Vikisöz trwikiquote https://tr.wikiquote.org/wiki/Anasayfa MediaWiki 1.47.0-wmf.5 first-letter Ortam Özel Tartışma Kullanıcı Kullanıcı mesaj Vikisöz Vikisöz tartışma Dosya Dosya tartışma MediaWiki MediaWiki tartışma Şablon Şablon tartışma Yardım Yardım tartışma Kategori Kategori tartışma TimedText TimedText talk Modül Modül tartışma Event Event talk Mustafa Kemal Atatürk/Bağımsızlık 0 4596 239108 227411 2026-06-06T18:12:12Z ~2026-33552-07 37601 /* */ **/**/** 239108 wikitext text/x-wiki {{Bölüm başı|Mustafa Kemal Atatürk|1}} [[Dosya:Atatürk5.jpg|küçükresim]] <!--A-->Mustfa Kemal Atatürk çok cesur bir kurucu ve vatanını seven bir kurucu *Ancak hür fikirlere sahip olan insanlar vatanlarına faydalı olabilirler ve onlardır ki vatanlarını kurtarıp muhafaza etme kudretine malik olurlar. <!--B--> *Biz Türkler bütün tarihimiz boyunca hürriyet ve istiklale timsal olmuş bir milletiz. *Bu memleket tarihte Türk'tü, hâlde (e.n. halen) Türk'tür ve ebediyen Türk olarak yaşayacaktır.<ref>[https://www.tbmm.gov.tr/kultursanat/me_ata_soz.htm TBMM.gov.tr]</ref> <!--C--> <!--Ç--> <!--D--> <!--E--> *Efendiler! Avrupa'nın bütün ilerlemesine, yükselmesine ve medenileşmesine karşılık Türkiye tam tersine gerilemiş ve düşüş vadisine yuvarlanadurmuştur. Artık vaziyeti düzeltmek için mutlaka Avrupa'dan nasihat almak, bütün işleri Avrupa'nın emellerine göre yapmak, bütün dersleri Avrupa'dan almak gibi birtakım zihniyetler belirdi. Halbuki, hangi istiklal vardır ki, ecnebilerin nasihatleriyle, ecnebilerin planlarıyla yükselebilsin? Tarih böyle bir hadiseyi kaydetmemiştir! *Egemenlik ve saltanat hiç kimse tarafından hiç kimseye, ilim icabıdır diye; görüşme ile, münakaşa ile verilmez. Egemenlik, saltanat kuvvetle, kudretle ve zorla alınır. Osmanoğulları, zorla Türk milleti'nin egemenlik ve saltanatına el koymuşlardı; bu musallat olmalarını altı asırdan beri devam ettirmişlerdi. Şimdi de, Türk Milleti bu mütecavizlerin hadlerini ihtar ederek, egemenlik ve saltanatını, isyan ederek kendi eline açıkça almış bulunuyor. Bu bir olupbittidir. Söz konusu olan; millete saltanatını, egemenliğini bırakacak mıyız, bırakmayacak mıyız? Meselesi değildir. Mesele zaten olupbitti haline gelmiş bir hakikati ifadeden ibarettir. Bu, mutlaka olacaktır. Burada toplananlar, Meclis ve herkes meseleyi tabiî görürse, fikrimce uygun olur. Aksi takdirde, yine gerçek gerektiği şekilde ifade olunacaktır. Fakat ihtimal bazı kafalar kesilecektir. (1922)<ref>Nutuk II, sayfa 691</ref> **''Saltanatın kaldırılmasını tartışan Meclis komisyonunda yaptığı konuşma. Bu konuşmanın son cümlesini söylerken elini komisyon başkanının boynu hizasından geçirerek kafa kesme işareti yapmıştır.'' *Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir. * Emperyalizm ölüme mahkûmdur.<ref>[http://www.atam.gov.tr/dergi/turkiyenin-kurulus-yillarinda-bir-yabanci-gazetecinin-ankara-yolculugu-ve-ataturkle-gorusmesi Türkiye’nin Kuruluş Yıllarında Bir Yabancı Gazeteci’nin Ankara Yolculuğu ve Atatürk’le Görüşmesi]</ref> <!--F--> <!--G--> *'''Geldikleri gibi giderler!''' **''13 Kasım 1918 - Boğaziçi, İtilaf Donanması'nın Boğaz'a girdiğini gördüğünde, yaverlerinden birinin üzüntüden ağlamaya başladığı sırada...'' <!--Ğ--> <!--H--> *Hürriyet kayıtsız şartsız serbest olmak değildir. Onun akitleri, şartları vardır. Kayıtsız şartsız serbest olmak ormanlardaki hayvanlara mahsustur. İlmî esaslara göre ferdin hürriyeti başkasının hürriyetinin hududu ile sınırlıdır. Başkasının hürriyet hakkını tanımayan kendi hürriyet hakkını da tanıtamaz. Siyasi anlayış sahibi olan hakiki ve zeki inkılapçılar bu lekeden masundurlar. Onlar ne vakit şiddet ne vakit yumuşaklık göstereceklerini bilirler. Milletlerini hürriyet ve adalete doğru yürütürler. <!--I--> <!--İ--> *İstiklâl-i tam, bizim bugün deruhte ettiğimiz vazifenin ruh-u aslısıdır. Bu vazife bütün millete ve tarihe karsı deruhte edilmiştir. Bu vazifeyi deruhte ederken, kabiliyeti tatbikiyesi hakkında şüphe yok ki çok düşündük. Fakat netice olarak hasal ettiğimiz kanaat ve iman, bunda muvaffak olabileceğimize dairdir. Biz böyle bir ise başlamış adamlarız. Biz yaşamak isteyen, haysiyet ve şerefiyle yaşamak isteyen bir milletiz. İstiklâl-i tam denildiği zaman tabii ki siyasi, mali iktisadi adli, askeri, her hususta istiklâl-i tam demektir. Bu saydıklarımın herhangi birinde istiklalden mahrumiyet millet ve memleketin hakiki manasıyla bütün istiklalin mahrumiyeti demektir. <!--J--> <!--K--> <!--L--> <!--M--> * Meslekî içtimaî itibariyle dahi düşündüğümüz zaman biz hayatını, istiklalini kurtarmak için çalışan bir halkız. * Milletin bağımsızlığını yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır. * Milletin esaretten kurtuluşu, egemen ve bağımsız olarak topraklarımızda yaşayabilmesi, ancak azimkâr ve namuslu ellerin milleti kasa ve doğru yoldan haklarını korumaya ve bağımsızlığa sevki ile kabil olacaktır. * Millî benliğini yitirmiş uluslar başka milletlerin avıdır.<ref>[http://www.gundem.be/go.php?go=30b165d&do=details&return=last_news&pg=70 ''Atatürk: Meclisler bile despotluk yapabilir''], gundem.be, 2009-06-09.</ref> * Millî egemenlik öyle bir nurdur ki, onun karşısında zincirler erir, taç ve tahtlar batar, mahvolur. Milletlerin esirliği üzerine kurulmuş müesseseler her tarafta yıkılmaya mahkumdurlar. * Millî egemenlik uğrunda canımı vermek, benim için vicdan ve namus borcu olsun. <!--N--> <!--O--> <!--Ö--> * Özgürlük olmayan ülkede ölüm, yıkılış vardır. Her ilerlemenin, kurtuluşun anası özgürlüktür. * [[Özgürlük]] ve bağımsızlık benim karakterimdir. Ben milletimin en büyük ve ecdadımın en değerli mirası olan bağımsızlık aşkı ile dolu bir adamım. Çocukluğumdan bugüne kadar ailevî, hususî ve resmî hayatımın her safhasını yakından bilenler bu aşkım malumdur. Bence bir millete şerefin, haysiyetin, namusun ve insanlığın vücut ve beka bulabilmesi mutlaka o milletin özgürlük ve bağımsızlığına sahip olmasıyla kaimdir. Ben şahsen bu saydığım vasıflara, çok ehemmiyet veririm. Ve bu vasıfların kendimde mevcut olduğunu iddia edebilmek için milletimin de aynı vasıfları taşımasını esas şart bilirim. Ben yaşayabilmek için mutlaka bağımsız bir milletin evladı kalmalıyım. Bu sebeple millî bağımsızlık bence bir hayat meselesidir. Millet ve memleketin menfaatleri icap ettirirse, insanlığı teşkil eden milletlerden her biriyle medeniyet icabı olan dostluk ve siyaset münasebetlerini büyük bir hassasiyetle takdir ederim. Ancak, benim milletimi esir etmek isteyen herhangi bir milletin, bu arzusundan vazgeçinceye kadar, amansız düşmanıyım. <!--P--> <!--R--> <!--S--> <!--Ş--> <!--T--> * Temel ilke Türk milletinin haysiyetli ve şerefli bir millet olarak yaşamasıdır. Ne kadar zengin ve müreffeh olursa olsun, [[Bağımsızlık|istiklâl]]den mahrum bir millet, medenî insanlık karşısında uşak olmak mevkiinden yüksek bir muameleye lâyık sayılamaz. Yabancı bir devletin himaye ve desteğini kabul etmek, insanlık özelliklerinden mahrumiyeti, beceriksizlik ve miskinliği itiraftan başka bir şey değildir. Gerçekten bu aşağı dereceye düşmemiş olanların isteyerek başlarına bir yabancı efendi getirmelerine asla ihtimal verilemez. Halbuki Türk'ün haysiyet ve izzetinefis ve kabiliyeti çok yüksek ve büyüktür. Böyle bir millet esir yaşamaktansa yok olsun daha iyidir. Bundan ötürü, '''ya bağımsızlık ya ölüm!''' **Nutuk, 1919, I, s. 13 * Türk milleti istiklalsiz yaşamamıştır, yaşayamaz ve yaşamayacaktır. * Türk halkı asırlardan beri hür ve müstakil yaşamış ve istiklali bir lazıme-i hayatiye etmiş bir kavmin kahraman evlatlarıdır. Bu millet istiklalsiz yaşamamıştır. Yaşayamaz ve yaşamayacaktır. * Türk halkı, yüzyıllardan beri hür ve bağımsız yaşamış ve istiklali, yaşamanın gereği olarak düşünmüş bir milletin kahraman evlatlarıdır. Bu millet istiklalsiz yaşamamıştır, yaşayamaz ve yaşamayacaktır. <!--U--> <!--Ü--> <!--V--> * Vatanın bağrına düşman '''''dayasın''''' hançerini/'''''Bulunur''''' kurtaracak bahtı kara mâderini! **''Kurtuluş Savaşı'nın en ümitsiz günlerinde Meclis kürsüsünden Namık Kemal'e ait ''"Vatanın bağrına düşman dayamış hançerini/Yok mudur kurtaracak bahtı kara mâderini?"'' dizelerini okuyan bir milletvekiline cevaben söyledikleri.'' <!--Y--> * Yabancı bir devletin himaye ve desteğini kabul etmek, insanlık özelliklerinden mahrumiyeti beceriksizlik ve miskinliği itiraftan başka bir şey değildir. * Yabancılardan insaf ve iyilik dilenmek gibi bir ilke yoktur. Türk ulusu, Türk ilinin gelecek çocukları bunu bir an olsun akıllarından çıkarmamalıdır. <!--Z--> * Zabitan için ya istiklal ya ölüm vardır. Fakat arkadaşlar ölmeyeceğiz, bağımsızlığımızı muhafaza ederek yaşayacağız ve milletimizi daima bağımsız görmekle bahtiyar olacağız. == Kaynakça == {{Kaynakça}} {{Bölüm sonu|Mustafa Kemal Atatürk}} [[Kategori:Mustafa Kemal Atatürk]] fuwtph9w84reibw24esfmdkm4ohqfa1 Rıza Nur 0 22286 239111 235831 2026-06-07T06:38:56Z BEFOR01 33426 Kanyakla desteklenerek söz eklendi. (Bu söz duyulmuş ve kaynaklandırılması gereken bir söz olduğundan ötürü kaynağını belirtip ekleme gereği duydum.) 239111 wikitext text/x-wiki {{Biyografi}} '''Rıza Nur''', Türk siyasetçi, hekim ve yazar. == Sözleri == * Karımdan şu mektubu aldım: ‘Ben burada kendime bir hayat arkadaşı buldum. Bunu başkasından duyarak üzülmene imkân bırakmıyorum.’ Namussuz karı! Sonunda bana boynuz da taktı. Galiba bu işte M. Kemal’in ve İsmet’in (İnönü) de parmağı var.<ref>Rıza Nur, ''Hayatım ve Hatıratım'', s. 1785, 1786.</ref> * (Karımın) ahlakı da bozuldu. Evdeki kızları benden gizli çırılçıplak soyuyor, dans ettiriyor.<ref>a.g.e., s. 1346.</ref> * Ne hayvan, ne de insan sevmem. Hele insanlar benim iğrendiğim yaratıklardır.<ref>Rıza Nur, ''Hayat ve Hatıratım Cilt 4'', s. 1532.</ref> * Bir Rus doktor, zampara mı zampara; karının sözüne göre de bizim karıya da sataşmış.<ref>a.g.e., s. 1410.</ref> * Yataktan fırladım. Adam da derhal kaçtı. Baktım ki donum kesilmiş. Artık uyuyamadım.<ref>a.g.e., s. 78.</ref> * Yaşlı adam tabancasını çekti ve bana: ‘(Donunu) çöz, yoksa öldürürüm’ dedi... Boğuşma başladı... Nihayet bayılıp kalmışım... Gözümü açtığım vakit yanımda kimse yoktu.<ref>a.g.e., s. 84.</ref> * Bu çocuğu (Harbiyeli) herkesten ziyade sevmeye başladım... Görmesem aklımdan hiç çıkmıyor, görsem yüzüme bakmıyor, içimde heyecan duyuyordum... Anladım ki bu çocuğa âşık olmuşum... Böyle bir aşkın sonu livata (sapık cinsel ilişki) demektir.<ref>a.g.e., s. 22.</ref> * Kadın, erkekten aşağı bir mahlûktur.<ref>a.g.e., s. 1530.</ref> * Arnavutları isyana teşvik ettiğimi ben kendi elimle yazdım. Bu kusur değil, iftiharım sebebidir. Bana büyük şereftir.<ref>a.g.e., s. 1305.</ref> * Ahlak ve temiz adetler ve faziletlerin bir kısmı kendiliğinden gitti, bir kısmını da bilerek ben terke mecbur oldum. Yalan da söyledim.<ref>a.g.e., s. 105.</ref> * Nefsime itimadım vardır. Hem de çoktur. Bu sebepten olacak ki, bazıları bana kendimi beğenmiş diyor. Zannediyorum ki bu doğrudur. Çünkü beğendiğim adamlar çok azdır.<ref>a.g.e., s. 1535.</ref> * Şurası bâriz bir hâle konulmak lâzımdır ki, bu Osmanlı Hegemonisi ancak mânevî olabilmiş, maddî bir hale konamamıştır. Bu da Osmanlı Türkleri'nin büyük hatâlarındandır. Bütün Türkleri bir bayrak altına toplamaya, bütün Türkler'deki harsı yeknesak kılmaya çalışacak yerde Osmanlılar bir taraftan susamış arslanlar gibi Afrika çöllerinde beyhûde bir serab peşinde koşmuşlar, diğer taraftan Avrupa'ya dalıp arslan yürekli koçlar gibi, fakat hiç lüzumsuz yere, kafalarını Viyana kalelerine vurup durmuşlardır. Sonra da kafaları yara ve kan içinde oturmuşlardır. Ne yazık ki kendi dillerini Arap ve Acemlerin ayakları altına atmış ve sâde onların dillerine revaç vermişlerdir. Milleti fakirlik, sefalet, cehalet bürümüştür. Türk'ün hâli bu merkezde iken Türkiye'de inkılâb ve meşrutiyet olmuş, Türklük için yeni bir devre başlamıştır.<ref>Rıza Nur, ''Türk Tarihi, Cilt 1'', s. 166.</ref> * İşte bu zattır ki (Timur'dan bahsetmektedir.) hoca ve şeyh takımlarını siyâsî âlet yaparak onlarla birleşmeye mecbur olmuş ve Türk Töre ve Yasasını, hâsılı Türk Milliyetini yıkarak Arap örfünü Türkler'e iyice ve kat'î surette yerleştirmiştir. Hayatı meraklı bir roman halinde olan ve Din için Milliyetini yıkan bu zat garibi şu ki harplerini en ziyade Türk ve müslümanlar üzerine tevcih edip en kuvvetli Türk Devletlerini mahv ve perişan etmiştir. Osmanlılar da bu meyandadır. Sel gibi Türk ve müslüman kanı akıtmıştır.<ref>Rıza Nur, ''Türk Tarihi, Cilt 1'', s. 155.</ref> * Büyük Millet Meclisi âzâsı, vatan necati tuğu etrafına toplanmış, tefrika nedir bilmiyordu. Vatan tehlikesi hepsini birleştirmişti. Büyük bir cesâret ve celâdet gösteriyordu. Vâkıa Birinci Meclis umumiyet itibâriyle ilmen aşağı idi; fakat meb'uslarda Türklük ve vatan duygusu pek yüksek ve ekseriyeti azîme itibariyle nâmuskâr insanlardı. Bir de Anadolu'nun yerli ahâlisinden olduklarından Anadolu'nun her tarafını ve hakikî ihtiyaçlarını biliyorlardı. Vatana daha ziyâde merbuttular. Bu Meclis, birleşmeden ne hârikalar doğduğuna misâldir, derstir. Bu memleketi idâre edenlerin pek münevver olup da kozmopolit olacağına, az münevver fakat nasyonalist olmasının ne kadar fâideli ve lâzım olduğunu isbat etmiştir.<br>Müşir Fevzi Paşa'nın Ordu ve harbe olan hizmetleri pek büyüktür. Kumandanlar, zâbitler Türk'ün zaferi için dağlarda didinmişlerdir.<br>İşte bu Hükûmet'in, bu Meclis'in, bu Ordu'nun başında dâimâ Mustafa Kemâl bulunuyordu. Bu üç müessesenin ve her şeyin ruhu O idi. Bu zât pek zekî, pek münevver, cevvâl, gece gündüz durmayıp, uyku uyumayıp çalışan biri idi.<br>Bu büyük devrin muvaffakiyetlerinin başlıca sebebleri, Saray belâsının ortadan kalkıp yerine konan hâkimiyet-i millîye, ricâl ve kumandanlarda yüce bir aşk halinde milliyet duygusu yâni Türklük ruhu olması, namuskârlık, çalışkanlık, azîm ve cür'et ile çalışma ve Merkez-i Hükûmet'in ecnebîlerin, fesatçıların varamıyacağı bir yerde, yâni Anadolu ortasında olmasıdır.<ref>Rıza Nur, ''Türk Tarihi, Cilt 1'', s. 219, 220.</ref> * 1914 M., 1324 H. den beri bu harpler ve inkılâblarla bu Türk uyanıklığına bir İslâm intibahı da inzimâm etmiştir. Avrupalıların elinde esir halinde, müstemleke hayatında yaşayan Hind, Mısır, Tunus, Fas ve ilh... ülkeler Müslümanları da uyanmışlardır. Bu uyanıklık Afganistan'da da vardır. Yanılıp Harb'te bize hıyânet eden Hicaz, Suriye, Irak bile hakikati görmüş, pişman olmuş, bize kucak açmaya, yalvarmaya başlamıştır. Fakat biz Müslüman memleketlerinden yüzümüzü çevirmeliyiz. Cân-i gönülden onların saadetini isteriz. Bize Misâk-ı Milli'nin çizdiği hudut yetişir. Onu imar ve ihyâya çalışalım. Yemen, Irak ve hattâ Suriye gibi memleketler bize zaaf olmuşlardı. Bir daha bu hatâya düşmiyelim. Son ameliyatla kangren olmuş ve gövdemizi zehirleyip öldürmekte olan âzâ'yı kesip attık. Sağlamlaştık. Her kim ki bu devrede fütûhât ve istilâ hevesine düşer, Türk Vatanı'na hiyanet eder.<ref>Rıza Nur, ''Türk Tarihi, Cilt 1'', s. 221.</ref> * Esbab-i mûcibeden sonra gelen 3 madde kâfi değildi. Buna bir gün sonra diğer 3 madde daha ilâve ettim. Tekemmül etti. Teşkil edilen bir Encümen bu altı maddeyi iki madde halinde cem etti. Vâkia ikinci Grub maddeleri kısmen kendisine atfetmiş ve Encümen mazbatasında da böyle geçirtmiş ise de, benim ilâvem onların teklifinden bir gün evvel gazetelerde bile intişar etmişti. İttifâk-ı âra ile kabul edilen bu takririme «1 Teşrinisâni Kararı» adı verildi. Bu takrirle Pâdişahlık lağv, hâkimiyet bilâ kayd-ü şart Millete naklediliyor, Hilâfet Devlet'ten ayrılıyordu. İşte bu suretle bu mühim inkılâb husûle geldi. Bunun üzerine Vahideddin yükte hafif, kıymette ağır nesi varsa alelacele toplayıp etrafındaki Çerkesler'le beraber ve ingilizler'in delâleti ile bir ingiliz harp gemisine girip ecnebî memleketine kaçtı. İşte bu hâin ve uğursuz Pâdişah'ın kaçmasiyle de Türkiye'de Osmanlı Hânedânı da göçtü. Demek ki Türkiye bu güne kadar Selçuk Hânedânı, Osmanlı Hânedânı, Hâkimiyet-i Milliye olmak üzere üç devir geçirmiş oldu. Bu vak'a ile millet, vergi suretinde parasını alıp saraylarda keyif ve sefahatla yiyen, çıplak milletin hiçbir derdine derman olmıyan, bilâkis millete zulüm eden bu «pâdişah» adını taşıyan müstebit ve sefih insanlardan kurtuldu. Artık kendi kendisini idâre edecektir. Hâkimiyet-i Millîye idârelerin en mükemmelidir. Saâdeti Millet'e bu idâre verecektir. Zaten son zamanlarda bütün dünyadaki meyil ve hareket hâkimiyet-i millîye ve cumhuriyet'e doğrudur. Zaferlerimizi, bu inkılâblarımızı cihân alkışladı. Bunlara bakarak Türkiye'nin hakikaten kurtulduğunu ve büyük bir devlet ve millet olacağını söylediler. Artık eski Osmanlı imparatorluğu münkariz olmuş, yerine yeni bir Türkiye, Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükûmeti kaim olmuş oldu. Artık bu Devlet'in adı Türkiye'dir. Bu Devlet, lâik bir surette kuruluyor, kanunlar kâmilen lâik olacaktır. Din yalnız umur-u dinîye ile iştigal edecektir. Böyle olmayınca bir devlete bu asırda hayat yoktur. Nitekim bütün Avrupa Devletleri de bunu yapmışlar ve ancak bu sâyede bugün gördüğümüz gibi kuvvetli devletler olmuşlardır.<ref>Rıza Nur, ''Türk Tarihi, Cilt 1'', s. 215, 216.</ref> * İbne bizim milletçe hakirdir. Hakikaten bence de ibne olan bir erkekten hayır yoktur. Örnekler gördük. Bunlar kadın gibi oluyorlar; bunlarda mertlik, erkeklik, istiklal kalmıyor. Emre, himayeye muhtaç ve muti oluyorlar. Her fenalığı yapmakta mahzur görmüyorlar. Hayatımıza böylelerini daima ahlaksız, meziyetsiz gördük. İstisnaları pek azdır. Babur Şah da hatıratında bir vaka zikredip zabitlerinden biri için diyor ki:" İbneler kahraman olmaz". Türk yöneticileri bu fenalığı ıslah edecek yolları aramalıdır!<ref>Rıza Nur, ''Hayat ve Hatıratım Cilt I'', s. 85.</ref> * Onlardan istediğimiz sade Türkçe konuşmak ve bir Türk gibi düşünmektir, başka bir şey değil! Bunu istemeyenler memleketi derhal terk etmelidir. Namusun icabı budur. Puştluğa gerek yok!<ref>Rıza Nur, ''Hayat ve Hatıratım Cilt I'', s. 143.</ref> * Ben sonra anladım ki, bu çocuğa (Harbiyeli asker öğrenci) aşık olmuştum. Görmesem aklımdan hiç çıkmıyor, görsem yüzüne bakamıyor, içimde heyecan duyuyordum. Bir gün dahi bir kötü şey hatırıma gelmemiş, ona bir kötü söz söylememişimdir. Bu, tabii, saf ve pak bir sevgi idi. Ancak bu bir kız değildi. Kız olsaydı kim bilir nasıl severdim veya yine bu kadar severdim? Kim bilebilir? Böyle bir aşkın sonu kesinlikle livata (cinsel ilişki) demektir.<ref>Rıza Nur, ''Hayat ve Hatıratım Cilt I'', s. 93.</ref> * Toplantıda (Lozan Antlaşması) bir de ne olsun? Puşt Saka Hasan Kaya burnundan çıkardığı sümükleri Fransız delegelerin üstüne atıp duruyor. Bu Sakalar böyle puşttur. İstisnasını ben görmedim. Aksini iddia eden de puşt oğlu puşttur.<ref>Rıza Nur, ''Hayat ve Hatıratım Cilt 4'', s. 1546.</ref> * Bu Fevzi tuhaf bir adamdır. Adı Mustafa Fevzi'dir. Kavaklı Fevzi derler. Meşrutiyetin ilânı zamanında Manastır'a hürriyetperverleri vurmak için Abdülhamid tarafından gönderilen Boşnak Şemsi Paşa'nın evinde yetiştirdiği biridir. Bu te'dibe gelen Şemsi Paşa ile beraber, onun erkân-ı harbi olarak Manastır'a gelmiştir. Atıf, Şemsi Paşa'yı orada arabasında vurduğu vakit Mustafa Fevzi de aynı arabada Şemsi'nin yanında idi. İttihadcılar Fevzi'yi yakalayıp tevkif etmişler. Fevzi: «Ben size de hizmet ederim» demiş, serbest bırakılmıştır. Fevzi Paşa pek az lâkırdı söyler. Hiç dostu yoktur. Düşmanı da yok galiba. Kimse ile konuşmaz, ülfet etmez. Sade resmî işiyle meşguldür. Uzunca boylu, esmer, şişmancadır. Çok üşür. Kış oldu mu, kalın üç-dört fanila, üstüne yelek, üstüne hırka, ceket, kaput giyer. Bu kadar yükü nasıl taşır bilmem. Üstüne-başına hiç bakmaz. Pislik içindedir. Galiba saçını bile taradığı yok. Ay olur tıraş olmaz. Bıyık sarkık ve birbirine karışık. Bu hal ile yüzü tuhaftır. Hele kat kat fanilâ, hırka ve elbiseden vücudu hantal, porsuk bir manzara alır. Tırnakları uzun ve içi simsiyah pislik. Sigara, kahve, içki içmez. Beş vakit namazındadır. Bir hikâyesini anlatayım: Bir yâveri vardı. Bu yâver tanıdığım Demokrat Mustafa adında birinin kardeşi idi. Yâver bir gün bana anlattı: «Bizim Paşa bir iki aydır kaşınır. Gittikçe fazla kaşınır. Kaşınıyor, fakat bir şikâyet ettiği, bir şey yaptığı da yok. Kaşındığının farkında değil gibi duruyor, gittikçe fazla kaşınmağa başladı. Hele geceleri iki vücudunda kürek çeker gibi, bir düziye harekette. Aklıma geldi. «Galiba paşa uyuz oldu» dedim. Kendisine söylemek istedim. Cesaret edemedim. Acıyorum da. Nihayet baktım ki, hali fena. Bir gün: «Paşa, siz çok kaşınıyorsunuz. Kendinizi hekime gösterseniz iyi olur.» dedim. «Sahi... Ben kaşınıyorum değil mi? Bir doktor çağır!» dedi. Çağırdım. Doktor uyuz olduğunu söyledi. Uyuz bütün vücudunu dehşetli kaplamış. Kükürt merhemi verdi. Kurtuldu.» Bu vak'a şayanı hayret bir şeydir. Fevzi'yi gayet iyi tasvir ve tahlil eder: Bu adam iki aydır kaşınıyor da, farkında değil. Hem uyuz kaşınması müthiş şey. Farkında olmamak, iz'aç olmamak mümkün olmaz. Buna göre, demek Fevzi, gayet duygusuz, lâkayd, vurdumduymaz, bir işin farkında değil. İhmalci inisiyatifi olan âri bir adamdır. Hakikaten bütün işlerinde hayatında böyle bir adamdır.<ref>Rıza Nur, ''Hayat ve Hatıratım Cilt 3'', s. 846, 847.</ref> * [[II. Abdülhamid|Abdülhamid]] ne tilki idi. Mithat Paşa ve Namık Kemal’e de böyle yapmış, fırsat bulunca birinin kafasını kesmiş, diğerini sürmüştü. Abdülhamid’in çok korkak bir adam olduğunu o vakit gözümle gördüm. Abdülhamid hilekar bir insandı. Pek cahildi. Padişah olmak için hileler yapmış, o vakit ki işbaşlarına hürriyet ve meşrutiyet vaat etmişti. Padişah olunca Meclis’i fesh ve hürriyetçi ricali nefy etmişti. Etrafına kendi gibi cahilleri toplardı.<ref>''Hayat ve Hatıratım'', s. 274</ref> *([[Enver Paşa]] hakkında) Kafasız, cahil, aptal, ahmak, hırslı, helvacı kabağı kafalı, kuş beyinli, kara cahil, Samatya'nın tulumbacıları seviyesinde, Umumî Harpte bin bir halt yemiş, Rus delegesi gibi, vatana hıyanet içerisinde, meflûç, ilim ve tahsilden behresiz, kendini mümtaz bir mahlûk zanneden, sözleri ve konuşmaları tamamıyla çocuk sözü ve mantığı olan, helvacı kabağı kafalı ve hatta irtikapçı, yani rüşvetçi!<ref>Murat Bardakçı, Enver, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, s. 243</ref> * Dünyada en büyük iftiharım Türk yaratıldığımdır. Bu kadar tarih okudum, Türk kadar kahraman, mert, iyi yürekli, zeki ve akl-ı selim sahibi insan, Türk kadar büyük ve yüksek bir tarihe malik bir millet görmedim.<ref>Rıza Nur, Türk Tarihi, Cilt 1, s. 11</ref> * ([[Mustafa Kemal Atatürk|Mustafa Kemal]] hakkında) Bu adam kendisini ebedî kılmak istiyor. Her tarafı heykellerle doldurdu. Şehirlere, sokaklara, kendi adını verdi. Zaman ne sert şeydir. Bir gün bunların hepsini birden temizler. Acınacak aklı var... iyi iş yap da heykelini millet diksin...<ref>Rıza Nur. (1967). Hayat ve hatıratım (Cilt 4). Altındağ Yayınevi.</ref> == Kaynakça == {{Kaynakça}} [[Kategori:Kişiler-R]] [[Kategori:Türk hekimler]] [[Kategori:Türk siyasetçiler]] [[Kategori:Türk yazarlar]] [[Kategori:1879 doğumlular]] [[Kategori:1942 yılında ölenler]] qsgen4ednt4xyh68c5om9870laxzyud 239112 239111 2026-06-07T06:40:18Z BEFOR01 33426 sayfa 239112 wikitext text/x-wiki {{Biyografi}} '''Rıza Nur''', Türk siyasetçi, hekim ve yazar. == Sözleri == * Karımdan şu mektubu aldım: ‘Ben burada kendime bir hayat arkadaşı buldum. Bunu başkasından duyarak üzülmene imkân bırakmıyorum.’ Namussuz karı! Sonunda bana boynuz da taktı. Galiba bu işte M. Kemal’in ve İsmet’in (İnönü) de parmağı var.<ref>Rıza Nur, ''Hayatım ve Hatıratım'', s. 1785, 1786.</ref> * (Karımın) ahlakı da bozuldu. Evdeki kızları benden gizli çırılçıplak soyuyor, dans ettiriyor.<ref>a.g.e., s. 1346.</ref> * Ne hayvan, ne de insan sevmem. Hele insanlar benim iğrendiğim yaratıklardır.<ref>Rıza Nur, ''Hayat ve Hatıratım Cilt 4'', s. 1532.</ref> * Bir Rus doktor, zampara mı zampara; karının sözüne göre de bizim karıya da sataşmış.<ref>a.g.e., s. 1410.</ref> * Yataktan fırladım. Adam da derhal kaçtı. Baktım ki donum kesilmiş. Artık uyuyamadım.<ref>a.g.e., s. 78.</ref> * Yaşlı adam tabancasını çekti ve bana: ‘(Donunu) çöz, yoksa öldürürüm’ dedi... Boğuşma başladı... Nihayet bayılıp kalmışım... Gözümü açtığım vakit yanımda kimse yoktu.<ref>a.g.e., s. 84.</ref> * Bu çocuğu (Harbiyeli) herkesten ziyade sevmeye başladım... Görmesem aklımdan hiç çıkmıyor, görsem yüzüme bakmıyor, içimde heyecan duyuyordum... Anladım ki bu çocuğa âşık olmuşum... Böyle bir aşkın sonu livata (sapık cinsel ilişki) demektir.<ref>a.g.e., s. 22.</ref> * Kadın, erkekten aşağı bir mahlûktur.<ref>a.g.e., s. 1530.</ref> * Arnavutları isyana teşvik ettiğimi ben kendi elimle yazdım. Bu kusur değil, iftiharım sebebidir. Bana büyük şereftir.<ref>a.g.e., s. 1305.</ref> * Ahlak ve temiz adetler ve faziletlerin bir kısmı kendiliğinden gitti, bir kısmını da bilerek ben terke mecbur oldum. Yalan da söyledim.<ref>a.g.e., s. 105.</ref> * Nefsime itimadım vardır. Hem de çoktur. Bu sebepten olacak ki, bazıları bana kendimi beğenmiş diyor. Zannediyorum ki bu doğrudur. Çünkü beğendiğim adamlar çok azdır.<ref>a.g.e., s. 1535.</ref> * Şurası bâriz bir hâle konulmak lâzımdır ki, bu Osmanlı Hegemonisi ancak mânevî olabilmiş, maddî bir hale konamamıştır. Bu da Osmanlı Türkleri'nin büyük hatâlarındandır. Bütün Türkleri bir bayrak altına toplamaya, bütün Türkler'deki harsı yeknesak kılmaya çalışacak yerde Osmanlılar bir taraftan susamış arslanlar gibi Afrika çöllerinde beyhûde bir serab peşinde koşmuşlar, diğer taraftan Avrupa'ya dalıp arslan yürekli koçlar gibi, fakat hiç lüzumsuz yere, kafalarını Viyana kalelerine vurup durmuşlardır. Sonra da kafaları yara ve kan içinde oturmuşlardır. Ne yazık ki kendi dillerini Arap ve Acemlerin ayakları altına atmış ve sâde onların dillerine revaç vermişlerdir. Milleti fakirlik, sefalet, cehalet bürümüştür. Türk'ün hâli bu merkezde iken Türkiye'de inkılâb ve meşrutiyet olmuş, Türklük için yeni bir devre başlamıştır.<ref>Rıza Nur, ''Türk Tarihi, Cilt 1'', s. 166.</ref> * İşte bu zattır ki (Timur'dan bahsetmektedir.) hoca ve şeyh takımlarını siyâsî âlet yaparak onlarla birleşmeye mecbur olmuş ve Türk Töre ve Yasasını, hâsılı Türk Milliyetini yıkarak Arap örfünü Türkler'e iyice ve kat'î surette yerleştirmiştir. Hayatı meraklı bir roman halinde olan ve Din için Milliyetini yıkan bu zat garibi şu ki harplerini en ziyade Türk ve müslümanlar üzerine tevcih edip en kuvvetli Türk Devletlerini mahv ve perişan etmiştir. Osmanlılar da bu meyandadır. Sel gibi Türk ve müslüman kanı akıtmıştır.<ref>Rıza Nur, ''Türk Tarihi, Cilt 1'', s. 155.</ref> * Büyük Millet Meclisi âzâsı, vatan necati tuğu etrafına toplanmış, tefrika nedir bilmiyordu. Vatan tehlikesi hepsini birleştirmişti. Büyük bir cesâret ve celâdet gösteriyordu. Vâkıa Birinci Meclis umumiyet itibâriyle ilmen aşağı idi; fakat meb'uslarda Türklük ve vatan duygusu pek yüksek ve ekseriyeti azîme itibariyle nâmuskâr insanlardı. Bir de Anadolu'nun yerli ahâlisinden olduklarından Anadolu'nun her tarafını ve hakikî ihtiyaçlarını biliyorlardı. Vatana daha ziyâde merbuttular. Bu Meclis, birleşmeden ne hârikalar doğduğuna misâldir, derstir. Bu memleketi idâre edenlerin pek münevver olup da kozmopolit olacağına, az münevver fakat nasyonalist olmasının ne kadar fâideli ve lâzım olduğunu isbat etmiştir.<br>Müşir Fevzi Paşa'nın Ordu ve harbe olan hizmetleri pek büyüktür. Kumandanlar, zâbitler Türk'ün zaferi için dağlarda didinmişlerdir.<br>İşte bu Hükûmet'in, bu Meclis'in, bu Ordu'nun başında dâimâ Mustafa Kemâl bulunuyordu. Bu üç müessesenin ve her şeyin ruhu O idi. Bu zât pek zekî, pek münevver, cevvâl, gece gündüz durmayıp, uyku uyumayıp çalışan biri idi.<br>Bu büyük devrin muvaffakiyetlerinin başlıca sebebleri, Saray belâsının ortadan kalkıp yerine konan hâkimiyet-i millîye, ricâl ve kumandanlarda yüce bir aşk halinde milliyet duygusu yâni Türklük ruhu olması, namuskârlık, çalışkanlık, azîm ve cür'et ile çalışma ve Merkez-i Hükûmet'in ecnebîlerin, fesatçıların varamıyacağı bir yerde, yâni Anadolu ortasında olmasıdır.<ref>Rıza Nur, ''Türk Tarihi, Cilt 1'', s. 219, 220.</ref> * 1914 M., 1324 H. den beri bu harpler ve inkılâblarla bu Türk uyanıklığına bir İslâm intibahı da inzimâm etmiştir. Avrupalıların elinde esir halinde, müstemleke hayatında yaşayan Hind, Mısır, Tunus, Fas ve ilh... ülkeler Müslümanları da uyanmışlardır. Bu uyanıklık Afganistan'da da vardır. Yanılıp Harb'te bize hıyânet eden Hicaz, Suriye, Irak bile hakikati görmüş, pişman olmuş, bize kucak açmaya, yalvarmaya başlamıştır. Fakat biz Müslüman memleketlerinden yüzümüzü çevirmeliyiz. Cân-i gönülden onların saadetini isteriz. Bize Misâk-ı Milli'nin çizdiği hudut yetişir. Onu imar ve ihyâya çalışalım. Yemen, Irak ve hattâ Suriye gibi memleketler bize zaaf olmuşlardı. Bir daha bu hatâya düşmiyelim. Son ameliyatla kangren olmuş ve gövdemizi zehirleyip öldürmekte olan âzâ'yı kesip attık. Sağlamlaştık. Her kim ki bu devrede fütûhât ve istilâ hevesine düşer, Türk Vatanı'na hiyanet eder.<ref>Rıza Nur, ''Türk Tarihi, Cilt 1'', s. 221.</ref> * Esbab-i mûcibeden sonra gelen 3 madde kâfi değildi. Buna bir gün sonra diğer 3 madde daha ilâve ettim. Tekemmül etti. Teşkil edilen bir Encümen bu altı maddeyi iki madde halinde cem etti. Vâkia ikinci Grub maddeleri kısmen kendisine atfetmiş ve Encümen mazbatasında da böyle geçirtmiş ise de, benim ilâvem onların teklifinden bir gün evvel gazetelerde bile intişar etmişti. İttifâk-ı âra ile kabul edilen bu takririme «1 Teşrinisâni Kararı» adı verildi. Bu takrirle Pâdişahlık lağv, hâkimiyet bilâ kayd-ü şart Millete naklediliyor, Hilâfet Devlet'ten ayrılıyordu. İşte bu suretle bu mühim inkılâb husûle geldi. Bunun üzerine Vahideddin yükte hafif, kıymette ağır nesi varsa alelacele toplayıp etrafındaki Çerkesler'le beraber ve ingilizler'in delâleti ile bir ingiliz harp gemisine girip ecnebî memleketine kaçtı. İşte bu hâin ve uğursuz Pâdişah'ın kaçmasiyle de Türkiye'de Osmanlı Hânedânı da göçtü. Demek ki Türkiye bu güne kadar Selçuk Hânedânı, Osmanlı Hânedânı, Hâkimiyet-i Milliye olmak üzere üç devir geçirmiş oldu. Bu vak'a ile millet, vergi suretinde parasını alıp saraylarda keyif ve sefahatla yiyen, çıplak milletin hiçbir derdine derman olmıyan, bilâkis millete zulüm eden bu «pâdişah» adını taşıyan müstebit ve sefih insanlardan kurtuldu. Artık kendi kendisini idâre edecektir. Hâkimiyet-i Millîye idârelerin en mükemmelidir. Saâdeti Millet'e bu idâre verecektir. Zaten son zamanlarda bütün dünyadaki meyil ve hareket hâkimiyet-i millîye ve cumhuriyet'e doğrudur. Zaferlerimizi, bu inkılâblarımızı cihân alkışladı. Bunlara bakarak Türkiye'nin hakikaten kurtulduğunu ve büyük bir devlet ve millet olacağını söylediler. Artık eski Osmanlı imparatorluğu münkariz olmuş, yerine yeni bir Türkiye, Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükûmeti kaim olmuş oldu. Artık bu Devlet'in adı Türkiye'dir. Bu Devlet, lâik bir surette kuruluyor, kanunlar kâmilen lâik olacaktır. Din yalnız umur-u dinîye ile iştigal edecektir. Böyle olmayınca bir devlete bu asırda hayat yoktur. Nitekim bütün Avrupa Devletleri de bunu yapmışlar ve ancak bu sâyede bugün gördüğümüz gibi kuvvetli devletler olmuşlardır.<ref>Rıza Nur, ''Türk Tarihi, Cilt 1'', s. 215, 216.</ref> * İbne bizim milletçe hakirdir. Hakikaten bence de ibne olan bir erkekten hayır yoktur. Örnekler gördük. Bunlar kadın gibi oluyorlar; bunlarda mertlik, erkeklik, istiklal kalmıyor. Emre, himayeye muhtaç ve muti oluyorlar. Her fenalığı yapmakta mahzur görmüyorlar. Hayatımıza böylelerini daima ahlaksız, meziyetsiz gördük. İstisnaları pek azdır. Babur Şah da hatıratında bir vaka zikredip zabitlerinden biri için diyor ki:" İbneler kahraman olmaz". Türk yöneticileri bu fenalığı ıslah edecek yolları aramalıdır!<ref>Rıza Nur, ''Hayat ve Hatıratım Cilt I'', s. 85.</ref> * Onlardan istediğimiz sade Türkçe konuşmak ve bir Türk gibi düşünmektir, başka bir şey değil! Bunu istemeyenler memleketi derhal terk etmelidir. Namusun icabı budur. Puştluğa gerek yok!<ref>Rıza Nur, ''Hayat ve Hatıratım Cilt I'', s. 143.</ref> * Ben sonra anladım ki, bu çocuğa (Harbiyeli asker öğrenci) aşık olmuştum. Görmesem aklımdan hiç çıkmıyor, görsem yüzüne bakamıyor, içimde heyecan duyuyordum. Bir gün dahi bir kötü şey hatırıma gelmemiş, ona bir kötü söz söylememişimdir. Bu, tabii, saf ve pak bir sevgi idi. Ancak bu bir kız değildi. Kız olsaydı kim bilir nasıl severdim veya yine bu kadar severdim? Kim bilebilir? Böyle bir aşkın sonu kesinlikle livata (cinsel ilişki) demektir.<ref>Rıza Nur, ''Hayat ve Hatıratım Cilt I'', s. 93.</ref> * Toplantıda (Lozan Antlaşması) bir de ne olsun? Puşt Saka Hasan Kaya burnundan çıkardığı sümükleri Fransız delegelerin üstüne atıp duruyor. Bu Sakalar böyle puşttur. İstisnasını ben görmedim. Aksini iddia eden de puşt oğlu puşttur.<ref>Rıza Nur, ''Hayat ve Hatıratım Cilt 4'', s. 1546.</ref> * Bu Fevzi tuhaf bir adamdır. Adı Mustafa Fevzi'dir. Kavaklı Fevzi derler. Meşrutiyetin ilânı zamanında Manastır'a hürriyetperverleri vurmak için Abdülhamid tarafından gönderilen Boşnak Şemsi Paşa'nın evinde yetiştirdiği biridir. Bu te'dibe gelen Şemsi Paşa ile beraber, onun erkân-ı harbi olarak Manastır'a gelmiştir. Atıf, Şemsi Paşa'yı orada arabasında vurduğu vakit Mustafa Fevzi de aynı arabada Şemsi'nin yanında idi. İttihadcılar Fevzi'yi yakalayıp tevkif etmişler. Fevzi: «Ben size de hizmet ederim» demiş, serbest bırakılmıştır. Fevzi Paşa pek az lâkırdı söyler. Hiç dostu yoktur. Düşmanı da yok galiba. Kimse ile konuşmaz, ülfet etmez. Sade resmî işiyle meşguldür. Uzunca boylu, esmer, şişmancadır. Çok üşür. Kış oldu mu, kalın üç-dört fanila, üstüne yelek, üstüne hırka, ceket, kaput giyer. Bu kadar yükü nasıl taşır bilmem. Üstüne-başına hiç bakmaz. Pislik içindedir. Galiba saçını bile taradığı yok. Ay olur tıraş olmaz. Bıyık sarkık ve birbirine karışık. Bu hal ile yüzü tuhaftır. Hele kat kat fanilâ, hırka ve elbiseden vücudu hantal, porsuk bir manzara alır. Tırnakları uzun ve içi simsiyah pislik. Sigara, kahve, içki içmez. Beş vakit namazındadır. Bir hikâyesini anlatayım: Bir yâveri vardı. Bu yâver tanıdığım Demokrat Mustafa adında birinin kardeşi idi. Yâver bir gün bana anlattı: «Bizim Paşa bir iki aydır kaşınır. Gittikçe fazla kaşınır. Kaşınıyor, fakat bir şikâyet ettiği, bir şey yaptığı da yok. Kaşındığının farkında değil gibi duruyor, gittikçe fazla kaşınmağa başladı. Hele geceleri iki vücudunda kürek çeker gibi, bir düziye harekette. Aklıma geldi. «Galiba paşa uyuz oldu» dedim. Kendisine söylemek istedim. Cesaret edemedim. Acıyorum da. Nihayet baktım ki, hali fena. Bir gün: «Paşa, siz çok kaşınıyorsunuz. Kendinizi hekime gösterseniz iyi olur.» dedim. «Sahi... Ben kaşınıyorum değil mi? Bir doktor çağır!» dedi. Çağırdım. Doktor uyuz olduğunu söyledi. Uyuz bütün vücudunu dehşetli kaplamış. Kükürt merhemi verdi. Kurtuldu.» Bu vak'a şayanı hayret bir şeydir. Fevzi'yi gayet iyi tasvir ve tahlil eder: Bu adam iki aydır kaşınıyor da, farkında değil. Hem uyuz kaşınması müthiş şey. Farkında olmamak, iz'aç olmamak mümkün olmaz. Buna göre, demek Fevzi, gayet duygusuz, lâkayd, vurdumduymaz, bir işin farkında değil. İhmalci inisiyatifi olan âri bir adamdır. Hakikaten bütün işlerinde hayatında böyle bir adamdır.<ref>Rıza Nur, ''Hayat ve Hatıratım Cilt 3'', s. 846, 847.</ref> * [[II. Abdülhamid|Abdülhamid]] ne tilki idi. Mithat Paşa ve Namık Kemal’e de böyle yapmış, fırsat bulunca birinin kafasını kesmiş, diğerini sürmüştü. Abdülhamid’in çok korkak bir adam olduğunu o vakit gözümle gördüm. Abdülhamid hilekar bir insandı. Pek cahildi. Padişah olmak için hileler yapmış, o vakit ki işbaşlarına hürriyet ve meşrutiyet vaat etmişti. Padişah olunca Meclis’i fesh ve hürriyetçi ricali nefy etmişti. Etrafına kendi gibi cahilleri toplardı.<ref>''Hayat ve Hatıratım'', s. 274</ref> *([[Enver Paşa]] hakkında) Kafasız, cahil, aptal, ahmak, hırslı, helvacı kabağı kafalı, kuş beyinli, kara cahil, Samatya'nın tulumbacıları seviyesinde, Umumî Harpte bin bir halt yemiş, Rus delegesi gibi, vatana hıyanet içerisinde, meflûç, ilim ve tahsilden behresiz, kendini mümtaz bir mahlûk zanneden, sözleri ve konuşmaları tamamıyla çocuk sözü ve mantığı olan, helvacı kabağı kafalı ve hatta irtikapçı, yani rüşvetçi!<ref>Murat Bardakçı, Enver, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, s. 243</ref> * Dünyada en büyük iftiharım Türk yaratıldığımdır. Bu kadar tarih okudum, Türk kadar kahraman, mert, iyi yürekli, zeki ve akl-ı selim sahibi insan, Türk kadar büyük ve yüksek bir tarihe malik bir millet görmedim.<ref>Rıza Nur, Türk Tarihi, Cilt 1, s. 11</ref> * ([[Mustafa Kemal Atatürk|Mustafa Kemal]] hakkında) Bu adam kendisini ebedî kılmak istiyor. Her tarafı heykellerle doldurdu. Şehirlere, sokaklara, kendi adını verdi. Zaman ne sert şeydir. Bir gün bunların hepsini birden temizler. Acınacak aklı var... iyi iş yap da heykelini millet diksin...<ref>Rıza Nur. (1967). Hayat ve hatıratım (Cilt 4). s.1505, Altındağ Yayınevi.</ref> == Kaynakça == {{Kaynakça}} [[Kategori:Kişiler-R]] [[Kategori:Türk hekimler]] [[Kategori:Türk siyasetçiler]] [[Kategori:Türk yazarlar]] [[Kategori:1879 doğumlular]] [[Kategori:1942 yılında ölenler]] 9rphiwqzqm95222fxorl19rxfc0jy9y Kullanıcı mesaj:Ziv 3 46805 239113 235611 2026-06-07T10:35:14Z Ziv 35687 /* Hello dear visitor */ corr 239113 wikitext text/x-wiki == Hello dear visitor == [[Image:Anna Purni.jpg|left|240px]] <div style="text-align: center">''Welcome!''</div> <div style="text-align: center">''Feel free to leave me a message here,<br />but you will get a quicker response if you visit my [[:Commons:User talk:Ziv|Commons Wikimedia]] user talk page.<br />Preferably in English, and I will be happy to answer your questions.'' ''Have a nice day! Best regards,''</div> <div style="text-align: center">[[Kullanıcı:Ziv|Ziv]] ([[Kullanıcı mesaj:Ziv|mesaj]]) 23.46, 14 Kasım 2025 (UTC)</div> svxg8nx40a57xlap31fnodazbjqwsgz Kullanıcı mesaj:Fanboyemine 3 47270 239109 2026-06-07T00:22:20Z New user message 21307 Yeni kullanıcının tartışma sayfasına [[Şablon:Hoş geldin|hoş geldin mesajı]] ekleniyor 239109 wikitext text/x-wiki == Hoş geldiniz! == {| style="vertical-align:top; border:1px solid #abf5d5; background-color:#f1fcf5; padding: .5em .5em .2em .5em " ! style="border-bottom:1px solid #abf5d5; background-color:#d0f5e5; padding:0.2em 0.5em 0.2em 0.5em; font-weight:bold; font-size: 120%" | Merhaba, önemli ve özlü sözlerin tek bir çatı altında toplanması projesi olan '''Vikisöz'e [[Yardım:Hoş Geldiniz|hoş geldin]]''' |- | style="border-bottom:1px solid #f1fcf5; padding:0.4em 1em 0.3em 1em; text-align: left; font-size:95%;" | {| cellspacing="0" cellpadding="0" style="margin:.5em 0em 1em 0em; width:100%" | style="width:50%; vertical-align:top; border:1px solid #AFA3BF; background-color:#faf5ff;" | <div style="border-bottom:1px solid #AFA3BF; background-color:#ddcef2; padding:0.2em 1em 0.2em 1em; font-weight:bold">[[Dosya:Crystal Clear app kedit.svg|right|48px]] '''Herkes yazabilir'''</div> <div style="border-bottom:1px solid #AFA3BF; padding:0.4em 1em 0.3em 1em"> Vikisöz özgürdür. İsteyen herkes katkıda bulunabilir. Tek amaç önemli sözlerin bir sitede toplanmasıdır. Yardım istemekten çekinmeyin, bütün Vikisöz kullanıcıları size yardımcı olacaklardır. </div> <div style="border-bottom:1px solid #AFA3BF; background-color:#ddcef2; padding:0.2em 1em 0.2em 1em; font-weight:bold">[[Dosya:Crystal Clear app utilities.png|right|48px|Bantuan]] '''İpuçları'''</div> <div style="padding:0.4em 1em 0.3em 1em"> * Lütfen '''tartışma''' ve '''mesaj''' sayfalarında yazdıklarınızı, sonuna &#126;&#126;&#126;&#126; koyarak ya da değiştirme panelinin sol üst üçüncü sekmesini :kullanarak imzalamayı unutmayın!. * Denemelerinizi '''[[Vikisöz:Deneme tahtası|deneme tahtası]]''''nda yapabilirsiniz. * [[Kullanıcı:{{PAGENAME}}|Kullanıcı sayfanıza]] [[Vikisöz:Babil|Babil]] kutularını koymanız, diğer kullanıcıların sizin hakkınızda daha fazla bilgi sahibi olmalarını sağlar. </div> | style="padding:0em 0.5em 0em 0.5em; background-color:#f1fcf5;"| | style="width:50%%; vertical-align:top; border:1px solid #abd5f5; background-color:#f1f5fc;" | <div style="border-bottom:1px solid #abd5f5; background-color:#d0e5f5; padding:0.2em 1em 0.2em 1em; font-weight:bold">[[Dosya:Crystal Clear app kdmconfig.png|right|48px|Tips]] '''''Yardım bilgileri'''''</div> <div style="border-bottom:1px solid #abd5f5; padding:0.4em 1em 0.3em 1em"> Daha fazla bilgiyi [[Vikisöz:Topluluk portali|Topluluk Portali'nde]] bulabilirsiniz. Sorularınızı '''[[Vikisöz:Köy çeşmesi|Köy çeşmesi]]''''nde sorabilirsiniz. Deneyimli kullanıcılarımız yeni gelenlere yardım etmekten mutluluk duyacaktır. </div> <div style="border-bottom:1px solid #abd5f5; background-color:#d0e5f5; padding:0.2em 0.5em 0.2em 0.5em; font-size:110%; font-weight:bold;">[[Dosya:Mediawiki.png|20px]] '''Kardeş Projeler'''</div> <div style="solid #abd5f5; padding:0.4em 1em 0.3em 1em;"> {|width="100%" cellspacing="0" cellpadding="0" style="border:0px solid #DDDDF7;background:none;" |- |style="padding:0px 2px 2px 5px"| <div style="float: left; width: 33%; text-align: left"> <div style="float:left;height:3.5em;margin-right:.5em;padding-top:5px">{{Tıkla2 || image=Wiktionary-logo.svg | link=wikt:Anasayfa | width=30px | height=25px }}</div> [[wikt:Anasayfa|'''Vikisözlük''']]<br /><small>Özgür Sözlük</small> </div> <div style="float: left; width: 33%; text-align: left"> <div style="float:left;height:3.5em;margin-right:.5em;padding-top:5px">{{Tıkla2 || image=Wikibooks-logo.png | link=b:Anasayfa | width=25px | height=26px }}</div> [[b:Anasayfa|'''Vikikitap''']]<br /><small>Özgür Kitaplar</small> </div> <div style="float: left; width: 33%; text-align: left"> <div style="float:left;height:3.5em;margin-right:.5em;padding-top:5px">{{Tıkla2 || image=Wikisource-logo.svg | link=s:Anasayfa | width=25px | height=27px }}</div> [[s:Anasayfa|'''Vikikaynak''']]<br /><small>Özgür Kütüphane</small> </div> <div style="clear: left"></div> <div style="float: left; width: 33%; text-align: left"> <div style="float:left;height:3.5em;margin-right:.5em;padding-top:5px">{{Tıkla2 || image=Wikipedia-logo.svg | link=w:Anasayfa | width=25px | height=31px }}</div> [[w:Anasayfa|'''Vikipedi''']]<br /><small>Özgür ansiklopedi</small> </div> <div style="float: left; width: 33%; text-align: left"> <div style="float:left;height:3.5em;margin-right:.5em">{{Tıkla2 || image=Commons-logo.svg | link=commons:Main Page | width=25px | height=37px }}</div> [[commons:Main Page|'''Commons''']]<br /><small>Çoklu ortam paylaşım</small> </div> <div style="float: left; width: 33%; text-align: left"> <div style="float:left;height:3.5em;margin-right:.5em;padding-top:5px">{{Tıkla2 || image=Wikimedia-logo.svg | link=meta:Main Page | width=25px | height=26px }}</div> [[meta:Main Page|'''Meta-Viki''']]<br /><small>Viki Merkez</small> </div> |} </div> <div style="border-bottom:1px solid #abd5f5; background-color:#d0e5f5; padding:0.2em 0.5em 0.2em 0.5em; font-size:110%; font-weight:bold;"> <div style="solid #abd5f5; padding:0.4em 1em 0.3em 1em;"> Vikisöz, diğer kardeşleriyle birlikte geniş bir ailedir: *Bir konu hakkında ansiklopedik bilgi vermek istiyorsan [[:w:Anasayfa|Vikipedi]]'ye *Telif hakkı kaybolmuş bir eseri eklemek istiyorsan [[:s:Anasayfa|Vikikaynak]]'a *Bir terimin sözlük açıklamasını yapmak istiyorsan [[:wikt:Anasayfa|Vikisözlük]]'e *Bir şeyin nasıl yapıldığını tarif etmek istiyorsan [[:b:Anasayfa|Vikikitap]]'a katkıda bulunabilirsin. Kolay gelsin. </div></div> </div></div> </div></div> |} </div></div></div></div> Kolay gelsin. |} -- [[Kullanıcı:New user message|New user message]] ([[Kullanıcı mesaj:New user message|mesaj]]) 00.22, 7 Haziran 2026 (UTC) 0kg834icfvvorqpm6318xp1xbrwgluk