Vikisöz trwikiquote https://tr.wikiquote.org/wiki/Anasayfa MediaWiki 1.47.0-wmf.5 first-letter Ortam Özel Tartışma Kullanıcı Kullanıcı mesaj Vikisöz Vikisöz tartışma Dosya Dosya tartışma MediaWiki MediaWiki tartışma Şablon Şablon tartışma Yardım Yardım tartışma Kategori Kategori tartışma TimedText TimedText talk Modül Modül tartışma Event Event talk Napoléon Bonaparte 0 2255 239122 238995 2026-06-08T14:52:09Z Felecita 7339 239122 wikitext text/x-wiki {{Biyografi}} [[Dosya:Ingres, Napoleon on his Imperial throne.jpg|200pik|küçükresim|'''Napoléon Bonaparte (1806)''']] [[Dosya:The Emperor Napoleon in His Study at the Tuileries, by Jacques-Louis David (1812) - National Gallery of Art (Samuel H. Kress Foundation) - 2.jpg|küçükresim|200pik|'''Napoléon Bonaparte (1812)''']] '''[[w:Napoléon Bonaparte|Napoléon Bonaparte]]''' (15 Ağustos 1769 - 5 Mayıs 1821), [[w:Fransız Devrimi|Fransız Devrimi]]'nin generali, 11 Kasım 1799'dan 18 Mayıs 1804'e kadar Fransa Konsülü olarak [[w:Birinci Fransa Cumhuriyeti|Fransa Cumhuriyeti]]'nin ilk başkanı, sonrasında da 18 Mayıs 1804 ile 6 Nisan 1814 arasında I. Napolyon adını alarak [[w:Birinci Fransa İmparatorluğu|Fransa İmparatoru]] ve [[w:İtalya Krallığı (1805-1814)|İtalya Kralı]] olan Fransız asker ve devlet adamıdır. ==Sözleri== * '''Tahtı ben gasp etmedim. Onu çamurdan kaldırdım; [[halk]] o tahtı benim başıma koydu. Ben halkın kralıydım, Bourbonların soyluların kralı olduğu gibi!'''<ref>3 Eylül 1816 tarihinde Selef Fransa İmparatoru ve İtalya Kralı Napoléon Bonaparte'ın demeci. John Stevens Cabot Abbott, Napoleon at St Helena, s. 375</ref> * Vatanını kurtaran hiçbir yasayı çiğnemez.<ref>Maximes et pensées de Napoléon (1838), Honoré de Balzac, s. 49.</ref> * Belki pek çok planım oldu, ama hiçbirini özgürce uygulama imkânım olmadı. Dümenin elimde olması pek işime yaramadı; ellerim ne kadar güçlü olursa olsun, ansızın kopan dalgalar daima daha güçlüydü ve geminin batmasına yol açmak yerine onlara boyun eğmeyi tercih ettim. '''Böylece hiçbir zaman gerçek anlamda kendi kendimin efendisi olamadım; her daim koşulların kölesi oldum.'''<ref>Selef Fransa İmparatoru ve İtalya Kralı Napoléon Bonaparte'ın, Comte de Las Cases ile yaptığı söyleşiden bir kesit (11 Kasım 1816), Mémorial de Sainte Hélène, IV. cilt, s. 133</ref> * '''Yüce olandan gülünç olana geçiş sadece bir adımdır.''' :''(Rusya seferinde yaşanan sıkıntılardan bahsederken, 10 Aralık 1812)'' <ref>Sir Archibald Alison,Abbé du Pradt, and quoted in History of Europe from the Commencement of the French Revolution in 1789, to the Restoration of the Bourbons in 1815, Vol. 3 (1842), s. 593</ref> * Muhammedi din, bütün dinlerden üstündür. [[Mısır]]'da şeyhler, '' "Tanrı'nın Oğlu" '' dediğimizde ne demek istediğimizi sorarak beni çok utandırdılar. Üç tanrımız olsaydı kâfir olurduk.<ref>General Baron Gourgaud,Talk Of Napoleon At St. Helena, s. 315</ref> * [[Muhammed]] büyük bir insandı, yürekli bir askerdi; bir avuç adamıyla Bedir Muharebesi'ni kazandı; büyük bir komutan, belagat sahibi, büyük bir devlet adamıydı; vatanını yeniden canlandırdı ve Arabistan'ın ortasında yeni bir [[halk]] ile yeni bir [[güç]] yarattı.<ref>Précis des guerres de César, écrit à Sainte-Hélène sous la dictée de l'empereur, Comte Marchand (1836), s. 237</ref> * Eğer bu mevkiye (Emniyet Genel Müdürlüğü) aradığım adam yetenekliyse, onu çok kısa sürede elde eder. *: [[w:Sinan Özbek|Sinan Özbek]], İdeoloji Kuramları, sayfa 45, aktardığı yer: Friedrich Sieburg, ''Gespräche mät Napoléon'', s. 52 * Evet, onların böyle söylediği iddia ediliyor, ama böyle düşünmüyorlardı. Jüpiter'den beri bütün [[din|dinler]] ahlakı öğütlüyorlar. '''Bir [[din]] [[dünya|dünyanın]] varoluşuyla birlikte var olsaydı ona inanırdım. Ama [[Sokrates]]'e, [[Platon]]'a, Musa'ya, [[Muhammed]]'e bakınca buna inanamıyorum. Bunların hepsi [[İnsan|insan]] tarafından uydurulmuştur.''' *: ''General Gourgaud, Napoléon'a [[Blaise Pascal|Pascal]] ve [[Isaac Newton|Newton]]'un [[Tanrı]] hakkındaki düşüncelerini hatırlattığında, Napoléon'un yanıtı'' * Bana kalırsa [[din]], yaratılışın gizemi değil, toplumun gizemidir. '''[[Din]], eşitlik fikrini "[[Cennet|cennete]]" bağlar ve böylece zenginlerin fakirler tarafından katledilmesini önler.''' Toplum, gelir eşitsizliğine dayanır ve gelir eşitsizliği de [[din|dinin]] varlığına. [[Din]] gerçekte, doğamızdaki mucize düşkünlüğünü tatmin ederek bizi şarlatanların ve büyücülerin elinden koruyan bir tür aşı gibidir.<ref>İmparator Napoléon'un 4 Mart 1806 tarihinde Devlet Konseyi'ndeki söylevlerinden, Baron Joseph Pelet de la Lozère, Opinions de Napoléon sur divers sujets de politique et d'administration (1833), s. 223</ref> * Tüm [[Din|dinler]] mucizelere dayanır; Teslis gibi, anlayamadığımız şeyler üzerine kurulmuştur. [[İsa]] kendini Tanrı'nın Oğlu olarak tanımlar, oysa Davud'un soyundan gelir. Ben [[Muhammed]]'in dinini tercih ederim; bizimkinden daha az saçmadır.<ref>Sainte-Hélène'den mektup (28 Ağustos 1817), The St. Helena Journal of General Baron Gourgaud, 1815–1818, II. cilt, s. 226.</ref> * '''[[Tanrı]] en iyi topçu birliğinin yanında yer alır.'''<ref>Jack Huberman, Ateist Aforizmalar, Maya Kitap, s. 69</ref> * Gücü seviyorum! Ama gücü bir sanatçı olarak seviyorum: Bir müzisyenin kemanını onun tonlarını, akordunu, harmonisini ortaya çıkarmak için sevdiği gibi.<ref>[[w:Sinan Özbek|Sinan Özbek]], İdeoloji Kuramları, sayfa 42, aktardığı yer: Friedrich Sieburg, ''Napoléon'', Wilhelm Heyne Verlag, Münih, 1981, s. 9</ref> * Hissiz kalmaktansa [[kahve]]yle acı çekmeyi tercih ederim.<ref>{{web kaynağı|url= http://www.milliyet.com.tr/mola-galeri-detay/kahveyle-ilgili-hafizalara-kazinan-unutulmaz-sozler/393/ |başlık= Kahveyle İlgili Hafızalara Kazınan Unutulmaz Sözler | yayıncı= Milliyet Gazetesi |erişimtarihi= 30 Kasım 2015}}</ref> * Ben Roma İmparatoru'yum! *: ''İmparator Napoléon'un, Papa VII. Pius'a hitaben yazdığı mektuptan (13 Şubat 1806)'' * '''Beni öldürecek kurşun, henüz dökülmedi!''' *: ''İmparator Napoléon'un, Montereau'da yaptığı bir konuşmadan kesit (17 Şubat 1814)'' * Müttefik güçler, İmparator Napoléon'un [[Avrupa]]'da barışın yeniden kurulmasının önündeki tek engel olduğunu ilan ettiğine göre; o da yeminini tutarak tahttan inmeye, [[Fransa]]'yı terk etmeye ve hatta ülkesinin iyiliği için hayatından vazgeçmeye hazır olduğunu duyurur. *: ''İmparator Napoléon'un tahttan feragat ettiğini beyan eden bildirisi (4 Nisan 1814)'' * İmkânsız kelimesi Fransızcada yoktur. *: ''İmparator Napoléon'un General Jean Le Marois'a hitaben yazdığı mektuptan (9 Temmuz 1813)'' * Bu piramitlerin dorukluklarından kırk asır bize bakıyor.<ref>Napoléon Bonaparte'ın, Mısır'da iken askerlerine hitaplarından (21 Temmuz 1798), Fransız General Eugène de Beauharnais'in otobiyografik kitabında yayımlanmıştır.</ref> * '''Taht dediğin nedir ki? Kadife kaplı, yaldızlı bir tahta parçası… Taht, benim.'''<ref>İmparator Napoléon'un, Yasama Meclisi’ne hitaplarından (Aralık 1813), Histoire de l’empereur Napoleon, s. 435</ref> * [[Fransa]]'da yalnızca imkânsız olan hayranlık uyandırır.'''<ref>Napoleon: In His Own Words (1916), IX. bölüm</ref> * '''Anarşi, mutlak iktidarın basamaktaşıdır.'''<ref>Napoléon Bonaparte, Napoleon's War Maxims: With His Social and Political Thoughts (1804–1815), Gale & Polden (1899), s. 148</ref> * Genel anlamda tarihi gerçek nedir? Üzerinde uzlaşılmış bir masaldan ibarettir.<ref>Selef Fransa İmparatoru ve İtalya Kralı Napoléon Bonaparte'ın, Comte de Las Cases ile yaptığı söyleşiden bir kesit (20 Kasım 1816), Mémorial de Sainte Hélène, IV. cilt, s. 251</ref> * '''[[Kadınlar]] çocuk doğurmak için tasarlanmış birer makineden başka bir şey değildir.'''<ref>General Baron Gourgaud'un Sainte-Hélène Günlüğü (9 Ocak 1817)</ref> * Altmış muharebe ettim ve başlangıçta bilmediğim hiçbir şeyi öğrenmedim.<ref>General Baron Gourgaud'un '''"Journal de Sainte-Hélène 1815–1818"''' adlı eserinden (25 Aralık 1817 tarihli giriş)</ref> * Üstün insan hiçbir zaman kimsenin önünde engel oluşturmaz.<ref>Napoleon: In His Own Words (1916), Jules Bertaut, I. bölüm</ref> * '''İnsanları birleştiren yalnızca iki [[güç]] vardır: [[korku]] ve çıkar. Tüm büyük [[devrim|devrimler]] korkudan doğar; zira çıkar hesapları hiçbir zaman amaca ulaştırmaz.'''<ref>Napoleon: In His Own Words (1916), Jules Bertaut, I. bölüm</ref> * [[Başarı]] [[dünya|dünyanın]] en ikna edici hatibidir.<ref>Napoleon: In His Own Words (1916), Jules Bertaut, I. bölüm</ref> * Sabırsızlık [[başarı|başarının]] önündeki en büyük engeldir; her şeye sertlikle yaklaşan ya hiçbir şey elde edemez ya da asla olgunlaşmayacak ham meyveler toplar.<ref>Napoleon: In His Own Words (1916), Jules Bertaut, I. bölüm</ref> * Dehânın yöntemlerinden bihaber olmak gerekir ki onun biçimlerin kısıtlamalarına boyun eğdiğini sanasın. Biçimler vasat için vardır ve vasat olanın yalnızca alışılagelen kalıplara göre hareket edebilmesi bir talih meselesidir. [[Yetenek]] ise engelsiz kanat çırpar.<ref>Napoleon: In His Own Words (1916), Jules Bertaut, I. bölüm</ref> * [[İnsan|İnsanları]] etkilemek ve onlar üzerinde daha derin bir iz bırakmak için saçmalıklar, makul fikirlerden çok daha güvenilir bir araçtır.<ref>Napoleon: In His Own Words (1916), Jules Bertaut, Iı. bölüm</ref> * [[Siyaset|Siyasetin]] en büyük güçlüğü, köklü ilkelerin bulunmamasıdır.<ref>Napoleon: In His Own Words (1916), Jules Bertaut, IV. bölüm</ref> * [[Aristokrasi]] [[Eski Ahit]]'in ruhudur, [[demokrasi]] ise [[Yeni Ahit]]'in ruhudur.<ref>Napoleon: In His Own Words (1916), Jules Bertaut, VII. bölüm</ref> * [[İsa|İsa Mesih]] en büyük cumhuriyetçiydi.<ref>Napoleon: In His Own Words (1916), Jules Bertaut, VII. bölüm</ref> * '''Bir general şarlatan olmak zorundadır.'''<ref>Napoleon: In His Own Words (1916), Jules Bertaut, VII. bölüm</ref> * [[Savaş]] alanına bir sistemle gelen general zavallıdır.<ref>Napoleon: In His Own Words (1916), Jules Bertaut, VIII. bölüm</ref> * '''[[Cesaret]] taklit edilemez. [[Cesaret]], ikiyüzlülükten sıyrılabilen tek erdemdir.'''<ref>Napoleon: In His Own Words (1916), Jules Bertaut, VIII. bölüm</ref> * Bir asayı hak etmek, onu elinde tutmaktan çok daha şanlıdır.<ref>Louis Antoine Fauvelet de Bourrienne, Memoirs of Napoleon (1829–1831)</ref> * Ölümsüzlük, [[İnsan|insanın]] geride bıraktığı en güzel hatıradır.<ref>Louis Antoine Fauvelet de Bourrienne, Memoirs of Napoleon (1829–1831)</ref> * Pekâlâ, eğer Martinik'te olsaydım ben de İngilizlerin yanında olurdum; çünkü her şeyden önce hayatı kurtarmak gerekir. Beyazların yanındayım, çünkü ben de beyazım; başka bir nedenim yok, ama bu neden yeterlidir. Hiçbir uygarlığa sahip olmayan, sömürge nedir, [[Fransa]] nedir bilmeyen Afrikalılara [[özgürlük]] nasıl tanınabilirdi ki?<ref>A. C. Thibaudeau, Le Consulat et L'Empire, s. 271</ref> * '''[[Fransız Devrimi|İhtilal]]'i benim şahsıma saldırarak yok etmek istiyorlar; onu savunacağım, zira [[Fransız Devrimi|İhtilal]] benim, ben [[Fransız Devrimi|İhtilal]]'in ta kendisiyim!'''<ref>A. C. Thibaudeau, Le Consulat et L'Empire, s. 427</ref> == Kaynakça == {{Kaynakça}} {{Vikiler| commons= Napoléon Bonaparte | wikispecies= | wikt= | b= | s= | w= Napolyon Bonapart | n= | m= | }} [[Kategori:Kişiler-N]] [[Kategori:Fransız askerler]] [[Kategori:Fransız siyasetçiler]] [[Kategori:1769 doğumlular]] [[Kategori:1821 yılında ölenler]] mdzlfsm5j6ixm32c4t8dja3aoxzsmtq Reha Muhtar 0 3062 239120 239062 2026-06-08T14:45:22Z Felecita 7339 239120 wikitext text/x-wiki {{Biyografi}} '''Reha Muhtar''', Türk televizyon programcısı, yorumcusu ve haber sunucusu. ==Sözleri== * Bir [[toplum]]; kendi [[hayat]]ına; çocuklarının yaşamına... [[gelecek|istikbal]]ine... kendisinin, ailesinin, yakınlarının, dostlarının sevdiklerinin, ülkesinin ve milletinin [[barış]] ve [[huzur]]una kastedenlerin; kim olduklarını?.. Ne yaptıklarını?.. Neyi amaçladıklarını?.. Niçin [[insan]]ların canını acımasızca aldıklarını bilmek durumundadır... Bunları bilmek; en azından [[gelecek|geleceği]] kurtarmak demek...<ref>[http://www.gazetevatan.com/reha-muhtar-849682-yazar-yazisi-yasadigimiz-siddete-karsi-muhtesem-bir-sarkinin-oykusu-/ Vatan gazetesi, Yaşadığımız şiddete karşı.]</ref> * [[Hayat]]ınız boyunca, en amansız rakiplerinizle mücadele ederken bile, [[insan]]lığınızı unutmayın...<ref>[http://www.gazetevatan.com/reha-muhtar-872282-yazar-yazisi-aziz-yildirim-in-cocuklarima-gonderdigi-fenerbahce-formasi-/ Vatan Gazetesi, 10.10.2015]</ref> * [[Kıskançlık]], [[nefret]], açgözlülükle savaşılmayacağını, onun farkında olduğumuzda, üzerimizdeki bir güç tarafından onlara ışık tutularak kendiliğinden tasfiye olacağını, karanlığın ışık tutulduğunda kaybolacağını hissettim.<ref>[http://www.gazetevatan.com/reha-muhtar-856826-yazar-yazisi-ego-cehennemdir-/ Vatan Gazetesi, Ego cehennemdir, 23.08.2015]</ref> * Üç kuşağın aynı anda bindiği tahteravallinin ortasında, oyuncağın iki tarafını yaşatmaya çalışmakla meşguldum.<ref>[http://www.gazetevatan.com/reha-muhtar-864494-yazar-yazisi-halil-inalcik-babam-zulfu-livaneli-/ Vatan Gazetesi, 16.09.2015]</ref> ==Kaynakça== {{Kaynakça}} ==Dış bağlantılar== [[Kategori:Kişiler-R]] [[Kategori:1959 doğumlular]] [[Kategori:İstanbul ili doğumlular]] [[Kategori:Türk yazarlar]] [[Kategori:Türk gazeteciler]] [[Kategori:Türk televizyoncular]] [[Kategori:Türk sunucular]] [[Kategori:2026 yılında ölenler]] 3hgiggohf1uibph9xb58asu7nblfsn6 Abdullah Öcalan 0 3099 239123 238986 2026-06-08T14:52:15Z Felecita 7339 [[Special:Contributions/~2026-30723-95|~2026-30723-95]] ([[User talk:~2026-30723-95|mesaj]]) tarafından yapılan değişiklik geri alınarak, [[User:Buzzati1952|Buzzati1952]] tarafından değiştirilmiş önceki sürüm geri getirildi 234763 wikitext text/x-wiki {{Biyografi |kişi_adı=Abdullah Öcalan |resim_adı=Abdullah Öcalan.png |resim_başlığı=PKK'nın kurucularından biri ve bilinen ilk lideri |doğum_tarihi=4 Nisan 1949 |doğum_yeri=Halfeti, Şanlıurfa, Türkiye |ölüm_yeri= }} '''Abdullah Öcalan''' (d. 4 Nisan 1949, Halfeti, Şanlıurfa) veya zaman zaman kullanılan kısa adıyla '''Apo''', [[PKK]]'nın kurucularından biri ve bilinen ilk lideri (1978-1999). ==Sözleri== * Ulus-devlet çağımızın en tehlikeli hastalığıdır. Halkları böler, doğayı talan eder, kadını köleleştirir.<ref>Abdullah Öcalan, Demokratik Uygarlık Manifestosu</ref> * [[Türkiye]], Kürt sorununu çözmedikçe ne iç barış ne bölgesel barış mümkündür. Ama çözerse, [[Orta Doğu|Ortadoğu]]’nun halklar demokrasisine öncülük edebilir.<ref>Abdullah Öcalan, Demokratik Uygarlık Manifestosu</ref> * [[İsrail]]'i hegemonik çekirdek olarak kavramadıkça, [[Orta Doğu|Ortadoğu]] ulus-devlet dengesinin veya dengesizliğinin nasıl kurgulandığını ve tesis edildiğini de kavrayamayız.<ref>Abdullah Öcalan, Demokratik Uygarlık Manifestosu</ref> * [[Sosyalizm]], insanlığın eşitlik ve özgürlük arayışının en anlamlı ifadesidir.<ref>Abdullah Öcalan, Bir Halkı Savunmak</ref> *Eğer bizim yürüttüğümüz [[PKK|silahlı mücadelenin]] özelliklerini kavrasaydınız müthiş kazandırdığını görecektiniz. Silahlı mücadele yalnızca silahların patlaması değildir, en yüksek ideolojik yoğunlaşmaktır bana göre. Politikayı en gerçekçi kavrayıştır. Bana göre silahlı mücadeleden bahsediyorum, sizin veya başkalarının kavradığı biçimde değil. Ve her hâlde bu biraz daha Kürtler için böyledir. Onları tek adam edecek... Biraz... Bu araçtan başka bir gelişme yolunun kendilerine tanınmamasından ileri geliyor, niye anlamıyorsunuz?<ref>https://www.youtube.com/watch?v=iJ91JxQJt44&t=523s</ref> *Bazıları bize "[[Adalet ve Kalkınma Partisi|AKP]]'nin kuyrukçuluğunu yapmayın" diyor. Aslında durum tam tersidir. [[Adalet ve Kalkınma Partisi|AKP]] bizi takip etme durumundadır. Biz [[Adalet ve Kalkınma Partisi|AKP]]'yi peşimizden sürüklüyoruz.<ref>Demokratik Kurtuluş ve Özgür Yaşamı İnşa: İmralı Notları, Weşanen Mezopotamya, 1 Haziran 2014 tarihli tutanak, s. 307.</ref> *Başkanlık sistemi düşünülebilir. Biz Tayyip Bey’in başkanlığını destekleriz. Biz [[Adalet ve Kalkınma Partisi|AKP]] ile başkanlık ittifakına girebiliriz. Yalnız Başkanlık [[Amerika Birleşik Devletleri|ABD]]’deki gibi olmalı, devlet meclisi gibi bir senato, bir de halklar meclisi. Bunun adı demokratik meclis de olabilir. Bu da [[Amerika Birleşik Devletleri|ABD]]’deki gibi temsilciler meclisi gibi olabilir, [[Rusya]]'daki alt duma gibi olabilir. İngiltere’deki avam kamarasının [[Türkiye]] versiyonu gibi.<ref>[http://www.hurriyet.com.tr/akp-ye-iktidari-altin-tepside-sunduk-22712286 AKP’ye iktidarı altın tepside sunduk]</ref> *En büyük teröristin [[Amerika Birleşik Devletleri|ABD]]'nin politik ve ekonomik güçleri olduğunu söylemek yerindedir. Çünkü insanların başına en bela olan, en tehlikeli oyunu oynayan, dolayısıyla da baskıyı, işkenceyi en amansız uygulayan bu bir avuç borsa teröristidir, politik teröristtir.<ref>Abdullah Öcalan, Sosyalizmde Israr İnsan Olmakta Isrardır, Weşanen Serxwebun Yayınları, İkinci Baskı, s. 131.</ref> * Demokratik konfederalizm, halkların kardeşliğini ve eşitliğini esas alan bir sistemdir.<ref>Abdullah Öcalan, Ortadoğu’da Uygarlık Krizi ve Demokratik Uygarlık Çözümü</ref> *Kadın özgürlüğü, yeni uygarlığın şekillenmesinde en dengeleyici ve eşitçi rolü oynayacaktır. Neolitik toplumun çözülüşünden beri adeta toplumdan silinen kadın tekrar saygın, özgür ve eşitlikçi koşullarda yerini alacaktır. Bunun için tüm teorik, programsal, örgütsel ve eylemsel çalışmalar yapılacaktır. Kadın gerçeği, bir dönem çok sözü edilen proleter sınıf ve ezilen ulus kavramından daha somut ve tahlil edilebilir bir konudur. Denilebilir ki, toplumun en köklü dönüşümü, kadının sağlayacağı dönüşümle belirlenir. Kadın ne kadar eşit ve özgürse, toplumun tüm kesimleri de o kadar eşit ve özgürdür. Demokrasinin ve laikliğin kalıcı olarak yerleşmesinde kadının demokratikleşmesinin rolü belirleyici olacaktır.<ref>Abdullah Öcalan, Sümer Rahip Devletinden Demokratik Uygarlığa, Cilt 1, Mezopotamya Yayınları, s. 445</ref> * [[Komünizm|Komünizmi]] eleştirenlerin çoğu, aslında hiçbir alternatif sunmayan, sömürü ve baskı düzeninin savunucularıdır.<ref>Abdullah Öcalan, Demokratik Uygarlık Manifestosu</ref> * [[Komünizm]], insanlığın tarihsel olarak en ileri özgürlük ve eşitlik idealidir.<ref>Abdullah Öcalan, Bir Halkı Savunmak</ref> *Kürtlerin alın yazısı artık cehalet, isyan, bastırılma ve katliam değil, demokratik bilinç, gelişmiş toplum ve özgür birlikteliktir.<ref>Abdullah Öcalan, Sümer Rahip Devletinden Demokratik Uygarlığa, Cilt 1, Mezopotamya Yayınları, s. 524</ref> *Şunu sezdiğimi açıkça itiraf etmeliyim: Kasaplar hayvanı kesime alırken- hayvan aslında kesileceğini fark eder ve tir tir titrer. Kadının erkek karşısındaki duruşu bana hep bu titremeyi hatırlatır.<ref name="ReferenceA">Abdullah Öcalan, Demokratik Modernite Kadın Devrimi Çağıdır</ref> *Hz. İbrahim, insanı kurban olmaktan kurtardı. Zerdüşt ise hayvanın dahi kurbanını yasakladı. Hz. İbrahim ve Zerdüşt’ün düşüncelerini önemsiyorum. Bundan böyle et yemeye karşı bireysel bir tavır aldım. Vejetaryen oldum. Bu ilkel avcılık kültüründen gelen geleneğin kalkmasını diliyorum. Kurban Bayramını, kurbanın kaldırılması temelinde kutluyorum. Bu barışı getirir. Bayram, şekerle ve tatlılıkla kutlanmalıdır.<ref>[http://www.milliyet.com.tr/2001/03/21/guncel/agun.html milliyet.com.tr]</ref> **(2001) * Dinci isyanlar, Kürt ulusallaşmasını engelleyen ve halkı feodal boyunduruğa sokan yapılardır. [[Şeyh Said]] gibi örneklerden uzak durmak gerekir.<ref>Abdullah Öcalan, Demokratik Uygarlık Manifestosu</ref> *Metanın değişim değeri haline gelmesiyle ticaret ve tüccar çok önemli bir uygarlık kategorisi haline gelmiştir. Kısaca belirteyim ki, ben metayı Karl Marks gibi yorumlamıyorum. Yani metanın değişim değerinin işçi emeğiyle ölçülebileceği iddiasını, önemli sakıncalar doğuran bir kavramlaşma sürecinin başlangıcı olarak değerlendiriyorum. Günümüzde neredeyse metalaşmadık bir değeri kalmayan toplumun çözülüşünü göz önünde bulundurursak, ne demek istediğimi daha iyi açıklamış olurum. Toplumun metalaşmasını zihnen kabul etmek demek, insan olmaktan vazgeçmek demektir. Bu, barbarlıktan daha ötesi demektir. Bir benzetme yapacak olursak, mezbahada parça parça edilmiş hayvanın satılığa sunulmasının tüm insan toplumuna taşırılması demektir.<ref>Abdullah Öcalan -Özgürlük Perspektifleri</ref> *Sadece maddi açıdan değil, öldürme kültürünün manevi sonuçları çok daha ağırdır. Hayvanları ve hemcinslerini öldürmeyi bir yaşam tarzı -zorunlu savunma dışında- olarak kültürleştiren bir topluluk, artık savaş makinesini geliştirmek için her türlü alet ve kurumsal düzeni geliştirmeyi temel alacaktır. Devlet en temel güç kurumu olarak hazırlanırken, savaş okları, mızrakları ve baltaları en değerli araçlar olarak icat edilip geliştirilecektir. Doğal ana-toplumdan çıkan ataerkil toplumun tarihin en tehlikeli sapması olarak gelişmesi, günümüze kadarki tarihin korkunç öldürme ve sömürme biçimlerinin de özüdür. Bu gelişme, bir kader ve ilerlemenin zorunlu koşulu olması şurada kalsın, tam bir sapma halidir. Aslanın krallığına benzer bir gelişme oluyor. Yine yılan-fare diyalektiğine benziyor. Daha şimdiden devlet teorilerine ‘yılan-fare’ teorisi demek doğruya daha yakın bir değerlendirmedir. Çoğu erkeğin soyadı Aslandır. Öyle olmak çok özlenir bir husustur. Soruyorum: “Kimi yemek için?<ref name="Abdullah Öcalan, Devlet">Abdullah Öcalan, Devlet</ref> * Kemalizmin ''"Kürt düşmanlığı"'' olduğunu iddia etmek, milliyetçi tuzaklara düşmek anlamına gelir.<ref>Abdullah Öcalan, Bir Halkı Savunmak</ref> *Kavisin dağ eteklerindeki her bitki ve hayvan canlısı benim için bir tutku nesnesiydi. Onlarda, sanki kutsal bir mana varmış gibi bakardım. Onlar benim için ben onlar için yaratılmış birer arkadaştık. Peşlerinden çok koştum aşkla. Benim aşkım biraz böyleydi. Halen bu konuda en affetmediğim hareketim avladığım kuşların başını hiçbir acıma hissi duymadan koparmamdı. Özne-nesne anlayışı altındaki derin tehlikeyi bu olaylar kadar hiçbir anlatım bana göstermedi. Ekolojik tercihim çocukluğumun bu tutku ve suçunun itirafıyla yakından bağlantılıdır. Avcılık kültüründen kalma bu büyük ruh tehlikesinin birer avcılıktan ibaret olan ‘güçlü sömüren, buyurgan adamın’ sanatı olan iktidar ve savaşlarının maskesini düşürmekle ancak giderebilecektim. Bitki ve hayvanların dilini anlamadıkça ne kendimizi anlayabilecek ne de ekolojik toplumcu olabilecektik. Beni bırakmayan bitki ve hayvanlarımın anılarına böyle anlam verecektim.<ref name="ReferenceA"/> *Hayvanat bahçelerindeki düzen, aslında tüm toplumun hayvanat bahçesi tarzında düzenlendiğine dair çok aydınlatıcı bir örnektir. Nasıl hayvanat bahçesindeki hayvanlar seyirlikse (gösteri unsuru), toplumun da bir gösteri toplumuna dönüştüğü birçok filozofça tespit edilmiştir ve dillendirilmektedir. Başta üç (S)'ler, seks endüstrisi, peşi sıra ve iç içe spor ve sanat-kültür endüstrileri geniş bir medyatik reklam kampanyasıyla yoğun ve sürekli olarak duygusal ve analitik zekayı bombalayarak, tamamen işlevsizleştirerek, gösteri (temaşa eden) toplumunun zihniyet fethi tamamlanmıştır.<ref name="ReferenceB">Abdullah Öcalan, Özgürlük Perspektifleri</ref> * Bir toplum artık önemli ahlaki ve siyasi rehberlik sağlayan kurumlar yaratamıyorsa ve yönetemiyorsa, bu o toplumun baskı ve sömürüye boyun eğdiği anlamına gelir.<ref>Abdullah Öcalan, Özgürlük Sosyolojisi</ref> * [[İran]] kültürü başından itibaren ulus-devletçilik başta olmak üzere kapitalist modernite ile kavgalıdır. Dayatılan tüm bu unsurlara karşı direnmektedir. Çok yerel ve tarihsel bir olguymuş gibi dayatılan Şiacılığın bile bir milliyetçilik olduğunu, kapitalist modernitenin bir türevini oluşturduğunu ve [[İran]] İslâmî Devriminin bu maskeyle boşa çıkarıldığını [[İran]] halkları daha şimdiden kavramakta ve ayağa kalkmaktadır. Özellikle [[İran]] çok eski olan devlet geleneğini kullanarak sözüm ona kapitalist modernite ile baş edeceğini, daha doğrusu böylesi bir imaj yaratarak sistem tarafından kabul göreceğini sanmaktadır. Tarihi bu temelde kullanmak herhalde tükenmişliğin en gözükara biçimi olsa gerek. Moderniteyi bu kadar tarihsel gelenekle, geleneği bu kadar moderniteyle karıştırıp ulus-devletçiliğini kurtaracağını sanmak ancak kurnazlıkla izah edilebilir. Bu nedenlerle yakın geleceğin [[Orta Doğu|Ortadoğu]]’su belki de [[İran]] üzerinden şekillenecektir. [[İran]] gerçekten modernite tartışmalarının ana merkezi konumundadır. [[Şia]] milliyetçiliği ne kadar saptırsa da, modernite üzerindeki ideolojik ve politik tartışma büyüyerek devam edecektir. [[İran]] halkları kapitalist moderniteyi diğer halklardan daha fazla tanımaktadır ve ona boyun eğmemekte kararlı görünmektedir. Mevcut [[Şia]] milliyetçiliği ne kadar sahte anti-İsrailcilik, anti-Amerikancılık ve anti-Batıcılık yaparsa yapsın, uzun süreli olarak [[İran]] halklarının kendileri için uygun modernite arayışının önüne geçemez; hatta [[Amerika Birleşik Devletleri|ABD]] ve [[İsrail]]’le uzlaşsa bile halkların bu arayışı karşısında maskeli duruşunu kurtaramaz. [[İran]] kültüründe hakikat arayışı güçlüdür. Ayrıca [[İran]]’da tarih kadar eski bir komünal yaşam geleneği vardır. Dolayısıyla [[İran]]’ın yakın geleceğinde gerçek anlamda bir modernite savaşına tanık olabiliriz.<ref>Abdullah Öcalan, Demokratik Uygarlık Manifestosu</ref> * [[Kürtler|Kürt]] kadınlarının çoğunun bedenleri ölü, kokuşmuş, soğuk ve çok kabadır. Fizikleri biraz böyledir, ruhları donuktur. Fikir düzeyi hiç yoktur.<ref>Abdullah Öcalan, Nasıl Yaşamalı, Cilt 1, s. 91</ref> * Lise dönemlerinde büyük felsefik bunalımı yaşadım. [[Tanrı]] ile savaş verdim, bu savaştan başarı ile çıktıktan sonra yarı [[Tanrı]] oldum.<ref>Abdullah Öcalan, Özgür Yaşamla Diyaloglar, s. 257</ref> * [[Sosyalizm]], ahlaki bir toplumun temelidir ve insanlığın geleceğinde vazgeçilmez bir yer tutar.<ref>Abdullah Öcalan, Ortadoğu’da Uygarlık Krizi ve Demokratik Uygarlık Çözümü</ref> * Toplumun iyice dönüşebileceği alan [[Kadınlar|kadınların]] edindiği dönüşümün kapsamı tarafından belirlenir. Benzer şekilde [[kadın|kadının]] özgürlüğü ve eşitliği düzeyi de toplumun tüm kesimlerinin özgürlüğü ve eşitliğidir. Demokratik bir ulus için, özgürlüğün toplumu özgürleşmiş toplumu oluşturması sebebiyle kadının özgürlüğü büyük öneme sahiptir. Kurtulmuş toplum demokratik bir ulustur. Dahası insan rolünü tersine çevirme ihtiyacı devrimci öneme sahiptir.<ref>Abdullah Öcalan, Özgür Yaşam: Kadın Devrimi</ref> *[[Özgürlük]] konusunda bencil olmamak, insan indirgemeciliğine düşmemek bence önemlidir. Kafesteki hayvanın büyük özgürlük çırpınışı yadsınabilir mi? Bülbülün şakıması en değme senfoniyi geride bırakırken, bu gerçekliği [[özgürlük]] dışında hangi kavramla izah edebiliriz? Daha da ileri gidersek, evrenin tüm sesleri, renkleri özgürlüğü düşündürmüyor mu? İnsan toplumunun en derin ilk ve son köleleri olarak kadının tüm çırpınışları özgürlük arayışından başka hangi kavramla izah edilebilir? En derinlikli filozofların, örneğin [[Baruch Spinoza|Spinoza]]’nın, özgürlüğü cehaletten çıkış, anlam gücü olarak yorumlaması aynı kapıya çıkmıyor mu?<ref name="ReferenceB"/> *Yaratıcı doğa yerini yaratıcı tanrıya bırakır. Ana şefkati olarak anlaşılması gereken doğa, zalim doğa damgasını yer. Artık dilsiz ve zalim doğaya yüklenmek insan kahramanlığı haline gelecektir. Hayvanlar ve bitkilerin her tür dengesiz imhası, toprak, su ve havasının kirletilmesi, sanki insan toplumunun en temel hakkıymış gibi alışkanlık kazanır. Doğal çevre artık ölü, umut vermeyen geçici bir yaşam alanı olarak körleştirilir. Canlı doğanın sınırsız umut kaynağı doğa, artık kör, anlayışsız, kaba madde yığınından başka bir şey değildir.<ref name="Abdullah Öcalan, Devlet"/> * Demokratik konfederalizm çok önemli; bunu yalnız [[Kürtler]] için değil, [[Orta Doğu|Ortadoğu]] ve hatta dünya için öneriyorum. Ulus-devlete dayalı tıkanmada yol açıcı olur. Ulus-devlete dayalı [[Birleşmiş Milletler]] iflas etmiştir. Irak sorunu bunu ortaya serdi. 20. yüzyılın son çeyreğinde yaşanan çözümsüzlük, Körfez, Irak ve Afganistan’ın durumu ortada. [[Birleşmiş Milletler|BM]] çaresiz. [[Amerika Birleşik Devletleri|ABD]] bunu biraz kavramış ama emperyalizmin model sunma olanağı sınırlı. '' (...) '' Gerçek demokratik alternatif yerine [[Türkiye]], [[Mısır]], [[Afganistan]] gibi ülkelerde gerçek demokrasiyi örtbas eden sahte modeller peşindedir. Ulusların kendi kaderini tayin hakkı ilkesi, yalnızca devlet kurma hakkı değildir. [[Vladimir Lenin|Lenin]] bunu mahvetti. [[Vladimir Lenin|Lenin]] ve [[Josef Stalin|Stalin]]’in bunu aşırı bir şekilde devlet kurma ilkesi olarak ele almaları tarihi felaketler getirdi. Kurtuluş için sahte devlet topluklukları yarattı. '' (...) '' Ulusların kendi kaderini tayin hakkını ben şöyle algılıyorum, çünkü Kürtlerde de bunun peşine düşen bir kesim var: Bu hak kendi demokrasisini ve devlet olmayan kendi yönetimlerini kurma hakkıdır. Devlet olmayan toplulukların bütün sorunlarını kendilerinin tartışacakları, kararlaştıracakları; köylerde, mahallelerde ve şehirler çerçevesinde kendi sorunlarını kendileri tartışarak kararlaştıracakları ve çözecekleri bir model kurma hakkıdır.<ref>Abdullah Öcalan, Demokratik Konfederalizm</ref> * [[Orta Doğu|Ortadoğu]]’nun ağırlaşan tarihsel ve toplumsal sorunlarının çözümü için de demokratik konfederalizm sistemi geçerlidir. Kapitalist sistem ve emperyal güçlerin dayatmaları [[demokrasi|demokrasiyi]] geliştiremez, ancak [[Demokrasi|demokrasiyi]] istismar edebilir. Demokratik Konfederal Sistemde, tabandan gelişen demokratik seçeneği egemen kılmak esastır. Bu sistem toplumsal temelde etnik, dini ve sınıfsal farklılıkları gözeten bir sistemdir. [[Kürdistan]] içinse kendi kaderini tayin etme hakkı, milliyetçi temelde devlet kurmak değil, siyasi sınırları sorun yapmadan ve sınırları esas almadan kendi demokrasisini kurma hareketidir. '' (...) '' [[İran]]’da, [[Türkiye]]’de, [[Suriye]]’de ve hatta [[Irak]]’ta oluşacak bir Kürt yapılanmasında tüm [[Kürtler]] bir araya gelerek kendi federasyonlarını, birleşerek de üst konfederalizmi oluştururlar. '' (...) '' Kürdistan Demokratik Konfederalizminde asıl karar yetkisi köy, mahalle ve şehir meclis ve delegelerinindir. Dolayısıyla halkın ve tabanın kararı geçerlidir. <ref>Abdullah Öcalan, Demokratik Konfederalizm</ref> * Bir Arabistan Yarımadası tasarımı olarak [[Allah]], milattan önce 2000’lerde ideolojik bir kimlik kazanmıştır.<ref>Abdullah Öcalan, Sümer Rahip Devletinden Halk Cumhuriyetine Doğru, s. 194</ref> *Sorunun kaynağı araştırıldığında, doğaya tehlikeli biçimde ters düşmüş hâkim toplumsal sistem karşımıza çıkmaktadır. Binlerce yıl süren toplum içi çelişkilerin kaynağında doğal çevreyle yabancılaşmanın yattığı; ne kadar iç toplumsal çelişki ve savaşlar gelişmişse o kadar da doğayla ters düşüldüğü gittikçe artan bilimsel bir netlikle ortaya çıkmaktadır. Günümüzün parolası doğaya hâkim olmak, kaynaklarını acımasızca ele geçirmek ve sömürmektir. Doğanın vahşetinden bahsedilir. Bu kesinlikle doğru değildir. Kendi cinsine, türüne karşı vahşileşen insanın doğaya karşı da en tehlikeli vahşi konumuna düştüğü yaşanılan çevre sorunlarından bellidir. Hiçbir tür insan kadar bitki ve hayvan türlerini yok etmemiştir. Mevcut hızla yok etme işini sürdürürse geriye nesli tükenen bir dinozor türüne dönüşmekten kurtulamayacak bir insan sorunuyla karşı karşıya kalırız. Nüfus artış hızı ve hızla gelişen ve kötü kullanılan teknolojisiyle insanın mevcut yıkıcılığı durdurulamazsa, insan yaşamı sürdürülemez bir aşamaya çok da uzun olmayan bir sürede gelip dayanacaktır.<ref>Abdullah Öcalan- Demokratik Özerklik</ref> * Kürtler hiçbir devlet tarafından fethedilmemişlerdir. Kendilerine yönelik hiçbir fetih, işgal ve ilhâk statüsü yoktur. Yani siyasal ve hukuki açıdan statüleri, içinde yaşadıkları devletlerle gönüllü ortaklık temelinde oluşmuştur.<ref>Abdullah Öcalan, Kürt Sorunu ve Demokratik Ulus Çözümü</ref> * [[Allah]] bir nevi ortaçağın feodal manifestosudur, temel yasası ve bildirgesidir.<ref>Abdullah Öcalan, Sümer Rahip Devletinden Demokratik Uygarlığa, Cilt 1, Mezopotamya Yayınları, s. 313</ref> *Avcı, savaşçı tarzı olmadan toplumun yaşayıp gelişemeyeceği doğru bir varsayım değildir. Etle beslenmeyen hayvan türleri etle beslenenlerden binlerce kez daha fazladır. Çok az sayıda tür etle beslenir. Doğaya derinliğine bakıldığında hayvansal yaşam için öncelikle zengin bir bitki örtüsü oluşmaktadır. Hayvansal gelişme bitkisel gelişmenin bir sonucudur. Diyalektik ilişki böyledir çünkü ilk hayvanın yiyecek bir hayvanı yoktur. O bitkiyle beslenecektir. Etle beslenmeye bir sapma gözüyle bakmak gerekir. Eğer tüm hayvanlar birbirini yeseydi canlı hayvan türü hiç oluşmazdı. Bu, evrim kuralına da aykırı bir gelişmedir.<ref>Abdullah Öcalan, Bir Halkı Savunmak</ref> * Komünal yaşam, insan doğasına en uygun toplumsal sistemdir. Bu nedenle komünizm, insanlığın özlemini duyduğu adaletin gerçek temsilcisidir.<ref>Abdullah Öcalan, Ortadoğu’da Uygarlık Krizi ve Demokratik Uygarlık Çözümü</ref> * Bazıları benim için '' ‘[[Kemalizm|Kemalizme]] kayıyor’ '' diyebilirler. [[Kemalizm]] düşmanlığı Kürtlerin lehine değildir. İlk [[Kürtler|Kürt]] isyanları [[Batı dünyası|Batı]]’ya dayanıyordu. Söylemek istediğim şu: O dönemde Kürtler ve Türkler üzerinde emperyalizmin oyunu vardı. O zamanki isyanlara önderlik edenler bunu göremedi. Önderliklerin gerici yanlarını görmek gerekir. Bu oyun hâlâ devam ediyor. İsyan Kürt egemenlerinin yaklaşımıdır. [[Şeyh Said]], isyanı taviz koparma amacıyla [[Kürtler|Kürtleri]] ateşe atmıştır.<ref>Abdullah Öcalan, Serxwebûn, 222. sayı, Haziran 2000</ref> *Avcılık kültürünün ilkesi, diğer canlılara karşı tuzak ve komplodur. Hayvanlar, hatta bitkiler aleminde bile kökleri olan bir kültürdür bu. Bu kökler aynı zamanda analitik zekânın da biyolojik kökleridir; insan toplumunda daha farklı olan bu avcılık kültürünün analitik zekânın gelişmesiyle birleşerek, sentezlenerek, toplumsal bünyede ve çevre ekolojisinde erkenden bir katman, hiyerarşi oluşturma yeteneğini veya gücünü kazanmasıdır. Felaket böyle başlamıştır. Cennet-cehennem ayrımı analitik zekânın toplumsal hiyerarşi kurma gücüyle el ele gider. Hiyerarşik toplumda bir avuç ''‘güçlü erkek adam’'' toplumun üstünde kurulup cennetsel yaşam tahayyülüne yol açarken, alttaki toplum için gittikçe derinleşen, nedeni ve çıkışı anlaşılamayan cehennemin yolu açılır.<ref name="ReferenceB"/> *Her köye kente orman önerim vardı, onu yineliyorum. Cudi Dağı'nda Nuh'un Gemisi'ndeki gibi, Cudi'ye her türlü bitkiden ekilmeli, her türlü hayvan getirilmeli. Cudi'de mevcut ağaçlar, bitkiler kesilmemeli, çiçekleri koparmamalı; korunmalı, hayvanlarını avlanmamalıdır.<ref>Abdullah Öcalan -2008 Görüşme Notları</ref> * Yukarıda Tanrı olsaydı, beni yine yanlış yola sevk edecekti. [[Allah]] da Kürtler için değildir, Kürtleri şaşırtıyor. Kürtlerin [[Allah]]'ı da onları yanlış yola sevk ediyor. Bunun için ben ''“kendi kendimin”'' tanrısıyım.<ref>Abdullah Öcalan, Sanat ve Edebiyatta Kürt Aydınlanması, s. 153</ref> *İktidar bulaşıcı bir hastalığa benzetilerek de daha iyi anlaşılabilir. Yani iktidar bulaşıcıdır. Başlangıçta ‘güçlü ve kurnaz adam’ın tek başına önce av hayvanları, sonra birikimli ana kadınlar üzerinden yürüttüğü bu toplumsal hastalık; önce hiyerarşik ataerkil düzende rahip (anlam sahibi kişi) + yönetici (tecrübesiyle toplumu idare eden) + askeri komutan (gücü tekelinde tutan) üçlüsünce kurumsallaştırıldı. Sınıf ve kent inşasıyla devletleştirildi. Fakat şunu hemen belirtelim ki, devlet iktidarının kurulmasıyla güçlü ve kurnaz adamların hiyerarşik ataerkil düzeninin ortadan kalktığı sanılmasın.<ref name="ReferenceB"/> *Beden dilinden kurtulmak ve kelimelerle düşünmek, en büyük zihniyet devrimlerinden belki de ilkidir. Bu, bir yandan insan türünün hayvanlar âleminden kopuşunu hızlandırırken, öte yandan toplumların simgesel dil kuruluşları etrafında kümelenmelerine büyük ivme kazandırır. Çünkü aynı ses düzenlerini konuşanlar, giderek hem daha farklı, hem de zekâ gücü kazanmış olarak birliklerini geliştirirler.<ref name="ReferenceB"/> *''"Anadolu Apo’ya mezar olacak"'' diye bağırıyorlar. Şimdi bunların içinde bomba patlatmak hakkımızdır. Bize mezar diyene biz de mezar yapabiliriz.<ref>[http://www.youtube.com/watch?v=TIrwQ-xU6QU Med Tv, canlı telefon bağlantısında söyledikleri. (Youtube), Erişim tarihi: 09.03.2016.]</ref> * [[PKK]]'nın illa benim de bir devletçiğim olsun biçiminde dayatması olamamıştır. Ama demokratik, özgür bir Kürt ve [[Kürdistan]] projesinden de asla vazgeçmemiştir ve vazgeçmeyecektir.<ref>Abdullah Öcalan, Bir Halkı Savunmak</ref> *[[Georg Wilhelm Friedrich Hegel|Hegel]]'i Aydınlanma düşüncesinin büyük ama onu revizyondan geçiren filozofu olarak tanımlamak mümkündür. Toplumsal tarihe hak ettiği yeri tanıdığı gibi, bilim felsefesini de henüz (bir yönüyle) aşılmamış güçte ortaya koymuştur.<ref>Abdullah Öcalan, Kürt Sorunu ve Demokratik Ulus Çözümü</ref> *Beni çok iyi muayene ettiniz. Beğendim. Sizi Sağlık Bakanı yapacağım. **:''İmralı Adası'ndaki hücresinde muayene eden doktora Milliyet - 08.03.2007'' *...Dinin anti-emperyalist, anti-sömürgeci bir temelde ve halkın tarihi geleneklerine uygun bir mücadele olarak kullanılmasına önayak olmak gerekir. Bir İran deneyinde olduğu gibi anti emperyalist, radikal çıkış örneklerinden yararlanarak bunların olumlu yönlerini kendi koşullarımızda değerlendirerek ve daha olumlu bir karşılık vererek sonuç alabiliriz.<ref>“Din Sorununa Devrimci Yaklaşım”</ref> *Toplumda egemen bir ilke size dayatılıyor ve sizi yürütüyor. Yüzyıllardan beri oluşmuş bu ilkeleri, siz bir kader olarak görüyorsunuz. Ama araştırmalar da gösteriyor ki, bu bir tanrı emri değil, doğal bir özellik değil, bir kader de değil, bir insan emridir.<ref>Serxwebûn, 2009, "Demokratik ve özgürlükçü düşünmeye devam edin" başlıklı yazı, sayfa 41.</ref> * Tek tanrılı [[din]] ideolojileri, baştan sona siyaset ideolojileridir. Dini söylem, [[Allah]], peygamber ve melek gibi kavramlar dönemin siyasi literatürüdür.<ref>Abdullah Öcalan, Sümer Rahip Devletinden Demokratik Uygarlığa, Cilt 1, Mezopotamya Yayınları, s. 204</ref> * KCK; [[Türkiye]], [[İran]], [[Irak]] ve [[Suriye]] ulus-devletleri içinde, ayrıca Irak Kürt Federe Devleti karşısında da demokratik özerk bir oluşum olarak en ideal ortak, eşit ve özgür yaşam projesidir.<ref>Abdullah Öcalan, Kürt Sorunu ve Demokratik Ulus Çözümü</ref> * [[Kapitalizm]], insanın insana, doğaya ve tüm evrene yabancılaşmasının adıdır. Bu sistem, sürekli olarak savaş, kriz ve yıkım üretir.<ref>Abdullah Öcalan, Ortadoğu’da Uygarlık Krizi ve Demokratik Uygarlık Çözümü</ref> * [[Evlilik]] namusu, onuru denilen şey, esasta “''küçük imparatorun”'' bütün kahrının çekilmesidir. Nasıl ki büyük imparator, onuru saydığı [[devlet]] mülküne birşey olduğunda bunu savaş nedeni sayarsa, küçük imparator da onuru saydığı mal olarak [[Kadın|kadına]] birşey yapılırsa bunu büyük namus meselesi, dolayısıyla kavga nedeni sayar. Daha da ilginç olan, [[kadın|kadının]] ruh olarak tamamen boşaltılması, biçimsel olarak da aşırı kadınsı, süslü-sesli bir ''“kafeste kuş”'' haline getirilmesidir. Ses ve makyaj düzeni, doğal [[kadın|kadının]] çok dışında öz kimliğinin ezici biçimde inkarına dayanan, kişiliğini öldüren bir durum arz eder. Kadıncılık, [[kadın|kadının]] özel olarak kişiliksizleştirilmesidir. Bir [[erkek]] icadı ve dayatmasıdır. Böyle olduğu halde, sanki kadının doğal duruşu buymuş gibi suçlamaktan geri kalmaz. Tüm reklam, teşhir malzemesi olarak kullanılmasından bizzat sistem sorumlu olduğu halde, bu da kadının doğal özüne yakıştırılır. [[Kadın]] onuru kapitalizmle en dip noktasına oturmuştur. [[Kadın|Kadının]] kimliğini dibe vuran, aynı zamanda komünal toplum değerleridir. Sistemin mantığı hem buna muhtaç hem de oldukça becerilidir. Pornoyla her tür kutsallığından soyutlanan [[kadın]] cinsi, [[kapitalizm|kapitalizmle]] başlangıçtaki primata indirgenmiş olur. [[Kadın|Kadının]] uygarlık tarihi boyunca toplumdan silinmesi, hiyerarşik ve sınıfsal gelişmeye bağlı olduğu kadar, erkeğin egemen erkek toplum yüceltmesine de bağlıdır. Yine kadın toplum etkinliğini ne kadar yitirmişse, komünal değerlerden o denli uzaklaşmış olur. Kadının doğası, komünal toplum değerlerine daha yakındır.<ref>Abdullah Öcalan, Demokratik Uygarlık Manifestosu</ref> * Çok kan dökülecektir, ama bu temelde olduktan sonra bunun da zararı yoktur. Kan sadece bizi daha fazla yıkar, temizler. O kadar çok kirliyiz ki, ne kadar çok kan dökersek [[Kürdistan]] da o kadar çok temizlenir, yaşamaya layık bir ülke haline gelir. Onun için ben, kanın dökülmesinden çekinmiyorum.<ref>Abdullah Öcalan, 12 Eylül Faşizmi ve PKK Direnişi, s. 487</ref> * Daha çok kan akıtacağız ve bundan en küçük bir şekilde '' ‘yanlış yapıyoruz, yenilebiliriz’ '' diye korkakça bir tutuma girmeyeceğiz.<ref>Abdullah Öcalan, Serxwebûn, 44. sayı, s. 7</ref> *Çok kan dökülmesi gerekiyor. ''(…)'' Milyonlarca insanın ölümü hiçbir şey değildir. Botan suyundan daha fazla kan akmalı, her dağda, her ağacın altında, her taş kovuğunda şehitler vermeliyiz.<ref>Abdullah Öcalan, Serxwebûn, 42. sayı, s. 6</ref> * [[Hiyerarşi]], bilge yaşlının otorite kazanmasıdır.<ref>Abdullah Öcalan, Bir Halkı Savunmak</ref> == Kaynaksız == * Benim ilk üyeliğim Ülkü Ocakları'nadır. Daha önce Ülkü Ocakları'na hem de Komünizmle Mücadele Derneği'nin seminerlerine gidiyordum. *: ''(1999, yakalandıktan sonra tutuklanarak götürüldüğü İmralı Adası'ndaki sorgulanmalarından)'' * Zaten kullanıldım? Kullanılmanın en çarpıcı örneği benim durumum. *: ''(1999, yakalandıktan sonra yaptığı mahkeme savunmalarından)'' * [[Amerika Birleşik Devletleri|ABD]]'nin [[Orta Doğu|Ortadoğu]] projesine karşı önerdiğim proje Kürdistan Demokratik Konfederasyonu'dur. Önerdiğim; devlet olmayan, ona asla teslim de olmayan bir model. Bunu tüm [[Kürdistan]]'ın parçaları için öneriyorum. Bu proje ilkel milliyetçiliğe karşı ve [[Amerika Birleşik Devletleri|ABD]]'nin kanlı sürecini engellemeye yöneliktir. * Demokratik konfederalizm bir [[devlet]] sistemi değil, halkın [[devlet]] olmayan demokratik sistemidir. Başta kadınlar ve gençler olmak üzere halkın tüm kesimlerinin kendi demokratik örgütlenmesini yarattığı, politikayı doğrudan ve özgür-eşit konfederasyon yurttaşlığı temelinde, yerelde kendi özgür yurttaşlık meclislerinde yaptığı bir sistemdir. Dolayısıyla öz güç ve öz yeterlilik ilkesine dayanır. Gücünü halktan alır ve ekonomi de dahil her alanda öz yeterliliğe ulaşmayı benimser. Demokratik konfederasyonizm; klan sisteminden ve aşiret konfederasyonlarından günümüze kadar uygarlık tarihi boyunca devletçi toplum merkezileşmesine girmek istemeyen doğal toplumun demokratik komünal yapısına dayanır. * Demokratik konfederalizm düşüncelerim ulus-devlet ile özdeşleştirilmemeli, tam tersine milliyetçiliğin panzehiridir. Devlet de öğrenecek, yeni yeni kavramaya çalışıyor, tabii anlayamıyorlar, tartışacak profesörü yok, aydını yok. Herkes şoke oldu. Yalnız Kürtler için de söylemiyorum. Kavrayamamışlar. Altı yıldır ısrarla üç şeyi tartışacaksınız dedim: Demokratik Toplum, Demokratik Devlet, Demokratik Siyaset. Çıkış bu tartışmadadır. * Bu hayatta en nefret ettiğim şey [[Savaş|savaştı]]. Ama sistem köle olmayı dayatınca, ben de [[Savaş|savaşı]] seçmek zorunda kaldım. * Türkiye'nin üniter yapısıyla bir sorunumuz yok. *Daha önce size söylemiştim, Talabani ve Barzani'nin maşa olduklarını, Türkiye'ye dost görünseler bile asla güvenilir olmadıklarını. Şimdi benim durumumdan sonra Amerika'nın en büyük yatırımı bunlara olacak ve Türkiye için tehdit bana göre daha da büyüyecektir. Bunların oyunlarını boşa çıkarmak için ben hizmete hazırım, örgütü sizin uygun göreceğiniz şekilde bunların üzerine yöneltebilirim. Tabii bunun için imkan vermelisiniz. *Yapmayın yahu! *: ''(Sorgusu sırasında hiç konuşmaması üzerine, Öcalan'ın fanatik Galatasaraylı olduğunu bilen bir polisin, Öcalan'ın dilini çözmek için "Galatasaray Kocaelispor'a 2-0 kaybetti, haberin var mı?" demesi üzerine)'' *[[Savaş]] ve [[Müzik]] iki ayrı şeydir. Fakat onları birleştiren çok ince bir çizgi vardır. Bu da RİTİM'dir. Çünkü ikisi de bilinçli olmayı, yürek, beyin ve kullanılan aracın birlikteliğini gerektirir. * Doğada her şey didinerek, çaba harcayarak ve çelişkilerle boğuşarak gelişme kaydeder. Eğer eksiklikler giderilmezse, karşıt çelişki üstün gelir. *[[Kadın]]; yüzyıllardan beri karanlığa, kapalılığa mahkum edilmiş, yalnızca saraylara kapatılma ve bütün toplumsal etkinliklerden uzaklaştırma da değil, ama aynı zamanda ruhsal açıdan da karanlığa gömülmüş, yitirilmiş bir varlıktır. * Erkeğin eline düşen [[kadın]], çirkinleşmeye başlar. Hakimiyetinize geçirdiğiniz kadın, çirkinleşmeye başlar. Bende tam tersi, benimle yakınlaşan kadın güzellikte tırmanışa geçmek zorunda. Şartım budur. Köhneleşmiş kadın, köle kadın, anam da olsa kovuyorum. İlk anda gözlerimle, sonra yüreğimle eze eze. Git önce kendini düzelt. Ağzını düzelt diyorum. Şuranı düzelt buranı düzelt diyorum. Öyle geleceksin. *Kendinizi yakmayın, sizi yakanları yakın! *:Sempatîzanlari tarafından kendini yakma eylemleri boy göstermeye başladığında.'' * Büyük amaçlar uğruna ölmek, her zaman yaşamaktır. * 1995’te söyledim, bu savaşı ben başlattım ama bu Kürt-Türk savaşı yanlıştır. * [[Başarı]] için yürekli çıkışlar gereklidir. *[[Kürdistan]] devrimi, [[Orta Doğu]]'da bir rönesanstır. * Özlenen yaşam mucizelerle değil, devrimle olur. *[[Özgürlük]] kendini yönetmekle başlar. *Yazı yazabilmek için ruhun dolup taşması gerekir. *Anlamın ve hissin yarattığı insan en güçlü insandır. * Hiçbir [[güç]], anlam gücünün üstünde bir güce sahip değildir. *Başkalarının ölümüne yargılamak isteyenler, kendilerini de yargılayabilmeli. Başkalarını savunmak isteyenler, kendilerini savunmayı bilmelidir. Başkalarını özgür kılmak isteyenlerde önce kendilerini özgür kılmayı bilmelidir. Böylece hiç özgür doğmamış çocuklarımızın belki de özgür doğma hakkı bir gerçeklik haline gelebilecektir. * Yanlış tarihle doğru yaşanmaz. Kendi özgürlük tarihini doğru yazamayanlar özgür yaşayamaz. *Başarıdan başka hiçbir şey sizi affetmez. *[[Özgürlük]] kolay olsaydı, Ronahi ile Berivan kendilerini yakmazlardı. *Her insan başta insan olduğunu bilmelidir. En büyük teknik, insandır. *Büyük riskler göze alınmadan, büyük savaşlar kazanılmaz. * Kendime taktığım isimler var: Aldatmaz, aldatılamaz; yalanı dinlemez yalan söylemez; çirkini kabul etmez, çirkin olarak kendini yaşatmaz, dayatmaz; yenilginin yanına yaklaşmaz, yenilgiyi kabul etmez. *[[PKK]] büyük bir terbiye, edep yeridir, saygının ve hürmetin geliştiği yerdir. *[[PKK]] bir düşündürme hareketidir. * [[PKK]]; ideolojiden politikaya, örgütlenmeden eyleme kadar tüm alanlarda bağımsızlık ilke­sini esas almış, bu ilke temelinde mücadeleyi yükselten, halkının özgücüne dayanan, ulusal öz­gürlük ve eşitliği mücadelesinin önemli öğeleri olarak görmüş olan bir harekettir. * [[PKK]] dağa, taşa, insanın ruhuna, beynine ve yüzyıllara sinmiş bir harekettir. * [[PKK]], gerçekten özellikle Türk-Kürt halkı ilişkilerinde çok büyük bir haksızlığın olduğu bilinciyle yola çıkan; kesinlikle Türkiye halkının varlığına saygılı olan, onun gerçekten bağımsız ve demokratik kurtuluşuna inanan ve kendisinin de en yiğit tarihten günümüze kadar değerlerinin olduğunu bilen, bunu esas alan, bundan güç alan ve bunu kendi halkı içinde de görmek isteyen, bağımsızlık ve özgürlüğün kendisi için de gerekli olduğuna inanan, iki halkın arasında güzel, doğru, halkı ilişkilerin kurulmasının halklarımıza da en yakışır bir düzen olduğuna inanan gerçekten bu temelde tüm gücünü ortaya koyan ve ancak bu düşünceye derinden bağlılıktır ki büyük direnme ortaya koyabilen ve kendisini bugüne kadar getirmesini bilen bir harekettir. *: ''(1988 yılında [[Mehmet Ali Birand]]'a verdiği röportajda, "PKK ne istiyor?" sorusuna Öcalan'ın verdiği cevap)'' * [[PKK]]’yı anlamamak, özgür Kürdü, [[Kürdistan]]’ı anlamamak demektir. Gerilikte ısrar etmek demektir. * Önderliği dinlemeyen cehenneme gider. Onunla oynayanı, korkunç bir son bekliyor. * Önderlik gerektiğinde tek başına taraftarlarını susturabilendir. Tek başına onlara karşı tavır alabilendir. Tek başına; onları istemedikleri halde '' "bir tavra" '' yöneltebilendir. *Yüreği ateş ve zafer tutkusuyla yananlar, ancak bizimle yürüyebilirler. *Direnen ben, direnen halktır. * Hakikat; aşktır. [[Aşk]], özgür yaşamdır. *Ben kolay kaybetmem, ben kolay ölmem, ben yaşarım ve başarırım, diyeceksiniz! *Elde olmayan nedenler dışında başarı kesindir diyeceksiniz! *Mezarda bile olsam bu savaş kesin kazanacak! *Bütün eleştirilerime rağmen, en beğendiğim insanı [[PKK]] içinde bulabiliyorum. *Başarıyor ve kazanıyorsam ancak o zaman varım. * Kürt davasını sırtladığımda; babam '' "bu çok ağır bir yük altında kalabilirsin" '' dedi, o gün kapıyı kapatıp bir daha dönmemek üzere evden çıktım. Neler yapabileceğimi; neleri göze alacağımı dünyaya göstermeliydim, çünkü imkansız benim için kelimeden ibaretti. *....Temel kavramlara açıklık getirmek ve düzeltmelere gitmek yolunda oldukça çaba sarf ediyoruz ve oldukça da yoğunlaşmış durumdayız. Bu yararlıdır da. Yoldaşlar topluluğu, tartışmasını bilen bir topluluktur. Yeni tanrılar, yeni dinler icat etmeyelim. Biz, bilimsel sosyalizmin gerçekliğine inanıyoruz, ama “dinimiz sosyalizmdir” demiyoruz. Bilimsel sosyalizm, dinin, hatta felsefenin aşılmasıdır da. Ancak, bundan dinin bir hiç olduğu, tamamen demode olduğu ve insan yaşamında etkili olmadığı sonucu asla çıkmamalıdır. Din gerçeğine komünizm adı altında inkârcı yaklaşım, genelde olduğu kadar, özellikle Orta Doğu halklarında çok tehlikeli bir etki yaratmıştır. Bu yaklaşımın halktan soyutlanmaya, dolayısıyla da gericiliğin oldukça güçlenmesine yol açtığını hemen belirtelim. Hatta denilebilir ki, din gerçeğine inkârcı yaklaşım, diyalektik materyalizmin kaba uygulanması anlamında olup, Orta Doğu devrimlerinin gelişmeyişinin en önemli nedenlerinden birisidir. * [[Karl Marx|Marx]], sınıflarla başlatır tarihi. Oysa sorunsallığın başlangıcı sınıfla değil, kadın toplumsallığı etrafında gelişir. * [[Kapitalizm]] tarih dışıdır; ahlaksızdır. Ne bir toplum biçimidir ne de uygarlık. Sadece asalaktır. * [[Tarih]]; bir sınıf savaşımı tarihi değil, bir devlet ve komün çatışmasından ibarettir. [[Karl Marx|Marx]]; [[Mihail Bakunin|Bakunin]]’i anlasaydı, [[Vladimir Lenin|Lenin]] de Kropotkin’i anlasaydı [[sosyalizm|sosyalizmin]] kaderi kesinlikle başka türlü gelişirdi. *Ergenekon’dan gözaltına alınanların çoğu 1960'lardan itibaren [[Amerika Birleşik Devletleri|ABD]] tarafından eğitilen özel harpçilerdir. [[Amerika Birleşik Devletleri|Amerika]] bunlara '''siz beni mahvettiniz, beni batırdınız''' dedi ve çöpe attı. [[Amerika Birleşik Devletleri|Amerika]] şimdi de kendi projesini ılımlı İslam üzerinden hayata geçirmek istiyor. Bunlar kendilerine Kemalist diyorlar, Atatürkçü diyorlar ama hiçbirinin [[Mustafa Kemal Atatürk|Mustafa Kemal]]'le bir alakası yok. [[Mustafa Kemal Atatürk|Mustafa Kemal]]'in karikatürünün karikatürü bile olamazlar. Veli Küçük ne bilir [[Mustafa Kemal Atatürk|Mustafa Kemal]]'i, ne anlar [[Mustafa Kemal Atatürk|Mustafa Kema]]l'den? Aralarında dağlar kadar fark var. * [[Sosyalizm|Sosyalizmde]] ısrar, insan olmakta ısrardır. * Savaşanlar, barışabilir. [[Savaş|Savaşın]] sorumluluğunu taşıyanlar ancak barışın sorumluluğunu üstlenebilir. ==Hakkında söylenenler== * Kaç bin kişinin katili Öcalan. O 30 bin kişinin ailesi her gün kahroluyor. Çocuklarının katili asılacağına özel bir adada, özel bir odada Türk devleti tarafından besleniyor.<ref>https://www.internethaber.com/evrenin-ihtilal-ozlemi-mi-21345h.htm</ref> [[Kenan Evren]] * Öcalan'ın asılmaması hataydı. Keşke o zaman idam cezası uygulansaydı. O zaman PKK terör örgütü biterdi. Öcalan şimdi özel cezaevi koşullarında örgütü içerden yönetmeye devam ediyor.<ref>Kenan Evren: Apo'yu assaydık PKK biterdi https://www.haber61.net/gundem/apoyu-assaydik-pkk-biterdi-h15540.html</ref> [[Kenan Evren]] * Kürt'üz sonuna kadar, Kürt'üz sonuna kadar, vallahi Apo'yu özledik. Kürt'üz ölene kadar, Kürt'üz sonuna kadar, vallahi biz dostu özledik.<ref>Ahmet Kaya: Vallahi Apo'yu özledik https://www.youtube.com/watch?v=uE-e4qPYOLw&ab_channel=everything</ref> [[Ahmet Kaya]] * Öcalan o günlerde Mahir Çayan'ın kitaplarını ve yazılarını okur ve çevresindekilere, "[[Mahir Çayan]] ve [[Deniz Gezmiş]]'in gerilla yöntemlerini birleştirmek gerektiğini" söylerdi.<ref>Kürt Dosyası, 1993</ref> [[Uğur Mumcu]] *...Neden iddianamede en ağır ceza istenen iki kişiden birine onbeş gün okuldan uzaklaştırma cezası verilirken aynı eylemden dolayı, aynı iddianamede suçlanan ve aleyhinde tanık ifadeleri bulunan Abdullah Öcalan'a en hafif ceza verilmişti? Metin N. Yalçın'a neden onbeş gün okuldan uzaklaştırma kararı verilmişti de Öcalan'a aynı eylemden dolayı dikkat çekme cezası uygun bulunmuştu? Aynı eylemden dolayı Metin N. Yalçın neden cezalandırılmış? Öcalan niçin kayrılmıştı?... <ref>Kürt Dosyası, 1993</ref> [[Uğur Mumcu]] == Kaynakça == {{Kaynakça|2}} [[Kategori:Kişiler-A]] [[Kategori:Kürt yazarlar]] [[Kategori:Yaşayan insanlar]] [[Kategori:Kürt tutuklular]] [[Kategori:1949 doğumlular]] kx37d8vvsj1362t4sx0pmb9jog95spb Yahudi 0 3247 239128 222956 2026-06-08T17:22:11Z Davut Özgür Süküti 37604 239128 wikitext text/x-wiki {{wmbb}} '''Yahudiler''' veya '''Yahudi milleti''' (İbranice telaffuz: [jehuˈdim]; İbranice: יְהוּדִים Yehudim; Ladino: ג׳ודיו Djudios; Yidiş: יִיד Yidn), tarihi Levant bölgesinde, Yakup'un 12 oğlundan biri olan Yehuda'nın kabilesinden gelen etno-dini bir topluluktur. [[Yahudilik]], Yahudi milletinin spesifik (ulus dini) inanışları olduğu için sosyolojik ve teolojik olarak karıştırılabiliyor. ==Hakkında söylenenler== === [[Adolf Hitler]] === * Diğer tehlikeler gibi, Yahudi tehlikesini de biz ortaya çıkardık. İstikbâlde bu sebepten dünya bize karşı sonsuza kadar minnettar kalacaktır. : (''Siyasi Vasiyetim'') * Eğer Yahudiler bu dünyada yalnız başlarına olsalardı çirkef içinde boğulurlardı veya amansız ve insafsız mücadeleler içinde birbirlerinin kökünü kazımaya çalışırlardı. * Şurası bir gerçektir ki, insanlığın bütün gelişmesi, Yahudi ile değil, Yahudi'ye rağmen ortaya çıkar. * Yahudi, hisseleri ayırmasını iyi bilir. Yahudi'nin yaptığı iyilik, bir tarlaya istemeden dökülen gübre gibidir. Amacı bundan da ayrıca menfaat elde etmektir. Dolayısıyla Yahudi kendini memnuniyetle feda ederken bile bundan dolayı bir kayba uğramaz. Ne enteresandır ki buna rağmen bütün dünyada, çok kısa bir zamanda Yahudi, bir velinimet gibi algılanır. *Yahudi erimeyen ve erimeyi reddeden bir yaratıktır. * Yahudi kendisine özgü silâhlarla savaşır. Bu silâhlar yalandır, iftiradır, zehirlemedir. O, nefret ettiği milleti, kanlı bir biçimde yok edinceye kadar mücadeleyi hızlandırır. * Yahudi tam bir asalak tiptir. Hep de böyle kalacaktır. Verimli bir toprak, Yahudi'yi cezbedince oraya ayrık otu gibi yayılıverir. Yahudi nereye yerleşirse, oradaki verimliliğin uzun ya da kısa sürede yok olup gittiğini görürsünüz. * Yahudiler, bu dünyada yaşayan milletler üzerinde Marksizm sayesinde bir zafer kazanacak olurlarsa, kazandıkları başarı ancak insanlığın cenaze merasimi olur. * Yahudilerin büyük adamları, ancak insanlığa ve uygarlığa karşı açtıkları yıkım mücadelesinde büyüklük sıfatını kazanmışlardır. === [[Albert Einstein]] === * Görelilik kuramım başarıyla kanıtlanırsa Almanya benim bir Alman olduğumu iddia edecek. Fransa ise dünya vatandaşı olduğumu açıklayacaktır. Kuramım gerçek dışı çıktığında ise, Fransa bir Alman olduğumu söyleyecek. Almanya ise bir Yahudi olduğumu açıklayacaktır. === [[Benyamin Netanyahu]] === *Yahudi halkı için cevap evettir. Dünyanın geri kalanı için, cevap hayırdır, en azından henüz hayırdır. :(''"Holokost’un verdiği dersler öğrenildi mi?" sorusu üzerine'') === [[Donald Trump]] === * Sizi çok iyi biliyorum. Sizler acımasız katillersiniz. Hiç de iyi insanlar değilsiniz. Ama bana oy vermek zorundasınız. Başka seçeneğiniz yok.<ref name="hurriyet.com.tr">[https://www.hurriyet.com.tr/amp/dunya/trumptan-yahudilere-paragoz-acimasiz-katiller-41393941 Trump'ın Yahudiler hakkında konuşması]</ref> :(''Yahudiler hakkında söyledikleri'') * Benden hoşlanmasanız bile ki bazılarınız hoşlanmıyor. Bazılarınız aslında benim de hiç hoşuma gitmiyor. Yine de benim en büyük destekçilerim olacaksınız, çünkü onlar kazanırlarsa 15 dakika içinde işsiz kalacaksınız. Bu yüzden buna çok zaman harcamak zorunda değilim.<ref name="hurriyet.com.tr"/> :(''Yahudiler hakkında söyledikleri'') === [[Joseph Goebbels]] === * Dünyanın en tehlikeli düşmanıyla karşı karşıyayız. Savaşını gizli sürdüren bir düşmanla. Ancak onlar, yenilmez değillerdir. Biz, bütün toplumu ve imparatorluğumuzu ele geçirmek isteyen Yahudilerin terörist fikirleriyle mücadele ettik. 14 yıl boyunca, en zor koşullar altında. Onları nasıl Almanya'dan sürdüysek, bizi dünya çapında tehdit eden gücünü de yok edeceğiz! * Düşmanlarımıza bakarken, bir Yahudi arkasında hemen başka bir Yahudi görüyoruz. Yahudiler Roosevelt'in arkasında! Onun bizzat danışmanları Yahudilerden oluşuyor. Yahudiler, Churchill'in arkasında ve onu hep kontrol ediyorlar. Yahudiler, İngiliz-Amerikan-Sovyet basının arkasındaki kışkırtıcılardır. Yahudiler, Kremlin'in karanlık düşüncelerine saklanmış olan Bolşevizm'in gerçek sahipleridir. * Sadece önemsiz sorunların değil, tehlikeli sorunların da üstesinden geldik. Yahudilerin eşek arısı kovanına ilişmedik! Dünya Yahudiliğinden korkmadan, Yahudileri toplumsal yaşamın dışına süpürdük! Artık onlar, Alman halkı adına konuşamaz! * Yahudileri savunan kendi milletine zarar verir. === [[Michael Brenner]] === *Herzl Paris'teyken Yahudi subayı Alfred Dreyfus skandalına tanık olduğunda, Yahudilerin Avrupa toplumlarıyla bütünleşmesine dair taşıdığı umudu tümüyle yok olmuştu.<ref>Michael Brenner, Kısa Yahudi Tarihi, Alfa Yayınları, s. 208</ref> === [[Oriana Fallaci]] === * Sinagogların yakıldığı, Yahudilerin terörize edildiği, mezarlıklarına küfür edildiği özgürlük, eşitlik ve kardeşlik ülkesi Fransa'dan utanıyorum. === [[Percy Bysshe Shelley]] === *Bir Hristiyan, bir deist, bir Türk ve bir Yahudi, eşit haklara sahiptirler: Hepsi insan ve kardeştirler.<ref>P.B. Shelley's Philosophy of Love - Sayfa 131, Sarita Singh.</ref> === [[Theodor Herzl]] === *Rusya'da Yahudi köylerinde vergiler çok daha fazla. Romanya'da bir grup Yahudi nedensiz yere öldürüldü. Almanya'da bazen durduk yere sopaya çekiliyorlar. Avusturya'da üzerlerinde terörizm araştırmaları yapılıyor. Cezayir'de her gün tahrikler kol geziyor. Paris'te sözde en iyi sosyal mekanlara gitmeleri yasaklanırken, kulüplerden kapı dışarı ediliyorlar. Yahudi düşmanlığının bulutları gökyüzünü kapatmış.<ref>Theodor Herzl, Der Judenstaat (Yaudi Devleti), Ataç yayınları, s.31.</ref> === [[Kur'an]] === *Ey iman edenler! Yahudi ve Hristiyanları dost edinmeyin. Onlar birbirlerinin dostudurlar. Sizden her kim onları dost edinirse muhakkak ki o da onlardandır. Şüphesiz ki Allah, zalimler topluluğunu hidayet etmez.<ref>(5/Mâide 51)</ref> ==Kaynakça== {{Kaynakça}} {{Vikipedi}} [[Kategori:Konular]] [[Kategori:Yahudiler]] fcvu07kkqc0x054swxj5iwalaxaencf Avrupa Yakası 0 5184 239119 239074 2026-06-08T14:44:31Z Felecita 7339 239119 wikitext text/x-wiki {{İtalik başlık}} {{Sinema filmi | | Film adı = Avrupa Yakası | Film afişi = | Afiş altı = | Yönetmen = [[Hakan Algül]]<br />[[Jale Atabey Özberk]] | Yapımcı = Sinan Çetin | Yazar = [[Gülse Birsel]] | Senaryo yazarı = [[Gülse Birsel]] | Oyuncular =Gülse Birsel (Aslı Sütçüoğlu Onaran)<br/>Ata Demirer (Volkan Sütçüoğlu)<br/>Levent Üzümcü (Cem Onaran)<br />Gazanfer Özcan (Tahsin Sütçüoğlü)<br/>Hümeyra (İffet Sütçüoğlu)<br />Engin Günaydın (Burhan Altıntop)<br> Tolga Çevik (Sacit Kral)<br> Hasibe Eren (Makbule Kral)<br>Şenay Gürler (Fatoş Akın)<br> Hale Caneroğlu (Yaprak İzmirli)<br> Engin Günaydın (Burhan Altıntop) <br>Binnur Kaya (Şahika Koçarslanlı-Dilber Hala) | Görüntü yönetmeni = | Görüntüler = | Kurgu = Gürol Filiz (1.Bölüm 2004), Hakan Akol (189 Bölüm 2004-2009) | Müzik = Cenk Durmazel, Cenk Sarkuş, Hale Caneroğlu | Gösterim tarihi = | Yapım yılı, ülkesi = 2004 - 2009, [[Türkiye]] | Yapım şirketi = Plato Film | Dağıtım şirketi = | Süre = İlk 169 bölüm 90 Dakika | Dil = Türkçe | Diğer adlar = | Bütçe = | IMDb-no = 0421291 }} ==İzzet== * Seviyorum uleyn! * Makbule benimsiz! * Sen adinin de aşağısı, basitin de bayağısı bir kadınsın! * Sen adinin de bayağısı, düşüğün de aşağısı bir kadınsın Makbule! ==[[w:Gaffur Aksoy|Gaffur]]== *Nasılım? *Beni beğenmiyor musun? *Seni tenhada kıstırırım. *Anladın sen onu *Uzatsan tam süper olacak. *Bir isteğiniz var mı veya arzunuz? *Ölümüne kankayız. *Ne ayak? *Gidelim Gaffur. *Aslı hanımefendi *Kanımca *Dens edelim mi? ==[[w:Şahika Koçarslanlı|Şahika Koçarslanlı]]== *Paramla döverim seni. *Rahat mısın sen bee ? *Ucuzsun basitsinn paçozzsunn. *-Zubtrubü? -Ne? -Zönk hahahahaha *Sen beni yargılıyor musun? *Gerizekalının başkanı. *Şaşırdımmmm. *Babam Türkiye'nin 14. zengini. Bu dergiyi bana meşkale olsun diye aldı. *Burhan'ım, bebeğim. *Hadi beee! *Makbuş *Kenarın dilberi. *Aaa! Kalitemi bozdurdunuz beee *Salon kadını çizgimden kaydırdınız yine beni beeeğ!! *Olmaz olmaz demee hiiç olmaz olmaz sevgilim zaman neler gösteriir belli olmaz sevgilim *Kıız Burhaan... *Alırım paçanı aşşaa... *Ben senin gibi paçozları donumda sallarım beee.... *Ooyyyyyyyyy.....Bebeğim..Serseri Tiplimmm...(eridiği an..) *Kendim söyledim kendim güldüm *Seni kültürümle döver, paramla satın alırım bebüğüm (bebüğüm derken dudaklar büzülür) *Gerizekanın önde gideni. *Paçoz *Ayhhhhhhhh bebeklerim benim beeeeeeeeee ben sizleri yemeye kıyamam. ''(Lahmacunlara söyler)'' *Yemek yerken rahatsız etme beni bee! *Gerizekanın başkanı *Oh my God... Oh my God... (ağlarken) * Yol ver bebeğim, yol veer! ==[[w:Burhan Altıntop|Burhan Altıntop]]== *Bir Burhan Altıntop kolay yetişmiiiiyy! *Yaa, benim dikkatimi çeken bi' konu oldu; bu ülke insanı iiiice manyaklaştı ha! *Benim kardeşimi görmem senin için ucuz bi' fıkra mı yaa... *Ne demek ya durmam. Şişşt, durdur lan arabayı.. *Kedi falan kesiyi bunlar! *Oh my guddnısss... *Okeyto! *Ehtiyar (Tahsin'e) *Bebişim *Ha datlum? *Yok hayır cık ı-ıh sanmam *Geri! geri! heeey geriii whats up man? *Dev anası! Bastığı yeri inletii! *Nişantaşı'nın zengun yağuşuklusu *Pabucumun satanisti! (Tanrıverdi'ye) *Pabucumun rakçısı! (Tanrıverdi'ye) *Dal hadi! dal! dal! dal! (Tanrıverdi'ye) *Bir köylüye, bir de çocuğa hayatta yüz vermeyeceksin, acayip laubali olurlar. *Aslı yieavvrumm *Geaarrrriiii *Veay anasını beeaa *Ağzını burnunu dağıtırım senin ha!!!!! *Ben de zengin çocuğuyum, ben de üniversite mezunuyum, ben de Nişantaşı'nda oturuyorum, beni de alsaaaza aranızaaaaa. *Baamı ağlıyon sen çikoo ? *Ağla ağla Burhan Altıntop'un haline ağla. *Yolluuu bu yolluuuuuuu *Yok ya!!! *Ay bayılazam. *Anaaaaaaam!! ... Ya bu!!! *Anam otomatik neşe geliyi baa *Oh şeets...! *Gerüzikalı....! *Abi deme baa ama ya ''(Selin'e)'' *Bağa abi de ama *Armutspor *Realinto *Kontrato *Yağuşuhlu muyum? *Alarım alarım lilililili... *Çekilin a dostlar lililililili... *Sistim *Ayyyyyy anam durdurun dünyayı *I will unbelievable *Çekiliiin, panik atak hasta var burda çekiliin.. *Manyaklaşmış memleket. *Ağğ yoğğ ben sucuğuun peşindeyim!(sonra o meşhur yayık gülümseme)... *Transvesti *Kendine gel lan adamın sinirini bozma şurda *Dağ gibi Burhan Altıntop sıvı kaybından gidiiii!!! *Yaaa Dursun sen ileri zekalı mısın yoksa gerü zekalısın anlamadım!! *Silah ata ata gidiyi, mannnyakk!!! *Mortingen Şıtrayze *Makbiiile *Aaa gız ayarlasaaa! gız bul baa gız bul!! *Kim inanir buna? Kadir İnanır *Ha hacııı, hacı osman *Pislük!! *Anaaam nereye gidiyim ben *Anaaam, panik atak var bende ya be hacı *Hep iyi insanların başına kötü şeyler geliyyyy !!! dimi çikoo *Ahmet Michelle'le evleniyyyyy!!! *Şesut, göylü!!! *Panik atak geliyii!!! *Hay anasına ya, vay anasına ya, Fazıl Say anasına yaa.!!! *Dursun! Elin ayağın rahat dursun! *Makbule, sen ne kadar uğraşırsan uraş, yer çekimi kanunu var anliiy misin Makbile? *N'olur baa bi' gıız buluun! *Yaheyaa *Aslı yivrum korunuyor musunuz? *Aneam bu yunan büstü gibi surat ne hale geldi ama yea *Erorr erorr no comment no comment *Nişandaşı'nın gobeğnde büle bişi yapılır mı haaaaaa! Ne dersin Çiko? *Anaaaam ni yapıyosun ya ni yapıyosun saçımı yolma yeni bi' adet mi bu şimdiii ces telli benim saçlarım yapma anamm psikopatt! *Bütün elektroniklerim çalınmış hepsi çalınmış kutularıyla birlikte anaam kapımızı açık bırakamıyacaz mı ya kapımızı açık bıraka her şeyi çal... ama söz iptal olabilir ohhh Sheeat *Hasbinallah veli kel metin *Bu baaa vermiş olduğun bu kahveyi ben içecem mi yoksa bakıp bakıp ağlıyım mı burdaa! *Pabucumun çaycısıı ağzını burnunu dağıtırım ha senin ağzını burnunu dağıtırım saa taktım ben valla taktım ben tipini birine benzetiyorum ama zıt hafızayı yok sanki birine benzetiyorum kedi kesiyor musun sen hee? *Ara tara tırım tırıs yoh. Beni bulamazsan gülüm, ben aslında yoğum. yoğum lan *Ben sana daha neler edecem ama sen bana böyle yakın olursan, ben sana kafayı yedittiricem ama kendini bana bırakırsan *Benim güzel face'im hiç gülmeyecek mi? *Ay çok cizeel. *Kim geliyor, kim geliyor, Makbule, Makbule! (ritim tutarak) *Makbiliii Eli Mekbılii! (Makbule'nin arkasından. Ally McBealy'ye gönderme) *Makbaylii *Deliuanlıı *Pandora'nın kutusu açıldı hanıımmm!!! *Sacıttt *Offf pooff afra tafra!! *Concon (5. sezon finalinde deli ettiği karşı apartman komşusuna) *Edepsiiiizzz!! Oramı buramı yırttırıcaksın baaağaaa!! *Naber concon? *Delüüüü *Hey gerrrıııiiiy orada mısın? == İffet Sütçüoğlu == *Ay bak geliyorlar soldan soldan! *AAAAA! (Şaşırma nidasıyla bağırma) *Tahsiiiiiiiiiiiin. *Güneşi selamla Tahsin. *Makbuleeeeeee *Her şey çok iyi her şey çok güzel *Saciiiiiiiiiiiitttttt! *Volkan? Hoşgeldin minik kuşum (!) == Tanrıverdi Ekşioğulları == *Sana çok pis dalarım *Rakhh forevır! *Anadolu çocuğuna ters bu işleeer!.. *Ben birisine çok pis dalacam hee *Rakçıyım ben, asiyim! *Dolma dolma dolma... == Makbule Kral == *Eşek Sudandan gelene kadar döver *kardeşceyizim *ayvaaaaa reçeli yaptıydım *Gözlerinlen yiyolar *Bak bak bal damlıyor hop hop ay ay kaymağıda varmış hop *O lafı aynen geri iyade ediyorum *Nooluyor yaaaa *Nasssın yiangee? (İffet Sütçüoğlu'na) *Yiiiaaangee (İffet Sütçüoğlu'na) *Sen bu Makbule'yi yabana atma amca. *Naber amca? (Bülent Onaran'a) *Ayyy burhan beeyyyy! (eliyle göğüslerini kaldırır.) *Akaaaaaabinde ... * Tebi tebi *Kırkından sonra azanı teneşir paklarmış yiiiaaangee *Traverten gibisine miiii? == Hamiyet Kral == * Tevfik tedbirli adamdır. == Tevfik Kral == * Tedbirli adamımdır. * Dizel mi yakıyo bu?(Dursun: araba mi, evet) - bahçeleri de yemyeşildir. (Dursun: arabanun mi?) hayır Trabzon'un *Ama sevmem ben ama sevmem saygı severim. *Bu da her şeye maydanoz. Al bir tane daha. *Merak kediyi öldürdü! *Curiosity killed cat! == Selin Yerebakan == *Deveye sormuşlar boynun niye kıldan ince o da demiş ki kendi işimi kendim yaparım yani *Oha felan oldum yaaniii:) *Ekmek Mustafa çarpsın kiii *Gerçek bir realite mi bu? *Çüşş, oha falan oldum yanii *yengeğğ *Tanzimat davası *Tazminat fermanı * (telefonda) Kal geldi, kısııım Melissaaaaaaa. *kubilay lay lay *Anneeeem (İffet'e) *Volki *Oldu, gözlerim doldu. == Kubilay Peynircioğlu == *Biri bizi durdursun canım ahahaha *çok paralı gördüm kendimi canım... hahahahahaa... *canım dediysem, lafın gelişi canım! *Seni çok Einstein gördüm ! *Rus görünümlü Türk kızı (Yaprak'a) *Olga (Yaprak'a) *Hazırlan pıt geliyor *pıt (burna dokunma hareketi) *Prenses (Selin'e) == Aslı Sütçüoğlu Onaran == *Yemek yapmam, yapanı da sevmem *Naaptiniz kocama? *Bak Burhannn bizimle bara gelemezsin...!:( *Hatırla Sevgili dizisinde rolü; Ama insan bu pastayı kesmeye kıyamıyor... Noldu Yasemin solgunn görünüyorsun! *Aaaa AMA Burhan Abii! *Ben de güzelim amaaa! *ben de seni babama söylerim! volkan bey şimdi ne yapacaksiniz bakalım!!! == Volkan Sütçüoğlu == *Ne diyorsun lan kısametraj *Kılpaçino (Kübilay'a) *Allah belanı versin Sertaç!!! *Maamut! (muhallebicide çalışan garsona) *Ulan Sertaç öfkem büyük olacak *Çakma Kadir İnanır (İzzet için) *Red Sonjam benim (Yaprak'a) *Fındık kurdum (Selin'e) *Orjinalim Lan Ben!! *Mahmut oğlum zincirlerinden kurtul bize tavuk göğsü getir! *Cem devesi *Aslı yat ama uyuma! Biri seni uykunda boğazlayabilir.. *Tacoo... köy pilici gibi çocuk *Lan uzun! *Uzunlar çifti (Aslı ve Cem için) *Yatıcak yerin yok senin *Eee yeter be! Katil! Saliha'mı öldürdün, civciv katili! (Aslı'ya) lan dayı oluom lan *Kakalak (Burhan'a) *Sertaç yapma gözünü seveyim ya! *Alo Volkan, iyi günler ben (Telefonda Selin'i etkilemek isterken) *Popomla adam öldürdüm lan ben! == Tahsin Sütçüoğlu == *İfot (İffet'e) *İfo'cum (İffet'e) *Maydonozları üstüme ört *Tıktıklarım artıyor *Bak! Yine başladı Tıkkk Tıkkk Tıkkkk *Bak ifo yine başladı tık tık *O niye o? *Tuhaf şey... == Cem Onaran == *Ben de istiyorum Aslı'yı. Hadi bakalım. *Bana deve demeyin yaa Burhan Bey...! *Aaa Aaa Aaa Aaa Aaa (birisi kaşındığı zaman) *Arkadaşlar Aslı nerde? == Bülent Onaran == * Canım * Şekerim * Embesil (Makbule'ye) * Moron (Burhan'a) * Kalem Müdürü (Eşi için) * Azizim * O kadınsa sen nesin, sen kadınsan o ne? (Aslı'yla, Melek rolündeki Çağla Şikel hakkında konuşurken) *Hayatım *Siyasi olmadıktan sonra, hiçbir partiyi kaçırmam. == Saadettin Yerebakan == *Hadi arkadaşlar, çalışın, çalışın. *Selin, babişkom, Türkiye'nin geleceği. Uy canım benim yaa == Fatoş Akın == *"Çıkçık" ( Dili ile çıkardığı sesss) *Ay Şekerim *Şekerim ben bunu bilir bunu söylerim... ==Yaprak İzmirli== *Sen üç kağıtçı, kalp kırıcı, eşek herif; Allah seni nasıl bildiyse öyle yapsın; yalancı. Kubiii! *Ayyy ''(Birisi tarafından övüldüğü zaman)'' == Şeyhsuvar Kementoğlu (Şesu) == *Kara üzüm habesi le le le le canım. *Anam anam anam diyeyim ben sağa. *Şerrefsiz bağlamacı! *Zilli. *Gablama! *Dallama! ''(Cem için)'' *Nereden geldim İstanbul'a! *Dedikodudan hiç hazzetmem. == Taceddin Antepli == *Volkan kardeşim (Volkan'a) *Bu gece çok önemli bir gece *Sen benim sözlüme nasıl asılırsın lan. Namusum lan benim o *Kayınço *Seni seviyorum Aslı == Sertaç Kırmızı == *Abi proje var. Bilmem sıcak bakar mısın? *Mahmut! sütlaç duble *Abi bu işin ucunda iyi para varmış öyle diyorlar. == Azamet== *Gardolap *Abii == İmdat == *Tek kelime Almanca öğrenmedim. Türklüğümü oynattırmam. *Biri dans mı dedi? mazeretim var asabiyim ben ==Psikolog Saadet== *Ajda Hanım! *Siparişiniz. ==Sacit Kral== *Ulan ben gerilir, gerilir bir çakarım feleğini şaşarsın. *Bak kontak adamım diyorum ama... *Vallaha mı? *Bana bak, beni kontak etme lolipop. *Ama şimdi yani beeen... Yapma yaaa... ==Dilber Hala== * Dipçik gibisin maşallah * Eş eş eşişe, beş boş beşişe, anamın adı menevşe * Bakmaz kıçının samsağana, çıkar dağın yükseğene * Uyh tıkandım * Bah hele * Benim oğlum aptal, benim oğlum aptal, benim oğlum aptaaal! * Osmaaan, guzuuum, halaam * Osmanım oğlum * Nassın? iyisin? dibcik gibisin masallah? yasina göre zindesin. * Uyh terledim.Tıkandım oğlum tıkandım * Çekticeği damarı kuruyasıca * Bizim orda bir laf vardır: (Bir mani) * Sıskalarda sinsi olur dirler * Aman Adanalı canım Adanalı ben sağa yandım güzel delüğanlı. * Abbooovvvvv * Needek? (Ne yapabiliriz?) * Hoşşik * Boyy boyyy * Ata binesim gelir, hep de göresim gelir. * Uyh... (burdan sonrası kısık sesle) sen bilirsin ya Rabbim. * Ben lafımı ortaya korum, beğenen alır geder, beğenmeyen bırakır kaçar. * Heycanlandın, niden? * Bana kıyamadın, niden? * Neden beni ezikliyusun? * Yavruuum, sıskalık sende sinir yapmış. * Terazi var tartı var her işin bi' vaktı var. * Gadasını aldığım * Müzik çalınca da yılan gibin gıvraamdır haaa * Kalbin sifatından daha güzelmiş yavrum (makbuleye söyler) * (Dursun: Nassın Dilber Hanım Teyze?) Eyyik, hoşuk! (İstanbul Türkçesiyle: İyiyiz, hoşuz.) *vıııyhhht dıhandım vullaha dıhandım haaaa ==Dursun Sarı== * Furabilirum de furmayadabilirum de karantisi yok * La ilahe illahlah (Telaffuzu: le ilehe illealleah) yaaa * 2 saatte yaptım yaptım olmadı 3 saat en kotü yarına biter garanti * Sayın Sütçüoğlu * Ne oldi rengin soldii * Sonunda duracam duracam vuracam yaa * La ne yaygara yapıyosunuz kulagimun dibunde... kulaklarım hassas benum. * Bu konuda hassasum * O benim problemim değil. * Lan karnınız tok sırtınız pek. geze geze gideyruz işte * İn lan arabadan, inmessen furabilirim garanti! *Benum ben yabancı değul *Ha bu bağa kötü bir laf mı ettu? *Adam dediğin güzel söz söyleyen değil söylediğini yapandır. {{Vikiler| commons= | wikispecies= | wikt= | b= | s= | w= Avrupa Yakası (dizi) | n= | m= | }} {{Vikisöz bağlantıları}} [[Kategori:Televizyon dizileri]] 1sbiays47gpjysb4aropd6rripihxeb Mastürbasyon 0 6744 239130 233962 2026-06-08T22:58:38Z CommonsDelinker 673 Replacing Chloe_touching.jpg with [[File:Chloe_touching_on_her_sofa_(14393878035).jpg]] (by [[:c:User:CommonsDelinker|CommonsDelinker]] because: [[:c:COM:FR|File renamed]]: [[:c:COM:FR#FR2|Criterion 2]] (meaningless or ambiguous name)). 239130 wikitext text/x-wiki [[Dosya:Male masturbation.svg|220pik|küçükresim|sağ|"Gelişmiş insanlar pişmanlık duymadan mastürbasyon yaparlar." — [[P. J. O'Rourke]]]] [[Dosya:Masturbating Woman.svg|220pik|küçükresim|sağ|"Kırmızı mayoyla mastürbasyon yapardım." — [[w:Gillian Anderson|Gillian Anderson]]]] [[Dosya:Chloe touching on her sofa (14393878035).jpg|220pik|küçükresim|sağ|"Tüm cinsel aktiviteler arasında kadının en sık orgazma ulaştığı aktivite mastürbasyondur." — [[w:Alfred Kinsey|Alfred Kinsey]]]] * Eğer Tanrı mastürbasyon yapmamızı istemeseydi kollarımızı daha kısa yaratırdı. — [[George Carlin]] * Kadınların %70 ila 80'inden fazlasının, erkeklerinse %90'ının mastürbasyon yaptığını ve geri kalanın yalan söylediğini biliyoruz. — [[Joycelyn Elders]] * Mastürbasyon: İnsanoğlunun temel cinsel aktivitesi. 19. yüzyılda bir hastalıktı, 20. yüzyılda ise bir tedavi yöntemi. — [[Thomas Szasz]] * Kendini geliştirmek mastürbasyondur. — [[Chuck Palahniuk]], ''[[Dövüş Kulübü]]'' romanı (1996) * Mastürbasyonu dışlamayın, o benim âşık olduğum biriyle yaptığım seks. — [[Woody Allen]], ''[[Annie Hall]]'' filmi (1977) * Mastürbasyon ile ilgili iyi şey, onun için giyinmek zorunda olmamanızdır. — [[w:Truman Capote|Truman Capote]] * Eğer mastürbasyonu bırakacaksanız, onu azaltamazsınız. Tümüyle bırakmanız gerek. — [[Lenny Bruce]] * Ben mastürbasyon yapıyorum! Öyle yapıyorum ki sanki bir şeyleri yenecekmişim gibi düşünüyorum. — [[Dave Attell]] * Kırmızı mayoyla mastürbasyon yapardım. — [[w:Gillian Anderson|Gillian Anderson]] * Ben çok iyi bir âşığım, çünkü kendi başıma çok prova yaptım. — [[Woody Allen]] * Bir kadınla cinsel ilişki çoğu zaman mastürbasyona alternatif bir sevinç kaynağı olarak görülebilir. Ancak bunun işlemesi için çok hayal gücü gerekmektedir. — [[Karl Kraus]] * Mastürbasyon: İşsizle el sıkışmak. — [[George Carlin]] * Mastürbasyon ne kadar seksse fizik de o kadar matematiktir. — [[Richard Feynman]] * Gerçeklik için felsefe ne ise seks için mastürbasyon odur. — [[Karl Marx]] * Mastürbasyon hakkında utanılması gereken tek şey kötü mastürbasyon yapmaktır. — [[Sigmund Freud]] * Gelişmiş insanlar pişmanlık duymadan mastürbasyon yaparlar. Bunu sağlık, mahremiyet, aşırı tutumluluk ve görünmez partnerlerin hatırı sayılır mükemmelliği yüzünden yaparlar. — [[P. J. O'Rourke]] * İki ayağı üstünde yürüyen/duran ilk insanın bunu (mastürbasyonu) yapabilmek için ellerini boşa çıkartmış olduğuna dair nedenlerimiz var. — [[Lily Tomlin]] * Seksüel olarak hayatınla kumar oynayacaksan, tek elle fazla oynama. — [[Mark Twain]] * Sevişmek briç oynamak gibidir. Eğer iyi bir partneriniz yoksa iyi bir eliniz olmasını ummalısınız. — [[Woody Allen]] * Çevreleri tarafından reddedilen ve genellikle baskı ve kaygı içinde yaşayan çocuklarda mastürbasyonun ne kadar sık görüldüğüne dikkat çektim. — [[Henri Wallon]] * Birçok hayvan mastürbasyon yapar; ama asla başka bir hayvanın veya benzer bir uyaranın varlığı olmadan. Bir insan boş bir odada mastürbasyon yapabilir: Saf hayal gücünün bir zaferi! — [[w:Colin Wilson|Colin Wilson]] {{Vikiler| commons= | wikispecies= | wikt= | b= | s= | w= {{PAGENAME}} | n= | m= | }} {{Vikisöz bağlantıları}} [[Kategori:Konular]] 4u0sej3matm8o4jo3xk8q65zsdn6c3y Oyhan Hasan Bıldırki 0 9280 239124 238950 2026-06-08T14:54:19Z Felecita 7339 239124 wikitext text/x-wiki {{Biyografi |kişi_adı= Oyhan Hasan Bıldırki |resim_adı= OyhanSair.jpg‎ |resim_başlığı= Oyhan Hasan Bıldırki |doğum_tarihi=[[w:10 Haziran 1947|10 Haziran 1947]] |doğum_yeri=Bağarası }} * Aramak, aranmanın kapısıdır. * Başarı sensin. İlk adımınla birlikte, korkusuz yürümelisin! * Bir toplumun değeri, okumuşlarıyla değil, ancak okuyanlarıyla artar. * Çocuklar, sabırsızlığın deli fişekleri. * Doktor yazar, eczacı okur. Kim demiş bizde okuryazar yok diye? * Gökkuşağı yedi renk. Birini de sen yakala! * Gün kaybolur, ay doğar. * Güneş yıldızları kıskanmasaydı, her gün doğmazdı. * Hasret; yaşama sevincini ayağa kaldıran, kanatlandırıp uçuran bir kıvılcım. * Hayat, boynumuza borç olan sorumluluklarımızın altın destanıdır. * Herkes; kendi doğrularını, hemen her fırsatta haykırıyor. * Hürriyet, sevdiğiniz çiçeklere benzer. * İstiklâl, kendi işimizi kendimiz görebilmektir. * Kendisini anlatmak ve çağının tanığı olmak için yola çıkan insan, her şeyden önce yazıya sığınmalıdır. * Kıskançlık, süvarisini bir bulabilirse, uygarlık yolunun bütün düğümleri tek tek açılmaz mı? * Kitap, her şeydir... Dosttur, sırdaştır, kocaman bir dünyadır. * Mecnun’un kederi kaderimiz olsa, isyan ederdik. * Merak, altın bir penceredir. O pencereden içeriye kim girmek istemez? * Merak, bütün şaheserlerin doğumunu hazırlayan ilk sancıdır. * Mertlik duygusunun boş bıraktığı bahçelerde, kalleşlikler, çirkinlikler, kötülükler boy atar, yaşamanın tadı kaçar. * Meyvelerinden soyunan “bilgi ağacı”, gelen her yeni dönemde, daha çok meyve döker. * “Nutuk” denilen, Atatürk’ün o büyük aynası olmasaydı, genç Türkiye Devleti’ni anlayabilir, ayaklarının üstüne sağlam olarak bastırabilir miydik? * Okudukça, yüce dağların üstünden aşan yolları öğrendim. * Okumak, aydınlık ufuklarla kucaklaşmak demektir. * “Olsaydım.” kendimizle hesaplaşmanın ikinci adımı ya da bir başka adıdır. * Şiir, bizim insan yanımız. * Sebepli sebepsiz korkulara yakanı kaptırma. * Sevgi dolu bir yüreğin sahibi olduğumuz gün, güneşi bile fethedebiliriz. * Sorumluluk, çile çiçeğidir. * Sözün hası, altın değerinde olanı, kısa kesilenidir. * Sözün tapusu, yazı. * Umut, altın bir kuş olmalı, yaşamak için yakalamak istediğimiz. * Umut, çelikleşmiş hayatın gülen yüzüdür. * Uzayın bilinmezlerine ulaşmak, "bilgi çağında devrim yapmak" için, sadece uygar olmak yeter. * Törpülenen akıl, daha keskin olur, umutsuzluk mağaralarına düşmez. * Türk'ün dehasının taç beyti Atatürk! * Vatan, kutsal bir ocaktır. Ocakları tüttürebildiğimiz nice zamanlarda, hürriyetin de, bayrağın da sahibi oluruz. * Vatana olan bağlılığımızı zayıflatan duygulara yakamızı kaptırdığımız gün, göğün bütün yıldızları başımıza yağar. * Yalan, ağzımızdaki küfür, gönlümüzdeki kirdir. * Zaman bir su gibidir, durmaksızın akar, gider. {{DEFAULTSORT:Hasan Bıldırki, Oyhan}} [[Kategori:Kişiler-B]] [[Kategori:Yaşayan insanlar]] [[Kategori:Türk şairler]] [[Kategori:Türk yazarlar]] oh9p5rckd4t3tcp6qwj55d7wlqxtbtv Yalçın Küçük 0 10996 239118 239093 2026-06-08T14:39:26Z Felecita 7339 239118 wikitext text/x-wiki {{ek kaynak}} {{Biyografi}} '''Yalçın Küçük''', Türk siyaset bilimci ve yazar. == Sözleri == *Çocuk kadar yaratıcı, çiçek kadar kırılgan, kadın kadar patlamaya hazır; işte o devrimdir. *Ders kitapları, bilimsel gelişmenin ayak bağı ve giderek düşmanı oluyor. *Eskiden cahil diyorduk ve şimdilerde kibar olduk, üniversite hocası diyoruz. *Üniversitedeki profesörlerin, öğrencilerinden cahil oldukları bir aşamadayız. *Türkiye büyümezse küçülür.<ref>Yalçın Küçük, Aforizmalar, Arkadaş Yayınları, 2. Baskı, s. 162</ref> *Cumhuriyet iktidarı sınırlamak demektir ve her kim "sınırsız iktidar" vaaz ediyorsa, bir cumhuriyet düşmanı ve yıkıcısıdır. *Cumhuriyet ile sofuluk birbirinin düşmanıdırlar. *Plütokrasinin altmışlı ve yetmişli yıllardan korkusu Cumhuriyet'ten korku olmuştur. Asıl yıkmak isteyen plütokrasidir. *Ülkemiz sermaye birikiminden başka bütün birikimlerin reddedildiği bir yapıya dönüşmek üzeredir. *Marksizm bu topraklarda biterse dünyada biter. *Aydın biraz da uyumsuz olabilendir. Yaşadığı ortam ile çelişkisi olan kimsedir. Aydın, biraz da kendisiyle çelişkisi olan kimsedir. *Darwin mağaraya konan bir insanın körleştiğini yazıyor. İnsanın gelişmiş türü olan "aydın" da bunu tersi oluyor: Karanlıkta gözü büyüyor. *Aydın olmak aynı zamanda "yapmamayı yapamamak" demektir. *Yaşamak, bir dünyaya gözleri kapamalı ve bir başka dünyaya bakmaktır; yürek istiyor. Yaşamaktan korkmak, yozlaşmak oluyor. *Başkalarının cinayetlerini işlemeye mahkûmum; çünkü cumhuriyet, yüksek estetik, yüksek ahlak ve yüksek akıl idaresidir. *Zülfü Livaneli, çağın en büyük cambazıdır. 15 yıl bekledim biriniz belki söylersiniz diye... En sonunda 'Teneke seslidir' dedim. Herkes 'Hocam sağol' demeye başladı. *Toplumumuz, üst üste konmuş paranınki dışında bütün derinliklerden korkuyor. *Siyasal iktisadın duygusuz fakat açıklayıcı mantığıyla bakınca ortaya şöyle bir sonuç çıkıyor: Ufukta İslam var. Aslında İslamcı baskı şimdi de var. Ufukta olan daha derin bir dinsellik.(1979) *Şimdi çok daha kapsamlı bir askeri müdahalenin tersini yapması mümkün. Tersi şu: Erbakan'ı Türkiye siyaset sahnesinden silip Erbakan'ın temsil ettiği İslamcı dinsel politikayı daha yoğun bir biçimde uygulamak.(1979) *İnsanlar her gün lahmacunu kolay kolay kabul etmezler. Gerçekten insanlar güzel şeylere layıktır. Ancak Türkiye’nin kapitalizmi, bundan sonraki dönemde işçi ve emekçiye yalnızca lahmacun vaat edebiliyor. Amma bunun da tek başına yetmeyeceğini bilmektedir. Bu yüzden lahmacunla birlikte işçi ve emekçiye, bir de ‘öbür dünya’ vaad edecek. Öyleyse, Türkiye, kendi iç dinamiğiyle, daha aşırı bir dinselliğin baskısı altına girecek.(1979) *En şiddetsiz toplumlar, geçmişi ve geleceğinde, en yoğun şiddet içeren toplumlardır.(1986) *Kemalizmin etkinliğinin kalkması, Türkiye'de şiddetin başlangıcıdır.(1986) *Kap-kaç mülkiyete karşı, bir düşük yoğunluklu isyandır. *Edebiyat toplumda, davranış bağlarını kuran düzendir. *Felsefe, kuşku; politika, ret ile başlar. *Felsefe, mekanı boşluk, hedefi sonsuzluk olan bir bilgi serüvenidir. *Post-modernizm aydın düşmanlığıdır. Cehalete övgü'dür. İnsanlığın düşünce planındaki kazanımlarına karşı bir hunhar savaştır. *Yapısalcılık, akıl sürecinin dejenerasyonudur. Postmodernizm, akıl düşmanlığıdır. *Devrim, kopuş demektir ve devrimciler, kopuşu ön plana çıkarırlar. Bilim, devamlılıktır, bilim adamları sürekliliği işlerler. *Anadolu İhtilali, Kemalist tarihin yazdığına oranla, daha belirgin bir sürekliliği ve çok daha az keskin bir kopuşu temsil etmektedir. Kemalist tarih, Anadolu İhtilali'ni geçmişinden ve çevresinden gerçekte olduğundan çok daha derin bir biçimde koparmaktadır, kazılan hendekler zamanla doldurulamamıştır. *Tarihimizi zenginleştirdim, geleceğimizi bütünleştirdim. *Çerkez Ethem'in Yunan kuvvetleriyle birleştiği iddiası, bugün resmi tarihin parçasıdır, büyük bir tarih falsifikasyonudur. *Ethem, bütün komutanlarını ve askerlerini, kurtuluş'a katılmaya ikna etmeye çalışmış ve mücadeleye bir tek kurşun sıkmamıştır. Elenler'e teslim olduktan sonra Ethem'in mücadeleye hiçbir zararı olmamıştır. Ethem'in hain olduğunu kanıtlayan bir tek işaret bulunmamaktadır. *Tezler'de, bir bıçkı makinesinin başında olduğumu düşünüyordum; baba mesleğim, hızarcılıktı ve fabrika denebilirdi, kütükleri kesip düzlemeye bayılırdım. Kolumu kaptırabilirdim, beni yaklaştırmazlardı. *Sonra bilimsel bir hızar makinesinin başına geçtim, hızar fabrikası da denebilir, öyle düşünüyordum, tutarsız, kaba olanları, kesip atıyordum. Önce durdurmak üzere hücuma geçtiler ve sonra sustular; ancak, hızarların kütükleri keserken iç yakan bir sesi vardır, hep duydum. *Saymak istemiyorum, a- Birinci İnönü Zaferi'nin yokluğu, b- İlk Kurşun'un İzmir'de değil, Dörtyol'da atıldığı, c- Çerkez Ethem'in hain ve d- Şeyh Sait'in casus olmadığı, e- Sovyetler Birliği'nin, Türkiye'den toprak ve üs istemediği, benim, bilimsel hızarın marifetleri arasındadır. Hepsi değil, son derece küçük yüklemedir. Bunlara, bir tür olumsuzlaştırma da diyebiliriz. *Genç Türk Devleti'nin karşılaştığı en yaygın kavramın başında Şeyh Sait vardı; aşırı muhafazakardı, taşralıydı, ortodoks bir nakşibendiydi ve bu nedenle alevi inançlı kürtleri bile kendinden saymıyordu; liderlik niteliklerinden yoksundu ve buna karşın başkaldırı hızla yayıldı. sonunda mağlup oldu ve idam edildi; geriye isyanından çok, İngiliz casusluğu kalıyordu. Türkiye, yaygın olarak, bunun da bilimsel kanıtlarla desteklenmediğini benden öğrenmiştir. *Diplomatik belgeler, Şeyh Übeydullah ile bedirhan ahfadının, birbirini, İngiliz ve Fransız makamlarına "fransızcı" ve "ingilizci" olarak ihbar ettiğini göstermektedir; bu ihbarlar belgelidir. ancak artık tümü açılmış İngiliz belgelerinde, Sait ile ingilizler arasında herhangi bir temasın ve "adamı olmanın" kaydına rastlamıyoruz. *Araştırmalarım, beni bu iddianın kaynağına götürmüştür. isyan sırasında, TKP adına, Moskova'daki basit bir basın açıklaması kaynaktır. bu iddia önce Moskova ve sonra da Ankara'da benimsenmiştir; Moskova, o sırada değerli müttefiki Türk Devleti'ni destabilize edecek bir hareketin, zamanın emperyalist lideri Londra'ya yarayacağına hükmetmiştir, bu hüküm yanlış değildir. Ancak bu doğru çıkarımdan, istidlal yoluyla, Sait'in casusluğuna geçmek, doğru mantık olmamaktadır. *Türkiye tarihinde bir Çerkez Ethem Olayı, bir Mustafa Suphi Olayı ve bir İnönü Zaferi Olayı var. Her biri ayrı ayrı yerlerde ve ayrı ayrı tarihlerde anlatılıyor. Şimdiye kadar yapılmayanı yaptım: Hepsini beraber anlatmaya çalıştım. Başardığımı sanıyorum. Çünkü çok zor değil. Hepsi de 1920 yılı sonbaharında başlıyor ve 1921 Ocak ayı sonunda bitiyor. Üçü de iç içe. Şu anlamda: Çerkez Etem ve Mustafa Suphi'yi temizlemeye kararlı Anadolu İhtilâlcileri, temizlik hareketlerini maskeleyebilecek bir zafer arıyorlar. Mutlak yaratmak zorunluluğunu duyuyorlar. İnönü'de yaratıyorlar. *Türkoloji temelinde bir İngiliz icadı ve disiplinidir. *Türkiye'de Türkoloji'nin ve Türkizmin gelişmesine katkıda bulunanların Azeri, daha doğrusu Kafkas ve daha da doğrusu İç Asya bağlantıları açıktır. *Önce Türkoloji ve sonra Kürdolojinin doğuş ve gelişmesinde emperyalizm ve emperyalistler arasındaki çatışmanın önemli rolünü netlikle görebiliyoruz. *Türkoloji esasında bir İngiliz keşfi ise, Rusya'nın da, Kürdoloji'yi keşfederek buna cevap vermesini beklemek zorunludur. *Sovyetler Birliği'nin çözülmesi ise Kürdoloji'de bir boşluk yaratmıştır. Amerika'nın burada bir boşluk bırakmamak için hızla harekete geçtiğini görüyoruz. *Ama Türkoloji'nin Batı ve Kürdoloji'nin Rusya kaynaklı olduğunu ileri sürerken, Rusya'da Türkoloji çalışmalarının olmadığını düşünmemiz ve anlamamız imkansızdır; böylesinin çok yanıltıcı olacağını belirtmek durumdayız. *Truman Doktrini, Ortadoğu'nun emperyal sorumluluğunu, Büyük Britanya'dan Birleşik Devletler'e geçiriyordu. Bu Türkoloji'nin de devri anlamındadır. İkinci Dünya Savaşı sonrasından itibaren Türkoloji'nin bir Amerikan disiplini haline geldiğini saptıyoruz. *Beni çıkartın, son 40 yılda Türkiye’de hiçbir ciddi tartışma kalmaz! *Bana bugüne kadar binbir türlü şey söylendi. Hayatta en çok hoşuma giden şey de bana ‘deli’ denmesidir. Hele ‘deli çocuk’ denirse daha da hoşuma gider. Doğan Avcıoğlu ise ‘Yalçın, dehayla delilik arasında gidip geliyor’ demişti. *Yön arayıcısı değil, Devrimciydi. Devrimci Doğan bir inattır; yolundan hiç dönmedi. Kendi yoluna gölge düşürecek en küçük bir adım atmadı. *Hocalarıma büyük şükran duyuyorum, lisedekilere de üniversitedekilere de. Ama bir üniversite ne demektir biliyor musun? Ben eğer üniversiteyi birincilikle bitirdiysem, ben bugün bu hale geldiysem, bu, üniversite kantinindeki yoldaş öğrenci arkadaşlarımın katkılarıyla oldu. Beni onlar yetiştirdi. *Beni yoldaş öğrenciler yetiştirdi. Beni Ergin (Günçe) yetiştirdi, beni Cemal (Süreya) yetiştirdi, beni Taner Timur yetiştirdi. *Tanrı'lar mı peygamberleri, yoksa peygamberler mi Tanrı'ları seçtiler; İnönü, Atatürk'e ve Vladimir İlyiç Lenin, Marx'a ne kadar muhtaçtılar, sorabiliyoruz. Belki de peygamberler Tanrı'sız, kendilerini güvende hissetmiyorlar. *Benim yaptığım tarihimizi zenginleştirmektir. Bu, tarihimizi halklaştırmak ve insanileştirmek anlamındadır. Bunları yaptığım için bana husumet düzenlemek, halk'tan ve insan'dan kopuş dürtüsünü özgürleştirmektir. *Yazdıklarımla Türk düşüncesini altüst ettiğimi kabul ediyorum. Bana yöneltilen her türlü övgü ve bu arada husumetin kaynağında bu altüst edişin bulunduğunu biliyorum. *İzmir'in işgalinden üç gün sonra, 18 Mayıs 1919 tarihinde, İstanbul'dan, Amerikan komiseri, Washington'daki Dışişleri Bakanlığı'na bir rapor çekiyor ve bir gün sonrası için, Darülfünun gençliğinin bir miting düzenlediğini haber vermekle, "onlar açıkça Amerikan mandasından yana" diyordu, sokaktaki insan, gençlik ve seçkinler, hep manda peşindeler. Aynı yılın sonuna doğru Sivas Kongresi ittifakla manda kararı verdi ve manda çağırdılar. *O tarihte başta Mustafa Kemal Paşa Hazretleri, adını bildiğimiz herkes, manda istiyordu. Henüz "manda" kötü sayılmıyordu, o zamanlardaydık ve sonra mahiyeti anlaşılınca ya da bir kısmı diğerlerini kötülemek ihtiyacını duyunca, "seni mandacı seni" dediler; mandayı ve birbirini kötülediler, yaptılar, bunu yakışık bulmamakla birlikte, önemli saymıyorum. *Ne manda kahramanlarımız ne de manda hainlerimiz var. *Kafkasya'yı kemalistler sovyetize ettiler. *Anti-emperyalist mücadelenin merkezi artık Musul’dur, bunu söylüyorum. Bu nedenle, sorunumuzu Kandil Dağı’ndaki silahları susturmak olarak görenlerden, yolumuzu ayırıyoruz. ‘Silahların yönünü değiştirmemiz gerekmektedir’. Kuşkusuz, bu Amerika’ya karşıdır. *“Türkiye büyümezse, küçülür” diyorum ve Musul’da, yıllardır Ankara’nın yardımıyla kurulan Kürdo-Jüdaik Devlet’in eninde sonunda Türkiye’yi küçülteceğini ekliyorum. Sol, bunlara sessiz kalamaz ve ben sessiz kalmıyorum. *Eğer Kürt meselesine gelecek olursak;.... Üç teoremimiz var. Bir; Türkiye büyümezse küçülür. İki; Musul'u almazsanız, Diyarbakır'ı verirsiniz. Üç; Kürtlerimizle kaynaşıp ileri sürmezsek, Kürtleri parçalayıp Türkiye'yi bölmek için geriye sürerler. *Musul'u çok kolay verdik, Hatay'ı çok kolay aldık. *Büyük Kurtarıcı'nın ve İsmet Paşa Hazretleri'nin Musul'un alınmasıyla ilgili bir vasiyeti olduğunu ben açıkladım. *Bu dünyadan ayrılmasına yakın bir zamanda, Kemal Paşa Hazretleri, İsmet Paşa Hazretleri'ne "İsmet, ben gidiyorum, ne yap ne et, Musul'u al" dediğini, İsmet Paşa Hazretleri'nin de Bülent Bey Genel Sekreter olunca "Bülent, ilerde başbakan olacaksın, Büyük kurtarıcı'nın bana vasiyeti budur, ben bu vasiyeti sana aktarıyorum. Başbakan olacaksın, ne yap net, Musul'u al" dediğini, ilk kez bir televizyon programında dillendirdim. *Daha önce hiç duyulmamıştı. Yüce Gök'e şükürler olsun, Bülent Bey yaşıyordu ve "evet Yalçın Küçük doğru söylüyor, tam söylediği gibi, İsmet Paşa bana, Büyük Kurtarıcı'nın bu vasiyetini aktardı." dedi. *Peki ne oldu, İlker Paşa o zaman ikinci başkan idi, "Atatürk çok ciddidir, daha sonra antlaşma imzalandı, biz antlaşmaları bozamayız." buyurdular.Bu sözün neresini düzeltebilirim ki, biz antlaşmaları yırtarak kurulmuş bir cumhuriyet'iz; Hilmi Paşa Hazretleri de "peşmerge ile savaşmak artık Amerika ile savaşmaktır, savaşamayız" buyuruyorlar. bu doktrinin hemen değişmesi imkansızdır. *Cumhuriyet, 1925/1926 yılında kurulmuştur. *Cumhuriyet, tarihinin en büyük krizi ile karşı karşıya gelmiştir. Tanımlarını reddeden bir fiili durum var ve Cumhuriyet, düşünebilen ve çözüm arayabilen kadrolarını ve kaynaklarını tüketmiştir. Krizi kavraması imkansızdır.(4 Kasım 2002) *Şimdi "Cumhuriyet" çökmektedir; kendi zıddını, temel yıkıcılarını yaratabilmiş ve kendini, kendi devamından koruyabilmek tutuculuğuyla, kendi eliyle, zıddına teslim etmiştir. *Mükemmel, dört başı mamur, bir çöküş tablosunun önündeyiz; her çöküş, dirijanları babında bir miyobi veya aymazlık halidir, bunu da tekraren müşahede edebiliyoruz. O halde Cumhuriyet'in zıddı kadroları yetiştirmeyi ve Cumhuriyet'i zıddına teslim etmeyi, teslimiyetçilerin anlamaları imkansızdır; buna "anlaşılmazlık" teoremi" diyebiliriz. *Travesti'lerin eski hallerini anlayabildiklerini sanmıyorum. Yine de daha iyi bir benzetme ile anlatamadığım için özürlerimi yazabiliyorum; hal şu ki, teslimiyetçilerin, teslim ettikleri ile şiirsel bir münasebet içinde olmaları mümkündür, bu teslim edenlerin teslim alanlarla özdeşleşmeleri halidir. Bir başka açıdan yaklaşacak olursak, bakırcının yaptığı ibriğe tapınması halidir. *Teslim eden teslim alanın libasında ise şiiri bir hal var, demektir. *Her çöküş tahlilini, köke kadar uzatmak durumundayız. Çökenin kökünü pür sıhhat ve inkıraz tahlillerinden masun tezekkür edemeyiz. *Bilimde, kuruluş, çok zaman üst kattan başlar; binalarda çöküş ise hep alt kattandır. Binalarda çok somut olduğunu biliyoruz, çünkü çöküşü görebiliyoruz. Buna karşın bir devletin, bir düzenin, bir politikanın çöküşünü, hissetmekle birlikte, görmek her zaman mümkün ve kolay olmuyor, çünkü enkazı teşhis etmekte güçlük çekiyoruz; kaldı ki, devlet, düzen ya da politika çöküşü kabul etmemek eğilimindedir. *Bana kadar yoktular; üç "iç savaş" ilan etmiş durumdayım. *Birinci iç savaş (1806-1826) Tanzimat'ın önünü açtı. *İkinci iç savaştan (1906-1926) cumhuriyet çıktı. *Üçüncü iç savaş (1966-1996) sosyalizm tehdidine karşı düzenlendi, demokratizmin kökünü kazıdı ve karanlığı seçti. Tanzimat ve Cumhuriyet'e kin döşemektedir. Kazıyıcıdır. *Uzun iç savaşta yapılanı, yükselen toplumsal taleplerin yerine islamik talepleri koymak olarak algılayabiliriz. İslamik talepleri karşılamak hem ucuzdur ve hem de büyük mülk sahiplerinin çıkarlarına uygundur. İslamik taleplerin bazılarına karşı çıkmak, türban bunlar arasındadır, tepki kemalizmin en yüksek aşamasını örtme imkanı sağlıyor ve ihtiyaç var. *Türkiye'yi dar kemalizmle kurtaramazsınız. *Türkiye Solu ve Devrimi, post-kemalist ülke için yola çıktı. Belki bilincinde değilleri, altmışlı yıllarda, Aybar ve Boran ile Deniz ile Mahir -sadece sembolik adları seçiyorum- bu yolun yolcusuydular. Düzen, iç savaşla karşılık verdi, şimdi pre-kemalist bir tarihteyiz.(1999) *Tekelokrasi en despotik rejimdir ve orada korku, motordur. *İç savaşları dış savaşlardan ayırmak sanıldığı kadar kolay olmamaktadır. *1967 Arap-İsrael savaşı, bir ölçüde İsrael'in gerçek kuruluşudur; viable olduğunu ispatlıyordu. bize yansıması, aydına ve sola karşı parçalama ve şiddet uygulama politikasına geçiş olarak ortaya çıkıyor. Hem zamanın başbakanı Süleyman Demirel'in Sovyetler'le yaptığı büyük ticaret anlaşması ve hem de "Altı Gün Savaşı", içeride yeni politikalara imkan hazırladılar. Moskova, aydının ve solun kırılmasına seyirci kalmayı tercih ediyordu ve Türkiye'de sola karşı bir iç savaş başlatılıyordu. Bunda ve solun üzerine, islamcı örgütlerle paramiliter grupları sevk etmede, sabetayistler dahil kripto Yahudiler'in rolünü artık görebiliyoruz. *Soldaki iç savaş, aynı zamanda, sabetayizmin iç savaşı'dır. *Parlamento'ya on beş milletvekili sokmuş ve "legal marksist" tondaki Türkiye İşçi Partisi'ni fiilen tahrip edenlerin hemen hemen tamamı şimdi, "islamist" tandansta, ak-ist cephede ve pro-İsrael çizgidedir. Tabii medya'dadırlar. Tarih doğrulayıcıdır ve bilim ise, doğruları önceden haber verme kabiliyeti'dir. *Talih mi, talihsizlik mi; solda ve sosyalizm mücadelesinde, hep benim karşımda olanlar, solda hep iç mücadele vardı, şimdi cumhuriyet'in karşısında ve sara'nın yanındadırlar. Tabi hep mücadele etmek talihtir ve yine de bunlarla, çökmüşler, mücadele etmek talihsizliktir. Bunları söyleyebiliyoruz ve fakat henüz analiz edemiyoruz; sara olmadan kişilik değiştirdiklerini görebiliyoruz, "desintellectualisation", aydın'dan çıkma, diyebiliyoruz, ama "neden", bu soru üzerinde çalışmak durumundayız. *Hepsinin değil, bir bölümünün, solda ve sosyalizm içinde oldukları zamanda da, hedeflerinin cumhuriyet olduğunu görüyordum. Şimdi açıktalar ve hem sosyalizme hem de cumhuriyete karşı çıkıyorlar; çöküş'ten taraftadırlar. *Halbuki, şu anda, sosyalizm ve cumhuriyet mücadelesi aynı yerdedir. Yazık, cumhuriyet düşmanlığı, şimdi sosyalizm düşmanlığıdır; anlayamıyorlar mı, yoksa yerlerini mi buluyorlar, şu anda bir cevaptan yoksun haldeyim. *Sosyalist olmanın gereği Fransa'da Hitler'e karşı cumhuriyeti savunmaktı o yıllarda. Şimdiyse burada sosyalist olmak cumhuriyeti korumak demektir gericilere karşı. *Hem 1918 ve hem de 1958 yıllarındayız. *1961 yılında modern ve hürriyetperver bir yasa, bir anayasa, ihtiyaçtı ve otomobil ise lükstü; 1971 yılında, binek otomobil ihtiyaç yapıldı ve anayasa köhne sayıldı ve "lüks" ilan edildiğini hatırlıyoruz. bir büyük iç savaş'a, bu tarihten, beş yıl önce başladılar. Bir iç savaş içinde, önce ihanet ettiler ve sonra çökerttiler. *[[Evlilik]], en gizli özel [[mülkiyet]]tir. *Filozof Kant iyi'nin kendi halinde iyi olduğunu yazıyordu. Ben de doğru peşinde koşmanın başlı başına, doğru olduğuna inanıyorum. *İster imam nikahı olsun, ister kilisede tamamlansın ve ister laik yerel yöneticiler tarafından imzalansın, nikah, bir borçlar hukuku sözleşmesidir. Temelinde birlikteliği başlatmak değil, sürekliliğini güvence altına almak var. *Nikah, sevginin tükeneceği korkusudur. Bu nedenle, sevgiyi tüketmedir. *[[Sorumluluk|Sorumluluğundan]] kaçmak; insanın kendisine [[ihanet]]i oluyor. *[[İtiraf]], yüksek hızda çözülmedir. *Tekelsi [[düzen]] şizofren yurttaşlar fabrikasıdır. Egemenliğini, yurttaşlarını şizofren yaparak sürdürebiliyor. *[[Soru|Soramayan]] [[toplum]] cansızdır. *Ortalama tüketici, önce kendisini tüketen'dir. *Yozluk içinde ne kadar kötüsünü piyasaya sürerseniz, o kadar çok para kazanırsınız: Piyasa kuralıdır. [[Gazete]] mi çıkaracaksınız? [[Gazete]] kavramından ne kadar çok uzaklaşırsanız o kadar çok para kazanabiliyorsunuz. *[[Doğru]] peşinde koşmak, bir savaşa razı olmak anlamındadır. *[[12 Eylül|Eylülizm]], Türkiye'de İslam'ın altın çağıdır. *Kemalizm'i biz icat ettik. "Biz" ellili yılların eylemcilerini anlatmaktadır. *1956-1966 dönemini Türkiye’de Kemalizm’in en yüksek, en parlak, en yaratıcı, en coşkulu dönemi olarak düşünmek gerekir. *Kemal Paşa zamanında birtakım pratikler vardı, Kemalizm’in adı yoktu. 1950’li yılların ortasında, çok büyük vaatlerle gelen Menderes ciddi bir aydın muhalefetiyle karşılaştı. Buna çare olarak Said-i Nursî’yi çıkarttı, bir de Kürtler’e göz kırpmak için Şeyh Sait’in torununu milletvekili yaptı. Aydın muhalefeti, öğrenci muhalefeti de bir kenarda olan İsmet Paşa’yı öne çıkarttı. Paşa o zamana kadar Kemalist değildi, zaten kimse Kemalist değildi. Kemalizm olsa, Atatürk’ün yasası çıkartılmazdı. Kemalizm kodifiye edildi. Nedir? Bir: büyük devletlerden uzak olacaksın. İki: büyük sermayeden uzak olacaksın. Üç: dinle mesafeli olacaksın. Bugün bunun üçü de yoktur. Dolayısıyla 28 Şubat’ı Kemalizm’e dönüş olarak görmek bilim dışıdır. *Milliyetçi Cephe Hükümeti, ülkenin bir sosyalist devrim için gebe olduğu değerlendirmesinin sonucudur. Bir iç savaş aleti idi; burjuvazi İslamiyet ve ırkçılıkla birleşerek sosyalist iktidarı önleyebileceği kararını verdi; eylülizm ve tekeliyet bunun sonucudur. Ve hala buradayız. *[[12 Eylül]] Kemalizm'in reddidir. *[[12 Eylül|Eylülizm]]'i, büyük sermaye ile bütünleşmiş Kemalistlerin Kemalizm'in son kalıntılarını da kazıma dönemi olarak düşünebiliriz; Eylülist darbeden hemen önce, gelmekte olan askeri darbenin çok koyu bir İslamcı politika izleyeceği kestirimim de bunu haber veriyordu, artık gerçekleşmiş olduğunu hep biliyoruz. *12 Mart Süleyman Demirel’i başbakanlıktan indirdi. Ancak, esas olarak Süleyman Demirel’in politikasını uyguladı. Demirel’in bütün rakiplerini, politika sahnesinden sildi. Türkiye İşçi Partisi’ni kapattı, İnönü’yü tarihin derinliklerine gönderdi. Necmettin Erbakan’ın partisini, kendisini İsviçre’ye ikamete raptetti. Şimdi daha kapsamlı bir askeri müdahalenin bunun tersini yapması mümkün. Tersi şu: Erbakan’ın temsil ettiği İslamcı-dinsel politikayı daha yoğun bir biçimde uygulamak.(1979) *[[Türk Silahlı Kuvvetleri]]'nin zoruyla, ülkeye görülmemiş bir dinsellik giydirdiler. Daha önceden başlamıştı, ancak, eylülist rejim, dincilikte, ölçü tanımıyordu. *Yüksek komutanlar, Kemalizm'i çökerttiler. *Çılgın Türkler, Kemalizmin gecikmiş cenaze törenidir. Artık yüksek komutanları kemalist sayamayız. Bir cenaze töreni gerekiyor ve kışlalara Çılgın Türkler'i aldırıyorlar. *Her zaman söylüyorum Özakman, ilkokullar ve hatta anaokulları için yazıyor. Alıyorlar, görüştüklerim o kadar çok değil; ama alıp da okuyanına rastlamadım. Sonuçta bir cenaze töreni oluyor. Çılgın türkler bir bitişe işaret ediyor. *Turgut Özakman ile Orhan Pamuk arasındaki her tartışmada Özakman haklıdır. Bizim Özakman ile tartışmamız bir iç tartışmadır. Pamuk sömürgecidir. Özakman, haklıdır. Pamuk, Türk tarihini bilmez. Bildiği ve yazdığı Yahudi tarihidir ve bir de Kabala'yı yazıyor. Pek de doğru bilmiyor. *Düzen, insanını değiştirmek ve edilgen yapmaya muhtaçtı, başka yol bulsaydı öyle yapardı ve dinsellik tek yol göründü. Neden-sonuç ilişkisini kuramayan, akıl yürütme kabiliyetini yitirmiş bir halka ihtiyaç vardı; bu halkın sürüleşmesi demektir. Türk Silahlı Kuvvetleri, bunu "kurtuluş" sayıyordu ve saymayanları tasfiye ettiler. *Din eğitimi veren okulları, islamı ve diğer dinleri öğretmek için değil, halkı, bilgisizleştirmek için açtılar. Bilgisizleştirmede kütle üretimi için en iyi fabrikaları bulduklarına inandılar. Bunun kemalizmin sonu olduğunu biliyorlardı ve tereddüt etmediler. *Türkiye'yi İslamlaştıran, Türk Silahlı Kuvvetleri'dir. Kemalizm'e ihanet ettiler ve karanlığa soktular. Kemalizme hiç güvenmediler ve 1970 yıllarının ortasından beri güvensizliklerini yazıyorum. *İslamizasyon sınıfi'dir ve önce iç dinamiklerin harekete geçtiğini kabul etmek durumundayız. Yüksek Komutanlar, islamizasyonu, Harp Akademileri'nden başlattılar, Türk-İslam Sentezi elemanlarını, Akademi'ye "hoca" yaptılar. Türk Silahlı Kuvvetleri, plütokrasi'nin programını uyguladılar. *Kurmay Sınıfı sınıfta kaldı. *Yüksek komutanların, a- Atina'nın, b- Erivan'ın, c- Diyarbakır'ın Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne girişinin ateşli taraftarı, abe-ist, olduklarını görememesi büyük zaafiyetidir. Bunu, "kurmay sınıfı sınıfta kaldı." cümleciği ile özetliyoruz. *Eğer sen Türkiye'deki telekomünikasyonunu Suudi'ye veya Alfa'ya veriyorsan şu andaki konuşmanı MİT'in yanında Mossad'ın da dinlediğini kabul ediyorsun. Ne yazık, Yüksek Komutanlarımız bunda hiçbir sakınca görmüyorlar. Görseler, "milli güvenliğe aykırıdır" yollu bir yazı gönderseler, satılması imkansızdır. *Genelkurmay yüksek yetkililerinin Güler Sabancı'yı tebrik etmeleri Kemalizm'le bağdaşmaz. Kemalizmde, namazda saf tutmak da yoktur. Kemal Paşa bunu yapmamıştır, İsmet Paşa bunu yapmamıştır. *[[Kemalizm]], modernist idi ve modernite, strüktür demektir. Kemalist Cumhuriyet'te, 1926-1966, pek çok strüktür, yapı ve kurum ortaya çıkarıldı; şimdi bunlar kazınmaktadır. Ve bu arada, devlet idaresinde her yerde kemalistler avlanmaktadır ve Kemalistlerin gizliye çekilmeleri zamanıdır. *Altmışlı yıllarda teğmen olanlar şimdi orgeneral'dirler. Karşılarında gençlikleri var. *Bozanlar bozuluyorlar. İslamlaştıranlar, İslam öncesi döneme koşuyorlar. *Artık Türkiye'nin ekonomik ve sınıfsal gelişimi içinde, laisizm de emekçi sınıfların güvence alanına katılmıştır ve bunu anlamak durumundayız. Ne sermaye ne de bürokrasinin belli kesimleri, artık laisizme sahip çıkmıyorlar.(1976) *Faşizme tırmanış ve laisizmden kopuş el eledir.(1976) *[[Türkiye]]'de faşizmin kütle temeli, ancak İslam'a dayanılarak yaratılabilir.(1976) *Resmi tarih din'dir. Üniversite kürsülerinde ve cami minber'lerinde okunuyor ve okutuluyor. Hutbe'dir. *Tarih olan, gizli tarih'tir. Gizli Tarih'i yazıyorum. Zor olduğunu biliyorum. Artık resmi tarih, sadece hutbe'dir. Bundan böyle ne camilerde ve ne de üniversitelerde yeri var. Yeri, sadece ana okulları'dır. *1789-1991 Çağı'nın sonrasındayız. [[Merak]]sızlar dünyasındayız. Sürü sürü sürülere benziyoruz. En sürüler, en tepedeler. *Namık Kemal, hayata tek kişi girdi ve çok-kişi oldu. Bu, ''dahi-aydın hali''dir. Mustafa Kemal ise ''çok kişi''nin heykelidir. Bu, sınırlı koşullarda, kazanan ''önder-hali''dir. *“Tampon devlet” olarak kurulmak, çöküş ile katolik nikâhı kıymaktır. *İngilizce “will”, Fransızca “vouloir” ve İranca “hastan” fiilleri ile yapıyoruz ve hepsi de “istemek” anlamındadır. Gelecek, istemektir. *Batı, Sovyet damgalı " marksizm-leninizm" düşüncesini ikiye bölerek leninizm tarafını reddetmiş ve marksizme sahip çıkmıştır. Ben bölmeden korkmamayı öneriyorum, Sovyet kalıbında yeni bir bölünme ile Lenin'in ipuçlarını tutarak Marx'ı yeniden yazmanın gerektiğinden kuşku duymuyorum. Batı bize, Doğu'ya tepkiyle doğdu ve kendisini tanıdı; biz, Batı'ya tepki olmaktan korkmamak durumundayız. *Garp ve Şark, emperyalizm ve sovyet sosyalizmi, kemalizmi yüceltmede birleştiler; "tampon" devleti meşrulaştırmak ile kemalizmi abartmak bir madalyonun iki yüzü oldular; bu nedenle, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin kemalizme bir katolik nikahı ile bağlı olduğu bir Batı ve emperyalist dogmadır. Sınıf analizinden ve tarihten soyutlanmış bir bakışları var, 12 eylül 1980 Darbesi ile Türkiye'de dinsel bir transformasyon yaşadığını göremediler ve hala sezdiklerini dahi söyleyemiyoruz. *Tampon fonksiyonu ömrünü tamamlayınca, kemalizm'den çoktan kopmuş bir kurumu, kemalist dogmatikler sayıp bombardımana tabi tuttular. 1993 tarihini bir başlangıç sayabiliriz. Uğur Mumcu, Jandarma Umum Komutanı Eşref Bitlis, "son ekspansiyonist" Turgut Özal, bu tarihte yok oldular. Aydınlar, Madımak'ta ve bu tarihte , toplu halde yakıldılar. Tansu Çiller, bu tarihte başbakan yapıldı ve İsrael ile yeni bir "gizli ittifak" için hazırlık başladı; "Brit", 1996 tarihinde ve Erbakan-Çiller Hükümeti zamanındadır. Fonksiyonları ve hikmet-i hükümet işte buradadır. *Üç ihaneti yaşıyoruz. Bir, kemalistlerin kemalizme ihanetidir. İki, müslümanların islama ihanet tarihindeyiz. Üç, meslek ve/veya kariyer sahiplerinin mesleklerine ihanetini görüyoruz. *[[Tarih]]ini değiştiremeyenler, talihini değiştiremezler. *Vak'ay-i Hayriye, Osmanlı Türkiyesi'nde ulema sınıfını çırıl çıplak etti. Osmanlı Türkiyesi'nin yeniden doğuş umudu, Yeniçeriliğin ilgasıyla başladı. Şehzadeliğinde Yeniçerilerin kirli kementlerinden dünyaya yeniden dönen Mahmut-i Adli, yaygın adıyla İkinci Mahmud, kurtarmak için yıkmak gerektiğini bilen bir hükümdar oldu. Sultan Mahmut'un yanı başında, gözü önünde. Yeniçerilerin hain kementi ile hayatını kaybeden Üçüncü Selim, bir yana bırakılacak olursa, Türkiye'de tüm yenilikler, Sultan Mahmut ile ve Vak'ay-i Hayriye ile başladı. *Türkiye'deki tüm yeniliklerin ve Türk aydınının doğum tarihi bir Hayırlı Olay'dır. Osmanlı uleması yerini, bir geçiş türü olan Osmanlı Münevver'ine, o da zamanla çağdaş Türk aydınına bıraktı. Bu süreci Vak'ay-i Hayriye başlattı, ancak, aydını aynı zamanda önemli sorunuyla karşı karşıya bıraktı. Türk aydını, tarihi boyunca, hep dayanak aradı. Türk aydınının düşünsel zafiyeti diyalektik bir zorunlulukla, dayanak ihtiyacını daha derinden duymasına yol açtı. *Düşün gücü olan, teorik dayanağı olan aydın, yalnızlığa en çok dayanabilen insandır. Eğer daha önceki zorunlu tanımlamaları tamamlamak gerekirse, aydın yalnızlığa dayanabilen hayvandır. Ve teorik güç ile yalnızlığa dayanma gücü doğru orantılıdır. Çok büyük bir doğallıkla; çünkü teori dünyadır. *Tanzimat aydını saftır, Meşrutiyet aydını eklektik ve ödüncüdür, İdare-i Maslahatçı. *Her büyük devalüasyon Türkiye’de rejim değişikliğine neden olur. *[[Boğaziçi Üniversitesi]]'ne "Özel Sektörün Özel Üniversitesi" adını veriyorum. *ODTÜ'de öğretim üyesi olduğum sıralarda, sınav kâğıtlarını verir ve sınıftan çıkardım: "Kopya çekeceksiniz, ancak sizin ahlaksızlığınız yüzünden, kendi ahlakımı bozamam" derdim. Bana göre sınav kadar eğitimin düşmanı bir kurum yoktur. *Yüksek hedefleri öneriyorum. Sınavsız eğitim, sınavsız bir üniversite, sınavsız bir toplum için mücadele öneriyorum. *Sınav, [[öğrenmek|öğrenmenin]] düşmanıdır. Korkmadan, tembel suçlamasına aldırmadan, sınavsız eğitim istenmelidir. *Bakışımıza getirilen işbölümünü, bir tür zincire vurulma ve bir tür hapislik olarak görmeliyiz; aklın hapisliği işbölümünün zincirleriyle gerçekleştiriliyor. Böyle bakarsak, Batı dünyasındaki ve Türkiye'deki üniversitelerin, insan aklının büyük hapishanesinin koğuşları olduklarını görürüz. *Türk aydınını düşünceleriyle ayırt etmeye çalışmak, at ile insanı, birinin yelesine, diğerinin saçlarına bakarak ayırmaya çalışmak demektir. Saç ve yele, insan ve hayvanın en zayıf yanlarıdır; yoksun edilmeleri, işlevlerini ortadan kaldırmaz. Saçsız insan veya yelesiz at olabilir, emek ve enerji icra edebilirler. Bu yüzden saç ve yele, insan ve atın ancak organik ekleri sayılabilir. *Türk aydınını düşüncelerinin bir fonksiyonu olmak yerine, Türk eyleminin hep çocuk kalmış bir çocuğu olarak ele almak, bir yöntem farklılaştırmasıdır. Ve Türk aydınını ciddiye almanın tek yöntemi de budur. Düşüncelerin bir forksiyonu olarak Türk aydını, her zaman seçici, ancak daima cılız bir kopya ve daima bir mediocre'dır. Türk aydını, düşüncenin önemini hep kavradı. Ancak Türk aydını için düşünce, fetvacı geleneğin bir birikimi olabilir, hep belli ve çok uzun dönemli olmayan eylem programlarının bir süsü veya bir örtüsü oldu. Türk aydını bugüne dek eylem ile düşünce arasında kimyasal bir bileşim ihtiyacına çok uzak kaldı, ya da çok az yaklaştı. Düşünce, Türk aydını için ve bir eğilim olarak, eylemin aktörlerini harekete getiren bir kuvvet yerine, tarihsel içgüdülerle sahnelenen eylemlerin güzellik örtüsü, daha başka bir deyişle, bir şal olduğu için, Türk aydınının çeşitli düşün akımları karşısındaki tutumu deneyimli bir kabzımalın toptan sebze piyasasındaki davranışını hatırlatır. Hep seçici kalır, ilgisi hiçbir zaman derinlemesine olmaz. *Türk aydını, Türk tarihinin ürünüdür (*). Türk tarihsel eyleminin çocuk kalmış çocuğudur. Bu haliyle hem sevgi kaynağıdır, hem endişe. Güzelliği çocukluğundadır; hep sevilmeli. Endişe verici yanı ise hep çocuk kalmasında. Çocuk ne kadar güzelse, çocuk en büyük sevgilerin objesi olsa da, çocuğun hep çocuk kalması sürekli bir üzüntü ve endişe kaynağıdır. Türk aydınının hep çocuk kalması ise, başka nedenlerle birlikte ancak pek önemli olarak, Türk aydınının düşün ile eylem orasında bir kimyasal bileşim kuramamasından kaynaklanıyor. Çok büyük bir doğallıkla; aydın bir düşünsel sığlıkta büyüyemez. *Hiçbir [[hoşgörü]] iradi olamaz. Hoşgörüyü çıkaran zorunluluk oluyor. Hiçbir zaman tam hoşgörü olamaz; hoşgörü ile katılık, bir elmanın iki yarısına benziyor. *Cihangir ilk modern Müslüman mahallesidir ve İstanbullu için eşi bulunmaz bir yeri simgeliyor. Hem Pera'nın içindedir ve hem de bir yolla ayrılıyor; hem içinde olmak ve hem de ayrılma, İstanbul aydınının kimliğidir ve bu zamandan geliyor. *[[Türkiye]]'de ve Malezya'da dinselleştirme, ilahi huzur değil, fabrika huzuru içindir. *[[Kemalizm]] bizi ileriye götüremez. Biz Kemalizm'den geri düşmeyiz. *Bizler Kemalizm'den geri dönülmesini kabul etmeyiz.G eriye baktığımızda, Kemalizm, bizim frenimizdir. İleriye baktığımızda, Kemalizm'in ötelerine açılma zorunluluğu duyuyoruz. *[[II. Abdulhamid|Hamidizm]]'den iki yol çıkar. Biri, Kemalizm ve diğeri Enverizm'dir. *Kemalizm içe dönük ve kurucu idi. Enverizm dışa dönük ve yayılmacıdır. Hem Enver Paşa hem Kemal Paşa, kişiliklerini ve formasyonlarını, Hamid'in saltanatında buldular; Hamid, Ermeni Politikası'na kadar, hem içte hem dışta modern bir prens sayılıyordu. Daha sonraki yıllarda üstü örtülmesine karşın hep modernizatör bir despot olarak kaldı; özgürlüklerden korkuyor ve modernizasyondan vazgeçemiyordu. *Hamid, Mustafa Kemal ve II. Mahmut ile birlikte son iki yüzyıllık tarihimizin en önemli üç yöneticisinden birisidir. yaratılmak istenen toz dumanın aksine, otuz üç yıllık saltanatında, siyasi ve adli sadece dokuz idam olmuştur; kuşkusuz, bunlardan birisi, büyük yenilikçimiz Mithat paşa'dır. *Türk ilericiliğinin bete noire'ı Hamid, aşırı vesveseli, her türlü özgürlükten korkan, ancak imparatorluğu yaşatabilmek için büyük reformlar yapılmasına inanmış ve bunları başlatmış bir Osmanlı prensi idi. İmparatorluğun artık Batı'da kalamayacağını görebilecek kadar realist idi ve doğu'ya kaydırmak istiyordu, bu amaçla, Şii imasından çekindiği için soyadını "Afgani" olarak değiştiren İrani Cemalettin ile Panislamizme sarılıyordu. *Dünya Yahudiliği'nin Filistin'e yerleşmesi Sultan Hamid zamanındadır. *Hamid, bir politika okulu'dur ve soğukkanlı incelemeden bugünü anlamak zordur. *Yahudiliğin Filistin'e yerleşmesinde "Mikve İsrael" çok çok önemlidir. "Mikve" İspanyolca'da, "umut" demektir, İbrani "Tikve İsrael" diyorlar; o zamanki Osmanlı memaliki ve bugünkü İsrael'de kurulan tarım okulu ve çiftliğidir. Benzeri Aydın'da da kurulmuştur. Hepsi, Hamid zamanındadır. İstememiştir, ancak kapıları açmıştır. Kuşkusuz Sultan Hamid, ürkmüştür, sonra önlemeye çalıştı. Ama atı alan Üsküdar'ı geçmişti. *Teorik plana gelirsek, bu açılımlarımla, bir alt üst olma ortaya çıkmaktadır. Müslümanlar, Tanzimat'a karşıdırlar, peki neden, İkinci Mahmut, orduyu lağvettikten sonra, yeniçerilik ve dolayısıyla Bektaşilik ile iç içe, kaynaşmış, zengin Yahudilerin boynunu vurduğu için mi? İbraniyet, İkinci Mahmut ile birlikte, Türkiye'de Yahudi siyasal gücünün kırıldığını yazmaktadır. Kırılmıştır. En zenginleri ve bu arada Filistin Yahudilerine yardım komiteleri başkanları boğulmuştur. Şimdi açıklık budur. Peki Müslümanlar, neden İsmet Paşa'ya kızarlar? İsmet Paşa karşıtlığını da bir Sabetayist sendrom sayabilir miyiz? İlahiyat Fakültesi'ni açan odur, uygulayamadığı Varlık Vergisini çıkaran da odur. Çok sert toprak reformu tasarısına kim karşı çıktı, C. Oral ile E. Sazak, her ikisi de İbrani asıllı büyük toprak ağası idiler. Öyleyse yeniden bakmak durumundayız. İslamcı düşüncede şu vardır: Abdülhamit Siyonistlere yüz vermedi. Hayır, benim bilgilerim bunu göstermiyor. *Bugünün Türkiyesi'ne bakarak, Orta Çağı çok daha iyi anlayabiliyorum; çünkü şu anda, büyük bir put imalathanesinde yaşadığımı düşünüyorum, ülkemizde sesi olmayandan şarkıcı, yüzü olmayandan oyuncu, pelteklerden spiker yapılmasını, en cahillerin en büyük profesör sayılmasını görüyor ve şaşıyorum. *Sosyologlar hiçbir şey bilmezler. *Domuz, burnunu pislikten çıkarmaz, pislik mis kokulu olduğu için değil, burnu pisliğe alıştığı içindir. Çocukluğumda fırınlarda yoksullar görürdüm, bayat ekmek arıyorlardı, daha da fazla vermek istiyorlardı; babama sordum, "oğlum taze ekmeği mideleri almıyor" diyordu. İşte bugün medyada gördüğümüz eski arkadaşlarımızın hep pisliği savunmaları, sakatlandıkları, artık koku diye sadece pisliği belledikleri içindir; bugün halkımız nerede ise beş duyusunu da kaybettiği için, kendisine müzik diye sunulanları, tiksinmeden dinleyebilmektedir. *Bakın, “büyük” gazeteciler ahmaktır, diyorum, artık bakamıyorlar. Bir, Milliyet genel yayın yönetmeni öldürüldü, Milliyet satıldı. İki, Hürriyet genel yayın yönetmeni öldürüldü, Hürriyet satıldı. Üç, Milliyet satıldı, satın alan aldığına pişman edildi, hapse girdi, bu satış sırasındaki hükümet düştü. Satın alan Korkmaz Yiğit’i korkuttular ve yiğitlikten döndürdüler. Demek ki Hürriyet ve Milliyet sahiplikleri çok önemlidir. Bana göre bu işe Dünya Yahudi Partisi karışmaktadır. Müdahale etmektedir. Demek ki buraya bakıyoruz ve ben başka açıdan bakıyorum. *Halil Berktay tarihçiyse ben de Marilyn Monroe'yum *Eğer Tarkan’dan şarkıcı olursa, benden de Marilyn Monroe olur. Soy adı “Tevet” olup, İbrani’da bir ay ve Tanrı adıdır. Araplara karşı savaşta kullanılan bir tankın adı da, Tevet’tir. Amcası Tevetoğlu, Amerika ve Suudi Arabistan için çok çalışmıştır. Bunlar var, ama sesi yok; playback olmadan bir buçuk dakika ses çıkardığı bile tartışmalıdır, açık hava konserlerini dahi playback yapıyor. Bugünkü teknoloji ile ve playback konser olursa, beni de yıldız bir şarkıcı yapabilirsiniz... *Doğan Hızlan yazarsa ben de Nicole Kidman'ım *[[Sezen Aksu]] için en güzelini Cemal Süreya yazmıştı, hep aynı ve tek şarkıyı söylüyor, diyordu. Doğrudur, ama ilerici dünyamıza dost bir renk olarak düşünüyordum. Şimdi düşman ilişkiler içindedir ve bu ilişkileri kesmediği sürece, "Son Şarkısın Se'en" olmaya mahkum görünüyor. (1995) *Sezen Hanım ishal olmuş ama ne yazık ki Sezen Hanım'dan çıkanların hepsi beste olmuş. (2007) *Ben bir imalat hatasıyım. *[[Politika]]da "[[yenilgi]]", bilimde "[[yanlış]]" en büyük [[öğretmen]]dir. *Popülizm artı Ampirizm eşittir köylü kurnazlığı. *[[Ütopya]], aklın egemen duvarlarını yıkabilmektir. *Komedi, insanoğlunun önlenebilir çelişkilerinin gülünçlü görüntüsünü sergilemesi ise, ütopya da toplumsal düzeltilebilir bozuklukları gidermek için tasarılar hazırlamaktır. *Hem komedi ve hem ütopya, insan aklının egemenliği altında toplumsal yapıda bozuklukların olmayacağı ve ikincisi, eğer olacak olursa, bunun kesinlikle düzeltilebileceğidir. Düzeltmek için ise, anlatmak, göstermek ve ikna etmek yeterlidir. Bu yapılınca var olan yapıdaki bozukluklar ister gülünç bir konuma indirilecek ve isterse, insan onuruna yakışmaz nitelikte bulunarak mahkum edildikten sonra, komediler, mutlaka mutlu son ile biter; ütopyacılar, binlerce yıl sürecek mutluluğun reçetelerini verirler. *Mizah çelişkiyi görme yeteneğidir. Özellikle gülünçlü çelişkiyi sezebilme işidir. Bu da eleştirinin kaynağı anlamındadır. Bunun için mutlaka zeka gerekiyor, ama tersi de doğrudur; mizah yapa yapa zeka gelişiyor. *Mizahı kurumuş bir toplum aptallaşmaya mahkumdur. Aptallar mizah yapamazlar. Mizah yapmayanlar aptallaşırlar. Bu arada eklemek gerekiyor, solcu olamazlar. *Tarih gelişiyor ve sorunlar değişiyor. XIX. yüzyılın başında, ütopya, tembelliğe kaynaklık etti. Cenneti düşünmek "cennet yolcuları" için oldukları yere çakılıp kalmak demekti. Marx ve Engels, bu yüzden sosyal mücadelede böylesi "cennet yolcuları" için bir savaşı başlattı. Bugün bilimin bayrağını yüksek tutmak, fakat aynı zamanda bilimsel kaçınılmazlıkları bilim-dışı tembelliklerin kaynağı yapmak isteyenlere karşı savaş açmak gerektiğine inanıyorum. *Coşkuyu tekrar bilime ve politikaya sokmak gerekiyor. Coşkunun ve duyarlılığın, teorik politika ve bilimin, vazgeçilmez bir öğesi olması gerektiğini söylüyorum. Çünkü coşku ve duyarlılık insan olmanın vazgeçilmez öğeleri arasında yer alıyor. Kaldı ki, coşku olmayınca aklı ne edeyim? İran şairleri böyle söylüyorlar; katılıyorum. *[[Bilim]], basit ipuçlarından büyük sistemlere uzanan bir kurgudur. *[[Türkiye]] için, Avrupa, bir bataklıktır. *Teorik geleneği olmayan aydın bukalemun özelliği gösterir. *Köylüler iki türlüdür; pazara yakın olanlar, çabuk pazarın dilini ve ahlakını kabullenirler, biliyoruz. Dağ köyleri var, bunlar ise değişmezin gardiyanlarıdır; bizde Türkmenler ve Kürtler’de dağ Kürtlerini gösterebiliriz. Aydınlar iki türlüdür; köksüzler ve bunlar dışarıdaki her rüzgârı içlerine alır ve Konya dervişleri örneği dönerler. Bir de dönmez aydınlar var; bunlar dağ Türkmenleri’nin gelenekte yaptığını, akıl planında üstleniyorlar ve yabancı rüzgârlardan nefret ediyorlar. Şimdi son mevzi bunlardır. *İnsan, başkasını beğenirken, kendinde olanı beğenir. *"Tek başına kendimi ne kadar geliştiririm" değil. "Kendi başıma başkasını nasıl geliştiririm" ilke budur. *Sevginin kaynağı ortaklıktır. Sevmek, bir başkasını geliştirmektir. *[[Sevgi]]yi sosyalizmden çıkarmak, insanı sosyalizmin dışına itmekle birdir. *Sevgi, ışık türünden kendisini çoğaltan değilse nedir? Ben bunu her gün yaşıyorum; kalpleri taş yüklü olanlar, başka halkları sevdikçe kalplerinde sevgiye yer kalmayacağını sanıyorlar; halbuki insan kalbi sevdikçe büyüyor. Ben topraklarımızın halklarını sevdikçe kendi halkımı daha da çok seviyorum. *Aşk insanın birey düzleminde sonsuzu yaşamasıdır. Sosyalizm, insanın toplum ve sınıf düzleminde sonsuza koşmasıdır. Kardeşlik, insanın ulus düzleminde sonsuz beraberliği aramasıdır. *Mülkiyet ve irade düzeyleri önemli ölçüde farklı olanların kardeş olmaları mümkün değildir; heterojen irade ve mülkiyet düzlemlerinde kardeşlikten söz etmenin aldatmaca olduğunu düşünüyorum. *Yürüyemeyen, yürüyene [[kin]] duyar. Dönek dönmeyene saldırır. *Aşk, devrim, bilim, ayrıntıdadır. *[[Anayasa]]nın, karakollardaki yangın talimatnamesinden daha kolay değiştirilebildiği bir iklimdeyiz, seçim hukuku bir pabuççu muştasıdır. *[[Despotizm]] ile irtica el eledir. Birisi varsa diğeri mutlaka oradadır. *Devlet, bir durumdur ve [[demokrasi]], bir devlet durumudur. *"Hıristiyan" demokrasisi, "sosyal" demokrasi, "gerçek" demokrasi veya "devrimci" demokrasi, ya da "halk" demokrasisi; bütün bunlar bir karışıklığın göstergeleridirler. Artık sözcüğün ve kavramın bitişine işaret ediyorlar. Artık önüne bir sıfat almadan söylenemeyen sözcükler veya kavramlar bitmiştirler; "[[demokrasi]]" artık sona ermiş durumdadır. *Ben, bana demokrat denilirse bunu küfür sayıyorum. Ben demokrat değilim. *Demokrasi, yürütmenin yavaşlaması demektir. Ne kadar yavaşlatma; bunun bir ölçüsü olduğunu sanmıyorum, sadece tanımını formüle edebiliriz, yürütmenin hızlanmak istediği aşamada hızını kesmek ve kesebilmek demokrasidir. Tersinden de formüle edebiliriz, "demokratik" olmadığı kabul edilen bir düzenden "demokratik" tabir edilen bir düzene geçmeye karar verildiği an, yürütmenin de yavaşlayacağına karar verilmiş olmaktadır. *Kuşkusuz sadece dar anlamda yürütmenin yavaşlamasını da kastetmiyorum; yasama organının da "fast-food" türü hızla yasa servisi yapan bir mekanize mutfağa dönüştürülmesi de demokrasiden uzaklaşmak olmalıdır, hızlı yasa çıkartan bir yasama organıyla övünen bir ülkede demokrasi düşüncesinin bayağılaştığını tespit yerindedir. *İç savaş sınırı, demokrasinin en hayati kanalıdır, sine qua non, diyebiliriz; yalnız iç savaş, aynı zamanda demokrasiyi ortadan kaldıran mekanizmalara da sahiptir. Demokrasiyi geçici, marjinal ve frajil yapan işte budur, demokrasi için gerekli vücut olan iç savaş, aynı zamanda demokrasinin katilini de yaşatmaktadır; öyleyse iç savaşta istikrarsız bir istikrar var ve buna sınırını da katabiliriz. Çünkü egemen otoritenin, iç savaş ihtimalini de, aslı her ne kadar uzak olursa olsun, iç savaş saydığını biliyoruz. *Ayrıca her iç savaştan sonra XVII. Yüzyıl'da İngiltere ve XIX. Yüzyıl'da Fransa örnekleri tanıktır, Cromwell ve Komün adlarıyla hatırlanıyor, devletin baskıcı pratik ve nitelikleri daha çok ortaya çıkıyor ve olgunlaşıyor. Öyleyse burada görkemli İngiliz iç savaşından kaçmış ve ayrıca uzun bir süre Fransa'da gönüllü sürgün olarak yaşamış Hobbes'un "Leviathan" analizini hatırlamak durumundayız. Her iç savaştan sonra kazanan devlet, daha çok Leviathan'laşır. *Bir yanda sürüler ve diğer yanda oligarklar varsa, demokrasi bitmiştir. Ben ölmüş atı kırbaçlamıyorum. *Yürek, [[akıl|aklın]] [[özgürlük|özgürlüğüdür]]. *[[İnsan]] aklı sonsuza yatkındır. İnsan yürüyüşü sonsuza yöneliktir.Sonsuza bakmayan her yürüyüş tökezlemeye ve düşmeye mahkumdur. *Arkadaşlarım, dostlarım, yoldaşlarım! Bir toprak en saf olanlarındır. Bir ülke en doğru olanlarındır. Bir yurt uğruna savaşanlarındır. *Bizim en son savaşımız iki yüz yıldır sürüyor: Bizim bu "iki yüz yıl" savaşımız, şair, müzisyen, yenilikçi Sultan Üçüncü Selim ile başlıyor, ilk büyük kaybımızdır. Ancak durmuyor. Savaşımız sürüyor. *Bizimki iki yüz yıllık bir yenilik-gericilik savaşıdır. Aydınlık'ın karanlık'a savaşıdır. İnsan aklını, hülyayı ve ortakçı felsefeyi egemen kılma savaşıdır. *Bizim bu savaşımız, Rusçuk Yaranı ile, Tanzimatçılarla, Jön-Türklerle, Anadolu Kurtuluşçularıyla, yüzlerce ve binlerce Türk, Kürt, Çerkez, Arap kahraman ile sürüyor. Bizimki iki yüz yıllık bir kahramanlar savaşıdır. *Bu savaş dolu iki yüz yılımızın son otuz yılı, en zorlu ve en kanlısıdır. Otuz yıldır, topraklarımızı bir Amerikan sömürgesi haline getirmek isteyenlere, rejimimizi, birtekelli polis devletine çevirmek isteyenlere, ülkemizin her metrekaresine bir demir perde çekmek isteyenlere, evrenin en erişilmez süsü olan insan başını bir örümcek ağına dönüştürmek isteyenlere, aklın egemenliğini yıkıp cinleri akıl tahtına oturtmak isteyenlere, bu Orta Çağ cephesine karşı, savaşıyoruz. Kayıplarımız çoktur. Fakat bu savaşın bu aşamasında güvenimiz en çoktur. *Kendinize güveniniz. Yolunuza güveniniz. Çünkü şimdi tarihimizin yolumuzun en güvenli dönemindeyiz. Bu otuz yıllık savaşta ateşin çemberinden saflaşarak geliyoruz. Saflaştık; kamyonları, fadimeleri çatlatan bir saflıktır. Bu çatlaktan fışkıran ise sadece doğruluğumuz ve savaşımızın haklılığıdır. Yoldaşlarımız, bütün çatlaklardan fışkıran gerçekler, sadece ve sadece, bizlerin, doğruluğunu kanıtlamaktadırlar. *Bu otuz yıllık iç savaş, bizden pek çok sevdiğimizi almıştır. Fakat bu otuz yıllık iç savaş, bize, çelik kadar sağlam ve kılıç kadar keskin doğruluğumuzu vermiştir. Otuz yıldır, kanıt ile, sezgi ile, bilim ile, söylediklerimizin hepsi doğrulanmıştır. Bugün her birimiz birer canlı doğruyuz; her birimiz, sadece ve sadece, yürüyen doğrularız. *Bizimki insan aklına dayalı, hülya dolu, ortakçı bir toplum savaşıdır. Bizimki insanlığı yakalama savaşıdır. Bizimki, insanlığın tümünü bu yeni Orta Çağ'dan kurtarma savaşıdır. Bu savaşta doğrulandık, bu savaşta saflaştık. Uğruna saflaşıyoruz, memleketimizi hak ediyoruz. *Aydınlarımızı yorduğumu biliyorum. Solumuzu ürküttüğümden kuşku duymuyorum. Şaşırmıyorum; yüreği dağlanmış ve iradesi çökertilmiş olanların gıdası yanlışlardır ve yanlışlar, bunları rahatlatıyor. *Doğrular, güçlü yürüyüşler içindir. Yozluk, ideolojik planda, bir yanlışlıklar kokteylidir. *Herkes Soljenitsin'in bir büyük yazar olduğuna inanıyordu ve Nobel ödülü almış olmasını kanıt sayıyordu ve ben, yazmasını bilmediğini yazdım. Çok kızdılar; ancak şimdi bütün dünya yazmayı bilmediğini yazıyor. *Kundera çıktı, Türkiye'de yer yerinden oynadı, o zamanlar en sevdiklerim bile müridi olma yolundaydı ve ben, çok tatsız bir iş yaptım, bir cahil ve ihanete tapınan bir dejenere olduğunu kaydettim; Sovyetler yıkıldıktan sonra artık köşesinde bir zavallıdır. *Orhan Veli'nin dejenere bir şair olduğunu ilk kez yazdım. Türk aydını "öyle de yatılmaz ki" demeyi solculuk sanıyordu; çok küfür aldım ve şimdi meyhane şarkılarına söz arandığında başvurulan bir eski tutucudur ve artık dejenere Türk gericiliğinin şairleri arasında sayılıyor. *Pamuk, Türkiye nüfusu içinde yazar olacak en son birkaç kişiden birisidir. *Babasına geldiğimiz zaman, onu kırk defa yazdım, kırk defa da söyledim, babası ona bir ödül aldı, o da babasına bu ödülü veriyor. Milliyet'ten aldığı ödül, Gündüz Bey'in(Pamuk) zoruyla oldu. Bunu kırk defa yazdık. Selim İleri, içerideki jüriyi yazdı. Jürideki hiç kimse Orhan'a(Pamuk) ödül vermedi. Orhan Hançerlioğlu ısrar etti. Abdi İpekçi, jüriye Orhan Hançerlioğlu'nu koymuş, komiserdir, Türk aydınını kırk yıl takip etmiş bir adamdır. Edebiyatla hiçbir ilgisi yok, edebiyatı görse karakola götürür. "Babalar ve Oğullar"dır. Babası ona bir ödül aldı Milliyet'ten, o da bunu babasına armağan ediyor. Babası olmasa zaten bunu da alamazdı. *Her [[devrim]], bir yeni [[bilgi]] teorisidir. *[[Dil]] ve bilim, insanlığın en büyük ve en yaratıcı iki basitlemesidir. *[[Politika]], iki [[düşman]] toprak arasındaki mayın tarlasında [[dans]]tır. *İlericilik, yeniliğe düşman [[halk]]ı yenilikçi yapma mücadelesidir. *Aydın, aklıyla ve inatla mücadele eden insan'dır. *Aydın yaratmaya yönelmeyen aydın düşmanlığı gericiliktir. *Kayıp her taraftan. Kaybedenler var. Yalnız şu da var, kazananlar olmazsa, kaybedenler olmaz. Tersi de doğrudur. Yoktan var olmaz. Vardan yok olmaz. İşçi ve emekçiler kaybediyorlar. Çok kazananlar da var. Gelir bölüşümü, insafsız bir hızla daha da bozuluyor. Bundan şu sonuç çıkıyor: Türkiye'de lüks tüketim için üretim ve gerçekten lüks tüketim için harcama alanları açılıyor. Bu yüzden Türkiye ekonomisi, artık fakirleşen işçi ve emekçiler için, İslam'ın tevekkül felsefesi'ne daha da çok muhtaç duruma geliyor.(1979) *Dinselleştirme sürüleştirmenin yoludur. Şiddet bir ideolojinin yıkılması ve bir diğerinin yerleştirilmesidir. Yetmişli yıllarda çok büyük bir yoğunluk kazanmış olan aydın katliamını böyle anlamak durumundayız; anti-laik ve anti-entelektüel bir savaştır. Şöyle de söyleyebilirim; aydın katliamı bir dezentellektüalizasyon savaşı idi ve dinselleştirme ile sürüleştirme açısından zorunludur. *Herzl, "devlet adamı" kabul ediliyordu. Devleti yoktu. Enver, milliyetçi idi. Milleti yoktu. Hep arıyordu. Savaş ilan ettim. Askerim yok ve tertipliyorum. *Musul alınmazsa, Diyarbekir verilir. *Diyarbekir'de güzel giysilerle, hoş maskelerle, "özel kuvvetler" gördük, artık şaşırmamız yerindedir. Güzel gösteri, kabul ediyorum, ama yaptıklarını, gayrı-özel kuvvetlere bırakmaları isabetli olurdu ve benim bildiğim, "çuval operasyonu" öncesinde Musul'da idiler. Özel kuvvetler, güzel giysilerini ve kar maskelerini çıkararak, kürt giysilerine bürünerek, Türkiye'nin büyümesini samimiyetle isteyen Kürtler ile samimi işbirliği yaparak Musul'a dönmek zorundalar. Artık asıl tehdit, Barzani'dir. Bunu hep öneriyorum. *Artık üç büyük hipotezle karşı karşıyayız. Bir, 1550-1600 yılları arasında, Türkiye bir Yahudi Partisi tarafından yönetiliyordu. Bir "Turco-Judaik" devletten söz etmek mümkündür, iki, modern cumhuriyet, bir rezerv devlet olarak kuruluyordu. Ön-örneğine işaret etmiş bulunuyorum. Üç, XIX. Yüzyılın başından beri bu topraklarda, kanlı iç çatışmaların bir Yahudi-Hıristiyan boyutu olmalıdır. Bedirhan'ın Süryani katliamına, Ermeni Tehciri'ne ve 6-7 Eylül'e bir de bu açıdan bakmak zorundayız. *İleri sürdüğüm "rezerv devlet" kavramı tartışılmalı ve geliştirilmelidir. Polonya ile Irak'ta kurulmakta olan Kürdo-Judaic devletler ele alınmalı ve incelenmelidir. *İslam'dan sonra Yahudi Devletleri, benim önerdiğim yeni bir kavramdır, a) İspanya'daki Arap Devleti'ni, Müslüman-Yahudi, b) 1550-1600 İstanbul'dakini Türko-Judaik sayabiliriz. Tartışılmalıdır. c) Washington, bu açıdan ele alınmalıdır. *"Türk-İslam Sentezi" veya "Avrasya Birliği", Americano-Judaic yayılmanın paravanasıdır. *İranlı dostlarım, benim İran'da en yüksek düzeyde izlendiğimi, okunduğumu söylediler ve bir de, Mossad'ın bütün sırlar yazılmamışsa, öldürmediğini haber verdiler. Oradaki pratik budur. Çünkü öldürürlerse, o zamana kadar açıklanmamış sırlar, açıklanır; endişeleri bu imiş ve ben bu öğüdü ciddiye alıyorum. Zamana bırakıyorum. Benim, Irak’taki Kürt Şefleri’nin Kripto-Yahudi olduklarını açıklamam, Tel-Aviv’de büyük bir rahatsızlık yarattı ve senaryonun önemli bir bölümü açığa çıkmış oluyor. Irak’ta bir Kurdo-Judaic devlet kurmak istediklerini ileri sürüyorduk, şimdi daha inandırıcı olmuştur. Ayrıca, artık bir perde inmiştir ve o perdeyi tekrar çekmek imkânsızdır. Bu nedenle Mossad’ı da artık fazla önemsemiyorum. *1 mart tezkeresinde bir tek Türk askerinin dahi Kuzey Irak'a girmesi yoktu. Deniz Baykal bunu açıklamış, ben 2003'ten beri açıklamaya çalışıyorum. *1 mart tezkeresi sadece Türkiye'den, o zaman bir devlet olan Irak'la sınırından Amerikan askerlerini geçirmek üzerineydi. Ancak bu medya ve o zamanki hükümet bütünüyle sanki Türk askerleri de Kuzey Irak'a girecekmiş izlenimini verdi. Reddinde bu nokta önemlidir. *1 mart tezkeresini CHP ile Türk askerlerinin Amerika ile birlikte Kuzey Irak'a gireceğini düşünen AKP içindeki Barzani sempatizanı milletvekilleri reddetti. *Kapitalist düzende devlet, kapitalistlerindir.Tekelli düzende, tekeller devletindir. *Tekelli düzende devletin tekellerin olduğunu söylemek, gerçeğin binde birini anlatmak demek oluyor. Tekelli düzende devlet tekellerle gerçekleşiyor. *Eylülist darbe, tekelli düzeni temel renk ve çizgi yapma operasyonudur. *Tekel [[düzen]]inin kurulduğu her coğrafyada, iktisatta yıllar önce İngiliz iktisatçı Gresham'ın formüle ettiği "kötü para iyi parayı kovar" yasasına benzer bir biçimde, "birikimsizler, birikimlileri kovar" yasası geçerlidir. Çünkü tekelistan'da en büyük düşman birikimdir ve çünkü, birikim bağımsızlığa kapı açarken, birikimsizlik, oligarklara bağımlılığa yatkın formasyonları hazırlamaktadır. *[[Aşk]]ın kaynağı sonsuzu görebilmektir. *Paradoks mu yoksa tarihli toplum ile fiziksel toprağın baskısı mı; Balzac kralcı idi ve ancak burjuva ve cumhuriyetçi romanlar yazıyordu.. Çernişevski narodnik idi, ama, naif sosyalist romanlarını okumaya hiç doyamadık. *Tolstoy'un dindar olduğunu biliyoruz; ama Arına Karenina'da Kont Karenin, çekim güçlerinin hiç dışına çıkamayan bir robottur, Rusya bürokrasisi sanki Kont'un içine girmiş ve tutsak etmişti. Sanki Karenin değil bürokrasi hareket ediyor ve davranıyordu; ilk robot-insan Kont Karenin'dir diyebiliriz ve Tolstoy'un dehası sayesinde, insan olduğundan hiç kuşku duyamıyoruz. *Kopernik de bir Aristotales müridi idi, ama, bir yola çıktı ve sonunda, Aristotales fiziğini yıktı. İstemeden yıktığından emin olabiliriz. Mustafa Kemal'in de yola çıkarken, bu yolculukla, yıktığını yıkacağını bildiğini söyleyemeyiz. *Lenin'in Oblomov'u yüzeysel değerlendirmesinden sonra Sovyetler'in de Kafka'yı ve metamorfoz'unu sansür etmesi büyük bir talihsizliktir; talihsizliğimiz yüksek otoriteden kaynaklanıyordu. Gerçi Oblomov'dan sonra Dönüşüm'ü yazmak çok zor değildir; fakat yine de Kafka'nın yazıcılığı, insanı iten bu uzun öyküyü elimizden bırakmamızı önleyebilmektedir. Kafka, tekellerle birlikte, insanın nasıl hamam böceğine transforme oluşunu yazıyordu. *Nietzsche, ilerleme’ye ve dolayısıyla insan’a inanmıyor. Tekellerin egemenlik kurmaya başladığı bir dönemde yaşıyor; tekellerin bireyleri sürüye çevirmeye başladığını görüyor. Bu görgü ve hastalıklı bir yapıyla, tekellere cephe almak yerine sürüye dönüşen kütlelere cephe almaya kalkıyor, sıradan insandan tiksinmeye başlıyor. *Foucault, bilimi, bilimin çeşitli kaynaklarından yalnızca birisine, arkeolojiye indirgemeye özeniyor. Kuşkusuz, bilimin kuru’luğu karşısında, zorunluluğu ürkütücü bulunduğunda, bilimsel serüvenin bir aşaması olarak son derece çekici olan arkeoloji veya arşiv araştırması, bir kaçamak ve bir sığınak oluyor. Bir süreç içinde saygın ve gerekli bir yer, sürecin kendisi yapılmak istenince, geri ve kaçkın bir konuma uzanıyor. Foucault bunu yapıyor. *Foucault’un yaptığı zamanına göre ayrık görünmüyor: Foucault’un bilimi, yasa zorunluluğu çevresinde dizilmemiş bulgulara, arkeolojiye, indirgeme çabaları, Marx’ı, yararlandığı Ricardo’ya ve Hegel’e geri çevirme çabalarıyla aynı zamana denk düşüyor. Foucault’un yaptığı bir antikacılık’tır. *Bir süreç içinde saygın ve gerekli bir yer, sürecin kendisi yapılmak istenince, geri ve kaçkın bir konuma uzanıyor. Foucault bunu yapıyor; Barthes aynı kaçkınlığı, edebiyattan ve eleştiriden içerdiği silme amacını, Saussure’ün linguistiğinden göstergecilik’i çıkararak, edebiyatı ve eleştiriyi makascı sinyallerine çevirmeye çalışarak gerçekleştirmeye çabalıyor. *Önemli olan başka dünyayı kurabilmektir. İnsan, dünya kurmaya yatkındır. Devrimci kurduğu dünyada yaşayabilmelidir. Bütün hücreleriyle kurduğu dünyaların yeni adamı olmalıdır. *Şizofrenler hep yeni dünya kuruyorlar ve kurdukları dünyada yaşıyorlar. Ancak dünyalarının akılları yok ve sık sık yeni dünya kuruyorlar. Şizofrenler tutarlı değiller ve ısrarlı olmaıyorlar; toplum, fırsat buldukça şizofrenleri akıl hastanelerine kapatıyor. *Toplum; devrimcilere, akıllı ve inatçı şizofrenler olarak bakıyor. Hep hapse koyuyor ve fırsat buldukça başlarını vücutlarından ayırıyor. *Yoğunlaşmış [[düşünce]] eylemdir; yoğunlaşmış eylem teori. *Kendi halinde "[[insanlık]]" olur mu, diğer insanların görüp de teslim etmedikleri bir "insanlık" demek istiyorum ve olması gereklidir. Mutlak ve bağımsız bir "insanlık" dönüşülmelidir; atasözlerini, halk felsefesi cümleleri sayacak olursak, dilimizdeki "insan kıymetini insan bilir" sözüne baktığımızda bunun kolay olmadığını görebiliyoruz. İnsan bilmese de insan olmalıdır ve diğer insanlardan bağımsız bir insanlık olduğuna inanıyorum; bu, yaşama gücümüzdür. *Tekelli düzende dünyanın her yanında büyük basın devletleşmiştir. *Bir bütün olarak sanat ve özellikle edebiyat, artık yalnızca ideolojik bir silâhtır. Artık ülkemizde edebiyat, insanımızı geliştirmek için değil sakatlamak amacıyla kullanılan, yüceltmeye değil alçaltmaya ve tüm estetik kabiliyetlerini ortadan kaldırmaya yönelen acımasız bir silâh olmuştur; insafsız bir ideolojik ay­gıttır. Edebiyat, artık estetik özüne çok yabancıdır; bu bir iş ise yapanı da, yaban yapmaktadır. Emperyalist dünya, bozanın mutlaka bozulduğu bir dünyadır; artık bozulmadan bozamıyorlar. *[[Nazım Hikmet|Nazım Hikmet Ran]]'in düz yazıları hiçbir şeydir. *Kemal Tahir'i, mhp'ye verelim ve Peyami Safa'yı biz alalım, dedim; Peyami, büyük bir romancımızdır ve Kemal Tahir, ilkel, abartmacı ve insan-sevgisi olmayan bir yazıcıdır. Tahir, şimdi, mhp'nin resmi romancısıdır. Gizliden gizliye, Bülent Ecevit, İsmail Cem ve Halit Refiğ tarafından desteklenmektedir. *Yaratmak; can vermek, kişilik vermek, özgürlük tanımaktır; bu nedenle, Julien Sorel'in yaratılışının hemen başından itibaren Stendhal'den özgürleştiğini ve Stendhal'i yönetmeye başladığını düşünmeliyiz, tıpkı Raskolnikov'un Dostoyevski'ye hükmetmesi türünden; yaratılanın yaratana hükmetmesi, yaratmanın gizli yasasıdır. *Silahlı kuvvetlerin depolitizasyonu, Türkiye'deki devrimcisizleştirme süreci ile yakından ilgilidir; iktidarı reddeden aydın ile depolitizasyon sürecinden geçirilmiş ordu, devrimcisizleştirme gereğine pek uygun düşüyor. Devrimcisizleştirme, genel insansızlaştırma sürecinin mekanizmalarından birisi oluyor. *Kin, insana akıllı işler yaptırıyor.(Ulucanlar Merkez Cezaevi, 28 Temmuz '88) *[[İnsanlık]] hep kendisini arayan bir serüvendir. *Yaşamak ise ancak serüven olduğu zaman yaşamaya değerdir. *[[Ölüm]], son derece teoriktir. [[İntihar]], eylemsiz ölümdür. *Pratik, teori değildir. Teori, tek tek pratikten çok ötedir. Teorinin geçerli sayılabilmesi için kendisine tıpa tıp uyan bir pratik bile gerekli değildir. *Pratik günü yaşamaktır. Teori geleceği. Pratik, geleceği hazırlar; teori haber verir. *Modern bilgi teorisi, yaşamı gerçek bir heyecan haline sokmuştur. Bilgi ile maddenin ayrılmadığı bir zamanda, uç bir aktivist için, yaşam, teori ve yaşama alanı ise epistemolojidir. *Her [[eylem]] bir bilgi akışı ya da radyasyondur. Mutlak cevabı vardır. Dağ çiçekleri bile habercidir. Titreşerek haber verirler, bu, bir haberdir. *Devrimci politkacı; kendisiyle düşman merkezler arasında eylemli-bilgi oyunları kuran ve oynayandır. *Her [[eylem]] bir bilgi akışı ya da radyasyondur. Mutlak cevabı vardır. Dağ çiçekleri bile habercidir. Haber bir eylemle de gelebilir. Devrimcimerkez ve düşmanmerkez bir sıkışık sistemdir. Bu eylemin cevabı, eylemli bilginin kırılarak ya da yansıyarak gelmesi sonucunu da doğurur. Böyle durumlarda devrimci politikacı için radyasyon bilgiyi tekrar kırmak veya tekrar yansıtmak zorunludur. *Devrimci politka, eninde-sonunda, bir bilgi sorunudur. Devrimcilik, eninde-sonunda, epistemolojik bir süreçtir. *Red, bir yeni bilme düzlemine başlangıçtır. Ütopya, aklın toplumsal duvarlarını yıkarak aklı güçlendirme işidir. Kurgu, teoridir. *Tarih, hep yönetmek ile ilgilidir ve bu açıdan görüldüğünde, Braudel de dahil, "yeni tarih", hiç tarih değildir. *Ben bir Amerikan sevmez yaratığım; Amerikanofob olmaktan da mutluyum. *Hegel, Marx'ın öğretisine girdiği her yerde açıklıktan çok kapalılık ve ileriden çok geriye bağlantı sağlıyor. *Bilimsel bilginin hareketi, Hegel'de en az diyalektik olandır. *Marx düşüncesinin en zayıf yanı, Hegel'in hiç de diyalektik olmayan anlayışına tütmüyle bağlı olmasıdır. Marx'ta kütleden ışınlanan kavramların hareketinde ve bunların akıl tarafından bilinmesinde hiçbir engel olmasıdır. Üstelik bunların uygun kütlesine sonsuz bir hızla inip girebileceğini düşünüyor. *Hegel'de maddenin saflaşması ancak kavrama dönüşmesiyle mümkündür. İnsan aklının algılama, anlama ve kavramlaştırma süreci, aslında somutun çözümlemesi demektir. Kavram, bu çözümleme sürecinin en üst aşamasıdır. Kavram, tutulabilecek mükemmeliktir. Sonsuz, hızlıdır. Kavram, sonsuz bir hızla inebilmektedir. *Hegel'in belki de en büyük katkısı, düşünceye büyük bir hız takması ve sonsuz bir güç yüklemesidir. Hegel'de, düşüncenin kendisi büyüleyicidir. Marx, bu hızda, Hegel ile aynı yerdedir ve düşüncenin gücüne kütle giydirmektedir. Aydın mı, bu noktada hem hegelyen ve hem marksist olandır. Aydın, düşüncenin hızına ve gücüne inanan saftır. *Sovyet sanayileşmesinin pratik sorunları Anti-Dühring'i zorunlu bir tartışmanın konusu yaptı. Hızlı sanayi, yeterli ölçüde proleterleşmemiş köylülük ile kurulmak zorunluluğuyla karşı karşıya geldi. İşçi tulumu giymiş köylüler, eşitlikçi bir ücret sistemine ve maddi kazançlar getirmediği sürece yeni eğitim olanaklarına razı olmadılar. Sovyet yöneticileri, başta Stalin, ücret makasını görülmemiş ölçüde açmak ve bilgi artırmayı, artan maddi kazanımlara bağlamak zorunda kaldılar. *Brejnev döneminde göreceli olarak refah kaybına uğramış, sosyalizmden kopmuş Sovyet entelijansiyasının yanında, hızla büyüyen ve gelişen küçük meta üreticileri ve sosyalist varlığı kendi kapitalizan işi için kullanan ayrı bir kesim; Gorbaçov, isteyerek veya istemeyerek, bunların birleşmesine aracılık yapıyor. Gorbaçov, yeni bir soğuk savaşı başlatmış Batı ile sıfır çözüm üzerinden anlaşmak için ödüncü bir çizgiyi izlerken, bunlarla, Batı merkezleri arasında sağlam bağların kurulmasına da önayak olmuş oluyor; sosyalizm, içinden ve dışından, daha önce görülmemiş bir şiddetle, üstelik ideolojik açıdan hiç hazır olmadığı bir zamanda hücumla karşı karşıya geliyor. Bir karşılaşma olabilir; bunun yerine, Sovyetler Birliği içindeki en sesli ve en hırslı bu yeni zenginler ve entelijansiya, Timur'un karşısındaki Bayezit'in ordusunu hatırlatır bir biçimde, karşı tarafa geçiyorlar. *Hitler yenildikten sonra faşizm, Batı Avrupa ve Kuzey Amerika devletleri yapısına asimile olmuştur; Hitler ile birlikte faşizm, kapitalizmin siyasal formasyonu içine giriyor ve bunu değiştiriyor. *Taş’ın ahlakı yok. Hareket etmiyor. Faşizm ahlaksızlık’tır; hareketsizlik peşinde koşuyor. Faşizm, tarihin kaydettiği önceki dikta uygulamalarından, korkudan kaynaklanmasıyla ayrılıyor. Faşizmin terörü, kendisi terörize olmuş bir sınıfın, acımasızlık uygulamasıdır; faşizm, kendi içinde çelişkilerini erteleyerek hızını arttırmış bir iktidarın, iktidarını sallamış olanların hareketsizliğe boğma girişimi oluyor. Korkunun hareketsizliği doğurması en çok faşizmde var. Hain, korkak’tan çıkıyor; faşizm bir iç ihanet oluyor. Faşizm, egemen sınıfın kendi içinde ve birbirine karşı ihanetine dayanıyor. *Pkk'yı pkk yapan Kenan Evren'dir. Diyarbakır hapishaneleri olmasa PKK'nın hiçbir gücü olmazdı. Bunları yapan Kenan Evren'dir. *Kenan Evren ne yaparsa İsrail için yapar. *Pkk pkk diye diye Barzani’ye devlet kuruyoruz. * 27 Mayıs, kesin bir halk hareketi ve devrimidir *İttihat ve Terakki'yi, sadece olumsuzlukları ile ele almak, Türk gericiliğinin bir karakteridir; Türkiye solu içinde de böyle düşünenler sola sızmış gericilerdir. İttihat ve Terakki, ikisi Kürt, birisi Arnavut, birisi Arap, dört "Osmanlı" askeri öğrenci tarafından kurulmuş burjuva demokrat ihtilal örgütüdür. *Demokrasi ile laiklik arasındaki tek ilişki, birbirinin zıddı olmalıdır. *Demokrasiyi laisizmin temeli saymak, hem cehalet ve hem de aptallık oluyor. Çünkü devrimler laisizmi getiriyor, "demokrasi", pek çok "şeyi" ve bu arada akıl düzenini bozuyor. *Demokrasi nedir? Yürütmeyle ilgilidir. Yürütmeyi ve yasamayı hızlandırıyorsan, diktattörlük, yavaş işletiyorsan demokrasidir. Fastfood gibi yasa çıkararak demokrasi olmaz. Karakollardaki yangın talimatnamesini değiştirmek yasa çıkartmaktan daha zordur. Son derece edilgen, hedonist, geleceği hiçbir biçimde düşünemeyen, sadece gününü yaşayan ve hiçbir özgürlük kavramı olmayan bir toplum yarattık. *Meslekler içinde hiç sevmediğim tenekeciliktir; eğrilmiş bir tenekeyi, küçük çekiç darbeleriyle düzeltmeyi bir meslek edinmeyi hiç anlayamıyorum. Sesi veriminden kat kat fazla olan bir meslektir; en küçük bir yaratıcılık taşımıyor ve gelişmiş bir tenekeci bilmiyorum. *Demokrasicilik modern tekeneciliktir; bugün politika sahnesinde bir tek gelişkin tipe rastlanmaması da, buradan kaynaklanıyor. Gürültüsü çok büyük, verimi çok küçük bir iş oynanıyor. *Tekelli düzenin millet bilincinden kaynaklanan aidiyet duygularını erozyona uğrattığı kesindir. Tekelli düzenin, hem agnostik yapısı, hem bireyi edilgen hale getirmesi ve hem de yeni parçalı iktidarlar yaratması açısından feodal düzenle, kapitalizm açısından çok daha fazla, benzerlik kurduğunu düşünüyorum. *Tekelli düzende, millet bağını zayıflatmış insanların, edilgenleşme sürecinde sürüleşenlerin, spor klüpleri, tekel bayrakları, tekkeler, tarikatlar, sığınaklar, cinsiyet üzerine fırkalar, barınaklar türünden parçalılığı seçmelerini kaçınılmaz buluyorum. *XIX. Yüzyılın başından beri bu topraklarda, kanlı iç çatışmaların bir Yahudi-Hıristiyan boyutu olmalıdır. Bedirhan'ın Süryani katliamına, Ermeni Tehciri'ne ve 6-7 Eylül'e bir de bu açıdan bakmak zorundayız. *Ülkede "meşruiyet" kavramı, meşruiyetini yitirmiştir. *Solun bir rüzgâr olduğu yıllarda ve 1967 yılında İsrail'in Araplar'ı yendiği ve viability'sini sergilediği bir tarihte, islamizm, yeniden, devlet politikası oluyordu ve bunda sabetayizm dirijan haldedir. Artık, politik planda ve sufizm disiplinle, islamizm ile sabetayizmi birbirinden ayırmanın zor olduğu bir çağdayız. *Marx'ta en büyük revizyonu yaparak, Marx'ı iktidara götüren Lenin'dir. *Lenin aşırı bir politisyen, Marks aşırı bir bilim adamıdır. *Lenin, işçilerin, çalışma düzenleri nedeniyle ve tabiaten sosyalist olacakları hipotezini erken yıktı; "Ne Yapmalı", Marx'ı revizyona tabi tutuyordu ve başarılıdır. Leninist düzeltme ile bolşevik devrimi, işçi sınıfının devrimcilik postülasını teyid etmiştir; Rusya'daki eşitsiz gelişme şartları, bu teyidi tashih etmekle birlikte ortadan kaldırmıyor. Ancak Sovyet işçilerinin sosyalizmin kaybı karşısındaki kayıtsızlıklarını olmamış *27 Mayıs, halk hareketinin orduyu etkilemesidir. 12 Mart ve 12 Eylül halka karşıdır. *İnsanlar uygar oldukları müddetçe en güzel [[soru]]ları soramazlar, [[çocuk]] oldukları müddetçe en güzel sorulara koşarlar, kafalarında menedici bir kural veya sansür yoktur. *Demokrat; yılgın, yılışık insan türüdür. *Türk aydını mazoşisttir. *Yalnızlık korkusu, Türk aydınının obsesyonudur. *İşçi sınıfı dalkavukluğu işçi sınıfını sıfırlamaktır. *Sosyalizmin çözümü, Trotskiy ve Mao'yu yaşatıyor. Ancak Trotskizm ve Maoizmin kökünü kazıyor. *Sosyalist sistemin çöküşü ne ekonomik ve ne de teknokratiktir.Sovyet sistemi öncelikle politik ve bunun içinde etik nedenlerle çöktü: Sosyalist insanı yaratamadı. *Sovyet düzeni kendi içinden ve ideolojik zaaf nedeniyle çöktü. Türkiye Cumhuriyeti, kendi içinden, ideolojik nedenle çökmektedir. *[[Sosyalizm]] hala kişilikli insan yaratmanın tek düzenidir. *Devlet islama duyduğu ilgiden de olabilir,benim bir yerde bir hıristiyan felsefesine sahip olduğumu bilmiyor.Bu felsefe şudur:Eğer mücadele gücün az ya da zayıf ise,yenmek için kırılmak gerekiyor.İlk hıristiyanların,zayıflıkları içinde,kırılarak ve kırılmaktan korkmayarak kazandıklarını düşünüyorum. *En önemli kaygım, genç kuşakların yazdıklarımı yeterli ölçüde tartışmadan kabullenmeleridir. *Yeni insan, yeni tarih demektir. Ben insanın geleceğini değiştirmek için tarihini değiştiriyorum. *Türk aydınını sarstım. Türkiye tarihinin altını üstüne getirdim. *Tekelci devletin hukuk yapısı, “suç oluşmadan önlemeliyiz” paranoyasıyla şekillendiriliyor. Bu yüzden Türkiye’de en kolay iş tutuklamadır. Tutuklayanın hiçbir sorumluluğu olmaz, yoktur. Suçsuz olduğunuzu sorgu yargıçlığında anlatmanız bile mümkün olmaz; tutuklama “suçla” değil “emare” ile ilgilidir. Tutuklayan suçun kanıtlarına değil işaretine bakar; tutuklamanın bir önlem olduğunu, itirazın mümkün bulunduğunu, suçsuz olduğunuzu mahkemede anlatabileceğinizi söyler ve tutuklar. Bir de sağcı bir hukuk öğretim üyesi pek yakında bir istatistik açıkladı: Türkiye’de tutuklamaların yüzde doksan beşinden fazlası beraatla sonuçlanıyor.(2005) *[[Gülmek|Gülüş]], öncelikle bir aydın halidir. Çünkü çelişkiyi görebilme kabiliyetini gerektiriyor; çelişkide gülünçlük, çözülebilir olmasından kaynaklanıyor. o halde çözülebilir çelişkilere gülmek, yüksek bir insan halidir, öyle diyebiliyoruz. Ancak çelişkiyi görebilmek için ise bir isyancı ruh mutlak gerekiyor. Birbirine bağlıyoruz. *Doğru mu; peki, "muhalif" olmayan mizahçı hiç oldu mu, cevabı buluyoruz. Öyleyse, isyan yoksa mizah yoktur. Mizah yoksa isyan yoktur. Ve çok acı, mizah yoksa aydın yoktur. *Hapishanelerimizin tarihi, bir açıdan mizahımızın tarihidir. Ve mizah en barışçıl silahımızdır. *Zor hapislik, güzel aşklar türünden, anatomi ve fizyoloji dersidir, insana kendi vücudunu öğretiyorlar. *Sultanahmet, Devrim Müzesi olmalıdır. Kentin uygun yerindedir. Tarihseldir. Türkiye'nin pek çok tanınmış ismi burada yatmıştır. Uzun bir tarihi var. Her ülkeye bir devrim müzesi gerekiyor; en uygun bina Sultanahmet oluyor. Bugünkünden de eski hale getirilmelidir. Bir kouşa Nazım, bir koğuşa Kemal Tahir, Aziz Nesin, genç arkadaşlarım, yasak kitaplar, mahkum gazeteler, yakalanan silahlar, hepsi konmalıdır. Bahçesine büyük devrimcilerin heykelleri dikilmelidir. İncir ağacı eski yerinde yeşermelidir. *Herhalde en soysuz sözcüklerden birisi, "turizm" olmalıdır; komün-izm veya sosyal-izm, bunları anlayabiliriz. Ama, tur'un izm'i, insanın bozulmasına denk düşmektedir ve zamanla soysuzların hareket hali olarak ortaya anlamaya başlıyorum. *Soysuzların görgüsüz dansına turizm adını veriyoruz. *Herkes yaptığı işe benzer. Bugün büyük basında çalışıp da öküz olmamak mümkün değildir. Zordur. (1992) *Matbuat; banka ve inşaat oligarşisi tarafından kapatılmış, gerçek anlamda kirli para kanalizasyonu haline gelmiş "büyük" gazeteciler, sadece ve sadece büyük devletlerin düdüğü olmuştur. *Matbuat ve kanalların birinci vazifesi, her şerait altında, halkımızın bilincini dağıtmak, aklını bozmak ve oligarşinin en hasis ve en açgözlü çıkarlarını müdafaa etmektir, burada ölçü tanımadıklarını görüyoruz. *Sanayileşmenin ve kalkınmanın tarihe gömüldüğü bir toplumda akıl bir lükstür; kapitalizm öncesinde ve tekelli düzende, bir rehber olarak, akıl'a gerek olmadığını biliyoruz. Öyleyse akılsızın akıllıyı kovma süreci normal olmaktadır. Tefeciyi siyasetçinin esir aldığı bir toplumda da en akılsızın en yüksek tepeye çıkması ve kütlesel olarak akıldan kaçış yasadır ve bizde şimdi bu yasa yürürlüktedir. Kamu gelirlerinin, fiilen tamamının faiz ödemelerine ayrıldığı bir ülkede tefeciler egemen demektir; insanı tefeci ahlakının yönettiğini anlıyoruz. *Eylülist Rejim, en büyük ve en kolay başarısını sanat ve edebiyat alanında kazandı. Çok kısa bir zamanda ve gerekli fiyatın binde birini bile ödemeden, Türk sanatının sorunsalını, biçemini, biçimini, baş aktör ve aktrislerini değiştirmede .ok büyük başarı elde etti. *Eylülist Rejim, 12 Eylül öncesinin tüm değerlerini yasaklamayı temel ilke saydı. Bunların bir bölümünü baskılarla, bir bölümünü, yasalarla, bir bölümünü baskılarla, bir bölümünü tekelci ekonomik zorlamalarla gerçekleştirmeye çalıştı. Edebiyat ve sanatta ise, 12 Eylül öncesinin yaratıları tümden unutturan ve reddeden bir eğilim ortaya çıktı. *Tekeliyet'te darbe seçim'dir. *İnsan mı, sürekli saçma gören ve hep saçma'yı vurandır. Vurmayı dans haline getiren ve her vuruşta gülendir. Buna sürekli isyan hali veya kısaca "insan hali" diyoruz. *Türk aydını tercüme odasında doğdu, ancak bir büyük öğretmeni var: "Yenilgi Öğretmen." *Teorik geleneği olmayan Türk aydını, Tanzimat'ı bir İngiliz senaryosu sayar, ancak, Reşit Paşa bir büyük aydın olmakla birlikte Tanzimat'ı İbrahim Paşa'ya bağlamak mümkündür. *Sanatta popülizm, politikada dar pratik, bilimde amprisizm Türkiye'yi kemiriyor. *Tarih on yıllarla yazılır, on yıllar Türk aydının başını döndürür. *Türk aydını on yıllarla ölür, dergilerle doğar. *Avrupa aydınının formasyonunda Elen bağımsızlık mücadelesi, sanıldığından daha önemli bir yer tutuyordu. Avrupa aydınında, bir yerden diğerine değişen dozlarda olmakla birlikte mutlaka var olan filhelenik elemanı, her zaman sanıldığının aksine Antik edebiyata değil, bu mücadelenin yarattığı büyük aydın hareketine bağlamak zorundayız; filhelenik elemanın her zaman türkofob unsurla birlikte görünmesi de bunun kanıtıdır. *Elen mücadelesinin alevlediği aydın dinamizmini ancak bu yüzyılın ikinci yarısında, Vietnam halkının Amerika'ya karşı mücadelesindeki aydın canlılığı ile karşılaştırabiliriz; yalnız, önceki çok daha fazla aydın içeriklidir. *Mülkiyetin tabanında korku vardır. Korkunun kaldırıldığı bir toplumda cimri de özel mülkiyet de olmaz. Korkak mutlaka cimridir. Özel mülkiyet, biriktirilmiş [[cimrilik]]tir. *Korkana, korkuyu ve haine ihaneti anlatmak imkansızdır. *Korkak, bir gün hain olacak . Hain, yalnızca kötü insan değildir; kötü’dür, ancak aynı zamanda korkak. Her kötü hain değildir; her hain mutlak korkak. Aramızdaki korkak, bir gün mutlak hain olacak. En büyük korkak, yaşamaktan korkandır; en büyük hain yaşamaktan korkandan çıkacak. *"Biz" solda insan ve "aydın" yetiştiriyoruz; sol, bir anlamda, en etkin aydın okuludur. Bir: Genel kültür veriyoruz. İki: İnsanları ikna etmeyi öğretiyoruz. Üç: Yazı yazmayı ve etkin söz söylemeyi öğretiyoruz. Bunlar bir reklamcıda ya da media-man'de bulunması gerekli en az koşullardır. "Bizim" böylece donattığımız sol aydın, düzenle hesaplaşmayı bırakarak düzenin adamı olunca, reklam sektörü, yetişmiş insan bulmakta güçlük çekmiyor. *Kurtuluş, kesinlikle aydının işçileşmesinde veya işçinin aydınlaşmasında değil. Her ikisinin kendi gelişkinlikleri içinde birleşmesinde. Kadının kurtuluşu da kendi gelişkenliği içinde gelişgin erkekle birleşmesinde. Başka yolu yok. *Kurtuluş hep umulmadık zamandadır. *Burjuvazinin yükseliş döneminde, insan teorisinde, temel çizgilerden birisi güvendir. Bugün tüm "insanın" temel rengi güvensizlik oluyor. *[[Rekabet]]çi kapitalizmde, temel ilke liyakattir, verimli iş yapabilme yeteneği temel seçim ölçütü olarak ortaya çıkıyor. Şimdi seleksiyonun temel ölçütü "biat etmek", "adamı olmak" olarak beliriyor; bu beğeniyi, ödüllendirmeyi, hukuku delip geçiyor. *"Adamı olmak" veya "adamı sayılmak" hukuk, ekonomi ve ahlak cephelerinde temel ilke halindedir. Böyle olunca "insan", çok daha asalak, fiziksel olarak çok daha yağlı, daha az becerili, duygusuz, güvensiz ve ufuksuz bir yaratığa dönüşüyor. *Tekelli düzen, insanın yazgısının, kendi elinde olmadığını yaymaya dayanıyor. Medya ve basının tekelleşmesi ve tekelli düzenle bütünleşmesi sonucunda, medya ve basını, eski zamanların katedral ve kiliseleri, medya patronlarını kardinaller ve sütun yazarlarını vaaz papazları, diğer gazetecileri din hizmetlileri ya da hademe-i hayrat saymanın buradaki çözümlemeye yardımcı olacağını düşünüyorum, "insanı" edilgen hale getirmek hem daha kolaylaşıyor ve hem de büyük bir yoğunlukla uygulanabiliyor."İnsan" edilgendir. Edilgen "insan" sürüdür. Sürülerde ise aşk yoktur. *Ortaçağ'da insan, doğayı etkileyemediği ve kontrol edemediği için kendine güvenden yoksundu. Bitkisel bir yaratıktı. Tekelsi düzende ise insan, toplumu etkileyemediği ve kontrol edemediği için kendisine güven duyamıyor. İnsanı insan yapan nehrin akışını değiştirmektir; bunun için çaba ve ortak çaba gerekiyor. Ortak çaba başarıya ulaştığı ölçüde insan yükseliyor. *Dünya, yirminci yüzyılın orta çağını yaşıyor.(1985) *[[Güven]] ve [[irade]], ne yazık, pratikten ve dıştan geliyor. *İnsanın gelişmesi, Tanrı'yı içinden çıkarıp yerine aklı koymasıdır. *İnsanın gelişmesi, kendisini sevmenin yerine karşı cinsi koymasıdır. *Yönetici için korkutma şiddetin kendisinden daha etkilidir. *Sovyet düzeni büyük bir aydın kıtlığıyla başladı. Aydınını yaratmak zorundaydı. Ancak çeşitli nesnel koşulların etkisiyle ve özellikle İkinci Dünya Savaşı sırasında ve sonrasında, aydın yerine çift dinli yaratıklar ortaya çıkardı. *Solcu aydın, serseri aydın ile hesapsız delikanlının birleşimidir. *Sol, Marksizm'den öncedir. *Marx, büyük bir kütüphane ve yaşadığı zamanda, dünya biliminin en yaratıcı sentezidir. Ancak Marx, yazdığı zamanları, dünya biliminden kesin bir sıçramayı temsil etmiyor; bilimin içindedir ve o zamanki bilimin, güçlü yanları kadar bazı zayıflıklarını da içinde barındırıyor. Dünya gericiliği, Marx'ın çıkışıyla birlikte bilimin ne büyük bir silah olduğunu görüyor ve Marx'ın omuzlarının üzerinden, dünya bilimine savaş acıyor. Marx, ne eksik ve ne fazla, yazdığı zamanın dünya bilimidir. *Marx'ta felsefe var; fakat, Marx'ı özgün bir filozof saymak, son derece büyük bir abartma oluyor. Yazdıkları, geliştirilmeye çok elverişlidir; Marx'ta en büyük revizyonu yaparak, Marx'ı iktidara götüren Lenin'dir. *Lenin, güçsüz Rusya sosyalizmi ile güçlü Rusya devrimci demokratlarını birleştirip, mucizevi yollarla iktidara götüren kimsedir; yolu, sosyalizmi iktidara götürüyor. *Benim misyonum şudur: Ben ne bir Kürt'ü vereceğim ne bir karış toprak vereceğim. Ben, hep Kürtlere sevgiyle yaklaştım. Kürtler olmazsa biz olamayız. Onlara hep kardeşlik getirdim, hep kardeşlik sundum. Ankara DGM'nin bir hakimi Turgut Okyar'dır, birisi de Orhan Karadeniz'dir; ikisine de geldiğim zaman ellerim kelepçeli şunu söyledim: ‘Değerli yargıçlar, bir gün bu ülkedeki Kürtlerimiz bizden ayrılmak istemezlerse, nihai olarak ayrılmak istemezlerse, sizin yüzünüzden değil, bu ülkede bir Yalçın Küçük olduğu için ayrılmayacaklar,' dedim. *Biz sosyalistiz. Biz, başka bir ekolüz. Biz, başka bir doktriniz. Biz, Mehmet Ali Aybar ve Behice Boran ile birlikte Kürtlerin haklarını savunduk. Kimse diyemezken, 1970 yılında, ‘Bu ülkede Kürt vardır,' diye karar aldık. Anayasa Mahkemesi, partimizi kapattı. *Demek ki, ordunun Kemalizm’i Erbakan’a karşıtlık ile sınırlı idi. Erbakan, dinsel politikacı olmanın yanında, millici, kalkınmacı, İsrael’e karşı, komşu ülkelerle dostluk yanlısıdır; itiraz buradadır. Bu tespitten de şu çıkıyor, “AKP”, sadece bir temizlik hareketi idi, millici ve kalkınmacı olmayan, İsrael ile nerede ise uydu ilişkisinde ve bu nedenle komşu ülkelere karşı iki yüzlü bir hareket aranıyordu, o halde akp, kendiliğinden bir oluşum değil, sadece bir icat idi. *Türk gericiliği ile Kürt gericiliğinin ittifakını önlemek ve Türk devrimciliği ile Kürt ilericiliğinin ittifakını kurmak, bu benim yürüyüş ilkelerimden ve en önemlilerinden birisidir. *Sovyetler Birliği'nin, İkinci Dünya Savaşı sonunda ülkemizden toprak ve üs istediği, Amerikan arşivlerini kullanarak kanıtladığım ve başında ve işine gelinceye kadar Washington'un bile kabul etmekte güçlük çektiği bir yalandır. *Sol ne zaman çöker, ne zaman, "çökmüştür" ya da "ölmüştür" demek istiyorum; cevabı çok basit ve bir anlamda da totolojik görünüyor. Sol büyük proje, kökten düzenleme ve değiştirme demektir; ütopya'ya yakın ve bir tür mesyanizm'i içinde barındırmaktır. Yalnız, Yahudi mesyanizmi, ki burada İsa'nın çıkışı da var, müdahaleyi kabul etmiyor; sol ise müdahalecilik demektir. Bu nedenle, yerine "[[aydınlanma]]" doktrinini ve bu doktrinin bir uygulaması olan, "ilerleme" önermesini koymaktadır. Bunlar yoksa, sol çökmüştür ve yoktur; bu kadar basit bir cevaba sahibiz. *Orduyu açıklayıcı olarak kullanmak, ahmakçadır. Ordu açıklanmaya muhtaçtır. *Orta Çağ'a girişte dört tarih önemlidir. *Bir, 1977 yılında "terörist" Menahem Begin, "Likud" Partisi adıyla, İsrael'de hükümete geldi. Şiddetin ve Yahudi şeriatının iktidarıdır. *İki, 1978 yılında, Papa İkinci Jean Paul dönemi başladı ve aydınlanmaya karşı savaş açtı. Katolizm'in Hıristiyan şeriatına döndüğü yıldır. *Üç, 1979 yılında İran'da İslam Cumhuriyeti kuruldu. *Dört, 1980 yılında, Türkiye'de Yahudi asıllı Amerikan stratej Wohlstetter'in doğrudan iştirakiyle, Kenan Evran başkanlığında, darbe yapıldı. Orgeneral Evren İbrani asıllıdır, Türkiye'de "İslam'ın Altın Çağı" denilen dönemi başlattı ve Turgut Sunalp ile, Likud benzeri bir parti kurmayı denedi, İç içedirler. *Akepe bir Likud'tur. Her ikisi de emekçi düşmanıdır. Aşırı Batı ve Amerikan yanlısıdırlar. Kendi şeriatlarını rehber alırlar. Hegemonya söz konusu olduğunda bir kalıbın iki tarafı olurlar; birisi eril ve diğeri dişildir. Birisi girer ve diğerine girilir. Bütün fark buradadır; girmek ya da girilmek, Shakespeare'in söylediği üzere, this is the question. *Adnan Menderes'in düşüşünün Ben-Gurion eli mahsulü olduğundan hiç kuşkum yoktur. *Hangi ahmak benim sabetayizme olumsuz baktığımı söylüyor, bu tür ahmaklarımızın azaldığını sevinerek söylebiliyorum. Sabetayistler olmasaydı, biz bu cumhuriyeti kuramazdık, diyen ben oldum. Bugün Sabetayistler, Türkiye'ye sadık olsalar, bu kadar sarsılmazdık, bu da benim ifademdir, büyük çoğunluğu ülkenin çıkarlarını gözetmiyorlar ve geriye kalanlar ise bu ülkeye, Türkiye'ye, eskisinden daha fazla bağlıdırlar. *İsrael, Türkiye'de İsrael'de olduğundan daha güçlüdür *Bir, akepe büyük ölçüde sabetayistlerin partisidir. İki, akepe önemli yerlere sabetayistleri getirmektedir.Üç, taraf'ı İsrael tarafıdır ve çok büyük ölçüde sabetayistlerin elindedir. Dört, tarikatlar, öncelikle, sabetayistlerin egemenliği altındadır. Beş islamizasyon ve ottomanization, sabetayist ve İsrael projeleridir. Altı, Fitne, İbrani "milhama" demektir ve savaş anlamına gelmektedir. *Tarikatlar mı, judaizedirler. Başta Gülen Tarikatı, İsrael muhibbi’dirler. Kurtuluş’ta İngiliz Muhibbi’leri bir avuçtular ve şimdi İsrael-muhibbi’leri sel oldular. *Selanik'in, Türkiye Solu ve Aydın Hareketi üzerindeki rolü yeterli ölçüde incelenmiştir, fazla da bulabiliriz. Fakat, Selanik'in, islamist hareket ve özellikle tarikatler içindeki rolü hep ihmal edilmiştir, şimdi buradayız. *Bir takım ahmaklar, “Özbekler Tekkesi olmasa, Anadolu'ya kimse gidemeyecekti” izlenimini veriyorlar, tarihi tahrif ediyorlar. Anadolu mücadelesinde, Konya’daki Yirminci Kolordu’nun, başında Ali Fuad Paşa vardı ve Erzurum’daki dokuzuncu kolordunun, başında Kazım Paşa vardı, askere fazla ihtiyacı olmamıştır. İkincisi, her yerde Teşkilat-ı Mahsusa vardı, adamları vardı ve bunlar Anadolu’daydı. Kaldı ki Anadolu ile İstanbul arasında sınır ve sınır muhafızları da yoktular; o halde, Özbekler Tekkesi masalını , tarih yazımını judaize etme çabası olarak anlamak durumundayız. Tahrifattır. *Arınç, kasaba avukatlığını aşamamış bir adamdır. *İmam ve Hatip Tayyip Beyefendi, partisini kapatmanın eşiğine getirmiştir.(2005) *Artık Tayyip Erdoğan'ın pek çok davranış ve konuşmasının yalnızca nörologları ilgilendirdiği konusunda bir ittifaka yaklaşıyoruz. *Sar'a hastalığı saklanıyorsa, her saralıyı nöbet halinde diğer tüm insanlardan saklıyorlar. Tayyip Erdoğan'ı da saklamaya çalışıyorlardı ve "Grand Mal" hali ortadaydı, görülürse, bunu herkes görmüş olacaktı ve bütün kapılar kapanıyordu. Makam otomobiline kilitlediler. Çıkardıkları zaman hala bilinçsizdi ve kolları sarkıyordu, fotoğraf makinelerini kırdılar. Güven Hastanesi'nde iki rapor var. Hepsini biliyoruz. *Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt'ın, 18 Ekim 2006 tarihinde, Güven Hastanesi'nde, otomatizm davranışları içinde müşahade ettiği Tayyip Erdoğan ile ilgili raporunu, Gata'daki nöroloji kliniğine havale etme zamanı gelmiş ve geçmektedir. Cumhuriyet'i koruma sorumlulukları içindedir.(2008) *Caligulaların her zaman bir köle ve bir küstah kişiliği var. Her Caligula hem küstah ve hem köle olmak zorundadır. *Recep Tayyip Erdoğan'ın hastalığını bildiğinen şüphe edemeyiz. Hem iddialara cevap vermemektedir ve hem de devlet hastanelerinden kesinlikle uzak durmaktadır. Adeta resmi doktorlardan saklanıyor; o halde, hastalığının ciddiyetinin verfikasyonundan sakınmaktadır. Bunu anlıyoruz. *Tayyip Bey, "Batı'dan ilim değil, ahlaksızlığı aldık" diyor. Bilmiyor; bizim kurumlarımız ve üniversitede okuttuklarımızın hepsi Batı'dan, Garp'tan alınmadır. *Tayyip Bey'in haberi yok; Üçüncü Selim'den beri biz garplaşma isteriz ve Fikret'in Haluk'a söylediği üzere, Batı'da ne bulursak alırız. Tayyip Bey müthiş bilgisizdir ve plütokrasinin de bunu istediğinden kuşku duyamayız. Bizde garplılaşmak temel çizgidir ve İslamcı muhalefet, Tanzimat'a ve Cumhuriyet'e, Batı'dan geldiği için itiraz etmiştir. Bilmiyor ve meydan boş görünüyor. *Batı'dan ahlaksızlık da aldık, ama kendi icadımız ahlaksızlıklarla Batı'yı çok geride bıraktık. "Bir gecelik birliktelik" Batı'da yoktur. Var, ancak, bunlara fahişe diyorlar. AKP döneminde fahişelik lağvedildi, artık fahişelik mesleği de itibar kazandı. Batı'da bu kadar hızla dolar-milyarder yetiştirilmiyor. Çalmanın bu kadar övüldüğü başka bir ülke bilmiyoruz. Artık, bizdekiler, "home-made" ahlaksızlıktır. Çoğunu, AKP döneminde icat ettik. Batı'dan da aldıklarımız vardı, ancak yeni icat ahlaksızlıklarımız, bizim bulduklarımız, hepsini geçmiş durumdayız. *AKP döneminde ahlaksızlık imalatında birinciyiz. Her yere ihraç edebiliriz. İhraç edilecek, "Made in Turkey" markalı ahlaksızlıklarımız rakipsizdir. Hayırlara vesile olmasını dileriz. *Biraz tarih biliyorum, bana göre Deli İbrahim'den sonra Türkiye'de hükümet etmeye gelmiş en bilgisiz kimsedir. Sabri Ülker'in bisküvi kutularını saymayı bilebiliyor *Bakın Tayyip Bey hakkımda dava açtı, mahkemeye bir klasör verdim. Bu,bir yeni kitabımın içinde bir kitaptır. Ben "türkiye bir diktatöryadır" diyorum. Ama tayyip bey diktatör değildir,o yüzden Şarlo'dan bahsediyorum. Tayyip Bey'in hiçbir işle ilgisi yok,pazarlamadan gayrı. Diktatör değildir,pazarlamacıdır. Ülke pazarlamacısıdır;memaliki satıyorlar. *Peki burada iyimser olmak için bir neden var mı; Tağmaç’tan Özkök’e otuz yıl var. Demek ki en az otuz yılda ördüler. Uzun bir yolda çalıştılar. Şimdi daha iyi görüyoruz hep Tayyip Erdoğan’ı yapmayı hedef aldılar. Her birimizi ve özellikle doğanları Tayyip Erdoğan imal etmeye yemin ettiler; artık Tayyip Erdoğan’a oy verenlerin her birisi bir Tayyip Erdoğan’dır. “Cumhuriyet insanı” yerine ektikleri işte budur. Kovduklarının, hapsettiklerinin, sokak ortasında öldürdüklerinin, beslemeyip idam ettiklerinin yerine diktikleri işte budur. Demek ki, yaratmadılar ve imal ettiler. Seri imalat var, mamulleri, birbirinin aynı oldular. *Cumhuriyet insanının yerine imal ettikleri budur. Bu, büyük zenginlerin planıdır. Üniversitede profesör ve öğrenci, fabrikada patron ve amele, televizyonlarda, yarışmalarda, seçen ve seçilen hep Tayyip Erdoğan olmasını istediler. Tağmaç-Evren-Özkök bunu yaptılar. Yaptıkları Huxley’in imalatını andırıyor , ama daha cüretkar ve daha siyah’tır. Orwell’i daha çok çalışmış olmaları ihtimal dahilindedir. *Sürü fabrikaları kurdular. Artık “üniversite” dedikleri, sürü imalathaneleridir.<br />Neler mi yaptılar, kısa kişisel tarih şudur:<br />a) Tağmaç, darbe yaptığında, Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nde öğretim üyesiydim. Kovdular. Hakim Yarbay, askeri savcı, Mustafa Deniz, beni, hapsanenin kapısından döndürdü, adını sevgiyle anıyorum.<br />b) Evren, darbe yapınca, hem Gazi Üniversitesi’nden çıkarttılar ve hem hapse koydular.<br />c) Özkök Darbe yapınca, Gazi’den iki kez kovdular ve hep pencereden tekrar girdim. Hapse atmaktan yorulmuşlardı, ayrıca hapishaneden pek taze çıkmıştım, atmadılar.<br />İnatçıyız. *Hürriyet gazetesi, İsrael'in kuruluşuyla senkronizedir. İsrael'in kuruluşunu desteklemek için var. *Habertürk gazetesi, İsrael'in islamizasyon ve osmanizasyon açılımı için çıkmaktadır. Cübbeliler, ufocular, hurufiler, her türlü cahiller tek tek vitrindedirler. *Hürriyet, desekülarizasyon ve Habertürk, dekemalizasyon için çıkarlar. *Sadece iki gazeteyi ve yalnızca bir temel niteliğiyle ele almak yeterlidir. Hürriyet ve Cumhuriyet'in kısa ve temel işlevleri, bozmaktır; Hürriyet, halkı ve Cumhuriyet de aydını bozmakla görevlidirler. Buradaki "görev" sözcüğü, her iki gazetenin de bunu bir tür varlık nedeni ve "devlet görevi" saymaları nedeniyle uygun düşmektedir. Cumhuriyet, 1968-1976 dönemini ayrı tutarsak, içinde bir de 12 mart kesintisi var, hep aydını bozuyordu. Hürriyet için ayrık bir zaman göremiyoruz. *Yüksek komutanlar, tüsiad ve Deniz Baykal, akepe'yi çağırdılar. Kuran, İsrael ve Amerika'dır. Bunları çok önceden haber vermiş olduğum ortadadır. *Uğur Mumcu katledildiği gün, Villa'da çalışıyordum, 24 Ocak 1993, Temren haber verdi, hiç beklemiyorduk ve artık acele etmem gerektiğini düşündüm. Arkasından Eşref Paşa'nın, Şubat 1993 ve hemen sonra da Turgut Bey'in, Nisan 1993, ölümlerini idrak ettik. Zamanımın azaldığını hissettim. *Uğur'un kaybı bana "emir" geldi. Sürgüne çıkma kararım kesinleşmiştir. *Mehmet Akif'e sarılarak, Tanzimat'ı kötüleyerek, Ethem'i hain sayarak, Sait'i ajan bilerek, bu Cumhuriyet'i koruyamayız ve yeniden kuramayız. *Gerçeklerden korkarak, kuruluştaki yanlış ve hurafelere sahip çıkarak, Cumhuriyet'i savunamayız ve kuramayız. Cumhuriyet Türkleri'nin bir istiklal marşı yoktur ve Akif'in manzumesi, Türkler için değildir; ötekiler tarafından yazılmış ve yabani'dir, bunu öğrenmek zorundayız. *Dünya Yahudi Partisi ve İsrael, artık Erdoğan ile olmayacağına karar vermiş durumdadırlar. Buna mukabil, Türk büyük zenginleri, tüsiad ve matbuatı, Tayyip Erdoğan olmazsa akepe'nin ayakta kalamayacağına inanıyorlar. Çöküyor ve ayaklarına sarılıyorlar; birlikte düşmeye razıdırlar. *Tayyip Erdoğan, ülkede tartışma düzeyini, hızla Kasımpaşa Kahvehaneleri'ndeki münakaşa seviyesine indirmektedir. *Koç'un, Sabancı'nın İtalya sahillerindeki hantal yük gemilerindeki sığınmacı Kürt, Türk ve Araplar'dan farkı yoktur. Hem sığınmacı ve hem de eski topraklarında sömürgecidirler; Türk büyük zenginleri, bu eski topraklarına, bir sömürgeci kafasıyla yaklaşyorlar.Akepe ile kurdukları idare, bir sömürge hükümetidir. *Peki ne görüyoruz; sonsuz tamahkar bir plütokrasi ile karşı karşıyayız. Şunu ileri sürebiliyorum, her sömürgeci Türkiye büyük zenginlerinden daha az sömürgecidir. Artık bunlar için "halkım" demek çok yersiz, her sömürgeci sömürdüğü halka bunlardan daha yakın ve insaflıdır. Her sömürgeci bunlardan çok daha "kalıcı" ruh halindedir ve bunları, kesinlikle "kaçıcı" tarif etmek zorundayız. *Türkiye'nin büyük zenginleri bugünkü Türkiye'yi fazla aydınlık buluyor. Daha karanlık bir Türkiye istiyorlar.(2007) *İslam'ın kendi akılcılığından çok daha uzak, tarikatlar halinde, birer mutaasıp alaylar şeklinde teşkilatlandırılması, Türkiye'de sol düşüncenin ve marksizmin yayılması ve kütleselleşmesinden sonradır. *Tarikatlarda hem ruhban sınıfı var, hem kabala'ya çok yakındır ve hem de itaat öğretimi ve itaat disiplini çok daha ciddidirler; tarikat mensupları, normal bir dindardan daha az akıllı ve çok daha tabidirler. *Dinsellik mi eninde sonunda öğrenme kabiliyetini tüketmek olmalıdır.Tarikat mı eninde sonunda dini bozmaktır. *Sufizm mi, tasavvuf da diyebiliriz, eninde-sonunda akıldan çıkmak'tır. Sürekli vecid ya da nöbet halidir. *Tasavvuf mu, Türkiye'de, eninde sonunda İslam'ı judaize yoludur. İslamo-judaik bir tarik arayışıdır, öyle telakki ediyoruz. Az çok kabal'dır ve yerindedir. *İslamizasyon, eninde-sonunda, Türkiye'de insanı bozmak operasyonu'dur. Bozuculukta şimdi magazin ve dizilerle yarışmaktadır.Sınıfidir, bozarak fabrikada sulh peşindedir. İslamizasyon kolay yönetim ve diktatoryal rejim için taban hazırlama işidir. Cahil ve tabi insan ya da yaratık imalatı demek mümkündür ve oradayız. *İsrael'i devlet olmuş bir konspirasyon olarak tarif edebilirim. *Politikada büyük eylemler büyük derstirler. Türk eliti, Menderes'in ölümü ile Suriye'yi ve Özal'ın ani ufulü ile Musul'u istememeyi öğrendiler; Türk politika mektebi için maksimalizm, artık sadece tehlike taşıyıcısıdır, ya ufukları küçülüyordu ya da küçük olanlar politikaya girebiliyordu. Sabetayist ve varlığı tartışmalı non-sabetayist deseleksiyon burada birliktedir. *Ya ufukları küçülüyor ya da küçük ufuklular büyüyor. *1991 yılında Sovyetler Birliği çözüldü. 1992 yılında Yugoslavya parçalandı. 1993 yılında sırada Türkiye var. *1992 yılında Özal, "yirmi birinci yüzyıl Türk yüzyılıdır" dedi. 1992 yılında, Demirel, geri kalmak istemedi, Adriyatik'ten Çin Seddi'ne kadar Türk dünyası" açıklamasını yaptı. *Ocak 1993, Uğur Mumcu öldürüldü. Şubat 1993, Jamdarma Umum Komutanı Orgeneral Eşref Bitlis, düştü. Nisan 1993, Cumhurbaşkanı Özal ansızın, mossad'ı çağrıştıran bir sürpriz ile ölüverdi. Anap'ın fiili sonudur. Temmuz 1993, Sivas'ta 38 Türk aydını yakıldılar. *14 Haziran 1993 tarihinde, hiçbir yerde yayınlanmayacağını bilerek, "darbe açıklaması" yaptım. *Üçüncü darbe 1993 yılındadır. *Plütokratlar için "ülke" artık bir "üs" ya da sıçrama tahtasıdır. Şıpsevdi halleri var, keşfediyorlar, başlarına çıkartıyorlar, yüceltiyorlar, tapınıyorlar, sonra öldürüyorlar. Tıpkı Roma'da olduğu üzere, adının dışında Cumhuriyet'in bütün kurumlarını yıkmaya mahkumdurlar. Bütün cumhuriyetçileri tasfiye etmeye ve hatta öldürmeye teşnedirler. *Feodalite, tekeliyet'e ipuçları verirken, başkaları bir yana, devletin küçülmediği ve tam tersine büyüdüğünü anlatıyor, kamusal işlerin parsellendiği ve iktidarın özelleştiği kavramlarına da buradan yaklaşıyoruz. Sınırlar zayıflıyor, bireyler yok, manidar parçalar ya da parseller var, [[devlet]] var, ancak ulus-devlet yoktur. Tavan var ve taban bulunmamakta, istenmemektedir. Kabul etmek zorundayız, bir yeni soyutlama ve kavramlaştırma eşiğindeyiz. *İslamizasyon tabansızlaştırma işidir. Feodalite ve tekeliyet, tabansız'dırlar. *Devletin tekelleştiği ve tekellerin devlet olduğu bir düzene, jenerik olarak, feodalite demek durumundayız. Feodalite mi, parsellenmiş devlet biçimidir. Önümüzde kapitalizm yerine böyle bir model var. *Tekeliyet'te din ticareti ve porno fabrikasyonu zorunludur. *Oligarklar, bu kadar "dindar" ve bu kadar porno-kar olmasalar, fabrikalarda bu sükuneti sağlayamazlar. *Seksin dinlerle ilişkisini de yazacağım!<ref name="youtube.com">https://www.youtube.com/watch?v=9qVCHLiHHDk</ref> *Bergüzar Korel inek gibi bakıyor.<ref name="youtube.com"/> *Tekeliyet'in, kapitalizm'den ayrı olarak, en temel yasası, sadece yeteneksizlerin yükselmesi üzerinedir. *Tekeliyet'te yaşamak, en aşağılık hal'dir. *Tekeliyet'te yaşamak, oligarklar için, geviş getirmekten ibarettir. *Roosevelt öldü, Truman geldi, Kennedy öldürüldü, Johnson çıktı, Nixon düşürüldü, Ford yükseldi. Hiçbirisinin de çıktıkları yerlere çıkacaklarını düşünemeyiz; düşündüğümüz şudur; çıkanlar, İsrael lobisinin adamlarıydılar ve zamanlarında İsrael Devleti, 1948 ve 1967 ve 1973-1974 olmak üzere, üç kez kurulmuş oldu. Teori işte görülmemiş bir pratiği ortaya çıkarabilmektir. *Kurtuluş, ilk önce kurtuluşçuların bir önemli bölümünden kurtulmayı tercih etti. Acı, ama, sahih'tir. Şimdi kitaplarımda yeniden, kurtuluş için kalkıyorlar. * ''(Küçük:)'' — Nedenini bilmediğim bir sorumluluk duygusu bana bunları yaptırıyor, yazdırıyor.<br />''(Cevizoğlu:)'' — Sizin içinizde ne var şeytan mı?<br />— İçimde isyan var!<br />— Kaç yaşına kadar sürecek isyanınız?<br />— Ben hep 16 yaşındayım.<br />— O yaşta isyan olur mu?<br />— Bende erken başlamış. *Kalpak bizim geleneklerimizde Cumhuriyetin ilk meclisinde, resmi yerlerde kullanılmıştır. Kalpak şapka değildir. Mahkemeden izin istedim. Mahkeme başkanı da kibar olarak 'kalpaksız oturun' dedi. Biz cumhuriyeti savunuyoruz. Cumhuriyet kalpakla savunulur. Cumhuriyeti savunmanın sembolüdür bu. Türban değil, kalpak... *Kitap imzalıyordum, bir yaşlı beyefendi geldi, kulağıma eğildi, neden kalpak, dedi ve ben de 1918 yılındayız ve o zaman devrimciler kalpak giyiyorlardı, cevabını verdim. Çok sevindi, ben de öyle düşündüm, diyordu. Çocuklar misali sevinçle ayrıldı ve arkasından baktım, on sekiz yaşında gidiyordu. {{Vikiler| commons= | wikispecies= | wikt= | b= | s= | w= Yalçın Küçük | n= | m= | }} == Kaynakça == {{Kaynakça|30em}} {{DEFAULTSORT:Küçük, Yalçın}} [[Kategori:Kişiler-K]] [[Kategori:Türk ekonomistler]] [[Kategori:Türk filozoflar]] [[Kategori:Türk siyaset bilimciler]] [[Kategori:Türk yazarlar]] [[Kategori:Türk sosyalistler]] [[Kategori:2026 yılında ölenler]] [[Kategori:Türk devrimciler]] [[Kategori:Türk tarihçiler]] h8ll7wccwku0z1praj3hlxkbn2rhes9 Nuri Bilge Ceylan 0 15474 239125 238947 2026-06-08T14:54:40Z Felecita 7339 239125 wikitext text/x-wiki {{Biyografi}} '''[[w:Nuri Bilge Ceylan|Nuri Bilge Ceylan]]''' (d. 1959), Türk yönetmen, senarist ve fotoğraf sanatçısıdır. ''[[Uzak]]'' (2002) ve ''[[Bir Zamanlar Anadolu'da]]'' (2011) filmleriyle Cannes Film Festivali'nde Büyük Ödül (Grand Prix), ''[[Kış Uykusu]]'' (2014) filmiyle de Altın Palmiye kazanmıştır. == Sözleri == * Bu ödülü birisine adamak istiyorum: Tutkuyla sevdiğim, yalnız ve güzel ülkeme...<ref>[http://arsiv.ntvmsnbc.com/news/447696.asp NTVMSNBC, Cannes’da En İyi Yönetmen ödülü Ceylan’ın, 25 Mayıs 2008]</ref> ** ''(2008 Cannes Film Festivali'nde Üç Maymun filmiyle "En İyi Yönetmen Ödülü"nü aldıktan sonra yaptığı teşekkür konuşmasından)'' * Biri ölür üzülmezsiniz, sonra sandalyeye asılı hırkasını görürsünüz, o hırkanın duruşu kalbinize oturur. * Bakmayı bilirsek hayat çok renklidir, insan manzarası dünyanın en zengin manzarasıdır. Yan masaya bakın, orada mutlaka bir hikâye vardır. *Bizim halk zayıflığı sevmiyor. Zayıflığın ne şekilde olursa olsun sergilenmesini bir erdem olarak görebilecek bir gelenek yok. Biraz da bu nedenle Erdoğan bu kadar oy alıyor. Mütevazılık falan hiçbir zaman gerçek bir üst değer olamamıştır bizde. Bir ortamda mütevazı olmaya kalkarsanız saygı hemen azalmaya başlar, hissedersiniz. Kültürün bütün elemanları insanları şişinmeye, öğünmeye, defolarını gizlemeye itiyor. Bu da çok ağır bir yük taşımamıza neden oluyor. Gizlenecek şeyler devamlı birikiyor. İtiraf kültürü gelişse, bunları söylediğimiz zaman takdir görebileceğimizi düşünsek bunları açığa çıkaracağız. Yükten kurtulacağız. O zaman politikacı da özür dilemek için adeta fırsat kollayacak belki. Takdir göreceğini düşünecek. Ama bugün düşünmüyor, çünkü özür dilediği anda işini bitirecekler.<ref>[http://www.hurriyet.com.tr/kelebek/nuri-bilge-ceylan-twitter-baskalarini-suclama-arenasina-dondu-26441686 hurriyet.com.tr]</ref> == Kaynakça == {{Kaynakça}} {{DEFAULTSORT:Bilge Ceylan, Nuri}} [[Kategori:Kişiler-C]] [[Kategori:Türk yönetmenler]] [[Kategori:Türk senaristler]] [[Kategori:Türk fotoğrafçılar]] [[Kategori:Yaşayan insanlar]] 13djn76kxc5vpwxrqjdphcuhizsfiym Nevzat Çelik 0 19589 239121 239052 2026-06-08T14:50:21Z Felecita 7339 239121 wikitext text/x-wiki {{Biyografi |kişi_adı=Nevzat Çelik |resim_adı= |resim_başlığı=Şair, Yazar |doğum_tarihi= 15 Mayıs 1960 |doğum_yeri=Boyabat, Sinop, Türkiye |ölüm_tarihi= |ölüm_yeri= }} '''Nevzat Çelik''', (15 Mayıs 1960; Sinop, Boyabat) Türk şair ve yazar. ==Sözleri== "Ben o dizeleri okurken Erdoğan'ı samimi bulmadığımı daha önce de söylemiştim. O dönem Ahmet Kaya ismini de kullandılar. Şimdi pek ihtiyaçları olduğunu sanmıyorum" (Tayyip Erdoğan'ın başbakanlığı döneminde kendisine ait şiirden alıntılar yapmasıyla ilgili olarak.)<ref>[http://t24.com.tr/haber/ahmet-kayayla-efsanelesen-safak-turkusunun-sairinden-erdogana-siir-elestirisi,274406 Ahmet Kaya'yla efsaneleşen Şafak Türküsü'nün şairinden Erdoğan'a şiir eleştirisi]</ref> == Kaynakça == {{Kaynakça|30em}} {{DEFAULTSORT:Celik, Nevzat}} [[Kategori:Kişiler-Ç]] [[Kategori:Türk şairler]] [[Kategori:Türk yazarlar]] [[Kategori:Yaşayan insanlar]] ly39hp8tnqg5pxctja5ghobkpiy8hf8 Rıza Nur 0 22286 239117 239112 2026-06-08T14:32:33Z Felecita 7339 239117 wikitext text/x-wiki {{Biyografi}} '''Rıza Nur''', Türk siyasetçi, hekim ve yazar. == Sözleri == * Karımdan şu mektubu aldım: ‘Ben burada kendime bir hayat arkadaşı buldum. Bunu başkasından duyarak üzülmene imkân bırakmıyorum.’ Namussuz karı! Sonunda bana boynuz da taktı. Galiba bu işte M. Kemal’in ve İsmet’in (İnönü) de parmağı var.<ref>Rıza Nur, ''Hayatım ve Hatıratım'', s. 1785, 1786.</ref> * (Karımın) ahlakı da bozuldu. Evdeki kızları benden gizli çırılçıplak soyuyor, dans ettiriyor.<ref>a.g.e., s. 1346.</ref> * Ne hayvan, ne de insan sevmem. Hele insanlar benim iğrendiğim yaratıklardır.<ref>Rıza Nur, ''Hayat ve Hatıratım Cilt 4'', s. 1532.</ref> * Bir Rus doktor, zampara mı zampara; karının sözüne göre de bizim karıya da sataşmış.<ref>a.g.e., s. 1410.</ref> * Yataktan fırladım. Adam da derhal kaçtı. Baktım ki donum kesilmiş. Artık uyuyamadım.<ref>a.g.e., s. 78.</ref> * Yaşlı adam tabancasını çekti ve bana: ‘(Donunu) çöz, yoksa öldürürüm’ dedi... Boğuşma başladı... Nihayet bayılıp kalmışım... Gözümü açtığım vakit yanımda kimse yoktu.<ref>a.g.e., s. 84.</ref> * Bu çocuğu (Harbiyeli) herkesten ziyade sevmeye başladım... Görmesem aklımdan hiç çıkmıyor, görsem yüzüme bakmıyor, içimde heyecan duyuyordum... Anladım ki bu çocuğa âşık olmuşum... Böyle bir aşkın sonu livata (sapık cinsel ilişki) demektir.<ref>a.g.e., s. 22.</ref> * Kadın, erkekten aşağı bir mahlûktur.<ref>a.g.e., s. 1530.</ref> * Arnavutları isyana teşvik ettiğimi ben kendi elimle yazdım. Bu kusur değil, iftiharım sebebidir. Bana büyük şereftir.<ref>a.g.e., s. 1305.</ref> * Ahlak ve temiz adetler ve faziletlerin bir kısmı kendiliğinden gitti, bir kısmını da bilerek ben terke mecbur oldum. Yalan da söyledim.<ref>a.g.e., s. 105.</ref> * Nefsime itimadım vardır. Hem de çoktur. Bu sebepten olacak ki, bazıları bana kendimi beğenmiş diyor. Zannediyorum ki bu doğrudur. Çünkü beğendiğim adamlar çok azdır.<ref>a.g.e., s. 1535.</ref> * Şurası bâriz bir hâle konulmak lâzımdır ki, bu Osmanlı Hegemonisi ancak mânevî olabilmiş, maddî bir hale konamamıştır. Bu da Osmanlı Türkleri'nin büyük hatâlarındandır. Bütün Türkleri bir bayrak altına toplamaya, bütün Türkler'deki harsı yeknesak kılmaya çalışacak yerde Osmanlılar bir taraftan susamış arslanlar gibi Afrika çöllerinde beyhûde bir serab peşinde koşmuşlar, diğer taraftan Avrupa'ya dalıp arslan yürekli koçlar gibi, fakat hiç lüzumsuz yere, kafalarını Viyana kalelerine vurup durmuşlardır. Sonra da kafaları yara ve kan içinde oturmuşlardır. Ne yazık ki kendi dillerini Arap ve Acemlerin ayakları altına atmış ve sâde onların dillerine revaç vermişlerdir. Milleti fakirlik, sefalet, cehalet bürümüştür. Türk'ün hâli bu merkezde iken Türkiye'de inkılâb ve meşrutiyet olmuş, Türklük için yeni bir devre başlamıştır.<ref>Rıza Nur, ''Türk Tarihi, Cilt 1'', s. 166.</ref> * İşte bu zattır ki (Timur'dan bahsetmektedir.) hoca ve şeyh takımlarını siyâsî âlet yaparak onlarla birleşmeye mecbur olmuş ve Türk Töre ve Yasasını, hâsılı Türk Milliyetini yıkarak Arap örfünü Türkler'e iyice ve kat'î surette yerleştirmiştir. Hayatı meraklı bir roman halinde olan ve Din için Milliyetini yıkan bu zat garibi şu ki harplerini en ziyade Türk ve müslümanlar üzerine tevcih edip en kuvvetli Türk Devletlerini mahv ve perişan etmiştir. Osmanlılar da bu meyandadır. Sel gibi Türk ve müslüman kanı akıtmıştır.<ref>Rıza Nur, ''Türk Tarihi, Cilt 1'', s. 155.</ref> * Büyük Millet Meclisi âzâsı, vatan necati tuğu etrafına toplanmış, tefrika nedir bilmiyordu. Vatan tehlikesi hepsini birleştirmişti. Büyük bir cesâret ve celâdet gösteriyordu. Vâkıa Birinci Meclis umumiyet itibâriyle ilmen aşağı idi; fakat meb'uslarda Türklük ve vatan duygusu pek yüksek ve ekseriyeti azîme itibariyle nâmuskâr insanlardı. Bir de Anadolu'nun yerli ahâlisinden olduklarından Anadolu'nun her tarafını ve hakikî ihtiyaçlarını biliyorlardı. Vatana daha ziyâde merbuttular. Bu Meclis, birleşmeden ne hârikalar doğduğuna misâldir, derstir. Bu memleketi idâre edenlerin pek münevver olup da kozmopolit olacağına, az münevver fakat nasyonalist olmasının ne kadar fâideli ve lâzım olduğunu isbat etmiştir.<br>Müşir Fevzi Paşa'nın Ordu ve harbe olan hizmetleri pek büyüktür. Kumandanlar, zâbitler Türk'ün zaferi için dağlarda didinmişlerdir.<br>İşte bu Hükûmet'in, bu Meclis'in, bu Ordu'nun başında dâimâ Mustafa Kemâl bulunuyordu. Bu üç müessesenin ve her şeyin ruhu O idi. Bu zât pek zekî, pek münevver, cevvâl, gece gündüz durmayıp, uyku uyumayıp çalışan biri idi.<br>Bu büyük devrin muvaffakiyetlerinin başlıca sebebleri, Saray belâsının ortadan kalkıp yerine konan hâkimiyet-i millîye, ricâl ve kumandanlarda yüce bir aşk halinde milliyet duygusu yâni Türklük ruhu olması, namuskârlık, çalışkanlık, azîm ve cür'et ile çalışma ve Merkez-i Hükûmet'in ecnebîlerin, fesatçıların varamıyacağı bir yerde, yâni Anadolu ortasında olmasıdır.<ref>Rıza Nur, ''Türk Tarihi, Cilt 1'', s. 219, 220.</ref> * 1914 M., 1324 H. den beri bu harpler ve inkılâblarla bu Türk uyanıklığına bir İslâm intibahı da inzimâm etmiştir. Avrupalıların elinde esir halinde, müstemleke hayatında yaşayan Hind, Mısır, Tunus, Fas ve ilh... ülkeler Müslümanları da uyanmışlardır. Bu uyanıklık Afganistan'da da vardır. Yanılıp Harb'te bize hıyânet eden Hicaz, Suriye, Irak bile hakikati görmüş, pişman olmuş, bize kucak açmaya, yalvarmaya başlamıştır. Fakat biz Müslüman memleketlerinden yüzümüzü çevirmeliyiz. Cân-i gönülden onların saadetini isteriz. Bize Misâk-ı Milli'nin çizdiği hudut yetişir. Onu imar ve ihyâya çalışalım. Yemen, Irak ve hattâ Suriye gibi memleketler bize zaaf olmuşlardı. Bir daha bu hatâya düşmiyelim. Son ameliyatla kangren olmuş ve gövdemizi zehirleyip öldürmekte olan âzâ'yı kesip attık. Sağlamlaştık. Her kim ki bu devrede fütûhât ve istilâ hevesine düşer, Türk Vatanı'na hiyanet eder.<ref>Rıza Nur, ''Türk Tarihi, Cilt 1'', s. 221.</ref> * Esbab-i mûcibeden sonra gelen 3 madde kâfi değildi. Buna bir gün sonra diğer 3 madde daha ilâve ettim. Tekemmül etti. Teşkil edilen bir Encümen bu altı maddeyi iki madde halinde cem etti. Vâkia ikinci Grub maddeleri kısmen kendisine atfetmiş ve Encümen mazbatasında da böyle geçirtmiş ise de, benim ilâvem onların teklifinden bir gün evvel gazetelerde bile intişar etmişti. İttifâk-ı âra ile kabul edilen bu takririme «1 Teşrinisâni Kararı» adı verildi. Bu takrirle Pâdişahlık lağv, hâkimiyet bilâ kayd-ü şart Millete naklediliyor, Hilâfet Devlet'ten ayrılıyordu. İşte bu suretle bu mühim inkılâb husûle geldi. Bunun üzerine Vahideddin yükte hafif, kıymette ağır nesi varsa alelacele toplayıp etrafındaki Çerkesler'le beraber ve ingilizler'in delâleti ile bir ingiliz harp gemisine girip ecnebî memleketine kaçtı. İşte bu hâin ve uğursuz Pâdişah'ın kaçmasiyle de Türkiye'de Osmanlı Hânedânı da göçtü. Demek ki Türkiye bu güne kadar Selçuk Hânedânı, Osmanlı Hânedânı, Hâkimiyet-i Milliye olmak üzere üç devir geçirmiş oldu. Bu vak'a ile millet, vergi suretinde parasını alıp saraylarda keyif ve sefahatla yiyen, çıplak milletin hiçbir derdine derman olmıyan, bilâkis millete zulüm eden bu «pâdişah» adını taşıyan müstebit ve sefih insanlardan kurtuldu. Artık kendi kendisini idâre edecektir. Hâkimiyet-i Millîye idârelerin en mükemmelidir. Saâdeti Millet'e bu idâre verecektir. Zaten son zamanlarda bütün dünyadaki meyil ve hareket hâkimiyet-i millîye ve cumhuriyet'e doğrudur. Zaferlerimizi, bu inkılâblarımızı cihân alkışladı. Bunlara bakarak Türkiye'nin hakikaten kurtulduğunu ve büyük bir devlet ve millet olacağını söylediler. Artık eski Osmanlı imparatorluğu münkariz olmuş, yerine yeni bir Türkiye, Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükûmeti kaim olmuş oldu. Artık bu Devlet'in adı Türkiye'dir. Bu Devlet, lâik bir surette kuruluyor, kanunlar kâmilen lâik olacaktır. Din yalnız umur-u dinîye ile iştigal edecektir. Böyle olmayınca bir devlete bu asırda hayat yoktur. Nitekim bütün Avrupa Devletleri de bunu yapmışlar ve ancak bu sâyede bugün gördüğümüz gibi kuvvetli devletler olmuşlardır.<ref>Rıza Nur, ''Türk Tarihi, Cilt 1'', s. 215, 216.</ref> * İbne bizim milletçe hakirdir. Hakikaten bence de ibne olan bir erkekten hayır yoktur. Örnekler gördük. Bunlar kadın gibi oluyorlar; bunlarda mertlik, erkeklik, istiklal kalmıyor. Emre, himayeye muhtaç ve muti oluyorlar. Her fenalığı yapmakta mahzur görmüyorlar. Hayatımıza böylelerini daima ahlaksız, meziyetsiz gördük. İstisnaları pek azdır. Babur Şah da hatıratında bir vaka zikredip zabitlerinden biri için diyor ki:" İbneler kahraman olmaz". Türk yöneticileri bu fenalığı ıslah edecek yolları aramalıdır!<ref>Rıza Nur, ''Hayat ve Hatıratım Cilt I'', s. 85.</ref> * Onlardan istediğimiz sade Türkçe konuşmak ve bir Türk gibi düşünmektir, başka bir şey değil! Bunu istemeyenler memleketi derhal terk etmelidir. Namusun icabı budur. Puştluğa gerek yok!<ref>Rıza Nur, ''Hayat ve Hatıratım Cilt I'', s. 143.</ref> * Ben sonra anladım ki, bu çocuğa (Harbiyeli asker öğrenci) aşık olmuştum. Görmesem aklımdan hiç çıkmıyor, görsem yüzüne bakamıyor, içimde heyecan duyuyordum. Bir gün dahi bir kötü şey hatırıma gelmemiş, ona bir kötü söz söylememişimdir. Bu, tabii, saf ve pak bir sevgi idi. Ancak bu bir kız değildi. Kız olsaydı kim bilir nasıl severdim veya yine bu kadar severdim? Kim bilebilir? Böyle bir aşkın sonu kesinlikle livata (cinsel ilişki) demektir.<ref>Rıza Nur, ''Hayat ve Hatıratım Cilt I'', s. 93.</ref> * Toplantıda (Lozan Antlaşması) bir de ne olsun? Puşt Saka Hasan Kaya burnundan çıkardığı sümükleri Fransız delegelerin üstüne atıp duruyor. Bu Sakalar böyle puşttur. İstisnasını ben görmedim. Aksini iddia eden de puşt oğlu puşttur.<ref>Rıza Nur, ''Hayat ve Hatıratım Cilt 4'', s. 1546.</ref> * Bu Fevzi tuhaf bir adamdır. Adı Mustafa Fevzi'dir. Kavaklı Fevzi derler. Meşrutiyetin ilânı zamanında Manastır'a hürriyetperverleri vurmak için Abdülhamid tarafından gönderilen Boşnak Şemsi Paşa'nın evinde yetiştirdiği biridir. Bu te'dibe gelen Şemsi Paşa ile beraber, onun erkân-ı harbi olarak Manastır'a gelmiştir. Atıf, Şemsi Paşa'yı orada arabasında vurduğu vakit Mustafa Fevzi de aynı arabada Şemsi'nin yanında idi. İttihadcılar Fevzi'yi yakalayıp tevkif etmişler. Fevzi: «Ben size de hizmet ederim» demiş, serbest bırakılmıştır. Fevzi Paşa pek az lâkırdı söyler. Hiç dostu yoktur. Düşmanı da yok galiba. Kimse ile konuşmaz, ülfet etmez. Sade resmî işiyle meşguldür. Uzunca boylu, esmer, şişmancadır. Çok üşür. Kış oldu mu, kalın üç-dört fanila, üstüne yelek, üstüne hırka, ceket, kaput giyer. Bu kadar yükü nasıl taşır bilmem. Üstüne-başına hiç bakmaz. Pislik içindedir. Galiba saçını bile taradığı yok. Ay olur tıraş olmaz. Bıyık sarkık ve birbirine karışık. Bu hal ile yüzü tuhaftır. Hele kat kat fanilâ, hırka ve elbiseden vücudu hantal, porsuk bir manzara alır. Tırnakları uzun ve içi simsiyah pislik. Sigara, kahve, içki içmez. Beş vakit namazındadır. Bir hikâyesini anlatayım: Bir yâveri vardı. Bu yâver tanıdığım Demokrat Mustafa adında birinin kardeşi idi. Yâver bir gün bana anlattı: «Bizim Paşa bir iki aydır kaşınır. Gittikçe fazla kaşınır. Kaşınıyor, fakat bir şikâyet ettiği, bir şey yaptığı da yok. Kaşındığının farkında değil gibi duruyor, gittikçe fazla kaşınmağa başladı. Hele geceleri iki vücudunda kürek çeker gibi, bir düziye harekette. Aklıma geldi. «Galiba paşa uyuz oldu» dedim. Kendisine söylemek istedim. Cesaret edemedim. Acıyorum da. Nihayet baktım ki, hali fena. Bir gün: «Paşa, siz çok kaşınıyorsunuz. Kendinizi hekime gösterseniz iyi olur.» dedim. «Sahi... Ben kaşınıyorum değil mi? Bir doktor çağır!» dedi. Çağırdım. Doktor uyuz olduğunu söyledi. Uyuz bütün vücudunu dehşetli kaplamış. Kükürt merhemi verdi. Kurtuldu.» Bu vak'a şayanı hayret bir şeydir. Fevzi'yi gayet iyi tasvir ve tahlil eder: Bu adam iki aydır kaşınıyor da, farkında değil. Hem uyuz kaşınması müthiş şey. Farkında olmamak, iz'aç olmamak mümkün olmaz. Buna göre, demek Fevzi, gayet duygusuz, lâkayd, vurdumduymaz, bir işin farkında değil. İhmalci inisiyatifi olan âri bir adamdır. Hakikaten bütün işlerinde hayatında böyle bir adamdır.<ref>Rıza Nur, ''Hayat ve Hatıratım Cilt 3'', s. 846, 847.</ref> * [[II. Abdülhamid|Abdülhamid]] ne tilki idi. Mithat Paşa ve Namık Kemal’e de böyle yapmış, fırsat bulunca birinin kafasını kesmiş, diğerini sürmüştü. Abdülhamid’in çok korkak bir adam olduğunu o vakit gözümle gördüm. Abdülhamid hilekar bir insandı. Pek cahildi. Padişah olmak için hileler yapmış, o vakit ki işbaşlarına hürriyet ve meşrutiyet vaat etmişti. Padişah olunca Meclis’i fesh ve hürriyetçi ricali nefy etmişti. Etrafına kendi gibi cahilleri toplardı.<ref>''Hayat ve Hatıratım'', s. 274</ref> *([[Enver Paşa]] hakkında) Kafasız, cahil, aptal, ahmak, hırslı, helvacı kabağı kafalı, kuş beyinli, kara cahil, Samatya'nın tulumbacıları seviyesinde, Umumî Harpte bin bir halt yemiş, Rus delegesi gibi, vatana hıyanet içerisinde, meflûç, ilim ve tahsilden behresiz, kendini mümtaz bir mahlûk zanneden, sözleri ve konuşmaları tamamıyla çocuk sözü ve mantığı olan, helvacı kabağı kafalı ve hatta irtikapçı, yani rüşvetçi!<ref>Murat Bardakçı, Enver, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, s. 243</ref> * Dünyada en büyük iftiharım Türk yaratıldığımdır. Bu kadar tarih okudum, Türk kadar kahraman, mert, iyi yürekli, zeki ve akl-ı selim sahibi insan, Türk kadar büyük ve yüksek bir tarihe malik bir millet görmedim.<ref>Rıza Nur, Türk Tarihi, Cilt 1, s. 11</ref> * ([[Mustafa Kemal Atatürk|Mustafa Kemal Paşa]] hakkında) Bu adam kendisini ebedî kılmak istiyor. Her tarafı heykellerle doldurdu. Şehirlere, sokaklara, kendi adını verdi. Zaman ne sert şeydir. Bir gün bunların hepsini birden temizler. Acınacak aklı var... iyi iş yap da heykelini millet diksin...<ref>Rıza Nur (1967), Hayat ve Hatıratım (Cilt 4), s. 1505, Altındağ Yayınevi.</ref> == Kaynakça == {{Kaynakça}} [[Kategori:Kişiler-R]] [[Kategori:Türk hekimler]] [[Kategori:Türk siyasetçiler]] [[Kategori:Türk yazarlar]] [[Kategori:1879 doğumlular]] [[Kategori:1942 yılında ölenler]] b8387ie6pqas1nanc28u0ldd8ed2xi0 Vikisöz:Değişiklik sayılarına göre kullanıcılar listesi 4 24934 239129 239116 2026-06-08T21:30:07Z YBot 18235 Güncelleme 239129 wikitext text/x-wiki {{/begin}} <center> {| class="wikitable" ! # ! Kullanıcı ! Değişiklik sayısı ! Kullanıcı grupları |- | 1 | [[Kullanıcı:Victor Trevor|Victor Trevor]] | align="center" | 19.119 | editör |- | 2 | [[Kullanıcı:Vitruvian|Vitruvian]] | align="center" | 13.188 | editör |- | 3 | [[Kullanıcı:Felecita|Felecita]] | align="center" | 8.756 | hizmetli |- | 4 | [[Kullanıcı:Nosferatü|Nosferatü]] | align="center" | 8.679 | editör |- | 5 | [[Kullanıcı:ToprakM|ToprakM]] | align="center" | 7.128 | editör, arayüz yöneticisi |- | 6 | [[Kullanıcı:Brightt11|Brightt11]] | align="center" | 5.030 | editör |- | 7 | [[Kullanıcı:Tarih|Tarih]] | align="center" | 4.795 | editör |- | 8 | [[Kullanıcı:Nanahuatl|Nanahuatl]] | align="center" | 4.453 | editör |- | 9 | [[Kullanıcı:Ölümsüz Sözler|Ölümsüz Sözler]] | align="center" | 4.372 | |- | 10 | [[Kullanıcı:Turgut46|Turgut46]] | align="center" | 4.212 | editör |- | 11 | [[Kullanıcı:Babatolian|Babatolian]] | align="center" | 3.527 | editör |- | 12 | [[Kullanıcı:Feyyaztiftik|Feyyaztiftik]] | align="center" | 3.254 | editör |- | 13 | [[Kullanıcı:Fuzûlî|Fuzûlî]] | align="center" | 2.588 | |- | 14 | [[Kullanıcı:Modern primat|Modern primat]] | align="center" | 2.131 | beyaz liste |- | 15 | [[Kullanıcı:Mavrikant|Mavrikant]] | align="center" | 2.078 | editör |- | 16 | [[Kullanıcı:Viki|Viki]] | align="center" | 1.972 | |- | 17 | [[Kullanıcı:Berrram|Berrram]] | align="center" | 1.959 | editör |- | 18 | [[Kullanıcı:New user message|New user message]] | align="center" | 1.820 | |- | 19 | [[Kullanıcı:Evrifaessa|Evrifaessa]] | align="center" | 1.784 | editör |- | 20 | [[Kullanıcı:HakanIST|HakanIST]] | align="center" | 1.762 | editör |- | 21 | [[Kullanıcı:Kibele|Kibele]] | align="center" | 1.611 | editör |- | 22 | [[Kullanıcı:Yusuf kayadüğün|Yusuf kayadüğün]] | align="center" | 1.549 | |- | 23 | [[Kullanıcı:Dabeon|Dabeon]] | align="center" | 1.446 | editör |- | 24 | [[Kullanıcı:Science|Science]] | align="center" | 1.397 | editör |- | 25 | [[Kullanıcı:Cekli829|Cekli829]] | align="center" | 1.385 | editör |- | 26 | [[Kullanıcı:Vito Genovese|Vito Genovese]] | align="center" | 1.346 | editör |- | 27 | [[Kullanıcı:Yomralı|Yomralı]] | align="center" | 1.166 | |- | 28 | [[Kullanıcı:CommonsDelinker|CommonsDelinker]] | align="center" | 1.147 | editör |- | 29 | [[Kullanıcı:Mustafa MVC|Mustafa MVC]] | align="center" | 1.107 | editör |- | 30 | [[Kullanıcı:II. Niveles|II. Niveles]] | align="center" | 1.042 | |- | 31 | [[Kullanıcı:Aguzer|Aguzer]] | align="center" | 986 | |- | 32 | [[Kullanıcı:Diyapazon|Diyapazon]] | align="center" | 960 | editör |- | 33 | [[Kullanıcı:Sabri76|Sabri76]] | align="center" | 911 | editör |- | 34 | [[Kullanıcı:Kadı|Kadı]] | align="center" | 815 | hizmetli |- | 35 | [[Kullanıcı:Ayshe17|Ayshe17]] | align="center" | 761 | |- | 36 | [[Kullanıcı:Uncitoyen|Uncitoyen]] | align="center" | 758 | editör |- | 37 | [[Kullanıcı:1980OmerYilmaz|1980OmerYilmaz]] | align="center" | 674 | beyaz liste |- | 38 | [[Kullanıcı:Reality006|Reality006]] | align="center" | 669 | |- | 39 | [[Kullanıcı:3210|3210]] | align="center" | 589 | |- | 40 | [[Kullanıcı:By erdo can|By erdo can]] | align="center" | 523 | editör |- | 41 | [[Kullanıcı:Pivox|Pivox]] | align="center" | 522 | editör |- | 42 | [[Kullanıcı:~2026-16868-14|~2026-16868-14]] | align="center" | 518 | |- | 43 | [[Kullanıcı:Elvorix|Elvorix]] | align="center" | 504 | editör |- | 44 | [[Kullanıcı:Pinar|Pinar]] | align="center" | 446 | editör |- | 45 | [[Kullanıcı:Amfetamin|Amfetamin]] | align="center" | 439 | |- | 46 | [[Kullanıcı:Renamed user 41d4a6caf1d82f0a356d4fa13ee53984|Renamed user 41d4a6caf1d82f0a356d4fa13ee53984]] | align="center" | 418 | |- | 47 | [[Kullanıcı:Henrymorgan92|Henrymorgan92]] | align="center" | 417 | editör |- | 48 | [[Kullanıcı:Pathoschild|Pathoschild]] | align="center" | 394 | |- | 49 | [[Kullanıcı:Kendim~trwikiquote|Kendim~trwikiquote]] | align="center" | 390 | |- | 50 | [[Kullanıcı:DrArdeN|DrArdeN]] | align="center" | 390 | editör |- | 51 | [[Kullanıcı:Tragic Kingdom|Tragic Kingdom]] | align="center" | 389 | editör |- | 52 | [[Kullanıcı:Tehonk|Tehonk]] | align="center" | 386 | editör |- | 53 | [[Kullanıcı:Dbl2010|Dbl2010]] | align="center" | 385 | |- | 54 | [[Kullanıcı:Placeboizm|Placeboizm]] | align="center" | 374 | editör |- | 55 | [[Kullanıcı:Zaitsév|Zaitsév]] | align="center" | 352 | editör |- | 56 | [[Kullanıcı:Fzelen06|Fzelen06]] | align="center" | 331 | |- | 57 | [[Kullanıcı:Kutsalyolcusu|Kutsalyolcusu]] | align="center" | 330 | editör |- | 58 | [[Kullanıcı:Slayerized|Slayerized]] | align="center" | 325 | |- | 59 | [[Kullanıcı:Lionel Cristiano|Lionel Cristiano]] | align="center" | 324 | editör |- | 60 | [[Kullanıcı:Therou|Therou]] | align="center" | 311 | editör |- | 61 | [[Kullanıcı:Melinoë|Melinoë]] | align="center" | 303 | editör |- | 62 | [[Kullanıcı:Suelnur|Suelnur]] | align="center" | 295 | |- | 63 | [[Kullanıcı:Koc61|Koc61]] | align="center" | 262 | |- | 64 | [[Kullanıcı:Merube 89|Merube 89]] | align="center" | 244 | |- | 65 | [[Kullanıcı:Egemensen~trwikiquote|Egemensen~trwikiquote]] | align="center" | 238 | |- | 66 | [[Kullanıcı:Refrenantem|Refrenantem]] | align="center" | 237 | |- | 67 | [[Kullanıcı:Tegel|Tegel]] | align="center" | 234 | |- | 68 | [[Kullanıcı:Gnosis58|Gnosis58]] | align="center" | 230 | |- | 69 | [[Kullanıcı:Ralph102|Ralph102]] | align="center" | 222 | beyaz liste |- | 70 | [[Kullanıcı:Gökhan|Gökhan]] | align="center" | 221 | |- | 71 | [[Kullanıcı:阿尔达|阿尔达]] | align="center" | 218 | |- | 72 | [[Kullanıcı:Sinestik|Sinestik]] | align="center" | 214 | editör |- | 73 | [[Kullanıcı:Kayra|Kayra]] | align="center" | 213 | editör |- | 74 | [[Kullanıcı:Sae1962|Sae1962]] | align="center" | 212 | editör |- | 75 | [[Kullanıcı:Mutlutopuz|Mutlutopuz]] | align="center" | 210 | editör |- | 76 | [[Kullanıcı:Duvardakiyazi|Duvardakiyazi]] | align="center" | 198 | |- | 77 | [[Kullanıcı:Ersene|Ersene]] | align="center" | 196 | beyaz liste |- | 78 | [[Kullanıcı:Hsngllc|Hsngllc]] | align="center" | 193 | |- | 79 | [[Kullanıcı:07|07]] | align="center" | 186 | editör |- | 80 | [[Kullanıcı:Mors et Vita|Mors et Vita]] | align="center" | 178 | beyaz liste |- | 81 | [[Kullanıcı:Dbilgener|Dbilgener]] | align="center" | 177 | |- | 82 | [[Kullanıcı:Stultiwikia|Stultiwikia]] | align="center" | 176 | editör |- | 83 | [[Kullanıcı:Dakmor Tojira|Dakmor Tojira]] | align="center" | 164 | editör |- | 84 | [[Kullanıcı:Thomas|Thomas]] | align="center" | 163 | |- | 85 | [[Kullanıcı:Mereyü|Mereyü]] | align="center" | 156 | editör |- | 86 | [[Kullanıcı:Ata Barış|Ata Barış]] | align="center" | 155 | editör |- | 87 | [[Kullanıcı:Fatih.cyd|Fatih.cyd]] | align="center" | 151 | |- | 88 | [[Kullanıcı:Hazan|Hazan]] | align="center" | 149 | editör |- | 89 | [[Kullanıcı:Türkolog1984|Türkolog1984]] | align="center" | 146 | |- | 90 | [[Kullanıcı:Yahya1967|Yahya1967]] | align="center" | 141 | |- | 91 | [[Kullanıcı:Habil Özdemir|Habil Özdemir]] | align="center" | 137 | |- | 92 | [[Kullanıcı:ArthurBot|ArthurBot]] | align="center" | 132 | |- | 93 | [[Kullanıcı:Normike|Normike]] | align="center" | 132 | |- | 94 | [[Kullanıcı:Pusula Ölümsüz Sözler|Pusula Ölümsüz Sözler]] | align="center" | 131 | |- | 95 | [[Kullanıcı:Urungu97|Urungu97]] | align="center" | 129 | editör |- | 96 | [[Kullanıcı:Perfims|Perfims]] | align="center" | 127 | |- | 97 | [[Kullanıcı:Alaattin savas|Alaattin savas]] | align="center" | 120 | |- | 98 | [[Kullanıcı:Amia222|Amia222]] | align="center" | 119 | |- | 99 | [[Kullanıcı:Afakii|Afakii]] | align="center" | 118 | beyaz liste |- | 100 | [[Kullanıcı:Rəşid Nurməmmədov|Rəşid Nurməmmədov]] | align="center" | 115 | |} </center> lltm8qzfltlsoa2s838yp9m2nhadt3w Hasan Tahsin Feyizli 0 42977 239126 238906 2026-06-08T15:03:05Z Felecita 7339 239126 wikitext text/x-wiki {{Biyografi}} '''Hasan Tahsin Feyizli''' (d. 19 Ekim 1934, Kırşehir), Türk ilahiyatçı, akademisyen, öğretmen, elektrik mühendisi, mucit, çevirmen, Kur'an hâfızı, kurra hafız. *Göz nereye bakarsa gönül oraya akar. Gönül neye akarsa ayak oraya gider. Nereye baktığınıza dikkat edin. Allah’la irtibatı sıkı tutun, Allah’la aranız iyi olsun. Sabah-akşam arınma yapın. Hayatımda bir an bile ‘Yorgunluk’ ve ‘Yılgınlık’ hissetmedim. Daima azim içinde olun.<ref>[https://kadem.org.tr/prof-dr-hasan-tahsin-feyizli-genclerle-tecrube-paylasimi-programinda-bir-araya-geldi/ Prof. Dr. Hasan Tahsin Feyizli Gençlerle, Tecrübe Paylaşımı Programında Bir Araya Geldi]</ref> ==Kaynakça== {{Kaynakça}} {{DEFAULTSORT:Tahsin Feyizli, Hasan}} [[Kategori:Kişiler-F]] [[Kategori:Yaşayan insanlar]] [[Kategori:1934 doğumlular]] do0pem48qh9juy8wyiibe3u2b0jx801 Mirza Fetali Ahundov 0 44040 239127 222614 2026-06-08T15:11:06Z Felecita 7339 239127 wikitext text/x-wiki {{Biyografi | kişi_adı = Mirza Fetali Ahundov | resim_adı = Mirzə Fətəli Axundov 1.jpg | resim_başlığı = Azerbaycan'ın ilk ateist aydını olan yazar ve filozof. | doğum_tarihi = 1812 | doğum_yeri = Nuha, Şeki Hanlığı | ölüm_tarihi = 10 Mart 1878 | ölüm_yeri = Tiflis, Tiflis Guberniyası | Vikipedi = }} '''''Mirza Fetali Ahundov''', modern Azerbaycan edebiyatının kurucusu ve Azerbaycan'ın ilk ateist aydını olan yazar ve filozof. == Sözleri == * Herkesin kendi sanatı vardır iksir. * Dönmemek üzere gittikten sonra, bir daha geri gelmesin. * Sen, güzel gelin, ah salkımsöğüt, ama bazen boşamaya layıksın. * Bu nasıl tanrıdır ki? Bu acımasız ölüm hainleri onun yaratığı değil mi? * Bahsettiğiniz Tanrı, hayal gücünüzde yapay olarak yaratılmış bir Tanrıdır. * Halik bana böyle davranıyorsa, neden beni yarattı? Ben ondan hacan hayat mı istedim? * Benim haIkımı reziI eden o baykuşIarı (moIIaIarı) Tabutum üstünde uIaşmaya koymayın. * Kimi dar gözlü insanlar, cehennemin korkununun, insanı suç işlemekten alıkoymaya yaşıyor sanıyorlar. * Ben ne gelme ne de gitme istencine sahibim, o halde bana geliş ve gidişimin amacının sorulması yersizdir. * İslami dini evliyalarının sözünü dinlersek, bilim ve medeniyetin ışığından mahrum kalacağız; nasıl mahrum kaldık. * Doğu halkları, Arap dininin ortaya çıkışı ve Asya'da güç kazanmaları ile bir kez ve herkes için tam özgürlüğü kaybettiler. * Aklın kendisinin bir nedene ihtiyacı olmadığı kadar önemli olduğu gibi, evrenin de varlığında bir nedene ihtiyacı yoktur. * Kanıt ve kanıtlara ihtiyaç duymayan veya kanıt ve kanıtlara sahip olmayan herhangi bir teori bir bilimdir ve inanç değildir. * Bugün cehaleti içinde onun iyiliği ile deneyimleyebildiğiniz kişi için kendisiyle ilgili ve düşünmesini bana yönlendirmesini istiyorum. * Ben insanlığı körlükten kurtarmak istiyorum. 60-70 yıllık ömrünü tam bir körlük içinde geçiren insanın, yaşamdan elde ettiği yarar ne? * Dünyada Araplar kadar güzel masal uyduran, Farslar kadar bu masalı güzel anlatan, Türkler kadar bu masala inanan, ikinci bir millet yoktur. * Eğer bir insan 60 ya da 70 yıl boyunca bir hayvan gibi körü körüne yaşarsa ve bu dünyadan kör olarak ayrılırsa, böyle bir yaşamın insan için ne gibi bir tadı vardır? * Öyle görünüyor ki, dünya değişmeden, insan doğası dönüşüme uğramadan, ulusun var olan durumuna ve bileşimine karşın, bu dünyada insan eşitliği olanaksızdır. * İran'ın tüm nüfusu, dünyada onlardan daha akıllı bir kabile olmadığına inanıyor. Bu nedenle, öbür dünya bilimine güveniyorlar ve diğer Bilimler işe yaramaz ve işe yaramaz. * Tanrı ne zamana kadar uyuyordu ve sonra uyandığında, batıl inançların dünyasını kirlettiğini gördü ve o zaman peygamberleri ve Cennet kitaplarını göndermek ona geldi mi? * Eğer ona ibadet etmezsek bizi yakalar, bizi kızdırır, kıyamet gününü geri getirir, ölçekleri ayarlar, bizi sayar, bizi cehenneme döker ve bizi acı içinde tutar, bize intikam alır, dinlenir. * Eğer hakikatte, tek bir ulusun ve eşsiz bir Yaratıcının varlığına inanırsak, o zaman bu halk ve yaratıcı şekilsizdir ve şüphesiz Peygamberin Kuran'da bize gösterdiği gibi Tanrı değildir. * Dünyevi yaşamda, her şeyden önce bilgiye, bilgiden sonra özgürlüğe ve kurtuluştan sonra zenginliğe ihtiyacınız vardır, böylece hayatınızın beş gününü rahatça ve özgürce yaşayabilirsiniz. * Sevgili kardeşim! Her dinin üç koşul içerdiğini bilmen gerekir: inanç, ibadet ve ahlâk. Her dinin başat amacı ahlâk koşuludur, diğer iki koşul ise âhlak koşulunun kazanılması için sadece araçtır. * Ne özgün ne de çeviride benden hiç söz etmemenizi rica ediyorum sizden, çünkü bugünkü cehaleti içinde onun iyiliği için çabaladığımı henüz anlamayan kendi halkımın kin ve düşmanlığını bana yönelmesini istemiyorum. * Musa, İsa, Muhammed'in dinlerinden önce, dünyada sayısız din vardı. Örneğin, paganizm, ateşperestlik, brahmanizm... Bu nedenle, insan aklının merak ediyor, neden Tanrı, yarattığı dünyalar, izin, bu üç dine bir dünyada hayatta kalmak için birkaç bin yıl önce oluşturdukları bu üç dinin doğru olarak kabul edilir? * Öte yandan, din avcılarının raporlarına atıfta bulunarak, Musa'nın tur Dağı'na gittiğini, Yüce ile konuştuğunu ve çekirdeğini taşlara çarptığını ve çeşmelerin akmaya başladığını görüyoruz. Bu teorinin kanıtlara ve kanıtlara ihtiyacı vardır ve eğer kanıtları varsa, hiçbir kopya kesin olamaz; bu durumda, bu hipotezi bir bilim olarak düşünmemeliyiz, * İslami dini evliyalarının sözünü dinlersek, bilim ve medeniyetin ışığından mahrum kalacağız; nasıl mahrum kaldık.Ve eğer Avrupalı bilim adamlarının ve filozofların sözlerini dinlemek ve bilim ve medeniyet çemberine girmek ve barbarlık, vahşilik ve cehalette asalet bulmak istiyorsak, o zaman dinimize ve cennetteki patronları görmek için özlem içinde beslediğimiz tatlı arzulara elveda! * Ey, İran halkı! Eğer sen özgürlüğün tadını tatmış ve insan haklarından haberdar olsaydın, bugün içinde bulunduğun yüz kızartıcı bir kölelikten farksız durumuna razı olmazdın; ilerlemeye bilime yönelir, kendinde masonluğa yer verir, kulüpler kurar, mitingler düzenler, ulusal meclisini açar, güç ve düşünce birliğine götürecek her türlü aracı arar bulurdun ve sonunda kendini zorba yönetimin zulmünden kurtarırdın. * İran'da, aptal bir eğitimcinin çocukları ayak tabanlarına sopalarla vurarak cezalandırmak için o lanetli falaka mekanizmasına sahip olmadığı hiçbir okul yoktur! Cahil bir anne ya da babanın çocuğunu okula verirken, öğretmene, hem de çocuğun yanında şu sözleri söylemesi daha da tuhaftır: "Öğretmen bey! Oğlumu okuması için sana emanet ediyorum, eti senin kemiği benim, nasıl gerekiyorsa öyle eğit onu." Öğretmen de genellikle şu yanıtı verir: "İçin rahat olsun, sopalarla falaka her zaman onun gözünün önünde olacak. * Cehennem korkusundan dolayı halkın malları eline geçtiğinde yiyemeyen bir Müslüman var mı; kılsız bir çocukla karşılaştığında, ona vuramaz; ve fırsat ortaya çıktığında, toplumun kızına ve eşine tecavüz etmemeli mi?! Tüm hırsızlar, gezginler ve katiller, cahil insanların saflarından, yani cehenneme inanan insanlardan çıkarlar. Bilim adamlarından ve aydınlanmış insanlardan birinin hırsız, gezgin veya katil olduğunu fark ettiniz mi? Afrika'da insan cinsiyetinin küçük çocuklarını tutanlar acımasızca Hac peşinde koşup gerçekleştirdiler ve onları İslam ülkelerine hayvan olarak sattılar ve onları alan herkes cehenneme inanan insanlardı. * Nereye bakarsan bak, her yanda bir düzensizlik görüyorsun; sağa bakıyorsun bir tüccar parasızlıktan iş yapamadan, sola bakıyorsun bir köylü tarımsal araçlardan yoksun bir halde oturuyor. Devletin geliri çok az, gümrüklerde ve diğer mali kuruluşlarda büyük bir karışıklık yaşanıyor. Çiftlik ve toprak sahibi varsıl kimseler ve genel olarak çiftlik sahibi din adamları gibi üst tabakadan insanlar çeşitli camilere ve türbelere bağışlarda bulunuyorlar, devlet hazinesine ise tek kuruş verdikleri yok; böylece bütün vergi yükü, acımasız tahsildarların vergi tutarlarını düzenli ödemeleri konusunda aşağılama biçiminde üzücü işkenceler yaşattıkları yoksul halkın sırtına yıkılıyor. * Peygamber Mekke'de iken, henüz bir yardımcısı, destekçisi veya gücü yoktu. O zamanlar, Tanrımız sadece düşmanlarını veto etmekle yetindi. Peygamber Medine'ye taşındıktan sonra konumunu değiştirdi, burada birçok destekçisi ve Asistanı toplandı ve çalışmalarında ilerleme kaydedildi ve kendisi güç ve devletin sahibi oldu. Adaleti ve dürüstlüğü tamamen bir kenara koydu, kan dökülmesini, acımasızlığı başlattı, "Müşrikleri öldür! ayetini gönderdi. Siper işinden sonra, Cebrail aracılığıyla Peygamberin bani-Kureyş kabilesini kuşatmasını emretti. Peygamber onlara saldırdı, kalelerini ele geçirdi, mallarını ele geçirdi, eşlerini ve çocuklarını esir aldı. Adamlarını boynuna vurdu. Bu macera ile, evrenin Tanrı'sını nasıl adil sayabiliriz? == Kaynakça == ''1-[https://1000kitap.com/yazar/mirza-fetali-ahundov/alintilar Alıntılar]'' ''2- '''Felsefi Ve Politik Düşünceler''' Kitabın yazarı - Mirza Fetali Ahundov'' {{Vikiler| commons= | wikispecies= | wikt= | b= | s= | w= Mirza Fetali Ahundov | n= | m= | }} [[Kategori:Kişiler-M]] [[Kategori:Azeri filozoflar]] [[Kategori:1812 doğumlular]] [[Kategori:1878 yılında ölenler]] [[Kategori:Azeri yazarlar]] [[Kategori:Ateistler]] gv9xr1w3jscibhc18w6q3cyu43q0kcd Nevrozlar 0 47272 239131 2026-06-09T00:10:28Z Oltugtalun 35700 "{{Biyografi |kişi_adı= Oltuğ Talun |resim_adı= Oltuğ Talun.jpg |resim_başlığı=(1993) |doğum_tarihi= [[23 Temmuz]] 1993 |doğum_yeri= İstanbul, Türkiye }}'''''Oltuğ Talun''' (d. 23 Temmuz 1993) Türk yazar.'' == Biyografi == Türk Romancı, Şair, Tiyatro ve Felsefi deneme yazarı. 23 Temmuz 1993'te İstanbul'da doğdu. 11 yaşında kendini belirli bir Sanat ve Edebiyat Kültürü içinde buldu. Eğitimli bir ailenin ikinci çocuğu olarak..." içeriğiyle yeni sayfa oluşturdu 239131 wikitext text/x-wiki {{Biyografi |kişi_adı= Oltuğ Talun |resim_adı= Oltuğ Talun.jpg |resim_başlığı=(1993) |doğum_tarihi= [[23 Temmuz]] 1993 |doğum_yeri= İstanbul, Türkiye }}'''''Oltuğ Talun''' (d. 23 Temmuz 1993) Türk yazar.'' == Biyografi == Türk Romancı, Şair, Tiyatro ve Felsefi deneme yazarı. 23 Temmuz 1993'te İstanbul'da doğdu. 11 yaşında kendini belirli bir Sanat ve Edebiyat Kültürü içinde buldu. Eğitimli bir ailenin ikinci çocuğu olarak 19 yaşında Romancı olmak istediğine karar verdi. Lise ve Üniversiteyi bitirdikten sonra Felsefeye Psikolojiye yöneldi ve okulda bitirdiği mesleği icra etmeyerek kendini Ruh Bilimi konusunda geliştirdi. O günden günümüze çeşitli romanlar, tiyatro eserleri, deneme yazıları ve şiirler yazdı. İlk romanı 'Nevrozlar' 2025'in Aralık ayında yayımlandı. Aristokrasiye münhasır bir aileden gelen Oltuğ Talun'un babasının soyu Osmanlı Hanedanlığına ve Molla Dedelere, annesi ise Yugoslavya göçmenidir ve soyu Alim dedelere bağlıdır. Babası mal varlığını kaybetmeden önce yakın çevresi ve akrabaları tarafından zengin bir ailenin oğlu olarak görülür ve bilinirdi. TALUN çocukluğunu ve gençliğini o sıralar şehrin dışında yer alan Parkköy isimli bir tatil köyünde geçirdi. Bir yandan eğitimini tamamladığı okulda Türkçe, İngilizce ve Almanca dillerini öğreniyordu. Müslüman bir aileden gelse de kendini ateist bir yeniyetme gibi görür, içinde çok az dini coşku taşırdı. TALUN kendisini iyi bir edebiyat ve sanat okuru olarak tanımlar ve iyi bir Proust ve Nabokov araştırmacısı olarak bilinir. == Nevrozlar Romanından == * "..sevgilim yataktan çıkar çıkmaz küçük adımlarla ilerledi; alt kattaki mutfağa gitmek için özür diledi ve bakışlarında, belki de yıllarca daima gördüğüm bir gülümsemeyle bir şey isteyip istemediğimi sordu; beni okşayarak sevdiği zamanlardaki gibi bakışlarıyla bana bir öpücük yolladı âdeta.." * Ada’yla benim yukarıda hiç sonu gelmeyecekmiş gibi sessizce sevişmemiz, bizi boyunduruğu altına alan, kendisine bağlayan cinselliğin bir ürünüydü; şüphesiz onun güzel yüzü, şefkatli ellerimi tuttuğunda gençliğin ölümsüz gücü ve ışıltısıyla parlıyor, gözyaşlarının dindirmeye çalıştığı o gece bu yeni şefkat kadar üzücü olmayan, onun ruhunu ve bedenini saran zarafetini anlamamı sağlayan, ruhuna gizlice ilk kırışıklığı verdiğim, karşımda aynı acıma duygusunu yaratmayan ve üzülmeme neden olsa da aksine bu yüzden mutlu olmamı sağlayan birçok kimse gibi, gönlü zihinsel bir yarar sağlamayacak olan her şeyden uzakta duran Ada’nın güzel şeylere sağladığı yarara ve ihtiyaçlarımızı karşılamaktan çok, eski zaman insanlarının hayatını, bayağılığını ve estetik değere sahip olan her şeyi, hâkimiyet kurduğu, onun yerine sanata yönelmeyi yeğlediği ve böylece yaşantımızdaki sanat oranını katladığı, yaşam yerine büyük bir ressamın ya da şairin ruhuna sahip olduğu bilindiğinden, birbirimizin birbirimize zarar vermeden önceki hâlini çok iyi görüyor ve anlıyorduk.. ==Kaynakça== {{Kaynakça}} {{Vikiler| commons= {{PAGENAME}} | wikispecies= | wikt= | b= | s= | w= {{PAGENAME}} | n= | m= | }} [[gd:Oltuğ Talun]] [[io:Oltuğ Talun]] [[sw:Oltuğ Talun]] [[lv:Oltuğ Talun]] [[Kategori:Kişiler-T]] [[Kategori:Türk yazarlar]] [[Kategori:1993 doğumlular]] akhb1jlmxtz8vgm8qle33fnprvxqnzf 239132 239131 2026-06-09T00:10:49Z Oltugtalun 35700 239132 wikitext text/x-wiki {{Biyografi |kişi_adı= Oltuğ Talun |resim_adı= Oltuğ Talun.jpg |resim_başlığı=(1993) |doğum_tarihi= [[23 Temmuz]] 1993 |doğum_yeri= İstanbul, Türkiye }}'''''Oltuğ Talun''' (d. 23 Temmuz 1993) Türk yazar.'' == Biyografi == Türk Romancı, Şair, Tiyatro ve Felsefi deneme yazarı. 23 Temmuz 1993'te İstanbul'da doğdu. 11 yaşında kendini belirli bir Sanat ve Edebiyat Kültürü içinde buldu. Eğitimli bir ailenin ikinci çocuğu olarak 19 yaşında Romancı olmak istediğine karar verdi. Lise ve Üniversiteyi bitirdikten sonra Felsefeye Psikolojiye yöneldi ve okulda bitirdiği mesleği icra etmeyerek kendini Ruh Bilimi konusunda geliştirdi. O günden günümüze çeşitli romanlar, tiyatro eserleri, deneme yazıları ve şiirler yazdı. İlk romanı 'Nevrozlar' 2025'in Aralık ayında yayımlandı. Aristokrasiye münhasır bir aileden gelen Oltuğ Talun'un babasının soyu Osmanlı Hanedanlığına ve Molla Dedelere, annesi ise Yugoslavya göçmenidir ve soyu Alim dedelere bağlıdır. Babası mal varlığını kaybetmeden önce yakın çevresi ve akrabaları tarafından zengin bir ailenin oğlu olarak görülür ve bilinirdi. TALUN çocukluğunu ve gençliğini o sıralar şehrin dışında yer alan Parkköy isimli bir tatil köyünde geçirdi. Bir yandan eğitimini tamamladığı okulda Türkçe, İngilizce ve Almanca dillerini öğreniyordu. Müslüman bir aileden gelse de kendini ateist bir yeniyetme gibi görür, içinde çok az dini coşku taşırdı. TALUN kendisini iyi bir edebiyat ve sanat okuru olarak tanımlar ve iyi bir Proust ve Nabokov araştırmacısı olarak bilinir. == Nevrozlar Romanından == * "..sevgilim yataktan çıkar çıkmaz küçük adımlarla ilerledi; alt kattaki mutfağa gitmek için özür diledi ve bakışlarında, belki de yıllarca daima gördüğüm bir gülümsemeyle bir şey isteyip istemediğimi sordu; beni okşayarak sevdiği zamanlardaki gibi bakışlarıyla bana bir öpücük yolladı âdeta.." * Ada’yla benim yukarıda hiç sonu gelmeyecekmiş gibi sessizce sevişmemiz, bizi boyunduruğu altına alan, kendisine bağlayan cinselliğin bir ürünüydü; şüphesiz onun güzel yüzü, şefkatli ellerimi tuttuğunda gençliğin ölümsüz gücü ve ışıltısıyla parlıyor, gözyaşlarının dindirmeye çalıştığı o gece bu yeni şefkat kadar üzücü olmayan, onun ruhunu ve bedenini saran zarafetini anlamamı sağlayan, ruhuna gizlice ilk kırışıklığı verdiğim, karşımda aynı acıma duygusunu yaratmayan ve üzülmeme neden olsa da aksine bu yüzden mutlu olmamı sağlayan birçok kimse gibi, gönlü zihinsel bir yarar sağlamayacak olan her şeyden uzakta duran Ada’nın güzel şeylere sağladığı yarara ve ihtiyaçlarımızı karşılamaktan çok, eski zaman insanlarının hayatını, bayağılığını ve estetik değere sahip olan her şeyi, hâkimiyet kurduğu, onun yerine sanata yönelmeyi yeğlediği ve böylece yaşantımızdaki sanat oranını katladığı, yaşam yerine büyük bir ressamın ya da şairin ruhuna sahip olduğu bilindiğinden, birbirimizin birbirimize zarar vermeden önceki hâlini çok iyi görüyor ve anlıyorduk.. ==Kaynakça== {{Kaynakça}} {{Vikiler| commons= {{PAGENAME}} | wikispecies= | wikt= | b= | s= | w= {{PAGENAME}} | n= | m= | }} [[gd:Oltuğ Talun]] [[io:Oltuğ Talun]] [[sw:Oltuğ Talun]] [[lv:Oltuğ Talun]] [[Kategori:Kişiler-T]] [[Kategori:Türk yazarlar]] [[Kategori:1993 doğumlular]] 6rkguwv8wkdcnwq2jse9hejs480fxey