = 203
| alıntı = Medeni Bilgiler, Âfet İnan
}}</ref>
<!--Ü-->
<!--V-->
<!--Y-->
<!--Z-->
* "'''Zaman süratle ilerliyor, milletlerin, cemiyetlerin, fertlerin saadet ve bedbahtlık telâkkileri bile değişiyor. Böyle bir dünyada, asla değişmeyecek hükümler getirdiğini iddia etmek, aklın ve ilmin gelişimini inkâr etmek olur.'''"<ref>ATATÜRK, 1933, Milli Eğitim Bakanı Dr. Reşit Galip'e hitaben, İsmet Giritli, Kemalist Devrim ve İdeolojisi</ref>
* "Zamanında kitaplar karıştırdım. [[Hayat]] hakkında filozofların ne dediklerini anlamak istedim. Bir kısmı her şeyi kara görüyordu. “Mademki hiçiz ve sıfıra varacağız, dünyadaki geçici ömür sırasında sevinç ve mutluluğa yer bulunmaz” diyorlardı. Başka kitaplar okudum, bunları daha [[akıl]]lı adamlar yazmışlardı. '''Diyorlardı ki: “Mademki sonu nasıl olsa sıfırdır, hiç olmazsa yaşadığımız sürece şen ve [[neşe]]li olalım.” Ben kendi karakterim bakımından ikinci hayat görüşünü beğeniyorum, fakat şu sınırlar içinde: Bütün insanlığın varlığını kendi şahıslarında gören adamlar zavallıdır. Besbelli ki, o adam birey sıfatı ile yok olacaktır. Herhangi bir kişinin, yaşadıkça memnun ve mutlu olması için gereken şey, kendisi için değil, kendisinden sonra gelecekler için çalışmaktır. Anlayışlı bir adam, ancak bu şekilde hareket edebilir. Hayatta tam zevk ve mutluluk, ancak gelecek nesillerin şerefi, varlığı, mutluluğu için çalışmakta bulunabilir...'''"<ref>[http://web.archive.org/web/20180628120602/http://www.atam.gov.tr/ataturkun-soylev-ve-demecleri/romanya-disisleri-bakani-antonescu-ile-konusma Romanya Dışişleri Bakanı Antonescu İle Konuşma]</ref>
== Kaynakça ==
{{Kaynakça|2}}
{{Bölüm sonu|Mustafa Kemal Atatürk}}
[[Kategori:Mustafa Kemal Atatürk]]
9xlwp2ho9j8d4pv77jme2b86tzq4j0g
Sevr Antlaşması
0
4956
239001
197237
2026-05-23T14:03:52Z
~2026-31008-65
37554
Güzel sözmüş, yalan yok.
239001
wikitext
text/x-wiki
*Antlaşmanın tek bir hükmü bile üç yıldan fazla geçerli olamaz. Bu antlaşmayı unutun. Türkiye’de tek müttefikimizin Sultan olması bir trajedidir. Antlaşma baştan aşağı değiştirilmelidir.
:''T.E. Lawrence, 30 Mayıs 1920’de Sunday Times’e gönderdiği mektuptan''
*[[İstanbul]] yönetiminin antlaşmayı imzalayıp imzalamamasının hiç önemi yoktur. Bütün güç artık Anadolu’ya geçmiştir. Biz genelkurmay olarak bu gerçeği tekrar tekrar hükümete ifade ettik, fakat sonuç alamadık; çünkü dışişleri bakanlığı askeri kudret olmadan gerçekleştirilemeyecek projeler peşindedir.
:''İngiliz genelkurmay başkanı Henry Wilson''
* Emperyal kuklacıların darbe girişimi Türk milletinin sarsılmaz iradesine çarparak nasıl paramparça oldu ise demokratik seçimlerimize müdahale girişimleri de paramparça olacaktır. Yüzyıl önce Yunanistan eliyle milletimize acımasızca dayatılmak istenilen Sevr Antlaşması, bu defa 'Mavi Vatan'da yine Yunanistan eliyle hayata geçirilmek istenmektedir. Türk milleti, bir milli şahlanışla Sevr'i yırtıp, tarihin çöplüğüne atmıştır. Bu destansı şahlanış, sömürgecilerin ezdiği tüm milletlere emsal olmuş, nicelerinin de bağımsızlık ateşini yakmıştır. Bugün hala Sevr'in hayalini kuranlara vereceğimiz cevap, başaramayacaksınız.<ref>[https://www.aa.com.tr/tr/turkiye/tbb-baskani-feyzioglu-beklentimiz-geri-kalan-hizmet-kalemlerinde-de-kdv-indiriminin-gerceklestirilmesi/1959460 TBB Başkanı Feyzioğlu: Beklentimiz geri kalan hizmet kalemlerinde de KDV indiriminin gerçekleştirilmesi]</ref>
** [[Metin Feyzioğlu]]
* Yıllarca sürdürülen harika ve özverili çalışmalarımız, kaostan kurtulmuş ve kalkınmakta olan bir vilayet [Süleymaniye kastediliyor], sınırımızın ötesindeki vahşil dağcılarda etkili olan Kemalist propagandasıyla tamamen çöpe gitti. Peki ama neden? Cevabı oldukça basit: Çünkü ateşkesten sonra [Mondros Mütarekesini kastediyor] Türk sorununu çok yanlış bir biçimde ele aldık. Türkiye'yi bilen hepimiz Sevr antlaşmasının adaletsiz, haince ve uygulanması imkansız bir saçmalık olduğunu biliyorduk ama bize hiç kulak asan olmadı.<ref>[https://gertrudebell.ncl.ac.uk/l/gb-1-1-2-1-18-17 Letter from Gertrude Bell to her father, Sir Hugh Bell], 8 Eylül 1922.</ref>
** ''[[Gertrude Bell]], El-Cezire cephesinde Derbent muharebesinin Türk zaferiyle sonuçlanmasının ardından babası Sir Hugh Bell'e yazdığı bir mektupta.''
{{Vikiler|
commons= |
wikispecies= |
wikt= |
b= |
s= {{PAGENAME}} |
w= {{PAGENAME}} |
n= |
m= |
}}
{{Vikisöz bağlantıları}}
== Kaynakça ==
{{Kaynakça|30em}}
[[Kategori:Antlaşmalar]]
296ar715ibmwcz2ywq87rk67o9hh0et
İoanna Kuçuradi
0
22631
239010
238996
2026-05-23T19:29:30Z
Normike
36146
bir sözü ilave edildi
239010
wikitext
text/x-wiki
{{Biyografi
| kişi_adı = İoanna Kuçuradi
| resim_adı =
| resim_başlığı = Türk akademisyen ve felsefeci.
| doğum_tarihi = 4 Ekim 1936
| doğum_yeri = İstanbul
}}
'''''İoanna Kuçuradi''', Türk akademisyen ve felsefeci.''
== Sözleri ==
* Biz Türkçeyle felsefe yapıyoruz.<ref>https://www.hurriyet.com.tr/gundem/turkce-felsefe-yapilir-27844167</ref>
* Açılan her kapı bir başka kapıyı kapatır hep.
* Düşünceye düşünceyle karşı çıkılır, cezayla değil.
* Son zamanlarda sıkça duyuyorum… Dolandırıcı… Ne demektir dolandırıcı…. Ben bunu anlamıyorum… Dolandırıcı birinin etrafında dolanmak mıdır..? Yoksa başka birine yapılan oyalama eylemi midir?İnsanımız birine dolandırıcı dediği zaman ben şunu anlıyorum. Sen dolanıyorsun ama beni de oyalıyorsun.
* Büyük çapta yaratıcı insan 'benim' diyen insandır.
* Geçmiş, belki de, aslında daha açığa çıkarılmamıştır.
* Bilgisizliğin yarattığı sonuçlar yüzünden acı çekiyoruz.
* Mesleki eğitimden önce ‘insanlaşma eğitimi’ verilmeli.
* Güneş, hem kötü, hem de iyi insanların üstünde parlar.
* İnsan haklarının korunması kişilere ve devletlere bağlıdır.
* Okullarda felsefe öğretsek 20 yıl sonra farklı bir Türkiye olur.
* Eğitimde felsefeye yer verirsek 20 yıl sonra farklı bir Türkiye olur.
* Bütün fikirlere saygı... Benim çok takıldığım bir şey bu. Fikirler saygı konusu değildir, insanlar saygı konusudur, fikirler değerlendirme konusudur.
* Bir tek insan hakkı ihlali vardır; o da kişiye farklı davranmaktır.
* İnsanları tedirgin eden, olan biten değil, olan bitenle ilgili inandıkları.
* İnsanlar “başkalarının yargı gücüne kendi yargı güçlerinden çok güvenliler.
* Şu andaki durumuyla dünyamız, biz insanların yarattığı bir dünyadır. Başka türlü de olabilir.
* Hayata ‘evet’ deme aynı zamanda acıya, işkenceye, eksikliklere, açlıklara, ölüme de ‘evet’ demektir. * Biz şeyleri kendi çıkarımız doğrultusunda değerlendiriyorsak o şeylere değer atfetmiş oluyoruz ki bu o şeylerin gerçek değeri değil. Bir de şeyleri toplumsal, ahlaksal ya da dinsel olarak değerlendiriyoruz buna da değer biçmek deniyor. Bu da şeylerin gerçek değeri değil.
* Beni ilgilendiren hukukun da yönetimin de insan haklarına, açık kavranılmış insan haklarına dayanması.<ref>[http://www.youtube.com/watch?v=vcZ_riGbkcE Felsefeci Gözüyle Dünya’ya Bakış, Video, Dakika 23:49]</ref>
* Beni ilgilendiren hukukun da yönetimin de insan haklarına, açık kavranılmış insan haklarına dayanması.
* Bir kişiyi ele veren değer yargılar değil, değerlemeleridir -fiilen yaptıkları, ortaya koydukları, yaşadıklarıdır.
* Sürü insanının bütün kaygısı "sürüce ayakta durmaktır"; sürü teki pasiftir ve her türlü yaratıcılıktan yoksundur.
* Dünya problemlerine felsefeyle baktığımızda, hangisine bakarsak bakalım, hepsi, insan haklarıyla ilgili görünüyor.
* Kesintiye uğramış olan insan haklarının eğitimini, özellikle de etik eğitimini, ülke düzeyinde, kesintisiz sürdürmek gerekiyor.
* Özgür insan, yaratıcı insan, realiteye çevresini ve zamanını yöneten moralin gözlükleriyle bakarak fikir yürütmez; insanlar karşısında yargıç rolü oynamaz.
* Kendi kendisiyle hesaplaşarak yaşıyan kişi sürekli çıkmazda bulabilir kendini: doğru değerlendirmenin hangisi olduğuna karar verip inanabilmek için... her şeyi göze alır.
* Her çağda, bu cinayetlerin tekrar edilmesini istemeyen ve bunu engelleyen saf varlıklar ortaya çıkar. Ne var ki kullandıkları yollar başka cinayetlere, yeni felaketlere, yeni sefalete sebep olur.
* Bir kişinin yaşama tarzını değiştirmesi, onun karakterinin değiştiğini göstermez. O, yine aynı insandır; değişen sadece bilgisi, ona aynı hedefe başka yollardan da gidilebileceğini gösteren bilgisidir.
* En büyük ihtiyaç, çocuklarımıza bilgiye dayanarak ve bağlantıları görerek düşünmeyi öğrenmelerine; insanlarımıza da her şeyden önce ölmeyi ve öldürmeyi reddetmeyi öğrenmelerine yardımcı olmaktır.
*Aslında etik bilgisine çok ihtiyacımız vardır. Bizde etik, şimdi moda olduğu için o kelime kullanılıyor ama [[ahlak]]la karıştırılıyor; yani bir toplulukta geçerli kültür, en geçerli [[kültür]]el değer yargılarıyla karıştırılıyor. Oysa etik; bilgilerden oluşan... ''[Daha aşkın bir şey değil mi?]'' Aşkın değil. Bilgi, [[bilgi]] getirmesi söz konusu.
::''[http://www.youtube.com/watch?v=vcZ_riGbkcE Enver Aysever, Aykırı Sorular Programı]''
*Nedir insan hakları? Her şeyden önce, insanların —bazı [[insan]]ların— insanlık tarihine getirdikleri bir düşüncedir: İnsanların, insan oldukları için, yani belirli özellikler ve olanaklar taşıyan bir türün üyeleri oldukları için, bazı hakları olduğu—: görmedikleri, ama görmeleri gereken bir muamele söz konusu olduğu— ve başkalarına böyle bir muamele göstermeleri gerektiği düşüncesidir.<ref>[http://tbbdergisi.barobirlik.org.tr/m2004-52-19 TBB Dergisi, Laiklik ve İnsan Hakları, İoanna Kuçuradi]</ref>
==Eserlerinden==
===İnsan ve Değerleri===
* İnsanları tedirgin eden, olan biten değil, olan bitenle ilgili inandıklarıdır. ''(s. 5)''
* Gerek değer atfetme, gerekse değer biçme değerlendirileni değil, olsa olsa değerlendireni ele verir. ''(s. 30)''
* Şunu unutmamak gerekir ki, yaşamda çoğu zaman bir durumun, bir olayın, bir eylemin karşısında değil, bir insanın karşısında bulunuruz. Ve önemli olan da bunu bilmektir. ''(s. 65)''
* Her -izm bir genelleme, bir sınır aşma, bir toptan açıklama ya da bir soyutlamadır. ''(s. 72)''
* Doğru ve yanlış, varolan bir şey değil, varolan şeyler hakkındaki bilgimizin nitelikleridir. ''(s. 77)''
* Varlık temeli olmayan herhangi bir düşünceye saplanmak, böyle düşünmeyenlere de saldırmak: işte yobazlık budur. ''(s. 81)''
* Ve İnsanlar her şeyi yapmayanlardan, her şeyi yapamayacak olanlardan bile her şeyi bekleyerek yaşıyorlar. ''(s. 103)''
===Nietzsche ve İnsan===
* İnsanlar başkalarının yargı gücüne kendi yargı güçlerinden çok güvenirler. ''(s. 18)''
* İnsanlar üzerinde pek çok şey söylenir, ama insandan söz edilmez hiç. ''(s. 21)''
* Nerede canlı bir varlık buldumsa, orada boyun eğmenin sözünü de duydum. Her canlı varlık boyun eğen bir varlıktır. ''(s. 42)''
* Hür insan kendi kendisi olmak ister. ''(s. 95)''
* Soyluluk, insanın nereden geldiğine değil, insanın nereye doğru gittiğine bağlıdır. ''(s. 111)''
==Kaynakça==
{{Kaynakça}}
{{DEFAULTSORT:Kuçuradi, İoanna}}
[[Kategori:Kişiler-K]]
[[Kategori:Türk akademisyenler]]
[[Kategori:Türk yazarlar]]
[[Kategori:Yaşayan insanlar]]
[[Kategori:Türk filozoflar]]
ltzeqs1g1lptjismqppc6s244zcy8va
239011
239010
2026-05-23T19:31:23Z
Normike
36146
mükerrer söz kaldırıldı
239011
wikitext
text/x-wiki
{{Biyografi
| kişi_adı = İoanna Kuçuradi
| resim_adı =
| resim_başlığı = Türk akademisyen ve felsefeci.
| doğum_tarihi = 4 Ekim 1936
| doğum_yeri = İstanbul
}}
'''''İoanna Kuçuradi''', Türk akademisyen ve felsefeci.''
== Sözleri ==
* Biz Türkçeyle felsefe yapıyoruz.<ref>https://www.hurriyet.com.tr/gundem/turkce-felsefe-yapilir-27844167</ref>
* Açılan her kapı bir başka kapıyı kapatır hep.
* Düşünceye düşünceyle karşı çıkılır, cezayla değil.
* Son zamanlarda sıkça duyuyorum… Dolandırıcı… Ne demektir dolandırıcı…. Ben bunu anlamıyorum… Dolandırıcı birinin etrafında dolanmak mıdır..? Yoksa başka birine yapılan oyalama eylemi midir?İnsanımız birine dolandırıcı dediği zaman ben şunu anlıyorum. Sen dolanıyorsun ama beni de oyalıyorsun.
* Büyük çapta yaratıcı insan 'benim' diyen insandır.
* Geçmiş, belki de, aslında daha açığa çıkarılmamıştır.
* Bilgisizliğin yarattığı sonuçlar yüzünden acı çekiyoruz.
* Mesleki eğitimden önce ‘insanlaşma eğitimi’ verilmeli.
* Güneş, hem kötü, hem de iyi insanların üstünde parlar.
* İnsan haklarının korunması kişilere ve devletlere bağlıdır.
* Okullarda felsefe öğretsek 20 yıl sonra farklı bir Türkiye olur.
* Eğitimde felsefeye yer verirsek 20 yıl sonra farklı bir Türkiye olur.
* Bütün fikirlere saygı... Benim çok takıldığım bir şey bu. Fikirler saygı konusu değildir, insanlar saygı konusudur, fikirler değerlendirme konusudur.
* Bir tek insan hakkı ihlali vardır; o da kişiye farklı davranmaktır.
* İnsanları tedirgin eden, olan biten değil, olan bitenle ilgili inandıkları.
* İnsanlar “başkalarının yargı gücüne kendi yargı güçlerinden çok güvenliler.
* Şu andaki durumuyla dünyamız, biz insanların yarattığı bir dünyadır. Başka türlü de olabilir.
* Hayata ‘evet’ deme aynı zamanda acıya, işkenceye, eksikliklere, açlıklara, ölüme de ‘evet’ demektir.
* Biz şeyleri kendi çıkarımız doğrultusunda değerlendiriyorsak o şeylere değer atfetmiş oluyoruz ki bu o şeylerin gerçek değeri değil. Bir de şeyleri toplumsal, ahlaksal ya da dinsel olarak değerlendiriyoruz buna da değer biçmek deniyor. Bu da şeylerin gerçek değeri değil.
* Beni ilgilendiren hukukun da yönetimin de insan haklarına, açık kavranılmış insan haklarına dayanması.<ref>[http://www.youtube.com/watch?v=vcZ_riGbkcE Felsefeci Gözüyle Dünya’ya Bakış, Video, Dakika 23:49]</ref>
* Bir kişiyi ele veren değer yargılar değil, değerlemeleridir -fiilen yaptıkları, ortaya koydukları, yaşadıklarıdır.
* Sürü insanının bütün kaygısı "sürüce ayakta durmaktır"; sürü teki pasiftir ve her türlü yaratıcılıktan yoksundur.
* Dünya problemlerine felsefeyle baktığımızda, hangisine bakarsak bakalım, hepsi, insan haklarıyla ilgili görünüyor.
* Kesintiye uğramış olan insan haklarının eğitimini, özellikle de etik eğitimini, ülke düzeyinde, kesintisiz sürdürmek gerekiyor.
* Özgür insan, yaratıcı insan, realiteye çevresini ve zamanını yöneten moralin gözlükleriyle bakarak fikir yürütmez; insanlar karşısında yargıç rolü oynamaz.
* Kendi kendisiyle hesaplaşarak yaşıyan kişi sürekli çıkmazda bulabilir kendini: doğru değerlendirmenin hangisi olduğuna karar verip inanabilmek için... her şeyi göze alır.
* Her çağda, bu cinayetlerin tekrar edilmesini istemeyen ve bunu engelleyen saf varlıklar ortaya çıkar. Ne var ki kullandıkları yollar başka cinayetlere, yeni felaketlere, yeni sefalete sebep olur.
* Bir kişinin yaşama tarzını değiştirmesi, onun karakterinin değiştiğini göstermez. O, yine aynı insandır; değişen sadece bilgisi, ona aynı hedefe başka yollardan da gidilebileceğini gösteren bilgisidir.
* En büyük ihtiyaç, çocuklarımıza bilgiye dayanarak ve bağlantıları görerek düşünmeyi öğrenmelerine; insanlarımıza da her şeyden önce ölmeyi ve öldürmeyi reddetmeyi öğrenmelerine yardımcı olmaktır.
*Aslında etik bilgisine çok ihtiyacımız vardır. Bizde etik, şimdi moda olduğu için o kelime kullanılıyor ama [[ahlak]]la karıştırılıyor; yani bir toplulukta geçerli kültür, en geçerli [[kültür]]el değer yargılarıyla karıştırılıyor. Oysa etik; bilgilerden oluşan... ''[Daha aşkın bir şey değil mi?]'' Aşkın değil. Bilgi, [[bilgi]] getirmesi söz konusu.
::''[http://www.youtube.com/watch?v=vcZ_riGbkcE Enver Aysever, Aykırı Sorular Programı]''
*Nedir insan hakları? Her şeyden önce, insanların —bazı [[insan]]ların— insanlık tarihine getirdikleri bir düşüncedir: İnsanların, insan oldukları için, yani belirli özellikler ve olanaklar taşıyan bir türün üyeleri oldukları için, bazı hakları olduğu—: görmedikleri, ama görmeleri gereken bir muamele söz konusu olduğu— ve başkalarına böyle bir muamele göstermeleri gerektiği düşüncesidir.<ref>[http://tbbdergisi.barobirlik.org.tr/m2004-52-19 TBB Dergisi, Laiklik ve İnsan Hakları, İoanna Kuçuradi]</ref>
==Eserlerinden==
===İnsan ve Değerleri===
* İnsanları tedirgin eden, olan biten değil, olan bitenle ilgili inandıklarıdır. ''(s. 5)''
* Gerek değer atfetme, gerekse değer biçme değerlendirileni değil, olsa olsa değerlendireni ele verir. ''(s. 30)''
* Şunu unutmamak gerekir ki, yaşamda çoğu zaman bir durumun, bir olayın, bir eylemin karşısında değil, bir insanın karşısında bulunuruz. Ve önemli olan da bunu bilmektir. ''(s. 65)''
* Her -izm bir genelleme, bir sınır aşma, bir toptan açıklama ya da bir soyutlamadır. ''(s. 72)''
* Doğru ve yanlış, varolan bir şey değil, varolan şeyler hakkındaki bilgimizin nitelikleridir. ''(s. 77)''
* Varlık temeli olmayan herhangi bir düşünceye saplanmak, böyle düşünmeyenlere de saldırmak: işte yobazlık budur. ''(s. 81)''
* Ve İnsanlar her şeyi yapmayanlardan, her şeyi yapamayacak olanlardan bile her şeyi bekleyerek yaşıyorlar. ''(s. 103)''
===Nietzsche ve İnsan===
* İnsanlar başkalarının yargı gücüne kendi yargı güçlerinden çok güvenirler. ''(s. 18)''
* İnsanlar üzerinde pek çok şey söylenir, ama insandan söz edilmez hiç. ''(s. 21)''
* Nerede canlı bir varlık buldumsa, orada boyun eğmenin sözünü de duydum. Her canlı varlık boyun eğen bir varlıktır. ''(s. 42)''
* Hür insan kendi kendisi olmak ister. ''(s. 95)''
* Soyluluk, insanın nereden geldiğine değil, insanın nereye doğru gittiğine bağlıdır. ''(s. 111)''
==Kaynakça==
{{Kaynakça}}
{{DEFAULTSORT:Kuçuradi, İoanna}}
[[Kategori:Kişiler-K]]
[[Kategori:Türk akademisyenler]]
[[Kategori:Türk yazarlar]]
[[Kategori:Yaşayan insanlar]]
[[Kategori:Türk filozoflar]]
ecqex5ohf8qrlfenswk6vw039zq9go3
Vikisöz:Değişiklik sayılarına göre kullanıcılar listesi
4
24934
239012
238999
2026-05-23T21:30:02Z
YBot
18235
Güncelleme
239012
wikitext
text/x-wiki
{{/begin}}
<center>
{| class="wikitable"
! #
! Kullanıcı
! Değişiklik sayısı
! Kullanıcı grupları
|-
| 1
| [[Kullanıcı:Victor Trevor|Victor Trevor]]
| align="center" | 19.119
| editör
|-
| 2
| [[Kullanıcı:Vitruvian|Vitruvian]]
| align="center" | 13.188
| editör
|-
| 3
| [[Kullanıcı:Felecita|Felecita]]
| align="center" | 8.741
| hizmetli
|-
| 4
| [[Kullanıcı:Nosferatü|Nosferatü]]
| align="center" | 8.679
| editör
|-
| 5
| [[Kullanıcı:ToprakM|ToprakM]]
| align="center" | 7.128
| editör, arayüz yöneticisi
|-
| 6
| [[Kullanıcı:Brightt11|Brightt11]]
| align="center" | 5.030
| editör
|-
| 7
| [[Kullanıcı:Tarih|Tarih]]
| align="center" | 4.795
| editör
|-
| 8
| [[Kullanıcı:Nanahuatl|Nanahuatl]]
| align="center" | 4.453
| editör
|-
| 9
| [[Kullanıcı:Ölümsüz Sözler|Ölümsüz Sözler]]
| align="center" | 4.372
|
|-
| 10
| [[Kullanıcı:Turgut46|Turgut46]]
| align="center" | 4.212
| editör
|-
| 11
| [[Kullanıcı:Babatolian|Babatolian]]
| align="center" | 3.527
| editör
|-
| 12
| [[Kullanıcı:Feyyaztiftik|Feyyaztiftik]]
| align="center" | 3.254
| editör
|-
| 13
| [[Kullanıcı:Fuzûlî|Fuzûlî]]
| align="center" | 2.588
|
|-
| 14
| [[Kullanıcı:Modern primat|Modern primat]]
| align="center" | 2.131
| beyaz liste
|-
| 15
| [[Kullanıcı:Mavrikant|Mavrikant]]
| align="center" | 2.078
| editör
|-
| 16
| [[Kullanıcı:Viki|Viki]]
| align="center" | 1.972
|
|-
| 17
| [[Kullanıcı:Berrram|Berrram]]
| align="center" | 1.959
| editör
|-
| 18
| [[Kullanıcı:New user message|New user message]]
| align="center" | 1.816
|
|-
| 19
| [[Kullanıcı:Evrifaessa|Evrifaessa]]
| align="center" | 1.784
| editör
|-
| 20
| [[Kullanıcı:HakanIST|HakanIST]]
| align="center" | 1.762
| editör
|-
| 21
| [[Kullanıcı:Kibele|Kibele]]
| align="center" | 1.611
| editör
|-
| 22
| [[Kullanıcı:Yusuf kayadüğün|Yusuf kayadüğün]]
| align="center" | 1.549
|
|-
| 23
| [[Kullanıcı:Dabeon|Dabeon]]
| align="center" | 1.446
| editör
|-
| 24
| [[Kullanıcı:Science|Science]]
| align="center" | 1.397
| editör
|-
| 25
| [[Kullanıcı:Cekli829|Cekli829]]
| align="center" | 1.385
| editör
|-
| 26
| [[Kullanıcı:Vito Genovese|Vito Genovese]]
| align="center" | 1.346
| editör
|-
| 27
| [[Kullanıcı:Yomralı|Yomralı]]
| align="center" | 1.166
|
|-
| 28
| [[Kullanıcı:CommonsDelinker|CommonsDelinker]]
| align="center" | 1.146
| editör
|-
| 29
| [[Kullanıcı:Mustafa MVC|Mustafa MVC]]
| align="center" | 1.107
| editör
|-
| 30
| [[Kullanıcı:II. Niveles|II. Niveles]]
| align="center" | 1.042
|
|-
| 31
| [[Kullanıcı:Aguzer|Aguzer]]
| align="center" | 986
|
|-
| 32
| [[Kullanıcı:Diyapazon|Diyapazon]]
| align="center" | 960
| editör
|-
| 33
| [[Kullanıcı:Sabri76|Sabri76]]
| align="center" | 911
| editör
|-
| 34
| [[Kullanıcı:Kadı|Kadı]]
| align="center" | 814
| hizmetli
|-
| 35
| [[Kullanıcı:Ayshe17|Ayshe17]]
| align="center" | 761
|
|-
| 36
| [[Kullanıcı:Uncitoyen|Uncitoyen]]
| align="center" | 758
| editör
|-
| 37
| [[Kullanıcı:1980OmerYilmaz|1980OmerYilmaz]]
| align="center" | 674
| beyaz liste
|-
| 38
| [[Kullanıcı:Reality006|Reality006]]
| align="center" | 669
|
|-
| 39
| [[Kullanıcı:3210|3210]]
| align="center" | 589
|
|-
| 40
| [[Kullanıcı:By erdo can|By erdo can]]
| align="center" | 523
| editör
|-
| 41
| [[Kullanıcı:Pivox|Pivox]]
| align="center" | 522
| editör
|-
| 42
| [[Kullanıcı:~2026-16868-14|~2026-16868-14]]
| align="center" | 518
|
|-
| 43
| [[Kullanıcı:Elvorix|Elvorix]]
| align="center" | 504
| editör
|-
| 44
| [[Kullanıcı:Pinar|Pinar]]
| align="center" | 446
| editör
|-
| 45
| [[Kullanıcı:Amfetamin|Amfetamin]]
| align="center" | 439
|
|-
| 46
| [[Kullanıcı:Renamed user 41d4a6caf1d82f0a356d4fa13ee53984|Renamed user 41d4a6caf1d82f0a356d4fa13ee53984]]
| align="center" | 418
|
|-
| 47
| [[Kullanıcı:Henrymorgan92|Henrymorgan92]]
| align="center" | 417
| editör
|-
| 48
| [[Kullanıcı:Pathoschild|Pathoschild]]
| align="center" | 394
|
|-
| 49
| [[Kullanıcı:Kendim~trwikiquote|Kendim~trwikiquote]]
| align="center" | 390
|
|-
| 50
| [[Kullanıcı:DrArdeN|DrArdeN]]
| align="center" | 390
| editör
|-
| 51
| [[Kullanıcı:Tragic Kingdom|Tragic Kingdom]]
| align="center" | 389
| editör
|-
| 52
| [[Kullanıcı:Tehonk|Tehonk]]
| align="center" | 386
| editör
|-
| 53
| [[Kullanıcı:Dbl2010|Dbl2010]]
| align="center" | 385
|
|-
| 54
| [[Kullanıcı:Placeboizm|Placeboizm]]
| align="center" | 374
| editör
|-
| 55
| [[Kullanıcı:Zaitsév|Zaitsév]]
| align="center" | 352
| editör
|-
| 56
| [[Kullanıcı:Fzelen06|Fzelen06]]
| align="center" | 331
|
|-
| 57
| [[Kullanıcı:Kutsalyolcusu|Kutsalyolcusu]]
| align="center" | 330
| editör
|-
| 58
| [[Kullanıcı:Slayerized|Slayerized]]
| align="center" | 325
|
|-
| 59
| [[Kullanıcı:Lionel Cristiano|Lionel Cristiano]]
| align="center" | 324
| editör
|-
| 60
| [[Kullanıcı:Therou|Therou]]
| align="center" | 311
| editör
|-
| 61
| [[Kullanıcı:Melinoë|Melinoë]]
| align="center" | 303
| editör
|-
| 62
| [[Kullanıcı:Suelnur|Suelnur]]
| align="center" | 295
|
|-
| 63
| [[Kullanıcı:Koc61|Koc61]]
| align="center" | 262
|
|-
| 64
| [[Kullanıcı:Merube 89|Merube 89]]
| align="center" | 244
|
|-
| 65
| [[Kullanıcı:Egemensen~trwikiquote|Egemensen~trwikiquote]]
| align="center" | 238
|
|-
| 66
| [[Kullanıcı:Refrenantem|Refrenantem]]
| align="center" | 237
|
|-
| 67
| [[Kullanıcı:Tegel|Tegel]]
| align="center" | 234
|
|-
| 68
| [[Kullanıcı:Gnosis58|Gnosis58]]
| align="center" | 230
|
|-
| 69
| [[Kullanıcı:Ralph102|Ralph102]]
| align="center" | 222
| beyaz liste
|-
| 70
| [[Kullanıcı:Gökhan|Gökhan]]
| align="center" | 221
|
|-
| 71
| [[Kullanıcı:阿尔达|阿尔达]]
| align="center" | 218
|
|-
| 72
| [[Kullanıcı:Sinestik|Sinestik]]
| align="center" | 214
| editör
|-
| 73
| [[Kullanıcı:Kayra|Kayra]]
| align="center" | 213
| editör
|-
| 74
| [[Kullanıcı:Sae1962|Sae1962]]
| align="center" | 212
| editör
|-
| 75
| [[Kullanıcı:Mutlutopuz|Mutlutopuz]]
| align="center" | 210
| editör
|-
| 76
| [[Kullanıcı:Duvardakiyazi|Duvardakiyazi]]
| align="center" | 198
|
|-
| 77
| [[Kullanıcı:Ersene|Ersene]]
| align="center" | 196
| beyaz liste
|-
| 78
| [[Kullanıcı:Hsngllc|Hsngllc]]
| align="center" | 193
|
|-
| 79
| [[Kullanıcı:07|07]]
| align="center" | 186
| editör
|-
| 80
| [[Kullanıcı:Mors et Vita|Mors et Vita]]
| align="center" | 178
| beyaz liste
|-
| 81
| [[Kullanıcı:Dbilgener|Dbilgener]]
| align="center" | 177
|
|-
| 82
| [[Kullanıcı:Stultiwikia|Stultiwikia]]
| align="center" | 176
| editör
|-
| 83
| [[Kullanıcı:Dakmor Tojira|Dakmor Tojira]]
| align="center" | 164
| editör
|-
| 84
| [[Kullanıcı:Thomas|Thomas]]
| align="center" | 163
|
|-
| 85
| [[Kullanıcı:Mereyü|Mereyü]]
| align="center" | 156
| editör
|-
| 86
| [[Kullanıcı:Ata Barış|Ata Barış]]
| align="center" | 155
| editör
|-
| 87
| [[Kullanıcı:Fatih.cyd|Fatih.cyd]]
| align="center" | 151
|
|-
| 88
| [[Kullanıcı:Hazan|Hazan]]
| align="center" | 149
| editör
|-
| 89
| [[Kullanıcı:Türkolog1984|Türkolog1984]]
| align="center" | 146
|
|-
| 90
| [[Kullanıcı:Yahya1967|Yahya1967]]
| align="center" | 141
|
|-
| 91
| [[Kullanıcı:Habil Özdemir|Habil Özdemir]]
| align="center" | 137
|
|-
| 92
| [[Kullanıcı:ArthurBot|ArthurBot]]
| align="center" | 132
|
|-
| 93
| [[Kullanıcı:Pusula Ölümsüz Sözler|Pusula Ölümsüz Sözler]]
| align="center" | 131
|
|-
| 94
| [[Kullanıcı:Urungu97|Urungu97]]
| align="center" | 129
| editör
|-
| 95
| [[Kullanıcı:Normike|Normike]]
| align="center" | 129
|
|-
| 96
| [[Kullanıcı:Perfims|Perfims]]
| align="center" | 127
|
|-
| 97
| [[Kullanıcı:Alaattin savas|Alaattin savas]]
| align="center" | 120
|
|-
| 98
| [[Kullanıcı:Amia222|Amia222]]
| align="center" | 119
|
|-
| 99
| [[Kullanıcı:Afakii|Afakii]]
| align="center" | 118
| beyaz liste
|-
| 100
| [[Kullanıcı:Rəşid Nurməmmədov|Rəşid Nurməmmədov]]
| align="center" | 115
|
|}
</center>
afiaa5s7krpodyvtthgn0kxane5mhw6
KUZEYİN TORUNU
0
47262
239002
2026-05-23T14:07:04Z
KUZEYİN TORUNU
37553
Karadenizin bağrından koptuk da geldik
239002
wikitext
text/x-wiki
Araştırmacı Yazar / Türkolog
KUZEYİN TORUNU BARAN KORKUT
2hq50v7coi8ktwsvqv4uayfqw54p8by
Kullanıcı:KUZEYİN TORUNU
2
47263
239003
2026-05-23T14:09:45Z
KUZEYİN TORUNU
37553
/* */ KUZEYİN TORUNU BARAN KORKUT
239003
wikitext
text/x-wiki
KUZEYİN TORUNU BARAN KORKUT
mohicou0wsev96e66vvga3xljfrurxa
Jemshit Batyrov
0
47264
239005
2026-05-23T18:24:45Z
Jemshitbatyrov
37556
"{{Kişi bilgi kutusu | ad = Jemshit Batyrov | resim = Jemshit Batyrow Official Portrait (15).png | resim_boyutu = 240px | açıklama = Jemshit Batyrov resmi profil fotoğrafı | doğum_tarihi = {{Doğum tarihi ve yaşı|1994|10|21}} | doğum_yeri = Türkmenistan | meslek = Pop şarkıcısı, besteci, müzisyen | tarz = Pop | resmî_sitesi = | vikipedi = | vikiveri = Q139717979 }} '''Jemshit B..." içeriğiyle yeni sayfa oluşturdu
239005
wikitext
text/x-wiki
{{Kişi bilgi kutusu
| ad = Jemshit Batyrov
| resim = Jemshit Batyrow Official Portrait (15).png
| resim_boyutu = 240px
| açıklama = Jemshit Batyrov resmi profil fotoğrafı
| doğum_tarihi = {{Doğum tarihi ve yaşı|1994|10|21}}
| doğum_yeri = Türkmenistan
| meslek = Pop şarkıcısı, besteci, müzisyen
| tarz = Pop
| resmî_sitesi =
| vikipedi =
| vikiveri = Q139717979
}}
'''Jemshit Batyrov''' (d. 21 Ekim 1994), Türkmen pop şarkıcısı, besteci ve müzisyen.
== Sözleri ==
* Müzik, insanın ruhunu besleyen en evrensel dildir.
* Sahnede dinleyicilerimle göz göze gelip aynı ritimde buluştuğum an, en mutlu olduğum andır.
* Her yeni beste, kalbimden dinleyicilerimin kalbine uzanan yeni bir köprüdür.
== Şarkı Sözleri ==
=== Ölerem Onsuz ===
* Ölerem onsuz, yaşayamam sensiz.
=== Dumanlı Yollar ===
* Dumanlı yollar ardında kaldım, sesini uzaklardan duydum.
== Kaynakça ==
{{Kaynakça}}
{{DEFAULTSORT:Batyrov, Jemshit}}
[[Kategori:1994 doğumlular]]
[[Kategori:Yaşayan insanlar]]
[[Kategori:Türkmen şarkıcılar]]
[[Kategori:Türkmen besteciler]]
43mym1jdyjiwmu0oo4f7kyw7shufo7y
239006
239005
2026-05-23T18:39:33Z
Jemshitbatyrov
37556
239006
wikitext
text/x-wiki
{{Kişi bilgi kutusu
| ad = Jemshit Batyrov
| resim = Jemshit Batyrow Official Portrait (15).png
| resim_boyutu = 240px
| açıklama = Jemshit Batyrov resmi profil fotoğrafı
| doğum_tarihi = {{Doğum tarihi ve yaşı|1994|10|21}}
| doğum_yeri = Türkmenistan
| meslek = Pop şarkıcısı, besteci, müzisyen
| tarz = Pop
| resmî_sitesi =
| vikipedi =
| vikiveri = Q139717979
}}
'''Jemshit Batyrov''' (d. 21 Ekim 1994), Türkmen pop şarkıcısı, besteci ve müzisyen.
== Sözleri ==
* Müzik, insanın ruhunu besleyen en evrensel dildir.
* Sahnede dinleyicilerimle göz göze gelip aynı ritimde buluştuğum an, en mutlu olduğum andır.
* Her yeni beste, kalbimden dinleyicilerimin kalbine uzanan yeni bir köprüdür.
== Şarkı Sözleri ==
=== Ölerem Onsuz ===
* Ölerem onsuz, yaşayamam sensiz.
=== Dumanlı Yollar ===
* Dumanlı yollar ardında kaldım, sesini uzaklardan duydum.
== Kaynakça ==
{{Kaynakça}}
{{DEFAULTSORT:Batyrov, Jemshit}}
[[Kategori:1994 doğumlular]]
[[Kategori:Şarkıcılar]]
[[Kategori:Besteciler]]
t1vxpcnzx8il7sv95lpgmljrfv9iicr
239007
239006
2026-05-23T18:39:44Z
Jemshitbatyrov
37556
239007
wikitext
text/x-wiki
{{Kişi bilgi kutusu
| ad = Jemshit Batyrov
| resim = Jemshit Batyrow Official Portrait (15).png
| resim_boyutu = 240px
| açıklama = Jemshit Batyrov resmi profil fotoğrafı
| doğum_tarihi = {{Doğum tarihi ve yaşı|1994|10|21}}
| doğum_yeri = Türkmenistan
| meslek = Pop şarkıcısı, besteci, müzisyen
| tarz = Pop
| resmî_sitesi =
| vikipedi =
| vikiveri = Q139717979
}}
'''Jemshit Batyrov''' (d. 21 Ekim 1994), Türkmen pop şarkıcısı, besteci ve müzisyen.
== Sözleri ==
* Müzik, insanın ruhunu besleyen en evrensel dildir.
* Sahnede dinleyicilerimle göz göze gelip aynı ritimde buluştuğum an, en mutlu olduğum andır.
* Her yeni beste, kalbimden dinleyicilerimin kalbine uzanan yeni bir köprüdür.
== Şarkı Sözleri ==
=== Ölerem Onsuz ===
* Ölerem onsuz, yaşayamam sensiz.
=== Dumanlı Yollar ===
* Dumanlı yollar ardında kaldım, sesini uzaklardan duydum.
== Kaynakça ==
{{Kaynakça}}
{{DEFAULTSORT:Batyrov, Jemshit}}
[[Kategori:Şarkıcılar]]
[[Kategori:Besteciler]]
79uw0oz4t8391onsnsbrggtbm8blhln
239008
239007
2026-05-23T18:45:56Z
Jemshitbatyrov
37556
239008
wikitext
text/x-wiki
{{Kişi bilgi kutusu
| ad = Jemshit Batyrov
| resim = Jemshit Batyrow Official Portrait (15).png
| resim_boyutu = 240px
| açıklama = Jemshit Batyrov resmi profil fotoğrafı
| doğum_tarihi = {{Doğum tarihi ve yaşı|1994|10|21}}
| doğum_yeri = Türkmenistan
| meslek = Pop şarkıcısı, besteci, müzisyen
| tarz = Pop
| resmî_sitesi =
| vikipedi =
| vikiveri = Q139717979
}}
'''Jemshit Batyrov''' (d. 21 Ekim 1994), Türkmen pop şarkıcısı, besteci ve müzisyen.
== Sözleri ==
* Müzik, insanın ruhundaki en samimi duyguları sınır olmadan dünyaya anlatma şeklidir.
* Kendi kültürümüzün ve coğrafyamızın sesini modern ezgilerle buluşturarak geleceğe taşımak en büyük gayemdir.
* Sahnede dinleyicilerimle aynı duygu ikliminde buluşup tek yürek olmak, bir sanatçının alabileceği en büyük ödüldür.
== Şarkı Sözleri ==
=== Ölerem Onsuz ===
* "Onu mənə çox görmə Allahım,
Ölərəm onsuz, ölərəm onsuz.
Ucalar göylərə naləm, ucalar ahım,
Ölərəm onsuz, ölərəm onsuz."
* "Gözlərimin nurunu alma məndən,
Yalvarıram onu ayrı salma məndən.
Bu arzumu ürəyimdə qoyma nolar,
Yalvarıram onu ayrı salma məndən."
== Kaynakça ==
{{Kaynakça}}
{{DEFAULTSORT:Batyrov, Jemshit}}
[[Kategori:Şarkıcılar]]
[[Kategori:Besteciler]]
g0sc1nt5044cryimul7osabfacrgl2g
239009
239008
2026-05-23T18:55:33Z
Jemshitbatyrov
37556
239009
wikitext
text/x-wiki
{{Kişi bilgi kutusu
| ad = Jemshit Batyrov
| resim = Jemshit Batyrow Official Portrait (15).png
| resim_boyutu = 240px
| açıklama = Jemshit Batyrov resmi profil fotoğrafı
| doğum_tarihi = {{Doğum tarihi ve yaşı|1994|10|21}}
| doğum_yeri = Türkmenistan
| meslek = Pop şarkıcısı, besteci, müzisyen
| tarz = Pop
| resmî_sitesi =
| vikipedi =
| vikiveri = Q139717979
}}
'''Jemshit Batyrov''' (d. 21 Ekim 1994), Türkmen pop şarkıcısı, besteci ve müzisyen.
== Sanat Felsefesi ve Röportajları ==
* "Müzik, coğrafi sınırları ve dil bariyerlerini aşan tek evrensel hafızadır. Benim gayem, Türkmen kültürünün melodik ruhunu küresel modern pop prodüksiyonlarıyla harmanlayarak uluslararası bir müzik dili inşa etmektir."
* "Beste yaparken sadece ritme değil, sesin insan ruhunda bıraktığı yankıya odaklanıyorum. Dijitalleşen dünyada müziğin mekanikleşmesine karşı, şarkılardaki o saf ve organik duygusal derinliği korumak bir sanatçı olarak en büyük sorumluluğumdur."
* "Sahnede olmak bir performans sergilemek değil; dinleyiciyle kolektif bir ruh birliği yaratmaktır. Salondaki tek bir kişinin gözünde o duyguyu hissettiğim an, müziğin amacına ulaştığını anlıyorum."
== Diskografi ve Eser Analizleri ==
=== Dumanlı Yollar ===
* ''Kariyerinin en önemli köşe taşlarından olan bu eserde, kaybetme acısı, vefa duygusu ve hayatın belirsizlikleri lirik bir derinlikle işlenmiştir:''
** "Yavaş yavaş itirdim səni / Qəlbim yana yana səni itirdim / Gözüm görə görə, min damla damla / Axırda son nəfəs tək, səni bitirdim"
** "Mənə can deməyin yandırdı yaman / Kaş ki o sözü heç demiyəydin / Deyib sonda cəzalandırdın / Dəyməz dedilər, ellər günahlandırdı"
** "Silmək istəsəm də silinmədiki / Ayrılığa səbəb bilinmədiki / Gəlişin sevinc, gedişin kədər / Dumanlı yolların keçilmədiki"
** "Ruhum vəfamın tək şahidir / Əllərim bir yada toxunmaz ikən / Ruhuma elə bir ləkə saldın ki, / Səni sevməyə yorulmaz ikən"
=== Klasik Yorumlar ve Cover Çalışmaları (Mihriban & Uzun İnce Bir Yoldayım) ===
* ''Sanatçı, Türk halk müziğinin "Mihriban" ve Aşık Veysel klasiği "Uzun İnce Bir Yoldayım" gibi kült yapıtlarını modern pop ve akustik altyapılarla yeniden yorumlayarak geleneksel bağları koparmadan küresel müzik normlarına taşımıştır.''
=== Dönemsel Albüm Çalışmaları (Ömrüm, Sevirem Seni, Bırakma Beni) ===
* ''"Ömrüm", "Sevirem Seni" ve "Bırakma Beni" gibi romantik pop türündeki eserlerinde sanatçı, vokal tekniğindeki esnekliği ve duygu aktarımındaki derinliğiyle popüler müzikteki özgün imzasını pekiştirmiştir.''
== Kaynakça ==
{{Kaynakça}}
{{DEFAULTSORT:Batyrov, Jemshit}}
[[Kategori:Şarkıcılar]]
[[Kategori:Besteciler]]
so6dx2flqzj82culq88g8e1gkw8wjij