Vikikaynak
trwikisource
https://tr.wikisource.org/wiki/Anasayfa
MediaWiki 1.47.0-wmf.23
first-letter
Ortam
Özel
Tartışma
Kullanıcı
Kullanıcı mesaj
Vikikaynak
Vikikaynak tartışma
Dosya
Dosya tartışma
MediaWiki
MediaWiki tartışma
Şablon
Şablon tartışma
Yardım
Yardım tartışma
Kategori
Kategori tartışma
Kişi
Kişi tartışma
Portal
Portal tartışma
Sayfa
Sayfa tartışma
Dizin
Dizin tartışma
TimedText
TimedText talk
Modül
Modül tartışma
Event
Event talk
Aylı Gece Serin Külek Göy Çemen
0
1619
174975
154339
2026-10-12T11:04:52Z
~2026-54919-19
26919
Yazım hatası düzeltildi
Yöreye özgü söylem eklendi
174975
wikitext
text/x-wiki
{{Eser başlığı|başlık=Aylı Gece Serin Külek Göy Çemen|esersahibi=Anonim|bölüm=|önceki=[[:Kategori:Azerbaycan türküleri|Azerbaycan türküleri]]|sonraki=|notlar=}}
<poem>
Aylı gece serin gülek göy çemen
Dört yanımız ıtır saçar yasemen
Ancah meni bu dertlere gargeden
Ne çemendir ne çiçeğdir
Sen sen sen sen sen sen
A gülüm sen sen sen sen sen sen
Bir söz akır dodağından dilinden
Canan değil can bilirem seni men
Gece gündüz şu sinemde döğünen
Ne könüldür ne ürehdir
Sen sen sen sen sen sen
A gülüm sen sen sen sen sen sen
</poem>
{{eser son|kaynak=Anonim|telif={{Anonim eser}}}}
[[Kategori:Azerbaycan türküleri]]
nxw7wgtfjd4ew7iyicu1aziulxackka
174976
174975
2026-10-12T11:06:20Z
~2026-54919-19
26919
/* */ Yazım düzeltildi
174976
wikitext
text/x-wiki
{{Eser başlığı|başlık=Aylı Gece Serin Külek Göy Çemen|esersahibi=Anonim|bölüm=|önceki=[[:Kategori:Azerbaycan türküleri|Azerbaycan türküleri]]|sonraki=|notlar=}}
<poem>
Aylı gece serin gülek göy çemen
Dört yanımız ıtır saçar yasemen
Ancah meni bu dertlere garkeden
Ne çemendir ne çiçeğdir
Sen sen sen sen sen sen
A gülüm sen sen sen sen sen sen
Bir söz akır dodağından dilinden
Canan değil can bilirem seni men
Gece gündüz şu sinemde döğünen
Ne könüldür ne ürehdir
Sen sen sen sen sen sen
A gülüm sen sen sen sen sen sen
</poem>
{{eser son|kaynak=Anonim|telif={{Anonim eser}}}}
[[Kategori:Azerbaycan türküleri]]
35l4xgw2p3u4uagontt4ur6tyd5s78g
Orhun Yazıtları (Tonyukuk)
0
5096
174922
174921
2026-10-11T16:20:05Z
~2026-48109-74
26757
174922
wikitext
text/x-wiki
{{eser başlığı
| başlık = Orhun Yazıtları (Tonyukuk)
| önceki =
| sonraki =
| bölüm =
| eser sahibi =
| notlar =
| vikipedi = Tonyukuk Yazıtı
}}
== Birinci Taş ==
=== Batı Yüzü ===
{| class="wikitable"
|+ '''Tonyukuk 1. taş, 1. yüz (batı) 7 dizi'''
! colspan="2" | #
! Göktürk Türkçesi (aslı)
! Harf çevirisi
! Çeviri yazı
! Türkiye Türkçesi çevirisi
|-
| 1-B1
| ty1-1-b-7-01
| style="text-align:right;" | 𐰋𐰃𐰠𐰏𐰀: 𐱃𐰆𐰪𐰸𐰸: 𐰋𐰤: 𐰇𐰕𐰢: 𐱃𐰉𐰍𐰲: 𐰃𐰠𐰭𐰀: 𐰶𐰠𐰦𐰢: 𐱅𐰇𐰼𐰚: 𐰉𐰆𐰑𐰣: 𐱃𐰉𐰍𐰲𐰴𐰀: 𐰝𐰇𐰼𐰼: 𐰼𐱅𐰃
| BİLGE: TUNYUKUK: BEN: ÖZM: TaBGaÇ: İLİŇE: KILINTIM: TÜRK: BODN: TABGAÇKA: KÖRR: ERTİ:
| Bilge Tonyukuk'um. Ben özüm Çin ilinde kılındım (doğdum). Türk boyları Çin'e görür (bağlı) idi.
|-
| 1-B2
| ty1-1-b-7-02
| style="text-align:right;" | 𐱅𐰇𐰼𐰚: 𐰉𐰆𐰑𐰣: 𐰴𐰣𐰃𐰤: 𐰉𐰆𐰞𐰢𐰘𐰤: 𐱃𐰉𐰍𐰲𐰑𐰀: 𐰑𐰺𐰡𐰃: 𐰴𐰣𐰞𐰦𐰃: 𐰴𐰣𐰃𐰤: 𐰸𐰆𐰑𐰯: 𐱃𐰉𐰍𐰲𐰴𐰀: 𐰖𐰣𐰀: 𐰃𐰲𐰚𐰓𐰃: 𐱅𐰭𐰼𐰃: 𐰨𐰀: 𐱅𐰢𐰾: 𐰼𐰨: 𐰴𐰣: 𐰋𐰼𐱅𐰢
| TÜRK: BODN: KANİN: BOLMYİN: TABGAÇDA: ADRILTI: KANLNTI: KANİN: KODP: TABGAÇKA: YANA: IÇKDİ: TEŇRİ: NÇA: TM: ERiNÇ: KAN: BERTİM:
| Türk boyları kağan bulamadan Çin'den ayrıldı, kağanlandı, [ama] kağanı koyup (terkedip) Çin'e yine döndü. Tanrı anca demiş[ki] gerçek: "Baş verdim,
|-
| 1-B3
| ty1-1-b-7-03
| style="text-align:right;" | 𐰴𐰣𐰭𐰤: 𐰸𐰆𐰑𐰯: 𐰃𐰲𐰚𐰓𐰭: 𐰃𐰲𐰚𐰓𐰭: 𐰇𐰲𐰤: 𐱅𐰭𐰼𐰃: 𐰇𐰠𐱅𐰢𐰾: 𐰼𐰨: 𐱅𐰇𐰼𐰚: 𐰉𐰆𐰑𐰣: 𐰇𐰠𐱅𐰃: 𐰞𐰴𐰦𐰃: 𐰖𐰸: 𐰉𐰆𐰡𐰃: 𐱅𐰇𐰼𐰚: 𐰾𐰃𐰼: 𐰉𐰆𐰑𐰣: 𐰘𐰼𐰃𐰤𐱅𐰀
| KANIŇİN: KODP: IÇKDŇ: IÇKDŇ: ÜÇN: TEŇRİ: ÖLTM: ERiNÇ: TÜRK: BODN: ÖLTİ: ALKINTI: YOK: BOLTI: TÜRK: SİR: BODN: YERİNTE:
| Başını koyup döndün. Döndüğün için Tanrı öldürmüş gerçek". Türk boyları öldü, eridi, yok oldu. Türk Sir boylarının yerinde (yurdunda)
|-
| 1-B4
| ty1-1-b-7-04
| style="text-align:right;" | 𐰉𐰆𐰑: 𐰴𐰞𐰢𐰑𐰃: 𐰃𐰑𐰀: 𐱃𐱁𐰑𐰀: 𐰴𐰞𐰢𐰾𐰃: 𐰸𐰆𐰉𐰺𐰣𐰯: 𐰘𐱅𐰃: 𐰘𐰇𐰕: 𐰉𐰆𐰡𐰃: 𐰚𐰃: 𐰇𐰠𐰏𐰃: 𐱃𐰞𐰍: 𐰼𐱅𐰃: 𐰋𐰃𐰼: 𐰇𐰠𐰏𐰃: 𐰖𐰑𐰍: 𐰼𐱅𐰃: 𐰘𐱅𐰃: 𐰘𐰇𐰕: 𐰚𐰃𐰾𐰃𐰏
| BOD: KALMDI: IDA: TAŞDA: KALMI: KUBRNIP: YETİ: YÜZ: BOLTI: EKİ: ÜLGİ: ATLIG: ERTİ: BİR: ÜLGİ: YADAG: ERTİ: YETİ: YÜZ: KİSİG:
| boy kalmadı. Uzakta, dışda kalmışı toparlanıp yediyüz [kişi] oldu. İki bölüğü atlı idi, bir bölüğü yaya idi. Yediyüz kişiyi
|-
| 1-B5
| ty1-1-b-7-05
| style="text-align:right;" | 𐰆𐰑𐰕𐰍𐰢𐰀: 𐰆𐰞𐰍𐰃: 𐱁𐰑𐰼𐱅𐰃: 𐰖𐰍𐰞: 𐱅𐰃𐰓𐰃: 𐰖𐰍𐰢𐰾𐰃𐰋𐰤𐰼𐱅𐰢: 𐰋𐰃𐰠𐰏𐰀: 𐱃𐰆𐰪𐰸𐰸: 𐰴𐰍𐰣𐰢𐰆𐰶𐰃𐰽𐰖𐰃𐰤: 𐱅𐰓𐰢: 𐰽𐰴𐰦𐰢: 𐱃𐰆𐰺𐰸𐰉𐰆𐰸𐰞𐰃: 𐰾𐰢𐰕𐰉𐰆𐰸𐰞𐰃: 𐰃𐰺𐰴𐰑𐰀
| UDZGMA: ULGI: ŞAD ERTİ: YAGIL: TİDİ: YAGMI BEN ERTiM: BİLGE: TUNYUKUK: KAGAN MU KISYIN: TİDİM: SAKINTIM: TORUQ BUQULI: MZ BUQULI: IRAKDA:
| yöneten ulu şad idi. Yağıl (katıl) dedi, yağmışı (katılanı) ben idim: Bilge Tonyukuk[...] Kağan mı kılayım dedim. Sakındım. Sıska boğa, semiz boğa arkaya
|-
| 1-B6
| ty1-1-b-7-06
| style="text-align:right;" | 𐰋𐰃𐰠𐰾𐰼: 𐰾𐰢𐰕𐰉𐰆𐰸𐰀: 𐱃𐰆𐰺𐰸: 𐰉𐰆𐰸𐰀: 𐱅𐰘𐰤: 𐰋𐰃𐰠𐰢𐰕𐰼𐰢𐰾: 𐱅𐰘𐰤: 𐰨𐰀: 𐰾𐰴𐰦𐰢: 𐰦𐰀: 𐰚𐰃𐰾𐰼𐰀: 𐱅𐰭𐰼𐰃: 𐰋𐰃𐰠𐰏: 𐰋𐰼𐱅𐰝: 𐰇𐰲𐰤: 𐰇𐰕𐰢: 𐰝: 𐰴𐰍𐰣: 𐰴𐰃𐰽𐰑𐰢: 𐰋𐰃𐰠𐰏𐰀: 𐱃𐰆𐰪𐰸𐰸: 𐰉𐰆𐰖𐰞𐰀: 𐰉𐰍𐰀: 𐱃𐰺𐰴𐰣
| BİLR: MZ BUKA: TORUQ: BUKA: TİYİN: BİLMZ RM: TiYiN: NÇA: KINTIM: NTA: KİSRE: TEŇRİ: BİLG: BERTÜK: ÜÇN: ÖZM: ÖK: KAGAN: KISDIM: BİLGE: TUNYUKUK: BOYLA: BAGA: TARKAN:
| tekme atsalar, semiz boğa mı, sıska boğa mı attı diye bilinmez imiş deyip anca sakındım. [O] andan sonra Tanrı bilgi verdiği için, özüm, kendim kağan kıldım. Bilge Tonyukuk, Boyla Bağa Tarkan
|-
| 1-B7
| ty1-1-b-7-07
| style="text-align:right;" | 𐰋𐰃𐰼𐰠𐰀: 𐰃𐰠𐱅𐰼𐰾: 𐰴𐰍𐰣: 𐰉𐰆𐰞𐰖𐰣: 𐰋𐰼𐰘𐰀: 𐱃𐰉𐰍𐰲𐰍: 𐰇𐰭𐰼𐰃: 𐰴𐰃𐱃𐰪𐰍: 𐰖𐰃𐰺𐰖𐰀: 𐰆𐰍𐰕𐰍: 𐰇𐰚𐰾: 𐰝: 𐰇𐰠𐰼𐱅𐰃: 𐰋𐰠𐰏𐰾𐰃: 𐰲𐰉𐰾𐰃: 𐰋𐰤: 𐰝: 𐰼𐱅𐰢: 𐰲𐰆𐰍𐰖: 𐰴𐰆𐰕𐰃𐰤: 𐰴𐰺𐰀: 𐰴𐰆𐰢𐰍: 𐰆𐰞𐰺𐰆𐰺: 𐰼𐱅𐰢𐰕
| BİRLE: İLTeR: KAGAN: BOLYıN: BRYE: TABGAÇIG: ÖŇRİ: KITANYIG: YIRYA: OGZG: ÖK: ÖK: ÖLRTİ: BLGİ: ÇBI: BeN: ÖK: ERTiM: ÇOGAY: KUZİN: KaRA: KUMG: OLRUR: ERTiMiZ:
| ile İlteriş kağan olunca Güney'de Çin'i, Doğu'da Kıtay'ı, Kuzey'de Oğuz'u pek çok öldürdü. Bilgesi, çavuşu ben kendim idim. Çoğay'ın Kuzeyi'nde Kara Kumuğ'da oturur idik.
|}
=== Güney Yüzü ===
{| class="wikitable"
|+ '''Tonyukuk 1. taş, 2. yüz (güney) 10 dizi'''
! colspan="2" | #
! Göktürk Türkçesi (aslı)
! Harf çevirisi
! Çeviri yazı
! Türkiye Türkçesi çevirisi
|-
| 1-G1
| ty1-2-g-10-01
| style="text-align:right;" | 𐰚𐰘𐰚: 𐰘𐰃𐰘𐰇: 𐱃𐰉𐰽𐰍𐰣: 𐰘𐰘𐰇: 𐰆𐰞𐰺𐰆𐰺: 𐰼𐱅𐰢𐰕: 𐰉𐰆𐰑𐰣: 𐰉𐰆𐰍𐰕𐰃: 𐱃𐰸: 𐰼𐱅𐰃: 𐰖𐰍𐰢𐰕: 𐱅𐰏𐰼𐰀: 𐰆𐰲𐰸: 𐱅𐰏: 𐰼𐱅𐰃: 𐰋𐰃𐰕: 𐰸𐰏: 𐰼𐱅𐰢𐰕: 𐰨𐰀: 𐰆𐰞𐰺𐰺: 𐰼𐰃𐰚𐰠𐰃: 𐰆𐰍𐰕𐰑𐰦𐰣: 𐰚𐰇𐰼𐰏: 𐰚𐰠𐱅𐰃
| KiYiK: YİYÜ: TaBıŞGaN: YiYÜ: OLuRUR: eRTiMiZ: BODuN: BOGuZI: ToK: eRTİ: YaGıMıZ: TeGRE: OÇUK: TeG: eRTİ: BİZ: iSiG: eRTiMiZ: aNÇA: OLuRuR: eRiKLİ: OGuZDıNDıN: KÖRüG: KeLTİ:
| Geyik yiyip, tavşan yiyip oturur idik. boyların boğazı tok idi. Yağımız çevrede ocak gibi idi, biz ateş idik. anca otururduk. Güclü Oğuzdan gözcü geldi.
|-
| 1-G2
| ty1-2-g-10-02
| style="text-align:right;" | 𐰚𐰇𐰼𐰏: 𐰽𐰉𐰃: 𐰦𐰍: 𐱃𐰆𐰴𐰕: 𐰆𐰍𐰕: 𐰉𐰆𐰑𐰣: 𐰇𐰕𐰀: 𐰴𐰍𐰣: 𐰆𐰞𐰺𐱃𐰃: 𐱅𐰃𐰼: 𐱃𐰉𐰍𐰲𐰍𐰺𐰆: 𐰸𐰆𐰣𐰃: 𐰾𐰭𐰇𐰤𐰏: 𐰃𐰑𐰢𐰾: 𐰴𐰃𐱃𐰪𐰍𐰺𐰆: 𐱃𐰆𐰭𐰺𐰀: 𐰾𐰢𐰏: 𐰃𐰑𐰢𐰾: 𐰽𐰉: 𐰨𐰀: 𐰕𐰴𐰪𐰀: 𐱅𐰇𐰼𐰚: 𐰉𐰆𐰑𐰣
| KÖRüG: SabI: aNTaG: TOKuZ: OGuZ: BODuN: ÜZE: KAGAN: OLuRTI: TİR: TaBGaÇGaRU: KONI: SeÑÜNüG: IDMıŞ: KITaYNGaRU: TOÑRA: eSiMiG: IDMıŞ: SaB: aNÇA: aZKıYNA: TÜRK: BODuN:
| gözcünün sözü şöyle: "Dokuz Oğuz boyları üzerine kağan oturdu." der. Çin yönüne Kum Paşa'yı göndermiş. Kıtay yönüne Tongra Esim'i göndermiş. Söz böyle: "Azıcık Türk boyları
|-
| 1-G3
| ty1-2-g-10-03
| style="text-align:right;" | 𐰖𐰆𐰺𐰃𐰖𐰺: 𐰼𐰢𐰾: 𐰴𐰍𐰣𐰃: 𐰞𐰯: 𐰼𐰢𐰾: 𐰖𐰍𐰆𐰲𐰃𐰾𐰃: 𐰋𐰃𐰠𐰏𐰀: 𐰼𐰢𐰾: 𐰆𐰞: 𐰴𐰃: 𐰚𐰃𐰾𐰃: 𐰉𐰺: 𐰼𐰾𐰼: 𐰾𐰃𐰤𐰃: 𐱃𐰉𐰍𐰲𐰍: 𐰇𐰠𐰇𐰼𐱅𐰲𐰃: 𐱅𐰃𐰼: 𐰢𐰤: 𐰇𐰭𐰼𐰀: 𐰶𐰃𐱃𐰪𐰍: 𐰇𐰠𐰼𐱅𐰲𐰃: 𐱅𐰃𐰼: 𐰢𐰤: 𐰋𐰃𐰤𐰃: 𐰆𐰍𐰕𐰍
| YORIYoR: eRMiŞ: KAGANI: aLP: eRMiŞ: aYGUÇISI: BİLGE: eRMiŞ: OL: KI: KİSİ: BaR: eRSeR: SİNİ: TaBGaÇıG: ÖLÜRTeÇİ: TİR: MeN: ÖŇRE: KITaYNıG: ÖLüRTeÇİ: TİR: MeN: BİNİ: OGuZuG:
| yürüyor imiş. Kağanı alp imiş. Danışmanı bilge imiş. O iki kişi var ise seni [de], Çin'i [de] öldürecek der[im] ben. Doğu'da Kıtay'ı öldürecek der[im] ben. Beni, Oğuz'u
|-
| 1-G4
| ty1-2-g-10-04
| style="text-align:right;" | 𐰇𐰠𐰼𐱅𐰲𐰃𐰚: 𐱅𐰃𐰼: 𐰢𐰤: 𐱃𐰉𐰍𐰲: 𐰋𐰼𐰓𐰤: 𐰘𐰤: 𐱅𐰏: 𐰶𐰃𐱃𐰪: 𐰇𐰭𐰓𐰤: 𐰘𐰤: 𐱅𐰏: 𐰋𐰤: 𐰘𐰃𐰺𐰑𐰦𐰖𐰣: 𐱅𐰏𐰘𐰃𐰤: 𐱅𐰇𐰼𐰚: 𐰾𐰃𐰼: 𐰉𐰆𐰑𐰣: 𐰘𐰼𐰃𐰤𐱅𐰀: 𐰃𐰓𐰃: 𐰖𐰆𐰺𐰢𐰕𐰆𐰣: 𐰆𐰽𐰺: 𐰃𐰓𐰃: 𐰖𐰸: 𐰶𐰃𐰽𐰞𐰢
| ÖLüRTeÇİK: TİR: MEN: TaBGaÇ: BiRiDiN: YaN: TEG: KITaYN: ÖŇDiN: YaN: TEG: BEN: YIRıDıNTıYaN: TeGeYİN: TÜRK: SİR: BODuN: YiRİNTE: İDİ: YORuMaZUN: USaR: İDİ: YOK: KISaLıM:
| öldürecek der[im] ben. Çin Güney'den yana değsin (saldırsın), Kıtay Doğu'dan yana değsin, ben Kuzey'den yana değeyim. Türk Sir boyları yerinde dursun. (Onun) ilerlemesi dahi dursun, [Türkü] yok kılalım
|-
| 1-G5
| ty1-2-g-10-05
| style="text-align:right;" | 𐱅𐰃𐰼: 𐰢𐰤: 𐰆𐰞: 𐰾𐰉𐰍: 𐰾𐰓𐰯: 𐱅𐰇𐰤: 𐰆𐰑𐰾𐰃𐰴𐰢: 𐰚𐰠𐰢𐰓𐰃: 𐰚𐰇𐰤𐱅𐰕: 𐰆𐰞𐰺𐰽𐰴𐰢: 𐰚𐰠𐰢𐰓𐰃: 𐰦𐰀: 𐰇𐱅𐰼𐰇: 𐰴𐰍𐰣𐰢𐰀: 𐰇𐱅𐰤𐱅𐰢: 𐰨𐰀: 𐰇𐱅𐰤𐱅𐰢: 𐱃𐰉𐰍𐰲: 𐰆𐰍𐰕: 𐰶𐰃𐱃𐰪: 𐰉𐰆: 𐰲𐰚𐰇: 𐰴𐰉𐰽𐰺
| TİR: MEN: OL: SaBıG: eŞiDiP: TÜN: UDıSIKıM: KeLMeDİ: KÜNTüZ: OLuRSıKıM: KeLMeDİ: aNDA: ÖTRÜ: KaGaNıMA: ÖTüNTüM: aNÇA: ÖTüNTüM: TaBGaÇ: OGuZ: KITaYN: BU: ÇKÜ: KaBıSaR:
| der[im] ben.". O sözü işitip gece uyuyasım gelmedi, gündüz oturasım gelmedi. Ondan ötürü kağanıma açıldım. Anca [böyle] söyledim: "Çin, Oğuz, Kıtay, bu üçü birleşirse
|-
| 1-G6
| ty1-2-g-10-06
| style="text-align:right;" | 𐰴𐰡𐰲𐰃: 𐰋𐰕: 𐰇𐰕: 𐰃𐰲𐰃: 𐱃𐰽𐰣: 𐱃𐰆𐱃𐰢𐱁: 𐱅𐰏: 𐰋𐰃𐰕: 𐰖𐰆𐰖𐰴𐰀: 𐰼𐰚𐰠𐰏: 𐱅𐰆𐰯𐰞𐰍𐰞𐰃: 𐰆𐰲𐰕: 𐰼𐰢𐰾: 𐰘𐰨𐰏𐰀: 𐰼𐰚𐰠𐰏: 𐰇𐰕𐰏𐰠𐰃: 𐰆𐰲𐰕: 𐰖𐰆𐰖𐰴𐰀: 𐰴𐰞𐰣: 𐰉𐰆𐰞𐰾𐰺: 𐱃𐰆𐰯𐰞𐰍𐰆𐰞𐰸: 𐰞𐰯: 𐰼𐰢𐰾: 𐰘𐰨𐰏𐰀
| KaLTaÇI: BiZ: ÖZ: İÇİ: TaSıN: TUTMıŞ: TEG: BİZ: YUYKA: eRKLiG: TUPuLGaLI: UÇZ: eRMiŞ: YiNÇGE: eRKLiG: ÖZGüLİ: UÇZ: YUYKA: KALIN: BOLSaR: TUPuLGULUK: aLP: eRMiŞ: YiNÇGE:
| biz [kala] kalacağız. Öz içi dışından tutulmuş gibi[yiz] biz. Yufka gücündekini delmek ucuz (kolay) imiş. İnce gücündekini kırmak ucuz. Yufka kalın olsa delinmesi çetin imiş. İnce
|-
| 1-G7
| ty1-2-g-10-07
| style="text-align:right;" | 𐰖𐰆𐰍𐰣: 𐰉𐰆𐰞𐰽𐰺: 𐰇𐰕𐰏𐰠𐰝: 𐰞𐰯: 𐰼𐰢𐰾: 𐰇𐰭𐰼𐰀: 𐰶𐰃𐱃𐰪𐰑𐰀: 𐰉𐰺𐰖𐰀: 𐱃𐰉𐰍𐰲𐰑𐰀: 𐰴𐰆𐰺𐰖𐰀: 𐰴𐰆𐰺𐰑𐰦𐰀: 𐰖𐰃𐰺𐰖𐰀: 𐰆𐰍𐰕𐰑𐰀: 𐰚𐰃: 𐰇𐰲: 𐰋𐰃𐰭: 𐰾𐰇𐰢𐰕: 𐰚𐰠𐱅𐰲𐰢𐰕: 𐰉𐰺: 𐰢𐰆: 𐰤𐰀: 𐰨𐰀: 𐰇𐱅𐰤𐱅𐰢
| YOGUN: BOLSAR: ÜZGÜLÜK: ALP: ERMİŞ: ÖŇRE: KITANYDA: BİRİYE: TABGAÇDA: KURIYA: KURıDıNTA: YIRıYA: OGZDA: EKİ: ÜÇ: BİŇ: SÜMZ: KeLTeÇiMiZ: BaR: MU: NE: aNÇA: ÖTüNTüM:
| yoğun olsa kırmak çetin imiş. Doğu'da Kıyayn'dan, Güney'de Çin'den, Batı'da Batılı'lardan, Kuzey'de Oğuz'dan iki üç bin erimiz gelecek var mı ne? Böyle söyledim [kağana].
|-
| 1-G8
| ty1-2-g-10-08
| style="text-align:right;" | 𐰴𐰍𐰣𐰢: 𐰋𐰢: 𐰇𐰕𐰢: 𐰋𐰃𐰠𐰏𐰀: 𐱃𐰆𐰪𐰸𐰸: 𐰇𐱅𐰤𐱅𐰝: 𐰇𐱅𐰨𐰢𐰤: 𐰾𐰓𐰇: 𐰋𐰼𐱅𐰃: 𐰚𐰇𐰭𐰠𐰭𐰲𐰀: 𐰆𐰑𐰕: 𐱅𐰓𐰃: 𐰚𐰇𐰚: 𐰇𐰭𐰏: 𐰖𐰆𐰍𐰺𐰆: 𐰇𐱅𐰚𐰤: 𐰘𐰃𐰽𐰍𐰀𐰺𐰆: 𐰆𐰑𐰕𐱅𐰢: 𐰃𐰤𐰏: 𐰚𐰝𐰠𐰚𐰤: 𐱃𐰆𐰍𐰞𐰑𐰀: 𐰆𐰍𐰕: 𐰚𐰠𐱅𐰃
| KaGaNıM: BM: ÖZM: BİLGE: TUNYUKUK: ÖTüNTÜK: ÖTüNÇüMüN: iSiDÜ: BERTİ: KÖÑLüÑÇE: UDZ: TiDİ: KÖK: ÖŇG: YOGuRU: ÖTüKeN: YIŞGARU: UDuZTıM: İNiG: KÖKLüKüN: TOGuLDA: OGuZ: KeLTİ:
| Kağanım, ben özüm Bilge Tonyukuk konuştuk. [Kağan] söylediğimi işiti verdi. Gönlünce [orduyu] yönel[t] dedi. Kök Öng'ü aşıp Ötüken Ormanı'na yöneldim. İnig Köklük'ün Toğul'da Oğuz geldi.
|-
| 1-G9
| ty1-2-g-10-09
| style="text-align:right;" | 𐰾𐰇𐰾𐰃: 𐰇𐰲: 𐰋𐰃𐰭: 𐰼𐰢𐰾: 𐰋𐰃𐰕: 𐰚𐰃: 𐰋𐰃𐰭: 𐰼𐱅𐰢𐰕: 𐰾𐰇𐰭𐰾𐰓𐰢𐰕: 𐱅𐰭𐰼𐰃: 𐰖𐰺𐰞𐰴𐰑𐰃: 𐰖𐰪𐰑𐰢𐰕: 𐰇𐰏𐰕𐰚𐰀: 𐱅𐰇𐰾𐰓𐰃: 𐰖𐰪𐰑𐰸: 𐰖𐰆𐰡𐰀: 𐰘𐰢𐰀: 𐰇𐰠𐱅𐰃: 𐰝𐰝: 𐰦𐰀: 𐰇𐱅𐰼𐰇: 𐰆𐰍𐰕: 𐰸𐰯𐰤: 𐰚𐰠𐱅𐰃
| SÜSİ: ÜÇ: BİŇ: eRMiŞ: BİZ: EKİ: BİŇ: eRTiMiZ: SÜÑüŞDüMüZ: TEŇRİ: YaRLıKaDI: YaYıNDıMıZ: ÖGüZKE: TÜSDİ: YaYıNDUK: YOLTA: YiME: ÖLTİ: KÖK: aNDA: ÖTRÜ: OGuZ: KOPıN: KeLTİ:
| Eri üç bin imiş. Biz iki bin erdik. Süngüşdük. Tanrı öyle istedi dağıttık. Irmağa düştü. Dağıttıklarımız yolda yine öldü hep. Ondan ötürü Oğuz'un tümü geldi [bize katıldı].
|-
| 1-G10
| ty1-2-g-10-10
| style="text-align:right;" | 𐰚𐰠𐰇𐰼𐱅𐰢: 𐰝: 𐱅𐰇𐰼𐰚: 𐰉𐰆𐰑𐰣𐰍: 𐰇𐱅𐰚𐰤: 𐰘𐰼𐰚𐰀: 𐰋𐰤: 𐰇𐰕𐰢: 𐰋𐰃𐰠𐰏𐰀: 𐱃𐰆𐰪𐰸𐰸: 𐰇𐱅𐰚𐰤: 𐰘𐰼𐰏: 𐰸𐰆𐰣𐰢𐰾: 𐱅𐰘𐰤: 𐰾𐰓𐰯: 𐰋𐰼𐰘𐰚𐰃: 𐰉𐰆𐰑𐰣: 𐰸𐰆𐰺𐰖𐰴𐰃: 𐰘𐰃𐰺𐰖𐰴𐰃: 𐰇𐰭𐰼𐰚𐰃: 𐰉𐰆𐰑𐰣: 𐰚𐰠𐱅𐰃
| [...]: ÖK: TÜRK: BODuNuG: ÖTüKeN: YiRKE: BEN: ÖZüM: BİLGE: TUNYUKUK: ÖTüKeN: YiRiG: KONMıŞ: TiYiN: eŞiDiP: BiRiYeKİ: BODuN: KURıYaKI: YIRıYaKI: ÖŇReKİ: BODuN: KeLTİ:
| Getirdim bütün Türk boylarını'nı Ötüken Yeri'ne[...] Ben özüm Bilge Tonyukuk Ötüken Yer'e konmuş diye işitip Güney'deki boyları, Batı'daki, Kuzey'deki, Doğu'daki boyları geldi [bize katıldı].
|}
=== Doğu Yüzü ===
{| class="wikitable"
|+ '''Tonyukuk 1. taş, 3. yüz (doğu) 7 dizi'''
! colspan="2" | #
! Göktürk Türkçesi (aslı)
! Harf çevirisi
! Çeviri yazı
! Türkiye Türkçesi çevirisi
|-
| 1-D1
| ty1-3-d-7-01
| style="text-align:right;" | 𐰚𐰃: 𐰉𐰃𐰭: 𐰼𐱅𐰢𐰕: 𐰋𐰃𐰕: 𐰚𐰃: 𐰾𐰇: 𐰉𐰆𐰡𐰃: 𐱅𐰇𐰼𐰚: 𐰉𐰆𐰑𐰣: 𐰆𐰞𐰺𐰍𐰞𐰃: 𐱅𐰇𐰼𐰚: 𐰴𐰍𐰣: 𐰆𐰞𐰺𐰍𐰞𐰃: 𐰽𐰦𐰆𐰭: 𐰉𐰞𐰶𐰀: 𐱃𐰞𐰆𐰖: 𐰇𐰏𐰕𐰚𐰀: 𐱅𐰏𐰢𐰾: 𐰘𐰆𐰴: 𐰼𐰢𐰾: 𐰴𐰍𐰣𐰢𐰀: 𐰇𐱅𐰤𐰯: 𐰾𐰇: 𐰠𐱅𐰓𐰢
| iKİ: BİÑ: eRTiMiZ: BİZ: iKİ: SÜ: BOLDI: TÜRK: BODuN: OLuRGaLI: TÜRK: KaGaN: OLuRGalI: ŞaNTUÑ: BaLIKA: TaLUY: ÖGüZKE: TeGMiŞ: YOK: eRMiŞ: KaGaNıMA: ÖTüNüP: SÜ: iLeTDiM:
| [biz] İki bin erdik. İki ordumuz oldu. Türk boyları kılınalı, Türk Kağanı oturalı Şantung kentine, Taluy ırmağına ulaşmışlığı yok imiş. Kağanıma söyleyip er ettim (saldım).
|-
| 1-D2
| ty1-3-d-7-02
| style="text-align:right;" | 𐰽𐰦𐰆𐰭: 𐰉𐰞𐰶𐰀: 𐱃𐰞𐰆𐰖: 𐰇𐰏𐰕𐰚𐰀: 𐱅𐰏𐰇𐰼𐱅𐰢: 𐰇𐰲: 𐰆𐱃𐰕: 𐰉𐰞𐰶: 𐰾𐰃𐰑𐰃: 𐰆𐰾𐰃𐰣: 𐰉𐰆𐰦𐱃𐰆: 𐰘𐰆𐰺𐱃𐰑𐰀: 𐰖𐱃𐰆: 𐰴𐰞𐰆𐰺: 𐰼𐱅𐰃: 𐱃𐰉𐰍𐰲: 𐰴𐰍𐰣: 𐰖𐰍𐰢𐰕: 𐰼𐱅𐰃: 𐰆𐰣: 𐰸: 𐰴𐰍𐰣𐰃: 𐰖𐰍𐰢𐰕: 𐰼𐱅𐰃
| ŞaNTUÑ: BaLıKA: TaLUY: ÖGüZKE: TeGüRTiM: ÜÇ: OTuZ: BaLıK: SIDI: USıN: BUNTaTU: YURTDA: YaTU: KaLUR: eRTİ: TaBGaÇ: KaGaN: YaGıMıZ: eRTİ: ON: OK: KaGaNI: YaGıMıZ: eRTİ:
| Şantung kentine, Taluy ırmağına değdirdim. Yirmi üç kenti kırdı. Usu yıprandı. Otağda (çadırda) yatıp kalır idi. Çin kağanı yağımız idi. On Ok kağanı yağımız idi.
|-
| 1-D3
| ty1-3-d-7-03
| style="text-align:right;" | 𐰺𐱃𐰸: 𐰶𐰃𐰺𐰴𐰕: 𐰚𐰇𐰲𐰠𐰏: 𐰴𐰍𐰣: 𐰖𐰍𐰕𐰢: 𐰉𐰆𐰡𐰃: 𐰆𐰞: 𐰇𐰲: 𐰴𐰍𐰣: 𐰇𐰏𐰠𐰾𐰯: 𐰞𐱃𐰆𐰣: 𐰖𐰃𐰽: 𐰇𐰕𐰀: 𐰴𐰉𐰾𐰞𐰢: 𐱅𐰢𐰾: 𐰨𐰀: 𐰇𐰏𐰠𐰾𐰢𐰾: 𐰇𐰭𐰼𐰀: 𐱅𐰇𐰼𐰚: 𐰴𐰍𐰣𐰍𐰺𐰆: 𐰾𐰇𐰠𐰠𐰢: 𐱅𐰢𐰾: 𐰭𐰺𐰆: 𐰾𐰇𐰠𐰢𐰾𐰼: 𐰴𐰲: 𐰤𐰭: 𐰼𐰾𐰼: 𐰆𐰞: 𐰋𐰕𐰤𐰃
| aRTUK: KIRKıZ: KÜÇLüG: KaGaN: YaGıZıM: BOLDI: OL: ÜÇ: KaGaN: ÖGLeŞiP: ALTUN: YIŞ: ÜZE: KaBıŞaLıM: TiMiŞ: aNÇA: ÖGLeŞMiŞ: ÖÑRE: TÜRK: KaGaNGaRU: SÜLeLiM: TiMiŞ: aÑaRU: SÜLeMeSeR: KaÇa:NeÑ: eRSeR: OL: BiZNİ:
| Dahası Kırkız'ın güçlü kağanı yağımız oldu. O üç kağan sözleşip "Altun ormanı üzerinde kapışalım" demiş. Anca [öyle] anlaşıp. "Doğu'da Türk Kağanı'na süleyelim" demiş. "Ona [doğru] sülemez [isek] nice ne eder o bizi[...]
|-
| 1-D4
| ty1-3-d-7-04
| style="text-align:right;" | 𐰴𐰍𐰣𐰃: 𐰞𐰯: 𐰼𐰢𐰾: 𐰖𐰍𐰆𐰲𐰃𐰾𐰃: 𐰋𐰃𐰠𐰏𐰀: 𐰼𐰢𐰾: 𐰴𐰲𐰤𐰭: 𐰼𐰾𐰼: 𐰇𐰠𐰼𐱅𐰲𐰃: 𐰝𐰰: 𐰇𐰲𐰏𐰇𐰤: 𐰴𐰉𐰽𐰯: 𐰾𐰇𐰠𐰠𐰢: 𐰓𐰃: 𐰖𐰸: 𐰶𐰃𐰽𐰞𐰢: 𐱅𐰢𐰾: 𐱅𐰇𐰼𐰏𐰾: 𐰴𐰍𐰣: 𐰨𐰀: 𐱅𐰢𐰾: 𐰋𐰤𐰭: 𐰉𐰆𐰑𐰣𐰢: 𐰦𐰀: 𐰼𐰇𐰼: 𐱅𐰢𐰾
| KaGaNI: aLP: eRMiŞ: aYGUÇISI: BİLGE: eRMiŞ: KaÇaNeÑ: eRSeR: ÖLüRTeÇİ: KÖK: ÜÇüGÜN: KaBıŞıP: SÜLeLiM: eDİ: YOK: KISaLıM: TiMiŞ: TÜRGiŞ: KaGaN: aNÇA: TiMiŞ: BeNiÑ: BODuNuM: aNDA: eRÜR: TiMiŞ:
| Kağanı alp imiş. Danışmanı bilge imiş. Nice ne edip öldürecek hep?. Üçümüz birleşip süleyelim. Onu yok kılalım." demiş. Türgiş Kağanı anca (öyle) demiş. "Benim boylarım oraya erişir." demiş.
|-
| 1-D5
| ty1-3-d-7-05
| style="text-align:right;" | 𐱅𐰇𐰼𐰚: 𐰉𐰆𐰑𐰣: 𐰘𐰢𐰀: 𐰉𐰆𐰞𐰍𐰨: 𐰆𐰞: 𐱅𐰢𐰾: 𐰆𐰍𐰕𐰃: 𐰘𐰢𐰀: 𐱃𐰺𐰴𐰨: 𐰆𐰞: 𐱅𐰢𐰾: 𐰆𐰞: 𐰽𐰉𐰃𐰣: 𐰾𐰓𐰯: 𐱅𐰇𐰤: 𐰘𐰢𐰀: 𐰆𐰑𐰾𐰶𐰢: 𐰚𐰠𐰢𐰕: 𐰼𐱅𐰃: 𐰆𐰞𐰺𐰾𐰴𐰢: 𐰚𐰠𐰢𐰕: 𐰼𐱅𐰃: 𐰦𐰀: 𐰽𐰴𐰦𐰢𐰀
| TÜRK: BODuN: YiME: BuLGaNÇ: OL: TiMiŞ: OGuZI: YiME: TaRKıNÇ: OL: TiMiŞ: OL: SaBIN: eŞiDiP: TÜN: YiME: UDSIKıM: KeLMeZ: eRTİ: OLuRSıKıM: KeLMeZ: eRTİ: aNDA: SaKıNDıMA:
| Türk boyları yine bulanık. demiş. "Oğuz'u yine sıkıntıda." o demiş. O sözü işitince gece yine uyuyasım gelmez idi. Gün[düz] yine oturasım gelmez idi. [o] anda düşündüm.
|-
| 1-D6
| ty1-3-d-7-06
| style="text-align:right;" | 𐰠𐰚: 𐰶𐰃𐰺𐰴𐰕𐰴𐰀: 𐰾𐰇𐰠𐰠𐰢: 𐰘𐰏: 𐰼𐰢𐰾: 𐱅𐰓𐰢: 𐰝𐰇𐰏𐰢𐰤: 𐰖𐰆𐰞𐰃: 𐰋𐰃𐰼: 𐰼𐰢𐰾: 𐱃𐰆𐰢𐰾: 𐱅𐰘𐰤: 𐰾𐰓𐰯: 𐰉𐰆: 𐰖𐰆𐰞𐰣: 𐰖𐰆𐰺𐰽𐰺: 𐰖𐰺𐰢𐰲𐰃: 𐱅𐰓𐰢: [...]: 𐰘𐰼𐰲𐰃: 𐱅𐰠𐰓𐰢: 𐰲𐰇𐰠𐰏: 𐰃𐰕: 𐰼𐰃: 𐰉𐰆𐰞𐱃𐰢
| iLK: KIRKıZKA: SÜLeLiM: YiG: eRMiŞ: TiDiM: KÖGMeN: YOLI: BİR: eRMiŞ: TUMıŞ: TiYiN: eŞiDiP: BU: YOLuN: YORISaR: YaRaMaÇI: TiDiM: [...]: YiRÇİ: TiLeDiM: ÇÖLüG: İZ: eRİ: BULTuM:
| İlk Kırgız'a sülersek iyi olur dedim. Kögmen'in yolu bir imiş, [ama] kapalı imiş diye işitip bu yolu [at ile] yorar isek yaramıyacak dedim. [...] Yerci [kılavuz] istedim. Çölgi İz eri buldum.
|-
| 1-D7
| ty1-3-d-7-07
| style="text-align:right;" | 𐰇𐰕𐰢: 𐰕: 𐰘𐰃𐰼𐰢: 𐰣𐰃: 𐰋𐰠𐰢: [...]: 𐰼𐰢𐰾: 𐰋𐰃𐰼: 𐱃: 𐰆𐰺𐰆𐰸𐰃: 𐰼𐰢𐰾: 𐰣𐰃𐰣: 𐰉𐰺𐰢𐰾: 𐰭𐰺: 𐰖𐱃𐰯: 𐰋𐰃𐰼: 𐱃𐰞𐰍: 𐰉𐰺𐰢𐰾: 𐱅𐰘𐰤: 𐰆𐰞: 𐰖𐰆𐰞𐰣: 𐰖𐰆𐰺𐰃𐰽𐰺: 𐰆𐰨: 𐱅𐰓𐰢: 𐰽𐰺𐰦𐰢: 𐰴𐰍𐰣𐰢𐰀
| ÖZüM: aZ: YiRiM: aNI: BELiM: [...]: eRMiŞ: BİR: aT: ORUKI: eRMiŞ: aNIN: BaRMıŞ: AÑAR: aYTıP: BİR: aTLıG: BaRMıŞ: TiYiN: OL: YOLuN: YORISaR: UNÇ: TiDiM: SaKıNDıM: KaGaNıMA:
| Özüm az yerim, onu beslerim [...] imiş. Bir at yolu imiş. Onun [ile] varmış [gitmiş]. Ona söyleyip bir atlı varmış diye o yolu yorsak iyi olur dedim. Düşündüm. Kağanıma
|}
=== Kuzey Yüzü ===
{| class="wikitable"
|+ '''Tonyukuk 1. taş, 4. yüz (kuzey) 11 dizi'''
! colspan="2" | #
! Göktürk Türkçesi (aslı)
! Harf çevirisi
! Çeviri yazı
! Türkiye Türkçesi çevirisi
|-
| 1-K1
| ty1-4-k-11-01
| style="text-align:right;" | 𐰇𐱅𐰤𐱅𐰢: 𐰾𐰇: 𐰖𐰆𐰺𐱃𐰑𐰢: 𐱃: 𐰞𐱃: 𐱅𐰓𐰢: 𐰴𐱅𐰼𐰢𐰠: 𐰚𐰲𐰀: 𐰆𐰍𐰺𐰴𐰞𐱃𐰑𐰢: 𐱃: 𐰇𐰕𐰀: 𐰋𐰤𐱅𐰼𐰀: 𐰴𐰺𐰍: 𐰾𐰝𐰓𐰢: 𐰖𐰸𐰺𐰆: 𐱃: 𐰘𐱅𐰀: 𐰖𐰑𐰍𐰣: [...]: 𐰃𐰍𐰲: 𐱃𐰆𐱃𐰣𐰆: 𐰍𐱃𐰆𐰺𐱃𐰢: 𐰇𐰭𐰼𐰀𐰚𐰃: 𐰼
| ÖTüNTüM: SÜ: YORıTDıM: aT: aLT: TiDiM: aKTeRMiL: KeÇE: OGuRKaLaTDıM: aT: ÜZE: BiNTiRE: KaRıG: SÖKDüM: YUKaRU: aT: YeTE: YaDaGıN: [...]: IGaÇ: TUTuNU: aGTURTuM: ÖÑREKİ: eR:
| söyledim. Ordu yürüttüm. "Attan in" dedim. Ak Termil'i geçip yorgalattım. At üzerine bindirip karı söktüm (geçtim). Yukarıya at yedekleyip yaya[...] ağaç(lara) tutunup çıkarttım. Öndeki er
|-
| 1-K2
| ty1-4-k-11-02
| style="text-align:right;" | 𐰖𐰆𐰍𐰺𐰲𐰀[...]: [...]𐰾𐰉𐰺𐱈: 𐰽𐰑𐰢𐰕: 𐰖𐰆𐰉𐰞𐰆: 𐰃𐰤𐱅𐰢𐰕: 𐰆𐰣: 𐱅𐰇𐰤𐰚𐰀: 𐰖𐰦𐰴𐰃: 𐱃𐰆𐰍: 𐰉𐰃𐰺𐰇: 𐰉𐰺𐰑𐰢𐰕: 𐰘𐰼𐰲𐰃: 𐰘𐰼: 𐰖𐰭𐰞𐰯: 𐰉𐰆𐰍𐰕𐰞𐰦𐰃: 𐰉𐰆𐰭𐰑𐰯: 𐰴𐰍𐰣: 𐰘𐰠𐰇: 𐰝𐰼: 𐱅𐰢𐰾
| YOGuRuÇA[...]: .ıŞBaRaRTI: aŞDıMıZ: YOBuLU: İNTiMiZ: ON: TÜNKE: YaNTaKI: TUG: BİRÜ: BaRDıMıZ: YiRÇİ: YiR: YaÑıLıP: BOGuZLaNDI: BUÑaDıP: KaGaN: YeLÜ: KÖR: TiMiŞ:
| geçince [...] Ibrık (ırmağı)'ı aştık. Yobul (dağı)'u indik. On gecede yanındaki Tuğ'un berisine vardık. Kılavuz yeri yanılıp boğazlandı. Bunalan Kağan "koşturu verin" demiş,
|-
| 1-K3
| ty1-4-k-11-03
| style="text-align:right;" | 𐰣𐰃: 𐰽𐰆𐰉𐰍: 𐰉𐰺𐰞𐰢: 𐰆𐰞: 𐰽𐰆𐰉: 𐰸𐰆𐰑𐰃: 𐰉𐰺𐰑𐰢𐰕: 𐰽𐰣𐰍𐰞𐰃: 𐱅𐰇𐰾𐰇𐰼𐱅𐰢𐰕: 𐱃𐰍: 𐰃𐰴𐰀: 𐰉𐰖𐰆𐰺: 𐰼𐱅𐰢𐰕: 𐰝𐰇𐰤: 𐰘𐰢𐰀: 𐱅𐰇𐰤: 𐰘𐰢𐰀: 𐰘𐰠𐰇: 𐰉𐰺𐰑𐰢𐰕: 𐰶𐰃𐰺𐰴𐰕𐰍: 𐰆𐰴𐰀: 𐰉𐰽𐰑𐰢𐰕
| aNI: SUBıG: BaRaLıM: OL: SUB: KODI: BaRTıMıZ: aŞaNGaLI: TÜŞÜRTüMüZ: aTıG: IKA: BaYUR: eRTiMiZ: KÜN: YiME: TÜN: YiME: YeLÜ: BaRDıMıZ: KIRKıZıG: UKA: BaSDıMıZ:
| Anı suyuna varalım[...] O suyun yanına vardık. Aş yemeğe attan indirdik. At[lar]ı iyice dinlendirdik. Gündüz de gece de [at] koşup vardık. Kırgız'ı uykuda bastık.
|-
| 1-K4
| ty1-4-k-11-04
| style="text-align:right;" | 𐰾𐰇𐰭𐰏𐰤: 𐰲𐰑𐰢𐰕: 𐰴𐰣𐰃: 𐰾𐰇𐰾𐰃: 𐱅𐰼𐰠𐰢𐰾: 𐰾𐰇𐰭𐰾𐰓𐰢𐰕: 𐰽𐰨𐰑𐰢𐰕: 𐰴𐰣𐰃𐰤: 𐰇𐰠𐰼𐱅𐰢𐰕: 𐰴𐰍𐰣𐰴𐰀: 𐰶𐰃𐰺𐰴𐰕: 𐰉𐰆𐰑𐰣𐰃: 𐰨𐰚𐰓𐰃: 𐰘𐰝𐰤𐱅𐰃: 𐰖𐰦𐰢𐰕: 𐰝𐰇𐰏𐰢𐰤: 𐰖𐰃𐰽𐰍: 𐰋𐰼𐰇: 𐰚𐰠𐱅𐰢𐰕
| SÜÑüGüN: aÇDıMıZ: KaNI: SÜSİ: TeRiLMiŞ: SÜÑüŞDüMüZ: SaNÇDıMıZ: KaNIN: ÖLüRTüMüZ: KaGaNKA: KIRKıZ: BODuNI: iÇiKDİ: YÜKüNTİ: YaNTıMıZ: KÖGMeN: YIŞıG: BeRÜ: KeLTiMiZ:
| Süngüyle açtık. Ka(ğa)nı, ordusu dirilmiş. Süngüşdük, sançtık. Kağanını öldürdük. Kağan'a Kırgız boyları tutsak oldu, baş eğdi. Geri döndük. Kögmen ormanına beri geldik.
|-
| 1-K5
| ty1-4-k-11-05
| style="text-align:right;" | 𐰶𐰃𐰺𐰴𐰕𐰑𐰀: 𐰖𐰦𐰢𐰕: 𐱅𐰇𐰼𐰏𐰾: 𐰴𐰍𐰦𐰀: 𐰝𐰇𐰼𐰏: 𐰚𐰠𐱅𐰃: 𐰽𐰉𐰃: 𐰦𐰏: 𐰇𐰭𐰓𐰤: 𐰴𐰍𐰣𐰍𐰺𐰆: 𐰾𐰇: 𐰘𐰆𐰺𐰃𐰞𐰢: 𐱅𐰢𐰾: 𐰖𐰆𐰺𐰢𐰾𐰺: 𐰋𐰃𐰕𐰤𐰃: 𐰴𐰍𐰣𐰃: 𐰞𐰯: 𐰼𐰢𐰾: 𐰖𐰍𐰆𐰲𐰃𐰾𐰃: 𐰋𐰃𐰠𐰏𐰀: 𐰼𐰢𐰾: 𐰴𐰲𐰤: 𐰤𐰭: 𐰼𐰾𐰼
| KIRKıZDA: YaNDıMıZ: TÜRGiŞ: KaGaNDA: KÖRüG: KeLTİ: SaBI: aNTeG: ÖÑDiN: KaGaNGaRU: SÜ: YORILıM: TiMiŞ: YORıMaSaR: BİZNİ: KaGaNI: aLP: eRMiŞ: aYGUÇISI: BİLGE: eRMiŞ: KaÇaN: NeÑ: eRSeR:
| Kırkız'dan döndük. Türgiş kağanından gözcü geldi. Sözü şöyle: "Doğu'dan kağana doğru süleyelim demiş. Ordu yürütmezsek o bizi, kağanı alp imiş, danışmanı bilge imiş, ne zaman, nerede olsa
|-
| 1-K6
| ty1-4-k-11-06
| style="text-align:right;" | 𐰋𐰃𐰕𐰤𐰃: 𐰇𐰠𐰼𐱅𐰲𐰃: 𐰚𐰝: 𐱅𐰢𐰾: 𐱅𐰇𐰼𐰏𐰃𐰾: 𐰴𐰍𐰣𐰃: 𐱃𐰽𐰶𐰢𐰾: 𐱅𐰃𐰓𐰃: 𐰆𐰣: 𐰸: 𐰉𐰆𐰣𐰑𐰃: 𐰴𐰞𐰃𐰾𐰕: 𐱃𐰽𐰶𐰢𐰾: 𐱅𐰃𐰼: 𐱃𐰉𐰍𐰲: 𐰾𐰇𐰾𐰃: 𐰉𐰺: 𐰼𐰢𐰾: 𐰆𐰞: 𐰽𐰉𐰍: 𐰾𐰓𐰯: 𐰴𐰍𐰣𐰢: 𐰋𐰤: 𐰋: 𐰏𐰼𐰇: 𐱅𐰇𐰾𐰘𐰤: 𐱅𐰃𐰓𐰃
| BİZNİ: ÖLüRTeÇİ: KÖK: TiMiŞ: TÜRGİŞ: KaGaNI: TAŞIKMıŞ: TİDİ: ON: OK: BONuDI: KaLISıZ: TaŞIKMıŞ: TİR: TaBGaÇ: SÜSİ: BaR: eRMiŞ: OL: SaBıG: eŞiDiP: KaGaNıM: BeN: eB: GeRÜ: TÜŞeYiN: TİDİ:
| bizi kesin öldürür demiş. Türgiş kağanı [yola] çıkmış" dedi. "On Ok boyları eksiksiz [yola] çıkmış" der. Çin ordusu [da] var imiş. O sözü işitip kağanım: "Ben eve geri döneyim" dedi.
|-
| 1-K7
| ty1-4-k-11-07
| style="text-align:right;" | 𐰴𐱃𐰆𐰣: 𐰖𐰸: 𐰉𐰞𐰢𐰾: 𐰼𐱅𐰃: 𐰣𐰃: 𐰖𐰆𐰍𐰞𐱃𐰖𐰃𐰤: 𐱅𐰓𐰃: 𐰾𐰇: 𐰉𐰺𐰭: 𐱅𐰓𐰃: 𐰞𐱃𐰆𐰣: 𐰖𐰃𐰽𐰑𐰀: 𐰆𐰞𐰺𐰭: 𐱅𐰓𐰃: 𐰾𐰇: 𐰉𐰽𐰃: 𐰃𐰤𐰠: 𐰴𐰍𐰣: 𐱃𐰺𐰑𐰆𐰾: 𐰽𐰑: 𐰉𐰺𐰕𐰆𐰤: 𐱅𐰓𐰃: 𐰋𐰃𐰠𐰏𐰀: 𐱃𐰆𐰪𐰸𐰸𐰀: 𐰉𐰭𐰀: 𐰖𐰑𐰃
| KATuN: YOK: BoLMıŞ: eRTİ: aNI: YOGLaTaYIN: TiDİ: SÜ: BaRıÑ: TiDİ: aLTUN: YIŞDA: OLuRuÑ: TiDİ: SÜ: BaŞI: İNeL: KaGaN: TaRDUŞ: ŞaD: BaRZUN: TiDİ: BİLGE: TONYUKUKA: BaÑA: aYDI:
| Katun yok olmuş (ölmüş) idi. "Onu yoğlatayım" dedi. Sü[leyip] varın dedi. "Altun ormanında oturun" dedi. "Sü (ordu) başı İnel Kağan, Tarduş Şad varsın" dedi. Bilge Tonyukuk'a, bana söyledi.
|-
| 1-K8
| ty1-4-k-11-08
| style="text-align:right;" | 𐰉𐰆: 𐰾𐰇𐰏: 𐰠𐱅: 𐱅𐰃𐰓𐰃: 𐰶𐰃𐰖𐰤𐰍: 𐰝𐰇𐰭𐰠𐰭𐰲𐰀: 𐰖: 𐰋𐰤: 𐰾𐰭𐰀: 𐰤𐰀: 𐰖𐰖𐰃𐰤: 𐱅𐰃𐰓𐰃: 𐰚𐰠𐰃𐰼: 𐰼𐰾𐰼: 𐰝𐰇𐰼: 𐰇𐰚𐰠𐰇𐰼: 𐰚𐰠𐰢𐰕: 𐰼𐰾𐰼: 𐱅𐰃𐰠𐰍: 𐰽𐰉𐰍: 𐰞𐰃: 𐰆𐰞𐰆𐰺: 𐱅𐰃𐰓𐰃: 𐰞𐱃𐰆𐰣: 𐰖𐰃𐰾𐰑𐰀: 𐰆𐰞𐰺𐱃𐰢𐰕
| BU: SÜG: iLeT: TİDİ: KIYıNıG: KÖÑLüÑÇE: aY: BeN: SaÑA: NE: aYaYIN: TİDİ: KeLİR: eRSeR: KÜR: ÖKüLÜR: KeLMeZ: eRSeR: TİLiG: SaBıG: aLI: OLUR: TİDİ: aLTUN: YIŞDA: OLuRTuMuZ:
| Bu orduyu [yön]elt dedi. "Buyruğunu gönlünce söyle. Ben sana ne söyleyeyim" dedi. "Gelir ise yiğitçe toparlanır, gelmez ise dilini sözünü alıp otur" dedi. Altun ormanında oturduk.
|-
| 1-K9
| ty1-4-k-11-09
| style="text-align:right;" | 𐰇𐰲: 𐰝𐰇𐰼𐰏: 𐰘𐰃𐰘𐰃: 𐰚𐰠𐱅𐰃: 𐰽𐰉𐰃: 𐰋𐰃𐰼: 𐰴𐰍𐰣: 𐰾𐰇: 𐱃𐰽𐰶𐰑𐰃: 𐰆𐰣: 𐰸: 𐰾𐰇𐰾𐰃: 𐰴𐰞𐰃𐰾𐰕: 𐱃𐰽𐰶𐰑𐰃: 𐱅𐰃𐰼: 𐰖𐰺𐰽: 𐰖𐰕𐰃𐰑𐰀: 𐱅𐰃𐰼𐰠𐰠𐰢: 𐱅𐰢𐰾: 𐰆𐰞: 𐰽𐰉𐰍: 𐰾𐰓𐰯: 𐰴𐰍𐰣𐰍𐰺𐰆: 𐰆𐰞: 𐰽𐰉𐰍: 𐰃𐱃𐰢: 𐰴𐰦𐰖𐰤: 𐰽𐰉𐰍: 𐰖𐰣𐰀
| ÜÇ: KÖRüG: YİYİ: KeLTİ: SaBI: BİR: KaGaN: SÜ: TaŞIKDI: ON: OK: SÜSİ: KaLISıZ: TaŞIKDI: TİR: YaRıŞ: YaZIDA: TİRiLeLiM: TiMiŞ: OL: SaBıG: eŞiDiP: KaGaNGaRU: OL: SaBıG: ITıM: KaNDaYıN: SaBıG: YaNA:
| Üç gözcü kişi geldi. Sözleri bir: "Kağan ordu çıkardı. On Ok ordusu eksiksiz [yola] çıktı" der. "Yarış ovasında dirilelim (toplanalım)" demiş. O sözü işitip Kağan'a o sözü ilettim. Kağan'dan söze karşılık
|-
| 1-K10
| ty1-4-k-11-10
| style="text-align:right;" | 𐰚𐰠𐱅𐰃: 𐰆𐰞𐰺𐰭: 𐱅𐰃𐰘𐰤: 𐱅𐰢𐰾: 𐰘𐰠𐰢𐰀: 𐰴𐰺𐰍𐰆: 𐰓𐰏𐰇𐱅𐰃: 𐰆𐰺𐰍𐰞: 𐰉𐰽𐱃𐰢𐰀: 𐱅𐰢𐰾: 𐰋𐰇𐰏: 𐰴𐰍𐰣: 𐰉𐰭𐰺𐰆: 𐰨𐰀: 𐰖𐰃𐰑𐰢𐰾: 𐰯𐰀: 𐱃𐰺𐰴𐰣𐰍𐰺𐰆: 𐰨𐰼𐰀: 𐰽𐰉: 𐰃𐰑𐰢𐰾: 𐰋𐰃𐰠𐰏𐰀: 𐱃𐰆𐰪𐰸𐰸: 𐰪𐰃𐰍: 𐰆𐰞: 𐰇𐰕: 𐰆𐰞: 𐰭𐰞𐰺
| KeLTİ: OLuRuÑ: TİYiN: TiMiŞ: YeLME: KaRGU: eDGÜTİ: URGıL: BaSıTMA: TiMiŞ: BÖG: KaGaN: BaÑaRU: aNÇA: YIDMıŞ: aPA: TaRKaNGaRU: İÇRE: SaB: IDMıŞ: BİLGE: TONYUKUK: aYNIG: OL: ÖZ: OL: aÑıLıR:
| geldi. "Oturun" diye demiş. "Öncüyü, gözcüyü iyice ırgala. Baskın yapma" demiş. Bögü (Kapağan) Kağan bana öyle söylemiş. Apa Tarkan'a gizli söz göndermiş: "Bilge Tonyukuk korkar, o kendisi o yanılır.
|-
| 1-K11
| ty1-4-k-11-11
| style="text-align:right;" | 𐰾𐰇: 𐰖𐰆𐰺𐰃𐰞𐰢: 𐱅𐰓𐰲𐰃: 𐰆𐰣𐰀𐰢𐰭: 𐰆𐰞: 𐰽𐰉𐰍: 𐰾𐰓𐰯: 𐰾𐰇: 𐰖𐰆𐰺𐱃𐰑𐰢: 𐰞𐱃𐰆𐰣: 𐰖𐰃𐰽𐰍: 𐰖𐰆𐰞𐰾𐰕𐰤: 𐰽𐰑𐰢: 𐰼𐱅𐰾: 𐰇𐰏𐰕𐰏: 𐰚𐰲𐰏𐰾𐰕𐰤: 𐰚𐰲𐰓𐰢𐰕: 𐱅𐰇𐰤: 𐰴𐱃𐰑𐰢𐰕: 𐰉𐰆𐰞𐰲𐰆𐰴𐰀: 𐱃𐰭: 𐰇𐰤𐱅𐰼𐰇: 𐱅𐰏𐰓𐰢𐰕
| SÜ: YORILıM: TiDiÇİ: ONAMaÑ: OL: SaBıG: eŞiDiP: SÜ: YORıTDıM: aLTUN: YIŞıG: YOLSuZuN: aŞDıM: iRTiŞ: ÖGüZüG: KeÇiGSiZiN: KeÇDiMiZ: TÜN: KaTDıMıZ: BOLÇUKA: TAÑ: ÖNTÜRÜ: TEGDİMİZ:
| [atlı] er yoralım (sürelim) derse onamayın". O sözü işitip [atlı] er yordum. Altun ormanını yol aramadan aştım. İrtiş ırmağını geçitsiz yerinden geçtik. Gece de gittik. Bolçu'ya tan öncesi değdik.
|}
== İkinci Taş ==
=== Batı Yüzü ===
{| class="wikitable"
|+ '''Tonyukuk 2. taş, 1. yüz (batı) 9 dizi'''
! colspan="2" | #
! Göktürk Türkçesi (aslı)
! Harf çevirisi
! Çeviri yazı
! Türkiye Türkçesi çevirisi
|-
| 2-B1
| ty2-1-b-9-01
| style="text-align:right;" | 𐱃𐰞𐰍: 𐰚𐰠𐰇𐰼𐱅𐰃: 𐰽𐰉𐰃: 𐰦𐰍: 𐰖𐰺𐰽: 𐰖𐰕𐰃𐰑𐰀: 𐰆𐰣: 𐱅𐰇𐰢𐰤: 𐰾𐰇: 𐱅𐰼𐰠𐱅𐰃: 𐱅𐰃𐰼: 𐰆𐰞: 𐰽𐰉𐰍: 𐰾𐰓𐰯: 𐰋𐰏𐰠𐰼: 𐰸𐰆𐰯
| TıLıG: KeLÜRTİ: SaBI: aNTaG: YaRıŞ: YaZıDA: ON: TÜMeN: SÜ: TiRiLTİ: TİR: OL: SABIG: EŞİDİP: BEGLER: KOPUN:
| Ulak geldi. Sözü şöyle: "Yarış ovasında on tümen (yüzbin) er dirildi (toplandı)" der. O sözü işitince beğlerin hepsi
|-
| 2-B2
| ty2-1-b-9-02
| style="text-align:right;" | 𐰖𐰣𐰞𐰢: 𐰺𐰃𐰍: 𐰆𐰉𐱃𐰃: 𐰘𐰏: 𐱅𐰓𐰃: 𐰋𐰤: 𐰨𐰀: 𐱅𐰼: 𐰢𐰤: 𐰋𐰤: 𐰋𐰃𐰠𐰏𐰀: 𐱃𐰆𐰪𐰸𐰸: 𐰞𐱃𐰆𐰣: 𐰖𐰃𐰽𐰍: 𐰽𐰀: 𐰚𐰠𐱅𐰢𐰕: 𐰼𐱅𐰾: 𐰇𐰏𐰕𐰏
| YaNaLıM: aRIG: UBuTI: YiG: TiDİ: BeN: aNÇA: TiR: MeN: BeN: BİLGE: TONYUKUK: aLTUN: YIŞıG: aŞA: KeLTiMiZ: iRTiŞ: ÖGüZüG:
| Dönelim, arı uslu olmak iyidir dediler. Ben şöyle derim, ben Bilge Tonyukuk, "Altun ormanını aşıp geldik, İrtiş ırmağını
|-
| 2-B3
| ty2-1-b-9-03
| style="text-align:right;" | 𐰚𐰲𐰀: 𐰚𐰠𐱅𐰢𐰕: 𐰚𐰠𐰢𐰾𐰃: 𐰞𐰯: 𐱅𐰃𐰓𐰃: 𐱃𐰆𐰖𐰢𐰑𐰃: 𐱅𐰭𐰼𐰃: 𐰆𐰢𐰖: 𐰃𐰑𐰸: 𐰘𐰼: 𐰾𐰆𐰉: 𐰉𐰽𐰀: 𐰋𐰼𐱅𐰃: 𐰼𐰨: 𐰤𐰚𐰀: 𐱅𐰕𐰼: 𐰋𐰃𐰕
| KeÇE: KeLTiMiZ: KeLMiŞİ: aLP: TİDİ: TUYMaDI: TeÑRİ: UMaY: IDUK: YiR: SUB: BaSA: BiRTİ: eRiNÇ: NeKE: TeZeR: BİZ:
| geçip geldik. Gelmiş[ler]i alp dedi, duymadı. Tanrı, Umay, Iduk Yer Su bası verdi gerçek. Niye kaçıyoruz?
|-
| 2-B4
| ty2-1-b-9-04
| style="text-align:right;" | 𐰰𐰇𐰾: 𐱅𐰘𐰤: 𐰤𐰚𐰀: 𐰸𐰆𐰺𐰸𐰆𐰺: 𐰋𐰃𐰕: 𐰕: 𐱅𐰘𐰤: 𐰤𐰀: 𐰉𐰽𐰣𐰞𐰢: 𐱅𐰏𐰠𐰢: 𐱅𐰃𐰓𐰢: 𐱅𐰏𐰓𐰢𐰕: 𐰖𐰖𐰃𐰑𐰢𐰕: 𐰚𐰃𐰤𐱅𐰃: 𐰰𐰇𐰾: 𐰚𐰠𐱅𐰃
| ÖKÜŞ: TiYiN: NeKE: KORKUR: BİZ: aZ: TiYiN: NE: BaSıNaLıM: TeGeLiM: TİDiM: TeGDiMiZ: YaYIDıMıZ: iKİNTİ: ÖKÜŞ: KeLTİ:
| Çok diye niye korkuyoruz? Az[ız] diye ne[den] basmayalım? Değelim (saldıralım) dedim. Değdik, yayıldık. İkinci gün
|-
| 2-B5
| ty2-1-b-9-05
| style="text-align:right;" | 𐰇𐰼𐱅𐰲𐰀: 𐰶𐰃𐰕𐰯: 𐰚𐰠𐱅𐰃: 𐰾𐰇𐰭𐰾𐰓𐰢𐰕: 𐰋𐰃𐰕𐰤𐱅𐰀: 𐰚𐰃: 𐰆𐰲𐰃: 𐰾𐰃𐰭𐰺𐰲𐰀: 𐰺𐱃𐰸: 𐰼𐱅𐰃: 𐱅𐰭𐰼𐰃: 𐰖𐰺𐰞𐰴𐰑𐰸: 𐰇𐰲𐰤: 𐰰𐰇𐰾: 𐱅𐰘𐰤: 𐰋𐰃𐰕
| ÖRTÇE: KIZıP: KeLTİ: SÜÑüŞDüMüZ: BİZiNTE: iKİ: UÇI: SIÑaRÇA: aRTUK: eRTİ: TeÑRİ: YaRLıKaDUK: ÜÇüN: ÖKÜŞ: TiYiN: BİZ:
| Yanar gibi kızıp geldi[ler]. Süngüşdük. Bizim iki üç katımız idi(ler). Tanrı bağışladığı için, çok(turlar) diye biz
|-
| 2-B6
| ty2-1-b-9-06
| style="text-align:right;" | 𐰸𐰆𐰺𐰴𐰢𐰑𐰢𐰕: 𐰾𐰇𐰭𐰾𐰓𐰢𐰕: 𐱃𐰺𐰑𐰆𐰾: 𐰽𐰑𐰺𐰀: 𐰆𐰑𐰃: 𐰖𐰖𐰑𐰢𐰕: 𐰴𐰍𐰣𐰃𐰤: 𐱃𐰆𐱃𐰑𐰢𐰕: 𐰖𐰉𐰍𐰆𐰾𐰃𐰤: 𐰽𐰑𐰃𐰤
| KORKMaDıMıZ: SÜÑüŞDüMüZ: TaRDUŞ: ŞaDRA: UDI: YaYDıMıZ: KaGaNIN: TUTDUMUZ: YABGUSIN: ŞADIN:
| korkmadık, süngüşdük. Tarduş Şadar'a kadar yayıldık. Kağanını tuttuk. Yabgusunu, şadını
|-
| 2-B7
| ty2-1-b-9-07
| style="text-align:right;" | 𐰦𐰀: 𐰇𐰠𐰼𐱅𐰃: 𐰠𐰏𐰲𐰀: 𐰼: 𐱃𐰆𐱃𐰑𐰢𐰕: 𐰆𐰞: 𐰸: 𐱅𐰇𐰤: 𐰉𐰆𐰑𐰣𐰃𐰤: 𐰽𐰖𐰆: 𐰃𐱃𐰢𐰕: 𐰆𐰞: 𐰽𐰉𐰍: 𐰾𐰓𐰯: 𐰆𐰣: 𐰸: 𐰋𐰏𐰠𐰼𐰃: 𐰉𐰆𐰑𐰣𐰃: 𐰸𐰆𐰯
| aNDA: ÖLüRTİ: eLiGÇE: eR: TUTDuMuZ: OL: OK: TÜN: BODuNIN: SaYU: ITıMıZ: OL: SaBıG: eŞiDiP: ON: OK: BeGLeRİ: BODuNI: KOP:
| [o] anda öldürüldü. Elli'ce (kadar) er tuttuk. O aynı gece boylarına bilgi gönderdik. O sözü işitip On Ok beğleri, boyları hep
|-
| 2-B8
| ty2-1-b-9-08
| style="text-align:right;" | 𐰚𐰠𐱅𐰃: 𐰘𐰇𐰝𐰤𐱅𐰃: 𐰚𐰠𐰏𐰢𐰀: 𐰋𐰏𐰼𐰠𐰃𐰤: 𐰉𐰆𐰑𐰣𐰃𐰤: 𐰃𐱅𐰯: 𐰖𐰃𐰍𐰯: 𐰕𐰲𐰀: 𐰉𐰆𐰑𐰣: 𐱅𐰕𐰢𐰾: 𐰼𐱅𐰃: 𐰆𐰣: 𐰸: 𐰾𐰇𐰾𐰃𐰤: 𐰾𐰇𐰠𐱅𐰓𐰢
| KeLTİ: YÜKÜNTİ: KeLiGME: BeGReLİN: BODuNIN: İTiP: YIGıP: aZÇA: BODuN: TeZMiŞ: eRTİ: ON: OK: SÜSİN: SÜLeTDiM:
| geldi, baş eğdi. Gelen beğlerini, boylarını eğitip, düzenlettim. Azca boyları tezmiş (kaçmış) idi. On Ok ordusunu sületdim.
|-
| 2-B9
| ty2-1-b-9-09
| style="text-align:right;" | 𐰋𐰃𐰕: 𐰘𐰢𐰀: 𐰾𐰇𐰠𐰓𐰢𐰕: 𐰣𐰃: 𐰼𐱅𐰢𐰕: 𐰘𐰨𐰇: 𐰏𐰕𐰏: 𐰚𐰲𐰀: 𐱅𐰃𐰤𐰾𐰃: 𐰆𐰍𐰞𐰃: 𐰖𐱃𐰍𐰢𐰀: 𐰋𐰭𐰠𐰏: 𐰚: 𐱃𐰍𐰍: 𐰼𐱅𐰇𐰼𐱅𐰢
| BİZ: YiME: SÜLeDiMiZ: aNI: eRTiMiZ: YiNÇÜ: öGüZüG: KeÇE: TİNSİ: OGLI: YaTıGMA: BeÑiLiG: eK: TaGaG: eRTÜRTüM:
| Biz de süledik. Anı'ya erdik. Yinçü Irmağı'nı geçip Tinsi Oğlu denilen kutsal Ek dağına erdirdim.
|}
=== Güney Yüzü ===
{| class="wikitable"
|+ '''Tonyukuk 2. taş, 2. yüz (güney) 6 dizi'''
! colspan="2" | #
! Göktürk Türkçesi (aslı)
! Harf çevirisi
! Çeviri yazı
! Türkiye Türkçesi çevirisi
|-
| 2-G1
| ty2-2-g-6-01
| style="text-align:right;" | 𐱅𐰢𐰼: 𐰴𐰯𐰍𐰴𐰀: 𐱅𐰏𐰃: 𐰃𐰼𐱅𐰢𐰕: 𐰦𐰀: 𐰖𐰦𐰆𐰺𐱃𐰢𐰕: 𐰃𐰤𐰠: 𐰴𐰯𐰍𐰴𐰀: [...]𐰆𐰯: 𐱃𐰍𐰴𐰀: 𐱅𐰕𐰃𐰚: 𐱃𐰸𐰺𐰽𐰃𐰤
| TeMiR: KaPıGKA: TeGİ: İRTiMiZ: aNDA: YaNDURTuMuZ: İNeL: KaPıGKA: [...]UP: TaGKA: TeZİK: TOKuRSIN.:
| Temirkapı'ya dek eriştik. [o] anda (ordan) döndük. İnelkapı'ya, […] dağa Tezik, Tokursın'(a)?
|-
| 2-G2
| ty2-2-g-6-02
| style="text-align:right;" | 𐰦𐰀: 𐰘𐰼𐰝𐰃: 𐰽𐰀: 𐰉𐰽𐰞𐰍𐰺𐰆: 𐰺𐰑𐰴: 𐰉𐰆𐰑𐰣: 𐰸𐰆𐰯: 𐰚𐰠𐱅𐰃: 𐰆𐰞: 𐰚𐰇𐰤𐱅𐰀: 𐱅𐰏𐱅𐰃: 𐱅𐰇𐰼𐰝: 𐰉𐰆𐰑𐰣: 𐱅𐰢𐰼: 𐰴𐰯𐰍𐰴𐰀: 𐱅𐰃𐰤𐰾𐰃: 𐰆𐰍𐰞𐰃
| aNDA: YiRÜKİ: aŞA: BaŞaLGaRU: aRDaK: BODuN: KOP: KeLTİ: OL: KÜNTE: TeGTİ: TÜRÜK: BODuN: TeMiR: KaPıGKA: TİNSİ: OGLI:
| [o] anda, Yirük'i aşıp başlayıp Ardak boyları hep geldi, o gün (içinde) değdi. Türk boyları Demirkapı'ya, Tinsi Oğlu
|-
| 2-G3
| ty2-2-g-6-03
| style="text-align:right;" | 𐱅𐰃𐰤𐰾𐰃: 𐰆𐰍𐰞𐰃: 𐰖𐱃𐰍𐰢𐰀: 𐱃𐰍𐰴𐰀: 𐱅𐰏𐰢𐰾: 𐰃𐰓𐰃: 𐰖𐰸: 𐰼𐰢𐰾: 𐰆𐰞: 𐰘𐰼𐱅𐰀: 𐰋𐰤: 𐰋𐰃𐰠𐰏𐰀: 𐱃𐰆𐰪𐰸𐰸: 𐱅𐰏𐰇𐰼𐱅𐰝: 𐰇𐰲𐰤
| TİNSİ: OGLI: YaTıGMA: TAGKA: TeGMiŞ: İDİ: YOK: eRMiŞ: OL: YiRTE: BeN: BİLGE: TONYUKUK: TeGÜRTÜK: ÜÇüN: [...]:
| Tinsi Oğlu denilen dağa değmişligi yok imiş. O yerde ben Bilge Tonyukuk değirdiğim için
|-
| 2-G4
| ty2-2-g-6-04
| style="text-align:right;" | 𐰶𐰃𐰕𐰞: 𐰞𐱃𐰆𐰣: 𐰇𐰼𐰭: 𐰝𐰇𐰢𐰾: 𐰶𐰃𐰕𐰞: 𐰆𐰑𐰕: 𐰏𐰼𐰃𐱅: 𐰽𐰃𐰍𐰃: 𐰉𐰆𐰭𐰾𐰕: 𐰚𐰠𐰇𐰼𐱅𐰃: 𐰃𐰠𐱅𐰼𐰾: 𐰴𐰍𐰣: 𐰋𐰃𐰠𐰏𐰀𐰾𐰃
| KIZıL: aLTUN: ÜRüÑ: KÜMüŞ: KIZıL: UDuZ: GeRİT: aSIGI: BUÑSuZ: KeLÜRTİ: İLTeRiŞ: KaGaN: BİLGESİ:
| kızıl altın, ak gümüş, kızıl uduz?, gerit? kazancı zorlamadan getirdi. İlteriş Kağan bilgesi [...]
|-
| 2-G5
| ty2-2-g-6-05
| style="text-align:right;" | 𐰃𐰠𐰃𐰤: 𐰇𐰲𐰤: 𐱃𐰉𐰍𐰲𐰴𐰀: 𐰘𐱅𐰃: 𐰘𐰏𐰃𐰼𐰢𐰃: 𐰾𐰇𐰭𐰾𐰓𐰃: 𐰶𐰃𐱃𐰪𐰴𐰀: 𐰘𐱅𐰃: 𐰾𐰇𐰭𐰾𐰓𐰃: 𐰆𐰍𐰕𐰴𐰀: 𐰋𐰾: 𐰾𐰇𐰭𐰾𐰓𐰃: 𐰦𐰀: 𐰖𐰍𐰆𐰲𐰃
| İLİN: ÜÇüN: TaBGaÇKA: YiTİ: YiGİRMİ: SÜÑüŞDİ: KITaYNKA: YiTİ: SÜÑüŞDİ: OGuZKA: BeŞ: SÜÑüŞDİ: aNDA: aYGUÇI:
| İli için Çin ile onyedi [kez] süngüşdü. Kıtay ile yedi [kez] süngüşdü. Oğuz ile beş [kez] süngüşdü. [o] anda danışmanı
|-
| 2-G6
| ty2-2-g-6-06
| style="text-align:right;" | 𐰘𐰢𐰀: 𐰋𐰤: 𐰝: 𐰼𐱅𐰢: 𐰖𐰍𐰃𐰑𐰃: 𐰘𐰢𐰀: 𐰋𐰤: 𐰝: 𐰼𐱅𐰢: 𐰃𐰠𐱅𐰼𐰾: 𐰴𐰍𐰣: 𐰆𐰲𐰑𐰃: 𐱅𐰇𐰼𐰝: 𐰋𐰏𐰃: 𐰴𐰍𐰣𐰴𐰀: 𐱅𐰇𐰼𐰝: 𐰋𐰃𐰠𐰏𐰀: 𐰴𐰍𐰣𐰴𐰀
| YiME: BeN: ÖK: eRTiM: aYGIDI: YiME: BeN: ÖK: eRTiM: İLTeRiŞ: KaGaN: UÇDI: TÜRÜK: BöGİ: KaGaNKA: TÜRÜK: BİLGE: KaGaNKA:
| yine ben kendim idim. Danıştığı yine ben kendim idim. İlteriş Kağan uçdu. Türk Bögi (Kapağan) Kağan'a, Türk Bilge Kağan'a
|}
=== Doğu Yüzü ===
{| class="wikitable"
|+ '''Tonyukuk 2. taş, 3. yüz (doğu) 8 dizi'''
! colspan="2" | #
! Göktürk Türkçesi (aslı)
! Harf çevirisi
! Çeviri yazı
! Türkiye Türkçesi çevirisi
|-
| 2-D1
| ty2-3-d-8-01
| style="text-align:right;" | 𐰴𐰯𐰍𐰣: 𐰴𐰍𐰣: 𐰘𐱅𐰃: 𐰆𐱃𐰕: 𐰖𐰾𐰴𐰀: [...]: 𐰼𐱅𐰃: 𐰴𐰯𐰍𐰣: 𐰴𐰍𐰣: 𐰆𐰞𐰺𐰑𐰢: 𐱅𐰇𐰤: 𐰆𐰑𐰢𐱃𐰃
| KAPGAN: KAGAN: YETİ: OTZ: YAKA: [...]: ERTİ: KAPGAN: KAGAN: OLRDM: TÜN: UDMTI:
| Kapağan Kağan yirmiyedi yaşında [...] idi. Kapağan Kağan oturdu (kağan oldu). Gece uyumadım,
|-
| 2-D2
| ty2-3-d-8-02
| style="text-align:right;" | 𐰝𐰇𐰤𐱅𐰕: 𐰆𐰞𐰺𐰢𐱃𐰃: 𐰶𐰃𐰕𐰞: 𐰴𐰣𐰢: 𐱅𐰝𐱅𐰃: 𐰴𐰺𐰀: 𐱅𐰼𐰢: 𐰘𐰇𐰏𐰼𐱅𐰃: 𐰾𐰏: 𐰝𐰇𐰲𐰃𐰏: 𐰋𐰼𐱅𐰢: 𐰝: 𐰆𐰕𐰣: 𐰘𐰠𐰢𐰏: 𐰘𐰢𐰀: 𐰃𐱃𐰢: 𐰸
| KÜNTZ: OLRMTI: KIZL: KANIM: TÖKTİ: KARA: TERİM: YÜGRTİ: G: KÜÇİG: BERTİM: ÖK: UZN: YELMG: YeME: ITM: OK:
| gündüz oturmadım. Kızıl kanımı dökütüp, kara terimi akıtıp işi, gücü verdim hep. Uzun keşif yine ettim hep.
|-
| 2-D3
| ty2-3-d-8-03
| style="text-align:right;" | 𐰺𐰴𐰆𐰖: 𐰴𐰺𐰍𐰆𐰍: 𐰆𐰞𐰍𐰺𐱃𐰑𐰢: 𐰸: 𐰉𐰣𐰍𐰢𐰀: 𐰖𐰍𐰃𐰴𐰀: 𐰚𐰠𐰇𐰼𐰃𐰼: 𐰼𐱅𐰢: 𐰴𐰍𐰣𐰢𐰣: 𐰾𐰇𐰠𐱅𐰓𐰢𐰕: 𐱅𐰭𐰼𐰃: 𐰖𐰺𐰞𐰴𐰕𐰆
| ARKUY: KARGUG: ULGARTDIM: OK: BANGIMA: YAGIKA: KELÜRİR: ERTiM: KAGANIMIN: SÜLTDİMİZ: TEŇRİ: YARLIKZU:
| Savunmayı, gözleme yerlerini kendim büyüttüm. Yağıya bağırdığımda, kaçırır idim. Kağanımla (birlikte) süngüşdük. Tanrı bağışladı(ğı için)
|-
| 2-D4
| ty2-3-d-8-04
| style="text-align:right;" | 𐰉𐰆: 𐱅𐰇𐰼𐰰: 𐰉𐰆𐰑𐰣𐰴𐰀: 𐰖𐰺𐰴𐰞𐰍: 𐰖𐰍𐰃𐰍: 𐰚𐰠𐱅𐰇𐰼𐰢𐰓𐰢: 𐱅𐰇𐰏𐰤𐰠𐰏: 𐱃𐰍: 𐰘𐰇𐰏𐰼𐱅𐰢𐰓𐰢: 𐰃𐰠𐱅𐰼𐰾: 𐰴𐰍𐰣: 𐰴𐰕𐰍𐰣𐰢𐰽𐰺
| BU: TÜRÜK: BODNKA: YARAKLIG: YAGIG: KELTÜRMDM: TÖGNLG: ATIG: YÜGRTMDM: İLTER: KAGAN: KAZGANMSR:
| bu Türk boyları'na pusatlı yağıyı yaklaştırtmadım, damgalı atı yürüttürmedim. İlteriş Kağan kazanmasa
|-
| 2-D5
| ty2-3-d-8-05
| style="text-align:right;" | 𐰆𐰑𐰆: 𐰋𐰤: 𐰇𐰕𐰢: 𐰴𐰕𐰍𐰣𐰢𐰽𐰺: 𐰃𐰠: 𐰘𐰢𐰀: 𐰉𐰆𐰑𐰣: 𐰘𐰢𐰀: 𐰖𐰸: 𐰼𐱅𐰲𐰃: 𐰼𐱅𐰃: 𐰴𐰕𐰍𐰦𐰸𐰃𐰣: 𐰆𐰑𐰆: 𐰇𐰕𐰢: 𐰴𐰕𐰍𐰦𐰸𐰢: 𐰇𐰲𐰤
| UDU: BEN: ÖZM: KAZGANMSR: İL: YME: BODN: YME: YOK: ERTÇİ: ERTİ: KAZGNTUKIN: UDU: ÖZM: KAZGNTUKIM: ÜÇN:
| ve de ben özüm kazanmasam il[i] yine, boylar[ı] yine yok edecek (olacak) idi. [o] Kazandığı için ve de özüm kazandığım için
|-
| 2-D6
| ty2-3-d-8-06
| style="text-align:right;" | 𐰃𐰠: 𐰘𐰢𐰀: 𐰃𐰠: 𐰉𐰆𐰡𐰃: 𐰉𐰆𐰑𐰣: 𐰘𐰢𐰀: 𐰉𐰆𐰑𐰣: 𐰉𐰆𐰡𐰃: 𐰇𐰕𐰢: 𐰴𐰺𐰃: 𐰉𐰆𐰡𐰢: 𐰆𐰞𐰍: 𐰉𐰆𐰡𐰢: 𐰤𐰭: 𐰘𐰼𐰓𐰚𐰃: 𐰴𐰍𐰣𐰞𐰍: 𐰉𐰆𐰑𐰣𐰴𐰀
| İL: YME: İL: BOLTI: BODN: YME: BODN: BOLTI: ÖZM: KARI: BOLTM: ULG: BOLTM: NŇ: YERDKİ: KAGANLIG: BODNKA:
| il yine il oldu, boy yine boy oldu. Kendim yaşlı oldum, ulu oldum. Hangi yerde kağanlı boyuna
|-
| 2-D7
| ty2-3-d-8-07
| style="text-align:right;" | [...]: 𐰋𐰃𐰤𐱅𐰏𐰃: 𐰉𐰺: 𐰼𐰾𐰼: 𐰤𐰀: 𐰉𐰆𐰭𐰃: 𐰉𐰺: 𐰼𐱅𐰲𐰃: 𐰼𐰢𐰾
| [...]: BİNTEGİ: BAR: ERSER: NE: BUŇI: BaR: ERTÇİ: RM:
| [...] böylesi var ise ne sıkıntısı var edecek (olacak) imiş.
|-
| 2-D8
| ty2-3-d-8-08
| style="text-align:right;" | [...]: 𐱅𐰇𐰼𐰝: 𐰋𐰃𐰠𐰏𐰀: 𐰴𐰍𐰣: 𐰃𐰠𐰭𐰀: 𐰋𐰃𐱅𐰃𐱅𐰓𐰢: 𐰋𐰤: 𐰋𐰃𐰠𐰏𐰀: 𐱃𐰆𐰣𐰪𐰸𐰸
| [...]: TÜRÜK: BİLGE: KAGAN: İLİŇE: BİTİTDİM: BEN: BİLGE: TUNNYUKUK:
| Türk Bilge Kağan ilinde yazdırdım. Ben Bilge Tonyukuk.
|}
=== Kuzey Yüzü ===
{| class="wikitable"
|+ '''Tonyukuk 2. taş, 4. yüz (kuzey) 4 dizi'''
! colspan="2" | #
! Göktürk Türkçesi (aslı)
! Harf çevirisi
! Çeviri yazı
! Türkiye Türkçesi çevirisi
|-
| 2-K1
| ty2-4-k-4-01
| style="text-align:right;" | 𐰃𐰠𐱅𐰼𐰃𐰾: 𐰴𐰍𐰣: 𐰴𐰕𐰍𐰣𐰢𐰽𐰺: 𐰖𐰸: 𐰼𐱅𐰃: 𐰼𐰾𐰼: 𐰋𐰤: 𐰇𐰕𐰢: 𐰋𐰃𐰠𐰏𐰀: 𐱃𐰆𐰪𐰸𐰸: 𐰴𐰕𐰍𐰣𐰢𐰽𐰺: 𐰋𐰤: 𐰖𐰸: 𐰼𐱅𐰃: 𐰼𐰾𐰼
| İLTERİS: KAGAN: KAZGANMSR: YOK: ERTİ: ERSER: BEN: ÖZM: BİLGE: TUNYUKUK: KAZGANMSR: BEN: YOK: ERTİ: ERSER:
| İlteriş Kağan kazanmasa, yok idi isei, ben özüm Bilge Tonyukuk kazanmasam, ben yok idim ise,
|-
| 2-K2
| ty2-4-k-4-02
| style="text-align:right;" | 𐰴𐰯𐰍𐰣: 𐰴𐰍𐰣: 𐱅𐰇𐰼𐰝: 𐰾𐰃𐰼: 𐰉𐰆𐰑𐰣: 𐰘𐰼𐰃𐰤𐱅𐰀: 𐰉𐰆𐰑: 𐰘𐰢𐰀: 𐰉𐰆𐰑𐰣: 𐰘𐰢𐰀: 𐰚𐰃𐰾𐰃: 𐰘𐰢𐰀: 𐰃𐰓𐰃: 𐰖𐰸: 𐰼𐱅𐰲𐰃: 𐰼𐱅𐰃
| KAPGAN: KAGAN: TÜRÜK: SİR: BODN: YERİNTE: BOD: YME: BODN: YME: KİSİ: YME: İDİ: YOK: ERTÇİ: ERTİ:
| Kapağan Kağan'ın Türk Sir boylarının yerinde boy da, boylar da, kişi de yok edecek (olacak) idi.
|-
| 2-K3
| ty2-4-k-4-03
| style="text-align:right;" | 𐰃𐰠𐱅𐰼𐰾: 𐰴𐰍𐰣: 𐰋𐰃𐰠𐰏𐰀: 𐱃𐰆𐰣𐰪𐰸𐰸: 𐰴𐰕𐰍𐰦𐰸: 𐰇𐰲𐰤: 𐰴𐰯𐰍𐰣: 𐰴𐰍𐰣: 𐱅𐰇𐰼𐰝: 𐰾𐰃𐰼: 𐰉𐰆𐰑𐰣: 𐰖𐰆𐰺𐰃𐰑𐰸𐰃: 𐰉𐰆
| İLTER: KAGAN: BİLGE: TUNNYUKUK: KZGNTUK: ÜÇN: KAPGAN: KAGAN: TÜRÜK: SİR: BODN: YORIDUKI: BU:
| İlteriş Kağan, Bilge Tonyukuk kazandığı için, Kapağan Kağan'ın Türk Sir boylarının yürüdüğü bu[ndandır].
|-
| 2-K4
| ty2-4-k-4-04
| style="text-align:right;" | 𐱅𐰇𐰼𐰝: 𐰋𐰃𐰠𐰏𐰀: 𐰴𐰍𐰣: 𐱅𐰇𐰼𐰝: 𐰾𐰃𐰼: 𐰉𐰆𐰑𐰣𐰍: 𐰆𐰍𐰕: 𐰉𐰆𐰑𐰣𐰍: 𐰃𐰏𐰓𐰇: 𐰆𐰞𐰺𐰆𐰺
| TÜRÜK: BİLGE: KAGAN: TÜRÜK: SİR: BODNG: OGZ: BODNG: İGDÜ: OLRUR:
| Türk Bilge Kağan'ı, Türk Sir boylarını, Oğuz boylarını besleyip oturur.
|}
== Dış bağlantılar ==
[https://web.archive.org/web/20200424174452/https://www.turkbitig.com/tonyukuk.html Orhun Yazıtları Tonyukuk Anıtları]
[[Kategori:Orhun Abideleri]]
fyem6apjsvtl6rkguzj9lc7pctz3ln0
Vikikaynak:Değişiklik sayılarına göre kullanıcılar listesi
4
26348
174972
174881
2026-10-11T21:40:23Z
YBot
13050
Güncelleme
174972
wikitext
text/x-wiki
{{/begin}}
<center>
{| class="wikitable"
! #
! Kullanıcı
! Değişiklik sayısı
! Kullanıcı grupları
|-
| 1
| [[Kullanıcı:Mümtaz|Mümtaz]]
| align="center" | 32.646
| hizmetli
|-
| 2
| [[Kullanıcı:Justinianus|Justinianus]]
| align="center" | 10.871
|
|-
| 3
| [[Kullanıcı:Kibele|Kibele]]
| align="center" | 9.179
| geri döndürücü
|-
| 4
| [[Kullanıcı:Nosferatü|Nosferatü]]
| align="center" | 6.939
|
|-
| 5
| [[Kullanıcı:Victor Trevor|Victor Trevor]]
| align="center" | 4.472
|
|-
| 6
| [[Kullanıcı:Samizambak|Samizambak]]
| align="center" | 4.220
|
|-
| 7
| [[Kullanıcı:Seksen iki yüz kırk beş|Seksen iki yüz kırk beş]]
| align="center" | 2.938
|
|-
| 8
| [[Kullanıcı:𐰇𐱅𐰚𐰤|𐰇𐱅𐰚𐰤]]
| align="center" | 2.803
|
|-
| 9
| [[Kullanıcı:Iskenderbalas|Iskenderbalas]]
| align="center" | 2.670
|
|-
| 10
| [[Kullanıcı:Tarih|Tarih]]
| align="center" | 2.619
|
|-
| 11
| [[Kullanıcı:Egemensen|Egemensen]]
| align="center" | 2.553
|
|-
| 12
| [[Kullanıcı:Vikiolog|Vikiolog]]
| align="center" | 2.278
|
|-
| 13
| [[Kullanıcı:Absar|Absar]]
| align="center" | 1.838
|
|-
| 14
| [[Kullanıcı:Suelnur|Suelnur]]
| align="center" | 1.737
|
|-
| 15
| [[Kullanıcı:Ahmet Turhan|Ahmet Turhan]]
| align="center" | 1.561
|
|-
| 16
| [[Kullanıcı:Selahattin ilhan|Selahattin ilhan]]
| align="center" | 1.480
|
|-
| 17
| [[Kullanıcı:Kutsalyolcusu|Kutsalyolcusu]]
| align="center" | 1.278
|
|-
| 18
| [[Kullanıcı:Kurmanbek|Kurmanbek]]
| align="center" | 1.075
|
|-
| 19
| [[Kullanıcı:Pinar|Pinar]]
| align="center" | 1.034
|
|-
| 20
| [[Kullanıcı:Felecita|Felecita]]
| align="center" | 940
|
|-
| 21
| [[Kullanıcı:Sabri76|Sabri76]]
| align="center" | 883
|
|-
| 22
| [[Kullanıcı:Araz Yaquboglu|Araz Yaquboglu]]
| align="center" | 867
|
|-
| 23
| [[Kullanıcı:Elvorix|Elvorix]]
| align="center" | 857
|
|-
| 24
| [[Kullanıcı:Maderibeyza|Maderibeyza]]
| align="center" | 758
|
|-
| 25
| [[Kullanıcı:3210|3210]]
| align="center" | 721
|
|-
| 26
| [[Kullanıcı:Aybeg|Aybeg]]
| align="center" | 595
|
|-
| 27
| [[Kullanıcı:ToprakM|ToprakM]]
| align="center" | 578
|
|-
| 28
| [[Kullanıcı:Osmanlı98|Osmanlı98]]
| align="center" | 564
|
|-
| 29
| [[Kullanıcı:Srhat|Srhat]]
| align="center" | 553
|
|-
| 30
| [[Kullanıcı:Mereyü|Mereyü]]
| align="center" | 547
|
|-
| 31
| [[Kullanıcı:Dr.Suskun|Dr.Suskun]]
| align="center" | 512
|
|-
| 32
| [[Kullanıcı:Yeni hesap|Yeni hesap]]
| align="center" | 482
|
|-
| 33
| [[Kullanıcı:Oğuzhan|Oğuzhan]]
| align="center" | 478
|
|-
| 34
| [[Kullanıcı:Kadı|Kadı]]
| align="center" | 441
| geri döndürücü
|-
| 35
| [[Kullanıcı:Etrüsk~trwikisource|Etrüsk~trwikisource]]
| align="center" | 437
|
|-
| 36
| [[Kullanıcı:Fuzûlî~trwikisource|Fuzûlî~trwikisource]]
| align="center" | 427
|
|-
| 37
| [[Kullanıcı:Bizim Kafkasya|Bizim Kafkasya]]
| align="center" | 427
|
|-
| 38
| [[Kullanıcı:Rateslines~trwikisource|Rateslines~trwikisource]]
| align="center" | 418
|
|-
| 39
| [[Kullanıcı:Hasan Sami|Hasan Sami]]
| align="center" | 407
|
|-
| 40
| [[Kullanıcı:Pathoschild|Pathoschild]]
| align="center" | 390
|
|-
| 41
| [[Kullanıcı:Pinarsan83|Pinarsan83]]
| align="center" | 384
|
|-
| 42
| [[Kullanıcı:Reality006|Reality006]]
| align="center" | 338
|
|-
| 43
| [[Kullanıcı:Aksoy61|Aksoy61]]
| align="center" | 327
|
|-
| 44
| [[Kullanıcı:Vito Genovese|Vito Genovese]]
| align="center" | 317
|
|-
| 45
| [[Kullanıcı:Homonihilis|Homonihilis]]
| align="center" | 306
|
|-
| 46
| [[Kullanıcı:Cekli829|Cekli829]]
| align="center" | 301
|
|-
| 47
| [[Kullanıcı:Ömer faruk çakmak|Ömer faruk çakmak]]
| align="center" | 296
|
|-
| 48
| [[Kullanıcı:Magurale|Magurale]]
| align="center" | 295
|
|-
| 49
| [[Kullanıcı:Uncitoyen|Uncitoyen]]
| align="center" | 284
|
|-
| 50
| [[Kullanıcı:2004onuralp|2004onuralp]]
| align="center" | 277
|
|-
| 51
| [[Kullanıcı:Mustafahoca|Mustafahoca]]
| align="center" | 252
|
|-
| 52
| [[Kullanıcı:Mustafa MVC|Mustafa MVC]]
| align="center" | 248
|
|-
| 53
| [[Kullanıcı:Evrifaessa|Evrifaessa]]
| align="center" | 246
|
|-
| 54
| [[Kullanıcı:Ali Karacan~trwikisource|Ali Karacan~trwikisource]]
| align="center" | 240
|
|-
| 55
| [[Kullanıcı:Oğuz256~trwikisource|Oğuz256~trwikisource]]
| align="center" | 236
|
|-
| 56
| [[Kullanıcı:Koraman~trwikisource|Koraman~trwikisource]]
| align="center" | 224
|
|-
| 57
| [[Kullanıcı:Takabeg|Takabeg]]
| align="center" | 221
|
|-
| 58
| [[Kullanıcı:Demirci74|Demirci74]]
| align="center" | 218
|
|-
| 59
| [[Kullanıcı:YG1|YG1]]
| align="center" | 218
|
|-
| 60
| [[Kullanıcı:Gökhan~trwikisource|Gökhan~trwikisource]]
| align="center" | 215
|
|-
| 61
| [[Kullanıcı:Zohak|Zohak]]
| align="center" | 206
|
|-
| 62
| [[Kullanıcı:Gülşah|Gülşah]]
| align="center" | 192
|
|-
| 63
| [[Kullanıcı:Ugur Basak|Ugur Basak]]
| align="center" | 191
|
|-
| 64
| [[Kullanıcı:NKOzi|NKOzi]]
| align="center" | 187
|
|-
| 65
| [[Kullanıcı:Meryem Yazıcı|Meryem Yazıcı]]
| align="center" | 185
|
|-
| 66
| [[Kullanıcı:Harosman|Harosman]]
| align="center" | 185
|
|-
| 67
| [[Kullanıcı:Saltinbas|Saltinbas]]
| align="center" | 183
|
|-
| 68
| [[Kullanıcı:Alikıroğlu6163|Alikıroğlu6163]]
| align="center" | 183
|
|-
| 69
| [[Kullanıcı:Khodemhuck|Khodemhuck]]
| align="center" | 182
|
|-
| 70
| [[Kullanıcı:Samsen|Samsen]]
| align="center" | 176
|
|-
| 71
| [[Kullanıcı:Noyder~trwikisource|Noyder~trwikisource]]
| align="center" | 174
|
|-
| 72
| [[Kullanıcı:Mezireli61|Mezireli61]]
| align="center" | 172
|
|-
| 73
| [[Kullanıcı:Ahmetaslan~trwikisource|Ahmetaslan~trwikisource]]
| align="center" | 172
|
|-
| 74
| [[Kullanıcı:İsmetaydin~trwikisource|İsmetaydin~trwikisource]]
| align="center" | 168
|
|-
| 75
| [[Kullanıcı:Viki|Viki]]
| align="center" | 166
|
|-
| 76
| [[Kullanıcı:Kuzeyli Adam|Kuzeyli Adam]]
| align="center" | 163
|
|-
| 77
| [[Kullanıcı:Alikıroğlu|Alikıroğlu]]
| align="center" | 161
|
|-
| 78
| [[Kullanıcı:HakanIST|HakanIST]]
| align="center" | 161
|
|-
| 79
| [[Kullanıcı:Asayimusa19|Asayimusa19]]
| align="center" | 150
|
|-
| 80
| [[Kullanıcı:St. Doggo|St. Doggo]]
| align="center" | 149
|
|-
| 81
| [[Kullanıcı:Hazan|Hazan]]
| align="center" | 138
|
|-
| 82
| [[Kullanıcı:Can Kedi|Can Kedi]]
| align="center" | 137
|
|-
| 83
| [[Kullanıcı:AhmetÇavuş|AhmetÇavuş]]
| align="center" | 121
|
|-
| 84
| [[Kullanıcı:PrimZiya|PrimZiya]]
| align="center" | 121
|
|-
| 85
| [[Kullanıcı:Recep64|Recep64]]
| align="center" | 117
|
|-
| 86
| [[Kullanıcı:Kotzaztzikli|Kotzaztzikli]]
| align="center" | 116
|
|-
| 87
| [[Kullanıcı:Kuzey 75|Kuzey 75]]
| align="center" | 110
|
|-
| 88
| [[Kullanıcı:CommonsDelinker|CommonsDelinker]]
| align="center" | 103
|
|-
| 89
| [[Kullanıcı:Oyhan Hasan Bıldırki|Oyhan Hasan Bıldırki]]
| align="center" | 102
|
|-
| 90
| [[Kullanıcı:Neslihan Bilgili|Neslihan Bilgili]]
| align="center" | 101
|
|-
| 91
| [[Kullanıcı:SessizZurna|SessizZurna]]
| align="center" | 99
|
|-
| 92
| [[Kullanıcı:Vikiyazar|Vikiyazar]]
| align="center" | 96
|
|-
| 93
| [[Kullanıcı:Kübra uzuntaş|Kübra uzuntaş]]
| align="center" | 95
|
|-
| 94
| [[Kullanıcı:Rornaof|Rornaof]]
| align="center" | 92
|
|-
| 95
| [[Kullanıcı:Özlem malkoç|Özlem malkoç]]
| align="center" | 90
|
|-
| 96
| [[Kullanıcı:Burak Kara|Burak Kara]]
| align="center" | 85
|
|-
| 97
| [[Kullanıcı:Alpfa|Alpfa]]
| align="center" | 77
|
|-
| 98
| [[Kullanıcı:Dilekisildar|Dilekisildar]]
| align="center" | 76
|
|-
| 99
| [[Kullanıcı:EVula|EVula]]
| align="center" | 76
|
|-
| 100
| [[Kullanıcı:Enba24|Enba24]]
| align="center" | 76
|
|}
</center>
eomerbp43zijq8a5dio1n3qdvito2zw
Sayfa:Tarihi edebiyati Osmaniyye.pdf/10
250
27104
174966
161041
2026-10-11T19:36:06Z
Tarih
348
174966
proofread-page
text/x-wiki
<noinclude><pagequality level="3" user="Satirdan kahraman" /></noinclude>{{orta|'''— 6 —''' }}
-----------
tahtında olarak - zaman zaman geçirdiği devrelerle o devrelerde zuhur iden ashab-ı asar ve eserlerinden ve her devrin kendisinden sonra gelen devirlerindeki tesiratından- lisanın dahi terakkiyat ve tekamülatı nazar-ı itibara alınmak şartıyla - bahis olan fendir.
Gayesine gelince: tafsilatına itla' suretiyle edebiyat-ı hazıranın menabi' ve müvelledatını tayin ile ibretbin olmak ve buna kıyasen terakkiyat ve tekamülat-ı atiyesi esbabnı istihzar eylemekdir.
Ali Ekrem Bey Efendi geçen sene virdiği derslerde [1] buralardan bahs itdiği sırada bu fennin gayesini ifadat-ı atiye ile daha güzel:
«Mesail-i edebiye-i maziye ile tevaggul itmek, maziye rücu' dimek olmayacağı muhtac-ı beyan değildir. Mesela budan üç asır evvel gelmiş olan Nef'inin, bu muazzam heykel-i edebin, ebedi-ül eştihar Osmanlı Şairinin asarı, eserlerinin müessseratı, kendisinin hayat ve ahlakı üzerine olan te'siratı, hülasa o şairin bütün mahiyet ve kudret-i edebiyesi her halde onu taklid itmek, onun gibi düşünmek, onun gibi yazmak içün tedkik ve tetebbu' olunmayacakdır. Nef'i'nin evladdan ahfada şntikal ide ide ta zamanımıza kadar yetişen te'siratı aranılacak; şiirimizin, edebiyatımızın, o te'siratdan ne derece hissemend-i i'tilâ olduğu görülecekdir ».
--------------------------------------
[1] O zaman müşar-ül ileyhe vekalet eylemekde idim.<noinclude></noinclude>
ouy6u7nkvkelspjf1n74s66mq9q6vxe
Sayfa:Tarih I Tarihtenevelki Zamanlar ve Eski Zamanlar.pdf/34
250
37032
174929
174307
2026-10-11T16:37:29Z
Tarih
348
174929
proofread-page
text/x-wiki
<noinclude><pagequality level="3" user="Asayimusa19" /></noinclude>{{çsy|7}}
<center>'''I'''</center>
<center>'''BEŞER TARİHİNE GİRİŞ'''</center>
'''HALİN MAZİ İLE ALÂKASI''' İnsan, bugünü anlamak için dünü bilmeğe; dünkü işleri kavramak için, daha evel geçmiş günlerin, nihayet uzak zamanların, vak'alarını hatırlamağa mecbur oluyor. Bu suretle, insan, içinde
bulunduğu vaziyetin, işlerin, hakikî başlangıcını anlamak istedikçe geriye doğru çekildiğini duyar; Asyanın merkez
yaylâlarına ve oralarda eski zamanlarda yaşamış insanlara
kadar gider. Fakat bu da kâfi gelmez; daha geriye, ilk insanlara ve nihayet ilk hayata ve bunun ilk belirdiği yere
kadar gider.
'''MAZİ HAKKINDA BİLGİLERİMİZİN HUDUDU''' Fakat bu husustaki bütün bilgilerimizin
hududu, nihayet son asırlarda yapılabilmiş
olan keşiflerin ötesine geçemez. Ancak
hergünkü yeni keşiflerle bilgilerimizin
hududu genişlemektedir.
<center>'''A. KÂİNAT—TABİAT'''</center>
'''İLK İNSANLARIN İPTİDAÎ TELÂKKİLERİ VE BUGÜNKÜ HAKİKATLER''' İptidaî insanlar, arzı düz bir yer, semayı da onun kubbesi gibi, gördüler. Güneş ile Ayı,
bu kubbe üzerinde ve arzın altından dolaşmak suretile mütemadiyen gelip geçer sandılar. Arzın yuvarlak olduğu anlaşıldıktan sora
da onu kâinatın merkezinde sandılar. Güneşin, Ayın, bütün
seyyar ve sabit yıldızların, arzın etrafında döndüğünü far-<noinclude></noinclude>
l47ngc10yyas384tmv6me85abk9fj9f
174930
174929
2026-10-11T16:37:45Z
Tarih
348
174930
proofread-page
text/x-wiki
<noinclude><pagequality level="3" user="Asayimusa19" /></noinclude>{{çsy|10}}
<center>'''I'''</center>
<center>'''BEŞER TARİHİNE GİRİŞ'''</center>
'''HALİN MAZİ İLE ALÂKASI''' İnsan, bugünü anlamak için dünü bilmeğe; dünkü işleri kavramak için, daha evel geçmiş günlerin, nihayet uzak zamanların, vak'alarını hatırlamağa mecbur oluyor. Bu suretle, insan, içinde
bulunduğu vaziyetin, işlerin, hakikî başlangıcını anlamak istedikçe geriye doğru çekildiğini duyar; Asyanın merkez
yaylâlarına ve oralarda eski zamanlarda yaşamış insanlara
kadar gider. Fakat bu da kâfi gelmez; daha geriye, ilk insanlara ve nihayet ilk hayata ve bunun ilk belirdiği yere
kadar gider.
'''MAZİ HAKKINDA BİLGİLERİMİZİN HUDUDU''' Fakat bu husustaki bütün bilgilerimizin
hududu, nihayet son asırlarda yapılabilmiş
olan keşiflerin ötesine geçemez. Ancak
hergünkü yeni keşiflerle bilgilerimizin
hududu genişlemektedir.
<center>'''A. KÂİNAT—TABİAT'''</center>
'''İLK İNSANLARIN İPTİDAÎ TELÂKKİLERİ VE BUGÜNKÜ HAKİKATLER''' İptidaî insanlar, arzı düz bir yer, semayı da onun kubbesi gibi, gördüler. Güneş ile Ayı,
bu kubbe üzerinde ve arzın altından dolaşmak suretile mütemadiyen gelip geçer sandılar. Arzın yuvarlak olduğu anlaşıldıktan sora
da onu kâinatın merkezinde sandılar. Güneşin, Ayın, bütün
seyyar ve sabit yıldızların, arzın etrafında döndüğünü far-<noinclude></noinclude>
hxgdudoe1g1fq4cmqhq2bjq4rdr0v3h
Sayfa:Belgelerle Kurtuluş Savaşı Anıları 01.pdf/53
250
38844
174962
161137
2026-10-11T19:15:33Z
Tarih
348
174962
proofread-page
text/x-wiki
<noinclude><pagequality level="1" user="Vikiolog" /></noinclude>{{çsy|10}}
{{orta|'''ANKARA SEYAHATİ''' }}
{{sağa hizala|'''İkinci Defa Sıvas Valiliği - Miriliva <br>Nurettin Paşa ve çocukça azamet<br> düşkünlüğü''' }}
Tafsilatı «Zalimane Bir İdam Hükmü» adlı kitabım da
hikâye olunduğu gibi Kabine heyetiyle beraber çekildikten
iki ay kadar sonra (1920 Mayısının 24. günü) tutuklanıp 1
Numaralı Mustafa Paşa Divanıharbince idama mahkûm ol
dum. Suçum, Kuva-yı Milliye tertipçiliği ve kışkırtıcılığı!
Bizzat kendisinin verdirdiği bu ceza Vahdettin tarafından
küreğe çevrildi. Ferit Paşa Kabinesi düştükten sonra kuru
lan Hurşit Paşa Harp Divanında beraetle tahliye edildikten
sonra Ankara’ya gitmek istedim. Tutuklanmadan önce ora
ya gitmek için can attığım halde imkân bulamamıştım.
Kabinemizde Harbiye Nazırı olan Fevzi (Çakmak) Pa
şanın kendisi ile beraber beni de kaçıracağı ümidindeydim.
Halbuki kendisinin, istifa eder etmez Ankara’ya kaçtığını
teessürle öğrendim. îngilizler, ünlü kişilerle askerlik edebi
leceklerin İstanbul’dan Ankara’ya gitmelerine engel olmak
için bütün kara ve deniz yollarını pek sıkı bir kontrol altına
almışlardı. Yalnız başıma kaçamayacağımı anladığım için bu
hususta Ankara’nın yardımını boşuna bekledim.
Beraatle tahliye edildikten sonra da Boğazların kontrolu
şiddetle devam ettiği ve evvelce olduğu gibi bu defa da
{{sola hizala|53}}<noinclude></noinclude>
i2pqbiaavlx8h4js9m7c2lblblf3bbp
174963
174962
2026-10-11T19:16:41Z
Tarih
348
174963
proofread-page
text/x-wiki
<noinclude><pagequality level="1" user="Vikiolog" /></noinclude>{{çsy|10}}
{{orta|'''ANKARA SEYAHATİ''' }}
{{sağa hizala|'''İkinci Defa Sıvas Valiliği - Miriliva <br>Nurettin Paşa ve çocukça azamet<br> düşkünlüğü''' }}
Tafsilatı «Zalimane Bir İdam Hükmü» adlı kitabım da
hikâye olunduğu gibi Kabine heyetiyle beraber çekildikten
iki ay kadar sonra (1920 Mayısının 24. günü) tutuklanıp 1
Numaralı Mustafa Paşa Divanıharbince idama mahkûm ol
dum. Suçum, Kuva-yı Milliye tertipçiliği ve kışkırtıcılığı!
Bizzat kendisinin verdirdiği bu ceza Vahdettin tarafından
küreğe çevrildi. Ferit Paşa Kabinesi düştükten sonra kuru
lan Hurşit Paşa Harp Divanında beraetle tahliye edildikten
sonra Ankara’ya gitmek istedim. Tutuklanmadan önce ora
ya gitmek için can attığım halde imkân bulamamıştım.
Kabinemizde Harbiye Nazırı olan Fevzi (Çakmak) Pa
şanın kendisi ile beraber beni de kaçıracağı ümidindeydim.
Halbuki kendisinin, istifa eder etmez Ankara’ya kaçtığını
teessürle öğrendim. îngilizler, ünlü kişilerle askerlik edebi
leceklerin İstanbul’dan Ankara’ya gitmelerine engel olmak
için bütün kara ve deniz yollarını pek sıkı bir kontrol altına
almışlardı. Yalnız başıma kaçamayacağımı anladığım için bu
hususta Ankara’nın yardımını boşuna bekledim.
Beraatle tahliye edildikten sonra da Boğazların kontrolu
şiddetle devam ettiği ve evvelce olduğu gibi bu defa da
{{sağa hizala|53}}<noinclude></noinclude>
rf6xcihcvis388n78849onb3b14sgje
Sayfa:İstiklal Harbimiz.pdf/15
250
41813
174957
159598
2026-10-11T19:02:32Z
Tarih
348
174957
proofread-page
text/x-wiki
<noinclude><pagequality level="1" user="Tarih" /></noinclude>{{çsy|10}}
İSTİKLÂL HARBİMİZ
(İstiklâl Harbi yaptık. Âmilleri yazmazsa tarihi masal olur.)
İstiklâl Harbi gibi uzun ve mühim fedakârlıklarla başarılan, muvaf
fakiyetin tarihî vak’alan çıkaran veya onların içinde çırpınanların, vesa
ike müstenit hâtıraları neşredilmedikçe doğru yazılamıyacağı şüphe
sizdir.
İstiklâl Harbim dört saman bölmesine ayırıyorum. Yazdıklarım, bil
diğim ve yaptıklarımın mümkün mertebe tafsilâtından sarfı nazarla,
tesbitidir.
I — Mütareke aktinden İzmir işgaline kadar (31 Teşrinievvel 1334
den 15 Mayıs 1335 e kadar).
II — İzmir işgalinden İstanbul işgaline kadar (15 Mayıs 1335 den
16 Mart 1336 ya kadar).
IH — İstnabul işgalinden şark harekâtı hitamına kadar. (16 Mart
1336 dan 1 Kânunuevvel 1336 ya kadar).
IV — Şark Harekâtı hitamından sulh aküne kadar (1 Kânunuevvel
1336 dan 23 Ağustos 1339 a kadar).
Bundan sonraki ahval herkesçe görülmüş ve görülmektedir.<noinclude></noinclude>
2kdhy9ba2w649jflkbxkz0ywnhjcu8j
174958
174957
2026-10-11T19:02:49Z
Tarih
348
174958
proofread-page
text/x-wiki
<noinclude><pagequality level="1" user="Tarih" /></noinclude>{{çsy|6}}
İSTİKLÂL HARBİMİZ
(İstiklâl Harbi yaptık. Âmilleri yazmazsa tarihi masal olur.)
İstiklâl Harbi gibi uzun ve mühim fedakârlıklarla başarılan, muvaf
fakiyetin tarihî vak’alan çıkaran veya onların içinde çırpınanların, vesa
ike müstenit hâtıraları neşredilmedikçe doğru yazılamıyacağı şüphe
sizdir.
İstiklâl Harbim dört saman bölmesine ayırıyorum. Yazdıklarım, bil
diğim ve yaptıklarımın mümkün mertebe tafsilâtından sarfı nazarla,
tesbitidir.
I — Mütareke aktinden İzmir işgaline kadar (31 Teşrinievvel 1334
den 15 Mayıs 1335 e kadar).
II — İzmir işgalinden İstanbul işgaline kadar (15 Mayıs 1335 den
16 Mart 1336 ya kadar).
IH — İstnabul işgalinden şark harekâtı hitamına kadar. (16 Mart
1336 dan 1 Kânunuevvel 1336 ya kadar).
IV — Şark Harekâtı hitamından sulh aküne kadar (1 Kânunuevvel
1336 dan 23 Ağustos 1339 a kadar).
Bundan sonraki ahval herkesçe görülmüş ve görülmektedir.<noinclude></noinclude>
2s1978gjnt2lici6vrp7j85oo2dx9a4
174959
174958
2026-10-11T19:05:45Z
Tarih
348
174959
proofread-page
text/x-wiki
<noinclude><pagequality level="1" user="Tarih" /></noinclude>{{çsy|3}}
{{orta|''' İSTİKLÂL HARBİMİZ'''}}
{{orta|''' (İstiklâl Harbi yaptık. Âmilleri yazmazsa tarihi masal olur.)'''}}
İstiklâl Harbi gibi uzun ve mühim fedakârlıklarla başarılan, muvaf
fakiyetin tarihî vak’alan çıkaran veya onların içinde çırpınanların, vesa
ike müstenit hâtıraları neşredilmedikçe doğru yazılamıyacağı şüphe
sizdir.
İstiklâl Harbim dört saman bölmesine ayırıyorum. Yazdıklarım, bil
diğim ve yaptıklarımın mümkün mertebe tafsilâtından sarfı nazarla,
tesbitidir.
I — Mütareke aktinden İzmir işgaline kadar (31 Teşrinievvel 1334
den 15 Mayıs 1335 e kadar).
II — İzmir işgalinden İstanbul işgaline kadar (15 Mayıs 1335 den
16 Mart 1336 ya kadar).
IH — İstnabul işgalinden şark harekâtı hitamına kadar. (16 Mart
1336 dan 1 Kânunuevvel 1336 ya kadar).
IV — Şark Harekâtı hitamından sulh aküne kadar (1 Kânunuevvel
1336 dan 23 Ağustos 1339 a kadar).
Bundan sonraki ahval herkesçe görülmüş ve görülmektedir.<noinclude></noinclude>
pe5prjhdk4szr9x6u3khhrjnd0jeuf7
174960
174959
2026-10-11T19:06:14Z
Tarih
348
174960
proofread-page
text/x-wiki
<noinclude><pagequality level="1" user="Tarih" /></noinclude>{{çsy|4}}
{{orta|''' İSTİKLÂL HARBİMİZ'''}}
{{orta|''' (İstiklâl Harbi yaptık. Âmilleri yazmazsa tarihi masal olur.)'''}}
İstiklâl Harbi gibi uzun ve mühim fedakârlıklarla başarılan, muvaf
fakiyetin tarihî vak’alan çıkaran veya onların içinde çırpınanların, vesa
ike müstenit hâtıraları neşredilmedikçe doğru yazılamıyacağı şüphe
sizdir.
İstiklâl Harbim dört saman bölmesine ayırıyorum. Yazdıklarım, bil
diğim ve yaptıklarımın mümkün mertebe tafsilâtından sarfı nazarla,
tesbitidir.
I — Mütareke aktinden İzmir işgaline kadar (31 Teşrinievvel 1334
den 15 Mayıs 1335 e kadar).
II — İzmir işgalinden İstanbul işgaline kadar (15 Mayıs 1335 den
16 Mart 1336 ya kadar).
IH — İstnabul işgalinden şark harekâtı hitamına kadar. (16 Mart
1336 dan 1 Kânunuevvel 1336 ya kadar).
IV — Şark Harekâtı hitamından sulh aküne kadar (1 Kânunuevvel
1336 dan 23 Ağustos 1339 a kadar).
Bundan sonraki ahval herkesçe görülmüş ve görülmektedir.<noinclude></noinclude>
pkkigbyuuduntzc71gruvpe8n7xt7p5
174961
174960
2026-10-11T19:07:35Z
Tarih
348
174961
proofread-page
text/x-wiki
<noinclude><pagequality level="1" user="Tarih" /></noinclude>{{çsy|4}}
{{orta|''' İSTİKLÂL HARBİMİZ'''}}
{{orta|''' (İstiklâl Harbi yaptık. Âmilleri yazmazsa tarihi masal olur.)'''}}
İstiklâl Harbi gibi uzun ve mühim fedakârlıklarla başarılan, muvaf
fakiyetin tarihî vak’alan çıkaran veya onların içinde çırpınanların, vesa
ike müstenit hâtıraları neşredilmedikçe doğru yazılamıyacağı şüphe
sizdir.
İstiklâl Harbim dört saman bölmesine ayırıyorum. Yazdıklarım, bil
diğim ve yaptıklarımın mümkün mertebe tafsilâtından sarfı nazarla,
tesbitidir.
I — Mütareke aktinden İzmir işgaline kadar (31 Teşrinievvel 1334
den 15 Mayıs 1335 e kadar).
II — İzmir işgalinden İstanbul işgaline kadar (15 Mayıs 1335 den
16 Mart 1336 ya kadar).
IH — İstnabul işgalinden şark harekâtı hitamına kadar. (16 Mart
1336 dan 1 Kânunuevvel 1336 ya kadar).
IV — Şark Harekâtı hitamından sulh aküne kadar (1 Kânunuevvel
1336 dan 23 Ağustos 1339 a kadar).
Bundan sonraki ahval herkesçe görülmüş ve görülmektedir.<noinclude></noinclude>
4fhwdjpshuikf5yxcv6hiid45tdpmcr
Sayfa:Göl Saatleri.pdf/3
250
41890
174932
159891
2026-10-11T17:54:33Z
Tarih
348
174932
proofread-page
text/x-wiki
<noinclude><pagequality level="1" user="Tarih" /></noinclude>
Göl Saatleri
{{çsy|12}}
Öğle - Öğleden sonra - Akşam -
Gice - Gice Yarısı - Seher<noinclude></noinclude>
09n83qjhxsbjzml0p46gkx756t96vqq
174933
174932
2026-10-11T17:55:03Z
Tarih
348
174933
proofread-page
text/x-wiki
<noinclude><pagequality level="1" user="Tarih" /></noinclude>
{{çsy|12}}
Göl Saatleri
Öğle - Öğleden sonra - Akşam -
Gice - Gice Yarısı - Seher<noinclude></noinclude>
n2eznsdktefti914jkbrroodjabybvh
174934
174933
2026-10-11T17:55:29Z
Tarih
348
174934
proofread-page
text/x-wiki
<noinclude><pagequality level="1" user="Tarih" /></noinclude>
{{çsy|16}}
Göl Saatleri
Öğle - Öğleden sonra - Akşam -
Gice - Gice Yarısı - Seher<noinclude></noinclude>
j74oae8qsaykd7dmdlfg5xssxm4tcqd
174935
174934
2026-10-11T17:57:19Z
Tarih
348
174935
proofread-page
text/x-wiki
<noinclude><pagequality level="1" user="Tarih" /></noinclude>
{{çsy|16}}
<center><big><big>'''Göl Saatleri'''</big></big></center>
Öğle - Öğleden sonra - Akşam -
Gice - Gice Yarısı - Seher<noinclude></noinclude>
i0w40jf1b78gapsy3kj1hul5ydlw8of
174936
174935
2026-10-11T18:01:28Z
Tarih
348
174936
proofread-page
text/x-wiki
<noinclude><pagequality level="1" user="Tarih" /></noinclude>
{{çsy|16}}
<center><big><big>'''Göl Saatleri'''</big></big></center>
{{center|''' Öğle — Öğleden sonra — Akşam —'''}}
{{center|''' Gice — Gice Yarısı — Seher '''}}<noinclude></noinclude>
ohhv19q1vmq5av9vvwlp1v5q94qor83
174937
174936
2026-10-11T18:02:04Z
Tarih
348
174937
proofread-page
text/x-wiki
<noinclude><pagequality level="1" user="Tarih" /></noinclude>
{{çsy|18}}
<center><big><big>'''Göl Saatleri'''</big></big></center>
{{center|''' Öğle — Öğleden sonra — Akşam —'''}}
{{center|''' Gice — Gice Yarısı — Seher '''}}<noinclude></noinclude>
kvm6t9om7kxzmav5zpxt1kcxkc5iukq
Sayfa:Göl Saatleri.pdf/6
250
41893
174938
171427
2026-10-11T18:03:56Z
Tarih
348
174938
proofread-page
text/x-wiki
<noinclude><pagequality level="3" user="Ego retribuam" /></noinclude>
{{çsy|18}}
{{center|Öğle}}
Yeşil sularda büyük inciden çiçekler açar.<br>
Gümüş böcekler okur âba bir neşîde-i hâb, <br>
Durur sevâhilin üstünde, bî-heves bî-tâb, <br>
Güneş ziyâsını içmiş benât-ı hâb u serâb.. <br>
{{center| — 5 —}}<noinclude></noinclude>
kpracruz7ntadgjz9mmu1p8k5qim7d7
Sayfa:Yeni Harflerle Türkçe Okuma Yazma.pdf/7
250
42009
174971
160539
2026-10-11T21:04:24Z
Tarih
348
174971
proofread-page
text/x-wiki
<noinclude><pagequality level="1" user="Tarih" /></noinclude>{{çsy|10}}
{{orta|'''Derslere başlarken ''' }}
Aziz okuyucularım,
şu küçük kitab milliyet gazetesinde latin harflerinin Türkceye tatbiki içün vaki' olan<noinclude></noinclude>
hxbla7fsz59r20gomvf87zaaml52c4k
174974
174971
2026-10-12T03:14:06Z
Tarih
348
174974
proofread-page
text/x-wiki
<noinclude><pagequality level="1" user="Tarih" /></noinclude>{{çsy|10}}
{{orta|'''Derslere başlarken ''' }}
Aziz okuyucularım,
şu küçük kitabı milliyet gazetesinde latin harflerinin Türkceye tatbiki içün vaki' olan neşrşyatım vesilesiyle bir çoğunuzdan aldığım şifahi ve tahriri emre binaen yazıyorum.
Lisanımızın hakiki<noinclude></noinclude>
qj4l8yj35rkd43xkdwgsthvelfvhibq
Sayfa:Hz. Peygamber’in seriyyeleri.pdf/13
250
42327
174956
161387
2026-10-11T18:58:22Z
Tarih
348
174956
proofread-page
text/x-wiki
<noinclude><pagequality level="1" user="Tarih" /></noinclude>{{çsy|11}}
'''1. KUREYŞ KERVANLARINA KARŞI DÜZENLENEN İKTİSADİ VE SİYASİ AMAÇLI TACİZ SERİYYELERİ'''
Bu seriyyelerin temel gayesi, Mekke-Şam ticaret yolunu kontrol altına almak suretiyle, Kureyş'in, Şam ticaretini engellemekti. Böylece bir yandan Mekke müşriklerinin iktisadi gücü zayıflayacak, diğer yandan da müslümanların gerektiğinde kendilerini her türlü saldırıya karşı koruyabileceklerini ve o bölgede dikkate alınması gereken bir güç oldukları anlaşılmış olacaktı.
Hz. Peygamber, bu gayeyi gerçekleştirme hususunda askeri operasyonlarını iki şekilde yürütmektedir: Birincisi, bizzat kendi komutasında düzenlediği askeri harekatlar: Veddan, Buvat, ei-Uşeyra ve Bedir gazveleridir. (Vakidi, 1965:1, 11-12, 19; İbn Hişam, I-II, 591, 598, 670-710; İbn Sa'd, 1985, TI, 8,9,11-27.) İkincisi ise, sahabeden bir kişinin komutasında gönderdiği askeri birlikler, diğer bir deyişle seriyyelerdir. Bu anlamda
gönderilen seriyyeler: Hamza b. Abdulmuttalib, Ubeyde b. Haris, Sa'd b. Ebi Vakkas ve Zeyd b. Harise komutasında iki seriyye olmak üzere, toplam beş seriyyedir.
Bu seriyyelerin gayesini doğru anlayabilmek için Şam ticaret yolunun Mekkeliler için ne denli önemli olduğunun bilinmesi gerekmektedir. Bu durumda müslümanlar için de, Kureyş'e iktisadi ambargo uygulayabilmek için çök önemli bir bir koz olduğu tesbit edilmiş olacaktır. Bu konuyla ilgili olarak, Vakidi'nin naklettiği ve Buhari'nin Sahih'inde yer verdiği bir haber bize önemli ipuçları vermektedir.
"Sa'd b. Muaz, Mekkeli Ümeyye b. Halef'in dostu idi. Ümeyye ticaret için Şam'a giderken Medine'ye uğradığında, Sa'da misafir olur, Sad da Mekke'ye geldiğinde Ümeyye b. Halefin konağına inip ona misafir olurdu. Sa'd b. Muaz, Rasulullah'ın Medine'ye hicretinden kısa bir müddet sonra , umre yapmak için Mekke'ye gider ve Ümeyye'nin misafiri olur. Sa'd b. Muaz Ümeyye'ye: "Benim için Harem'in tenha bir saatini gözetle de Kabe'yi rahatça tavaf edeyim” der. Bunun üzerine Ümeyye, Sa'd'ı, gündüzün yarısına yakın olan kuşluk vaktinda Ka'be'ye çıkarır. Ümeyye'nin, Sa'd'la beraber bulunduğu bir sırada Ebu Cehil çıkagelir ve: "Ya Eba Safvan! Yanındaki bu adam kimdir?"diye sorar. O
{{orta|1}}<noinclude></noinclude>
m90cjxytwj1j41ak832mc7rboum8v3b
Sayfa:Hz. Peygamber’in seriyyeleri.pdf/14
250
42328
174955
161393
2026-10-11T18:57:45Z
Tarih
348
174955
proofread-page
text/x-wiki
<noinclude><pagequality level="1" user="Tarih" /></noinclude>{{çsy|4}}
da: "Sa'd b. Muaz'dır" der, Bunun üzerine Ebu Cehil, Sa'd'a hitaben: "Dikkat et, ben görüyorum ki, sen Mekke'de emniyet içinde Kabe'yi tavaf ediyorsun. Halbuki siz o dinlerini değiştirenleri barındırdınız ve onlara yardım etmekte olduğunuzu söylüyorsunuz. Şunu iyi bil ki, vallahi sen eğer Ebu Safvan'ın beraberinde bulunmasaydın ailene salimen dönemezdin." diyerek tehdit eder. Bunun üzerine Sa'd b. Muaz da Ebu Cehl'e karşı sesini
yükselterek: ''“Dikkat er, vallahi eğer sen beni bu favaflan menedersen, ben de sanâ karşı bundan daha şiddetlisini yapar, senin Medine üzerinden geçen ticaret yolunu keser ve seni elbette ondan men ederim”'' dedi. (Vakidi, 1965: 1, 35; Buhari, 1981: Meğazi, 2; Menakıb, 133.)
Bu rivayet, Mekke-Şam ticaret yolunun müslümanlar tarafindan, Kureyş'in aleyhine ambargo maksadıyla kullanabilecekleri önemli bir vasıta olduğunu göstermektedir.
Rasulullah (5), muhtemelen, Sa'd b, Muazın, Mekke dönüşü anlattığı bu olay üzerine, belki kendisinin de önceden planlamış olduğu, Mekkelilere karşı ellerinde çok önemli bir koz olan, Kureyş içinse hayati öneme haiz olan, Şam ticaret yolunun geçiş hakkıni kendi kontrolüne almış, böylece Sa'd'ın, Ebu Cehl'e karşı yaptığı sert tehdit yerini bulmuş oluyordu. Muhtemelen Ebu Cehil de bu durumu bildiği için, Şam'a gitmek üzere hazırlanan ticaret kervanının beraberinde üçyüz kişilik bir koruma gücünü hazır bulundurma ihtiyacı duyuyordu.
Rasulullah'ın Kureyş kervanlarına karşı düzenlediği bu tarz askeri hareketleri, eşkiyalık, yol kesme, tecavüz ve saldırı gibi sıfatlarla niteleleyerek yorumlamaya çalışan Caetani, Hamza b. Abdulmuttalib seriyyesinin değerlendirmesinde görüş ve düşüncelerini şu şekilde ifade etmektedir: ''“Bu konuda bize ulaşan rivayetler, Hamza'ya verilen talimat hakkında hiç şüpheye mahal bırakmıyor. Hamza, muhtemel olan Kureyş kervanlarına tesadüf ümidiyle dolaşacaklı. Yani ticaret kervanlarına hücum eden eşkiya sıfatıyla hareket etmesi için kendisine müsade verilmişdi. Bu önceden tasarlanmış ve planlanmış hakiki bir tecavüzdür. Müdafa zarureti gibi, hafifletici sebepler kabul edilelemez. Kureyşlilerin Peygambere Medine'de saldırmak akıllarına bile gelmiyordu. Rivayetin Kureyşlilere atfettiği, üçyüz kişilik muhofiz gücü de, Hamza'nın kervana saldırısını mazur göstermek için sonradan uydurulmuştur. Bir tarafın otuz, diğer tarafın üçyüz kişilik kuvvete sahip olmasında şüpheli bir durum vardır. Birçok teferruatta diğerlerinden daha güvenilir olan İbn İshak da Kureyşlilerin miktarını belirtmiyor."'' (Caetani, 1925: III, 192)
{{orta|2}}<noinclude></noinclude>
jq2wuuyc0ka770h6lzd8nuvephkx2kl
Sayfa:Hz. Peygamber’in seriyyeleri.pdf/15
250
42329
174954
161395
2026-10-11T18:56:52Z
Tarih
348
174954
proofread-page
text/x-wiki
<noinclude><pagequality level="1" user="Tarih" /></noinclude>{{çsy|4}}
Caetani'nin-bu görüşlerini, kendisinin tarafsız ve iyi niyetli olmadığını bir tarafa bırakarak, tarihi gerçeklerin ışığında objektif olarak değerlendirdiğimizde, birkaç yanlış noktanın düzeltilmesi gerekmektedir.
Herşeyden önce, "Küureyşlilerin, Hz. Peygamber'e Medinede saldırmak gibi bir
düşünceleri yoktu" şeklindeki bir değerlendirme, ilk bakışta görülebilecek gerçeklerin
gözden uzak tutulmak istendiğinin açık bir göstergesidir. Daha Mekke'de iken bile,
Rasulullah'a ve arkadaşlarına yapmadıklarını bırakmayan Mekke müşriklerinin,
Rasulullah'ı, hicreti esnasında öldürmek niyetiyle tuzak kuranların, onun ve arkadaşlarını
güçlenerek ve büyüyerek yeniden kendileriyle yapacakları mücadeleye sessiz kalmalarını
düşünmek mümkün değildir. Zaten kaynaklardan bize ulaşan bilgilerde, henüz akabe
biatlerinde Kureyş'in, Medinelilerin yardım ve desteğinden rahatsız olduklarını, hatta bir
Megdineliyi hapsettiklerini görüyoruz. (Semhudi, 1326: 233; Hamidullah, 1981: 1, 159.)
Bununla birlikte yukarda üzerinde durduğumuz Sa'd b. Muaz olayı da Kureyş'in bu
konudaki rahatsızlığının ve niyetlerinin açık bir belgesidir.
Ayrıca, Mekke'nin ileri gelen iki başkanı Ebu Süfyan ve Übeyy b. Halefin, Medineli
müslümanlara gönderdikleri şu mektup, Mekkelilerin kötü niyetini ortaya koymaktadır:
"...Asıl meseleye gelince: Arap kabileleri arasında çıkabilecek hiç bir savaş, bizimle sizin
aranızda ortaya çıkacak bir savaşdan daha ızdırap olmayacaktır. Gerçekte siz, bizim
aramızdan çıkan pek asil ve aynı zamanda pek ulu bir kimseye yardım etmeye teşebbüs
etmiş bulunuyorsunuz; ona eman hakkı tanıdınız ve onu himayeniz altına aldınız. Bu
gerçekten sizin için utanılacak bir şey ve bir lekedir. Bizimle onun arasına girmeyin.
Şayet o doğru yolda ve iyi tutuma sahip biri ise bundan çıkarılacak saadet payı bize aittir;
şayet kötü biriyse, onu ele geçirmede biz herkesden daha çok hak sahibiyiz." (İbn Habib,
271; Hamidullah, 1981:1217.)
Mekkeliler bununla da kalmamış, yukardaki tatlı sert uyarı da dikkate alınmayınca, bu
kez, Rasulullah'ın Medine'de bulunmasından rahatsız olan Abdullah b. Übeyy ve
arkadaşlarına bir ültimatom mektubu gönderdiler:
“Bizden kaçmış bulunan arkadaşımıza bir eman ve sığınma hakkı tanımış
bulunuyorsunuz. Allah'a yemin ederiz ki, şayet ona karşı koymaz veya ülkenizden çıkarıp
atmazsanız, şavaşçılarınızı öldürmek ve kadınlarınızı da kendimize almak üzere hepimiz
kalkıp üzerinize yürüyeceğiz." (Ebu Davud, 19, 23; Hamidullah, 1981: 1, 218.)
{{orta|3}}<noinclude></noinclude>
7ogktqfj81mby58ovrhtrrtvy0irkux
Sayfa:Hz. Peygamber’in seriyyeleri.pdf/17
250
42331
174953
161400
2026-10-11T18:55:54Z
Tarih
348
174953
proofread-page
text/x-wiki
<noinclude><pagequality level="1" user="Tarih" /></noinclude>{{çsy|4}}
'''1.1 HAMZA B. ABDULMUTTALİRB (İS) SERİYYESİ'''
Hz. Peygamber, Medine'ye hicretinin 7. ayına rastlayan Ramazan'ın başında, Hamza b.
Abdulmuttalib'i, emrine otuz kişilik bir süvari birliği vererek sefere çıkardı. Bu seriyyenin
gönderiliş tarihi hakkında hemen bütün kaynaklar aynı görüşü paylaşırlar. (Vakidi, 1965:
1, 9; İbn Sa'd, 1985: IK 6; Şami, 1993: VI, 11; İbn Kesir, 1, 234, Taberi, 1879, 11, 402;
Zehebi, 1990: 46.) İbn Hişam ise açık bir tarih vermemekle birlikte bunu, Rasulullah'ın ilk
gazvesi olan Ebva(Veddan) Gazvesi'nden sonra zikretmiştir.
Bu seriyyenin Hz. Peygamber'in gönderdiği ilk seriyye olduğunda da görüş birliği
bulunmaktadır. Ancak İbn İshak, Rasulullah'ın ilk sancağı Ebu Ubeyde'ye verdiğini,
henüz Ebva gazvesinden dönmekte iken, Medine'ye varmadan, Ebu Ubeydeyi
görevlendirdiğini, Hamza b. Abdulmuttalib'in ise bundan sonra ikinci seriyye komutanı
olarak gönderildiğini belirtmektedir. İbn Hişam'a gelince o, her iki rivayeti de zikreder ve
tercihini İbn İshak gibi, ilk sancağın Ebu Ubeyde'ye verildiği yönünde kullanır. Bununla
beraber, bu konuda insanların ihtilafa düşmelerinin sebebinin, her iki seriyyenin birbirine
yakın, hatta aynı zamanda gönderilmiş olmalarından kaynaklandığını da ilave eder.
Bu seriyyeye katılanların kimler olduğu hususunda birbirinden farklı iki rivayet bulunmaktadır:Bunlardan ilki, muhacir ve ensarın birlikte katıldıkları rivayetidir ki, bu rivayete yer veren Vakidi, seriyyeye katılanlardan bir kısmının isimlerini de veren tek kaynaktır. Ona göre bu askeri birliğe katılan müslümanlardan bazıları şunlardır: ''Muhacirlerden: Ebu Ubeyde b. eklerrah, Ebu Huzeyfe b. Wibe b. Rabia, Ebu Huzeyfe'nin azatlısı Salim, Amir b. Rabia, Amr b. Suraka, Zeyd b. Harise, Kennaz b, Hüseyin, Mersed b. Kennaz, Rasulullah(5)'ın azatlısı Enese. Ensardan: Ubey b. Ka'b, Umare b. Hazm, Ubade h. Samir, Ubeyde b. Evs, Evs b. Havli, Ebu Dücane, Münzir b. Amr, Rafi b. Malik, Abdullah b. Amr b. Haram, Kutbe b. Amir b. Hadide ve isimleri kendisine ulaşmayan diğerleri.'' (Vakidi, 1965: 1, 9.)
Bu konudaki ikinci rivayet ise, Bedir Gazvesinden önce yapılan, gerek Rasulullah'ın komutasındaki gazvelere, gerekse seriyyelere katılanların sadece muhacirlerden olduğu, ensardan hiç kimsenin bu seriyyelere katılmadığı şeklindedir. Bu hususta İbn Sa'd şöyle demektedir: ''"Bazıları dediler ki: Bu seriyyenin yarısı muhacirlerden, yarısı ensardan teşekkül ediyordu. Ancak üzerinde ittifak edilen görüş, bu seriyyedekilerin hepsinin muhacirlerden olduğudur. Zira, Rasulullah, ensarla birlikte katıldığı Bedir Gazvesi'ne kadar, onlardan hiç kimseyi görevlendirmemiştir. Bunun sebebi ise ensarın Rasulullah'ı, sadece kendi yurtlarında koruyacaklarına dair söz vermiş olmalarıdır.''
{{orta|5}}<noinclude></noinclude>
k2dtfn47zkh01tk73y9dgw03kle54yo
Sayfa:Hz. Peygamber’in seriyyeleri.pdf/18
250
42332
174952
161405
2026-10-11T18:55:08Z
Tarih
348
174952
proofread-page
text/x-wiki
<noinclude><pagequality level="1" user="Tarih" /></noinclude>{{çsy|4}}
Bizce de esas olan budur." (İbn Sa'd, 1985:TI, 6.) Vakidi de, her ne kadar yukarıda almış olduğumuz rivayeti vermekte ise de, aynı zamandâ ikinci rivayeti de zikrederek, Abdurrahman b. Ayyaş'dan, İbr Müseyyeb ve Abdurrahman b. Sa'd b. Yerbu'un şöyle dediğini aktarmaktadır: ''"Rasulullah, kendisinin bizzot katıldığı Bedir Gazvesi'ne kadar, ensardan hiçkimseyi seriyyelerde görevlendirmedi. Bu husus, ensarın Rasulullah'ı, sadece kendi yurtlarında koruyacaklarına dair ahitleri idi ki, kesin olan budur."'' (Vakidi, 1965: 1, 9.)
Bunlardan ortaya çıkan sonuç şudur: Bedir Gazvesi'ne kadar yapılan seriyyelere ensardan hiçkimse katılmamış, katılanlar sadece muhacirlerden seçilmiştir.
Biz buradan, Rasulullah (s)'ın, idari ve askeri prensipleri ile ilgili iki önemli sonucun
çıkarılabileceğini düşünüyoruz: Birincisi, Akabe bey'atlerinde peygamberi kendi canlarını
korudukları gibi koruyacaklarına dair söz veren ensarın sorumluluklarını, verdikleri söz
çerçevesinde tutmak suretiyle, aralarında yapılan sözleşmeye sadık kalmak, onları
isteklerinin ve ahitlerinin ötesinde sorumlu tutmamak; ikincisi ve liderlik açısından daha
önemlisi ise, herhangi bir şekilde denenmemiş, dayanıklılığı, sabrı ve güvenirliği
ımtihandan geçmemiş, kabiliyetleri henüz tamayüz etmemiş bir insan unsuruna dayanan,
tehlikeli bir durum karşısında kalma yerine, uzun zamandan beri çeşitli imtihanlarla
sadakatini ve sabrını göstermiş olan, vasıf ve kabiliyetlerini en ince teferruatlarına kadar
bildiği muhacirlerden oluşan bir güce dayalı hareket etmeyi tercih etmesidir. Özellikle,
kendinden sonra yapılacak benzeri faaliyetlere temel teşkil edecek ilk seriyyelerin bu açıdan iyi planlanmış olması gerekirdi.
Buradan, -en azından o dönemde- Ensar'ın güvenilmez olduğu gibi bir sonuç çıkarmıyor,
sadece onların durumlarının, mücadele içerisinde henüz denenmemiş olduğunu
söylemekten öteye geçmiyoruz. Nitekim, Vakidi ve İbn Sa'd'ın açıkça belirttikleri gibi,
Bedir'den önce ensardan hiç bir kimse, her hangi bir gazve ve setiyyede
görevlendirilmezken, (Vakidi, 1965: 1, 9; İbn Sa'd, 1985:TI, 6.) aradan geçen iki yıla
yakın bir zamandan sonra sadakatleri denenmiş ve kabiliyetleri temayüz etmiş olan ensar,
Bedir ordusuna katılmışlardır. Ancak orada bile, Rasulullah'ın ensarın görüşünü almak
istediğini, ensar adına konuşan Sa'd b. Muaz'ın açıkça desteklediklerini beyan etmesinden
sonra onlarla birlikte savaşmaya karar verdiğini müşahede ediyoruz. (Vakidi, 1965: 1, 48;
İbn Hişam, L-IL 615.)
{{orta|6}}<noinclude></noinclude>
bsh0mxu6bzyk4j6393c3fdblidbi1bw
Sayfa:Hz. Peygamber’in seriyyeleri.pdf/20
250
42338
174951
161474
2026-10-11T18:54:08Z
Tarih
348
174951
proofread-page
text/x-wiki
<noinclude><pagequality level="1" user="Tarih" /></noinclude>{{çsy|4}}
Bu olaydan bir müddet sonra, Mecdi b. Amr bir grup arkadaşıyla birlikte Medine'ye Rasulullah'ın yanına gelmişti. Rasulullah (s), yapmış olduğu davranışından dolayı ona ve arkadaşlarına hediye olarak giyecek bazı şeyler vermek suretiyle yaptığı hareketi ödüllendirmiş oldu. Muhammed b. Ömer'e de Mecdi b. Amr' işaret ederek şöyle dedi:
"Yapılabilecek en bereketli istişare ve en hayırlı ve en doğru bir iş yaptı." (Vakidi, 1965:
I, 10; Şami, Vİ, 11.)
İkinci husus, Seriyye komutanı Hamza b, Abdulmuttalib'in, çatışmak yerine sulhu kabul etmesinden dolayı, ne ikaz edilmiş, ne de kınanmış olmasıdır.
Binaenaleyh eğer seriyye komutanı Hamza b. Abdulmuttalib, emredilenin dışında hareket etmiş olsaydı, Rasulullah (s), ilerde göreceğimiz Abdullah b. Cahş seriyyesinde açıkça görüleceği gibi, <ref>Bkz.3.1.1.</ref> verilen talimata aykırı hareket edildiğinda ikaz ve uyarıları ile tavrını net olarak ortaya koyacaktı.
Ayrıca, Rasulullah'ın bu memnuniyetinden, bu seriyyenin asıl gayesinin bir çatışma ve hasımların mal ve canlarına kastetme olmadığını, sadece Kureyş kervanını takip ve tedip etmekle görevli bir seriyye olduğunu bizzat harekatı planlayan başkomutan konumundaki Hz. Peygamber'in tavrından anlıyoruz. Eğer aksi söz konusu olmuş olsaydı, hem seriyye komutanı olan Hamza b. Abdulmuttalib'ı, verilen görevi emredildiği şekilde yerine
getirmediği için sorgular, hem de, Mecdi b. Amr' arabuluculuk yapmasından dolayı ödüllendirmek yerine ikaz ederdi.
'''1.2. UBEYDE B. EL-HARİS (RABİĞ) SERİYYESİ'''
Rasulullah (s), hicretinin 8. ayına denk gelen Şevval ayının başında, Ubeyde b. el-Haris b. Muttalib'i, emrine sadece Mühacirlerden teşekkül eden altmış kişilik süvari birliği ile Rabiğ'e gönderdi. (Vakidi, 1965: 1, 10; İbn Sa'd, 198S:11, 7, İbn Kesir, ILE, 234; Taberi, 1879:14, 402; Şami, VE, 13; Hattab, 1983: 69.) Rabiğ, Mekke güzergahı üzerinde, Ebva ile Cuhfe arasında bir vadidir (Yakut, 1957; TI, 11.) ve Cuhfe'ye 10 mil uzaklıktadır. (Vakidi, 1965: 1, 10.) Rasulullah'ın Ubeyde'ye verdiği beyaz sancağı, Mistah b. Üsase b. Muttalib taşıyordu. (İbn Hişam, 1-11, 591; İbn Sa'd, 1985:1£, 7; İbn Kesir, TIK, 234,Taberi, 1879-11, 407; Şami, Vİ, 13; İbnü'l-Esir, TI, 111)
-----------------------<noinclude>{{orta|8}}</noinclude>
pyjlw35mhz2ixckbdzu6mle7qtmhlt4
Sayfa:Hz. Peygamber’in seriyyeleri.pdf/21
250
42339
174950
161476
2026-10-11T18:52:14Z
Tarih
348
174950
proofread-page
text/x-wiki
<noinclude><pagequality level="1" user="Tarih" /></noinclude>{{çsy|4}}
Önceki seriyyede de ifade ettiğimiz gibi, İbn İshak ve İbn Hişam, Ubeyde Seriyyesi'nin ilk seriyye olduğunu belirtiyorlardı. Onlara göre, Rasulullah, Veddan Gazvesi'nden henüz Medine'ye döndüğü zaman Ubeyde'yi, kısa bir zaman sonra da, Hamza'yı görevlendirmiştir. Bu iki seriyyenin yakın aralıklarla gönderilmeleri sebebiyle müellifler hangisinin ilk seriyye olduğu konusunda ihtilaf etmişlerdir. (İbn Hişam, 1-1, 595; İbnü'l- Esir, II, 111.) Ayrıca İbn Hişam, seriyyedeki süvari sayısı konusunda da, altmış kişi oldukları rivayetiyle birlikte, seksen kişi oldukları rivayetine de yer vermektedir. (İbn Hişam, 1-11, 591.)
İslam askeri birliği, Cuhfe'ye 10 mil uzaklıktaki Ahya denilen su başına geldiğinde, hayvanlarını otlatmak için yoldan sapmış olan, Ebu Süfyan b. Harb komutasındaki ikiyüz kişilik büyük bir Kureyş birliği ile karşılaşır. (Vakidi, 1965; I, 10; İbn Hişam, I-II, 591; İbn Sa'd, 1985:11, 7; İbn Kesir, TI, 234, Şami, 1993: VL, 13.)
Kureyş topluluğunun başında Mikraz b. Hafs veya İkrime b. Ebu Cehil'in de bulunduğu şeklinde farklı bilgiler de kaynaklarda yer almaktadır. (Zehebi, 1990: 46.) Ancak Vakidi'nin de belirttiği gibi, Ebu Süfyan b. Harb'in komuta etmiş olması daha kuvvetli ihtimaldir. (Vakidi, 1965: 1, 10; İbn Hişam, I-II, 592; İbn Sa'd, 1985:11, 7; İbn Kesir, WI, 234)
Her iki taraf da, çatışma hususunda temkinli davrandı. Savaş düzeni almaksızın ve kılıçlar kınından çıkmadan, sadece karşılıklı ok atma olayı oldu. (İbn Sa'd, 1985:I1, 7; Şami, 1993: VI, 13. ) Sa'd b. Ebi Vakkas, arkadaşları kendisini kalkanları ile korurken, sadağında bulunan 20 kadar oku Mekke askerleri üzerine attı, İslam'da atılan ilk ok, Sa'd b. Ebi Vakkas'ın attığı bu oklardır. (Vakidi, 1965: 1, 10; İbn Hişam, 1-11, 591; İbn Sa'd, 1985:11, 7; İbn Kesir, III, 234, Şami, 1993: VI, 13; Zehebi, 1990; 46.) Ve ilk çatışma da budur. Vakidi ve Şami'nin verdiği bilgilerden, Sa'd'ın yirmi ok atığını ve attığı oklardan hiç birinin boşa gitmediğini, ya bir insana veya bir hayvana isabet ederek yaraladığını
öğreniyoruz. (Vakidi,. 1965; 1,10; Şami, 1993:VE, 13.) Zaten, Sa'd b. Ebi Vakkas, öteden beri iyi ok atmakla tanınan bir kişiydi. Öyle anlaşılıyor ki, Sa'd b. Ebi Vakkas'ın bir sonraki seriyyeye komutan olarak tayin edilmesinde de, bu seriyyede gösterdiği bu üstün gayretinin ve iyi ok atabilme kabiliyetinin etkisi olmuştur.
Karşılıklı ok atışma devam ederken, Kureyş tarafinda bulunan ve müslümanlara kavuşmak niyetiyle bu toplulukla birlikte Mekke'den ayrılmış olan iki kişi, bir fırsatını
{{orta|9}}<noinclude></noinclude>
862310uyg6mxfh6q2xse32sp99dulfq
Sayfa:Hz. Peygamber’in seriyyeleri.pdf/22
250
42340
174949
161500
2026-10-11T18:51:38Z
Tarih
348
174949
proofread-page
text/x-wiki
<noinclude><pagequality level="1" user="Tarih" /></noinclude>{{çsy|4}}
yakalayarak müslümanlar tarafına geçtiler.19 Bunlardan birisi, Beni Zühre'nin halifi Mikdad b. Amr b. el-Behrani;17 diğeri de, Beni Nevfel b. Abdi Menaf'ın halifi, Utbe b. Gazvan b. Cabir b. el-Mazini idi. Her ikisi de daha önceden müslüman olmuşlardı ve ikisi de Habeşistan'a hicret etmişlerdi. Oradan Mekke'ye döndüklerinde Rasulullah(s)'ı ve arkadaşlarını Mekke'de bulamayınca, Ebu Süfyan komutasındaki bu kervana katılarak Medine'ye kavuşma firsatını değerlendirmek istemişler ve bu olay esnasında da istediklerine kavuşmuşlardı. (Vakidi, 1965: 1,10; Şami, Vİ, 13.)
Bundan sonra, her iki taraf da askerlerini alarak kendi merkezlerine doğru yola
koyuldular. Tabii ki, özellikte Mekke'de mahsur kalan iki müslümanın bu yolla Medine'ye
ulaşmasını sağlayan seriyye, Rasulullah'ın bu operasyonlardan asıl hedefi olan "psikolojik
harp" noktasındaki görevini hakkıyla yerine getirmiş ve bir İslam askerinin burnu dahi
kanamadan Medine'ye geri dönmüşlerdi.
Vakidi, İbn Ebi Sebre'den, o da, Muhacir b. Mismar'dan, Sad b. Ebi Vakkas'ın, bu
seriyyeye katılan altmış kişinin tamamının da Kureyşten olduğunu söylediğini aktarıyor.
Bunun sebeblerine daha önce temas edilmişti. Ayrıca, seriyyenin sonucu ile ilgili olarak
çok önemli bir bilgi daha veriyor. Sa'd b. Ebi Vakkas diyor ki:"Ben Ubeyde'ye, eğer
onları takip edersek yetişebiliriz, çünkü onlar korkup kaçtılar, dedim. Ancak Ubeyde bu
konuda bana tabi olmadı ve Medine'ye geri döndük." (Vakidi, 1965:L, 11.)
Sad b. Ebi Vakkas'ın verdiği bu bilgiden açıkca anlaşılıyor ki, İslam askerleri,
kendilerinden sayıca daha üstün olan düşmanlarıyla karşılaşmayı göze alabilmekte, hatta
onları korkutup kaçırabılmektedir. Zaten Rasulullah'ın (s), yapmak istediği de, Kureyş'e
gözdağı vermek, (Kapar, 1993: 172; Kutub, 1986: 7.) gerektiğinde müslümanların
kendilerini savunacak güce eriştiklerini, istedikleri zaman, Şam'a yaptıkları ticaretlerine
engel olabileceklerini, artık bu coğrafyada kendilerinin de dikkate alınmaları gerektiğini
ve bundan sonraki hesaplarını buna göre yapmaları gerektiğini anlatmaktır. Ki bu noktada ilk seriyyelerin ve bunlardan biri olan Ubeyde seriyyesinin görevini tam olarak yerine getirdiğini ifade edebiliriz,
19 OM. Ali Kaparın bu konuda yapmış olduğu, sanki bu iki kişinin o anda müslümanların gücünü
görerek. müslüman olup Karşı tarafa geçtikleri izlenimin veren değerlendirmesine
kaynaklarımızdaki rivayetlere uygun bulmuyoruz. (Kapar, Hz Muhammed'in MüşriklerleMünasebetleri, 173.) i i
17 Mikdad b. Amr, Bedir Savaşı öncesi istişare esnasında Rasulullah'ın sevinmesine vesile olan
düşüncelerini şu şekilde dile getirmişti:"Ey Allah'ın Rasulü, Allah sana neyi emrediyorsa onu yap,
Biz seninle beraberiz. Biz sana İsrailoğullarının dediği gibi: 'Sen ve Rabbin gidin savaşın, biz
burada oturacağız' demeyiz. Ancak 'Sen ve Rabbin gidin savaşın, biz de sizinle beraber savaşacağız!
deriz. Seni hak ile gönderen Allah'a yemin olsun ki, sen eğer bizi Berk'il-Gımad'a yürütsen, seninle
birlikte yürür ve yanında savaşırız.” (Vakidi, 1965; 1, 34; İbn Hişam, L-IL, 615; İbn Sa'd; TIK, 162.)
{{orta|10}}<noinclude></noinclude>
qxmtycyty105hn6ijk2sy309y3gl7zn
Sayfa:Hz. Peygamber’in seriyyeleri.pdf/23
250
42364
174948
161627
2026-10-11T18:51:08Z
Tarih
348
174948
proofread-page
text/x-wiki
<noinclude><pagequality level="1" user="Tarih" /></noinclude>{{çsy|4}}
'''1.3. SA'D BİN EBİ VAKKAS (HARRAR) SERİYYESİ'''
Rasulullah, hicretinin 9. ayına denk gelen Zi'lkade'nin başında, almış olduğu bir istihbarat
üzerine, Sa'd b. Ebi Vakkas'ı çağırarak, Harrar'a kadar gitmek ve oradan geçecek olan
Kureyş kervanının önünü keserek, geçmesini engellemek üzere görevlendirdi. (Vakidi,
1965: 1, 11; İbn Sa'd, 1985:I1, 7; Şami, VE, 13; Hattab, 1983: 70.)
Harrar, Hicaz bölgesinde (İbn Hişam, I-Il, 600.), Cuhfe'den Mekke'ye giderken
Mahacce'nin solunda, Gadir-i Hum yakınlarında (Vakidi, 1965: 1, 11; İbn Sa'd, 1985:11,
7.), Cuhfe'nin doğusunda ve Cuhfe'ye üç mil kadar uzaklıkta, yağmur suyu gölcüklerinin
hiç eksilmediği, birkaç ottan başka birşeyin bitmediği, Huzaa ve Kinane boylarından
bazılarının konakladığı bir yerdir. (Yakut, 1957: 11, 389.)
Rasulullah'ın, Sa'd b. Ebi Vakkas'ı görevlendirmesi ile ilgili olarak, Sa'd'ın kendisinden gelen rivayet şu şekildedir:
Ebu Bekr b. İsmail b. Muhammed'in babasından, onun Amir b, Sa'd'dan, onun da babası
(Sa'd b. Ebi Vakkas) dan rivayet ettiğine göre, Sa'd şöyle dedi: " Rasulullah (s), beni
yanına çağırdı ve : 'Ya Sa'd, Harrar'a ulaşıncaya kadar git, Kureyş kervanı oradan
geçecek. buyurdu. Ben de yirmi veya yirmibir kişilik bir grupla yaya olarak Medine'den
çıktım. Gündüzleri gizlenip geceleri yürümek suretiyle beş gün boyunca yol aldık. Beşinci
günün sabahı Harrar'a vardık. Ancak kervan bir gün önce geçip gitmişti. Rasulullah (8),
Harrar'ı geçmememiz hususunda emir vermişti. Öyle olmasaydı, onları yakalayacağımı
umuyordum." (Vakidi, 1965; 1, 11; İbn Sa'd, 1985:11, 7, İbn Kesir, TI, 234.)
Bu noktada, daha önceki seriyyeler süvari olarak görevlendirilirken, bu seriyyenin neden yaya olarak gönderildiği sorusu akla gelmektedir. . Bu konuda kaynaklarda bir bilgiye rastlayamadık. Şüphesiz bu durum, askerleri bindirecek at veya devenin bulunmamasından dolayı değildir, Zira önceki iki seriyye ve aynı dönemde yapılan gazveler süvari olarak yapılmıştır. O halde bu seriyyenin yaya olarak çıkmasını askeri bir taktik olarak, düşmanların da istihbarat yaptıklarını ve karşı tarafin hareketlerini takip ettiklerini göz önüne alırsak, yaya olarak yolculuk yapan kimselerin daha az dikkat çekeceği ve asıl amacını gizleyebileceği şeklinde düşünülmüş bir taktik plan olarak anlaşılabilir.
İbn Hişam'ın, seriyyenin gönderiliş zaman: ile ilgili olarak İbn İshak'a dayanarak verdiği bilgiler, diğer kaynakların verdiğinden farklılık arzetmektedir. O, gerek bu gerekse daha
{{orta|11}}<noinclude></noinclude>
jd0v4rg653y17hpkw0xfjs89fla6lpy
Sayfa:Hz. Peygamber’in seriyyeleri.pdf/24
250
42365
174947
161630
2026-10-11T18:50:25Z
Tarih
348
174947
proofread-page
text/x-wiki
<noinclude><pagequality level="1" user="Tarih" /></noinclude>{{çsy|4}}
önceki iki seriyyeyi hicretin ikinci yılında vuku bulmuş olarak kabul etmekte; Sa'd b. Ebi Vakkas'ın ise, Buvat ve Üşeyra gazvelerinden sonra gönderildiğini zikretmektedir. (İbn Hişam, I-TI, 600.) Bu konuda İbn Hişam'ın rivayetlerine yer veren İbn Kesir ve Şami ise, Vakidi'nin verdiği bilgilerin daha doğru olduğu yolunda tercihlerini belirtmektedirler. (İbn Kesir, II, 234, 235; Şami, 1993: VI, 13.) Aynca, İbn Hişam'da, bu seriyyeye katılan kişilerin sayısı bakımından da farklılıklar vardır. Daha önce zikredilen kaynaklara göre seriyyeye katılanların .sayısı yirmi veya yirmibir kişi olarak belirtilirken, İbn Hişam bu rakamın sekiz olduğunu ifade eder. (İbn Hişam, I-II, 600.)
Meseleye seriyye'nin amacı açısından bakıldığında; İbn Hişam'ın verdiği sayının seriyyenin amacın gerçekleştirebilecek miktarda olmadığı anlaşılabilir. Eğer seriyyenin görevi sadece keşif ve istihbarat olmuş olsaydı -Abdullah b. Cahş seriyyesinde olduğu gibi o takdirde sekiz kişilik bir setiyyenin bu amacı gerçekleştirmek için yeterli olacağı düşünülebilirdi. Ancak, bizzat seriyye komutanın verdiği bilgilerden anlaşıldığı gibi, seriyyenin amacı, o bölgeden geçecek olan Kureyş kervanının geçişine engel olmaktır. Bu amacın gerçekleşmesi için ise, sekiz değil, yirmi kişi olmalarının daha uygun olduğu açıktır.
Seriyyenin gittiği yer konusunda kaynaklarımızda farklılık olmamakla birlikte, Sübülü'- hüda müellifi olan Şami'nin, Harrar'ı, “Hazzaz" olarak verdiğini görmekteyiz. Acaba bir baskı ve yazım hatası mıdır? diye meseleyi tetkik ettiğimizde, böyle bir hatanın söz konusu olmadığını, özellikle, her bölümün sonunda yer alar "tenbihat" bölümlerinde
kelimenin okunuşu ili ilgili bilgi verilirken, "Hazzaz" şeklinde teleffuz edildiğinin belirtildiğini görmekteyiz. (Şami, 1993; Vİ, 13-14.)
Sa'd b. Ebi Vakkas'dan gelen rivayetten da açıkca anlaşıldığı gibi, bu seriyye görev yerine vaktinde varamamış, geçişini engellemek üzere gittiği yerde, sözkonusu Kureyş kervanının geçip gittiğini görerek, Rasulullah'ın emri buraya kadar gitmek, ötesine geçmemek olduğu için de, kervan takip edilmeksizin Medine'ye. geri dönülmüştür. (Vakidi, 1965: 1, 11; İbn Hişam, 1-11, 600; İbn Sa'd, 1985:TI, 7; İbn Kesir, II, 234; Şami,
1993: VI, 13.)
'''1.4. ZEYD B. HARİSE (KAREDE) SERİYYESİ:'''
Daha önce de temas edildiği gibi, Rasulullah'ın bu nevi gazve ve seriyyelerden maksadı, Kureyş'i ekonomik ve siyasi baskı altına almaktı. Böylece onların maddi güçlerini
{{orta|12}}<noinclude></noinclude>
anh2jrw5jbg0pa89gvjfygy7h3r8ewj
Sayfa:Hz. Peygamber’in seriyyeleri.pdf/25
250
42366
174946
161634
2026-10-11T18:49:27Z
Tarih
348
174946
proofread-page
text/x-wiki
<noinclude><pagequality level="1" user="Tarih" /></noinclude>{{çsy|4}}
zayıflatmış olacaktı. Bu sayede daha az kan dökülecek veya Kureyş, müslümanlarla barış
halinde bulunmak zorunda kalacaktı.
Rasulullah'ın, Mekke ticaret kervanlarının Şam'a gidişlerinde kullandıkları sahil yolunu
kontrolu altına almasından sonra, ticaretten başka gelir kaynakları bulunmayan Kureyş
müşrikleri, ticaretlerini devam ettirme mecburiyeti içerisinde, ticaret kervanlarını Şam'a
ulaştıracak başka yollar'aramaya başladılar.
Zeyd b. Harise Seriyye'sinin gönderilme sebebini teşkil eden ticaret kervanının
hazırlanması konusunda kaynaklarımızda yer verilen bir rivayet var ki, bu bize
Rasulullah'ın bu askeri operasyonlardan istediği sonuçları elde ettiğini ve Mekke yönetimini bir bakıma çaresiz bıraktığını göstermektedir.
Vakidi'nin, Muhammed b. Hasan b. Üsame b. Zeyd'den rivayet ettiği olay şu şekilde cereyan etmiştir;
"Kureyş, Şam yolunu kullanmaktan sakınıyordu. Zira Rasulullah ve arkadaşlarından
korkuyordu. Bununla beraber ticaretle geçinen bir kabile olduğu için bunu yapmaya,
diğer bir ifadeyle Şam'a ulaşmaya mecburdular. |
Bir gün, Safvan b. Ümeyye şöyle dert yanmıştı: 'Muhammed'le ashabı ticaretimizi berbat
edip, felce uğrattı. Ona ve adamlarına karşı ne yapacağımızı da bilemiyoruz. Sahil yolunu
kapatmış, kimseyi bırakmıyorlar. Bütün sahil boyu halkı da, ittifak anlaşmaları yapmış,
. onlarla birlikte hareket ediyorlar. Nereye gideceğimizi, ne yapacağımızı bilmiyoruz.
Evimizde oturup kalacak olursak, sermayemizi yiyip bitireceğiz, ondan bir parça bile
kalmayacak. Halbuki biz ne güzel, sermayemizi yazın Şam, kışın da Habeşistan
ticaretinde çalıştırıyorduk.
Safvan'ın bu şikayeti üzerine o toplulukta bulunan Esved b, Muttalib ile Safvan arasında şöyle bir konuşma geçer:
Esved : "Sahil yolunu birak, Irak yolunu takip et" deyince
Safvan: “Ben o yolu bilmiyorum ki!" diye cevap verir.
Esved : "Ben sana öyle bir kılavuz tavsiye edeceğim ki, o seni Allah'ın izniye, gözü kapalı olarak varacağın yere ulaştırır" der.
{{orta|13}}<noinclude></noinclude>
elhwjk5kq8q9tpxev0ky7tpijiqkikr
Sayfa:Naimâ.pdf/43
250
44751
174945
169687
2026-10-11T18:45:55Z
Tarih
348
174945
proofread-page
text/x-wiki
<noinclude><pagequality level="1" user="Tarih" /></noinclude>44 NAİMÂ
ve beraya âsude ve diyarı islâmiyye mamur ola ve
hem emvali mirîye noksan terettüb itmiyüb valiler
ve hâkimler dahi intifalarından kalmıyub kapuları
hallerine göre mükemmel ve müretteb ola.
Hamisen bazı tedbiratı hafiyye ile şöyle dilfiribane hareket oluna ki Padişahı İslâm dilhahları olan
vücuhı ma’kule üzre zevk ve safalarmda münşerihüssadır ola. Ve sıhhat ve heybetleri maan kulûbı
nasa işrab olunub minbaad darülmülkde ve taşra
memalikde halk fitne ve cemiyyet itmek değil, olmakule mefasid hatırlarına bile hutur itmiyüb canibi
saltanata ve vükelâyi devlete bittasarruf muti ve
müsahhar olalar. Tevfikı rabbanî sühuletle bu mas
lahatları müyesser eyledikde gayri bir müşkül kalmıyub âdâyı din ve devlete dahi cevab virilmek ve
her iş murad üzre görülmek kati âsân olur.
(Edirne vak’ası, s. 52)
II. İbşir Paşa
Veziri müşarünileyh aslında Abaza Paşa hidmetîndeve tıfıl iken anın yanında terbiye olunmağın levend meşreb, sadedil, ümmi ve avakıbı umru mülâhaza ve tasavvurdan gafil, adlüdâdı hükûmetde in
firadın ancak sözin bilür ve mehabet ve tahvİf ile
halkın malini âsân veçhile alur, ümmiyane huşuneti
zühd ile muttasıf, kahve yerine ısıcak süd içer, dühan içen yanında hamir içenden bedterdir. Sulehâ
ve meşayihi sever geçinür. Amma bir habbe bezi<noinclude></noinclude>
3m2atrpwzuh8l9cij1zmbfswze9hbxq
Sayfa:Belgelerle Kurtuluş Savaşı Anıları 01.pdf/61
250
44763
174943
169748
2026-10-11T18:41:47Z
Tarih
348
174943
proofread-page
text/x-wiki
<noinclude><pagequality level="1" user="Tarih" /></noinclude>tirilmesi ve işlerin her veçhile geciktirilmem esiyle l>lr mı
önce neticelendirilmesini Riyaset- müşarünleyhanın iş'arırırı
ve vecaib-i maslahata binaen rica ederim efendim.
9 Haziran 37
Dahiliye Vekili
Ata
Bu telgrafnameye şifre olarak harfi harfine şu cevabı
verdim :
«C, 9.6.37 şifreye: Nurettin Paşanın takip ve tenkil sâlâhiyeti malum olduğundan o yoldaki tebligatı süratle yerine
getirilmekte olduğu gibi mahallî ahvale vâkıf olmak için
yakında -diğer yerlere tercihan- Z ara’ya gideceğim.
Vilayetin bir nahiyesindeki geçmiş hadiseyi vesile y ap a
rak valiyi küçümsemesinin salahiyeti dahilinde bulunmadığı
aşikârdır. Kendisiyle 15 senelik tanışıklığımız olduğu halde
buraya gelişimi takip eden üç gün içinde bir «hoş geldin»
ziyaretinde bulunmaksızın, hiç olmazsa bilvasıta bir hatır
sordurm aya bile tenezzül etmeksizin sureti aşağıya alınan
tezkere ile beni hakpay-i azametine yüz sürm eye davet ve
ikinci bir tezkere ile de ısrar etti.
Küçümseme m aksadı pek aşikâr olduğundan ayağına g it
mek küçüklüğünü kabul edemeyerek -kendi ifadesine gö
re - zail (geçmiş) bir hadise için görüşmekte acele bir ma
hiyet varsa dün, hükümet dairesine teşriflerinin daha uy
gun olacağını ve m üstacel bir şey yoksa yarın hükümet
dairesinde görüşmek münasip olacağını cevaben bildirdim
idi. Bendenize, vaktiyle Aydın Mutasarrıfına yaptığı gibi
mütekebbirane bir muameleye kalkıştığı herkesin dikkatini
çektiği için gece geç vakit evime gelerek çirkin muamelesi
ni tamire lüzum gördü.
«Emri altında yalnız bendeniz değil, daha dokuz vali ve
mutasarrıf bulunduğu yolundaki çocukça iddiasına rağmen
61<noinclude></noinclude>
h4btjis9gg5e9vwgt23g4cedv9zcnyp
174944
174943
2026-10-11T18:44:40Z
Tarih
348
174944
proofread-page
text/x-wiki
<noinclude><pagequality level="1" user="Tarih" /></noinclude>tirilmesi ve işlerin her veçhile geciktirilmem esiyle l>lr mı
önce neticelendirilmesini Riyaset- müşarünleyhanın iş'arırırı
ve vecaib-i maslahata binaen rica ederim efendim.
9 Haziran 37
Dahiliye Vekili
Ata
Bu telgrafnameye şifre olarak harfi harfine şu cevabı
verdim :
«C, 9.6.37 şifreye: Nurettin Paşanın takip ve tenkil sâlâhiyeti malum olduğundan o yoldaki tebligatı süratle yerine
getirilmekte olduğu gibi mahallî ahvale vâkıf olmak için
yakında -diğer yerlere tercihan- Z ara’ya gideceğim.
Vilayetin bir nahiyesindeki geçmiş hadiseyi vesile y ap a
rak valiyi küçümsemesinin salahiyeti dahilinde bulunmadığı
aşikârdır. Kendisiyle 15 senelik tanışıklığımız olduğu halde
buraya gelişimi takip eden üç gün içinde bir «hoş geldin»
ziyaretinde bulunmaksızın, hiç olmazsa bilvasıta bir hatır
sordurm aya bile tenezzül etmeksizin sureti aşağıya alınan
tezkere ile beni hakpay-i azametine yüz sürm eye davet ve
ikinci bir tezkere ile de ısrar etti.
Küçümseme m aksadı pek aşikâr olduğundan ayağına g it
mek küçüklüğünü kabul edemeyerek -kendi ifadesine gö
re - zail (geçmiş) bir hadise için görüşmekte acele bir ma
hiyet varsa dün, hükümet dairesine teşriflerinin daha uy
gun olacağını ve m üstacel bir şey yoksa yarın hükümet
dairesinde görüşmek münasip olacağını cevaben bildirdim
idi. Bendenize, vaktiyle Aydın Mutasarrıfına yaptığı gibi
mütekebbirane bir muameleye kalkıştığı herkesin dikkatini
çektiği için gece geç vakit evime gelerek çirkin muamelesi
ni tamire lüzum gördü.
«Emri altında yalnız bendeniz değil, daha dokuz vali ve
mutasarrıf bulunduğu yolundaki çocukça iddiasına rağmen
61<noinclude></noinclude>
2q1o1aupjwtfut35w935lbzmxx65ft2
Sayfa:Belgelerle Kurtuluş Savaşı Anıları 01.pdf/62
250
44764
174942
169750
2026-10-11T18:29:45Z
Tarih
348
174942
proofread-page
text/x-wiki
<noinclude><pagequality level="1" user="Tarih" /></noinclude>bu ziyaretini tarziye sayarak yüksek m akam larına bilgi v er
m ekten vaz geçmiştim».
«Reis Paşa Hazretleri (Gazi Hazretleri) yanında da
mevzubahis olduğu üzere azam et düşkünlüğü m eşhur olan
bu kişiye telgrafla vesayay-i m ahsusa (özel olarak nasihat)
icra edeceğini Fevzi (Çakmak) P a şa Hazretleri A nkara’da
iken bendenize vaat buyurmuştu. Mesela, Zara kasabasın
da gördüğü çam urdan dolayı Belediye Reisini bizzat azle
kalkışm ası gibi tenkil vazifesi ve salahiyetiyle Nurettin P a
şaya evvelce verilen salahiyetler arasında m ıntaka dahilin
de asayişe ait hususlardan dolayı mutlak bir lüzum gördüğü
takdirde icap eden m em urları işten el çektirm ek salahiyeti
de verilmiş olduğu halde suiistimal edilmesinden dolayı bu
salâhiyet evvelce Heyet-i Vekile karariyle geri alınmıştır.
Hiçbir alakası bulunmayan İdarî hususata da tecavüz etm e
sinin hoş görülmeyeceği tabiidir.
«Zara Kazası veya Ümraniye Nahiyesinde ne gibi idari
tedbirlerin alınması gerekiyorsa, bunların her türlü m üda
haleden uzak olarak tatbikına Vilayetçe çalışılmak usule uy
gun olacağı gibi bu hususlar bundan böyle İdarî vazifeler
Nezaretinin vilayetin üstünde bir salahiyetle Ordu Komandanlığına intikalini mucip olam ayacağı tabiidir efendim.»
10 Haziran 19337 (1921)
EMNİYET TEŞKİLATI VE GARİP YAZIŞMALAR
Am asya’da bulunan Merkez Ordusu Kumandanı Nurettin
P a şa 1921 Haziranında «Emniyet Teşkilatı» namiyle m üsellah bir kuvvet icadını tasavvur ve 16 maddeli bir talim at
tertip ederek hemen uygulanmasını -alışık olduğu amirane
biçimde- Vilayete bildirdi.
Bu teşkilatın sebep ve am açlarını Kumandan Paşa , emir
namesinde şu surette izah ediyordu:
62<noinclude></noinclude>
8bjj30hevazoigslzwhu0ry2iq86osm
Sayfa:Belgelerle Kurtuluş Savaşı Anıları 01.pdf/63
250
44765
174964
169770
2026-10-11T19:19:13Z
Tarih
348
174964
proofread-page
text/x-wiki
<noinclude><pagequality level="1" user="Tarih" /></noinclude>«Memleketimizdeki mülki taksim atın ve hususinle ııahlu»
taksimatının geniş olması ve jandarma kuvvetinin bu geniş
ilkle ters orantılı surette bulunması dolayısiyle ahali elin
deki silâhların m em lekete faydalı bir hale getirilmesi ve
zararlı kişilerin elinde silâh bulundurulmaması ve aşayişi te
min emrinde bir jandarmaya yardım tem in ve şekavet ha
diselerinin genişlemesine meydan verilmeksizin süretle iza
le edilmesi maksatlarıyle ordu mıntakasının yalnız Canik,
Ordu, Amasya, Çorum, Tokat, Sivas, Yozgat ve Karahisarışarki sancaklarında bir em niyet teşkilatı vücude getirilmesi
lüzumlu görülmüş ve tanzim edilen talimattan bir sureti ili
şik olarak gönderilmiştir. Mıntakanızda teşkilata hemen
başlayarak az zamanda tamamlanıp orduy gönderilmesi...»
Bu teşkilatı N urettin P aşa adı geçen talim atın ikinci
maddesiyle şu üç vazifeye memur ediyordu:
1 — Dahilî emniyet ve asayişin temin ve kuhafazasına
yardım etmek.
2 — Siyasi eşkıya ve âsilerin tedip ve tenkili.
3 — İcabında haricî düşmanlarla muhabere etmek.
Bu teşkilatı vücude getirecek kişilerin kabulü için ta li
m at şu şartları sayıyor:
«— Emsali silâh altında bulunmamak, asker firarilerin
den olmamak, îslam olmak, tamüssihha bulunmak, eli silâh
tutm ak, dindar, m üstakim , hüsn-i hal ashabından bulun
mak, ortalama 50 fişeği ile mükemmel bir tüfek sahibi olmak.»
Dokuzuncu maddede de şöyle deniyordu:
«Emniyet Teşkilatının efradiyle zayıf ve mühim jandar
m a karakolları takviye olunacak... Sabit karakollara verilen
efrat fevkalade ahval olmadıkça 20,30 günden ziyade alıkonulmayacak.»
11. maddeden:
«Emniyet kıtaları tabur ve alay cüzütammı hâlinde ken
di sancakları haricine gerekince sevk olundukları zaman or
du tarafından iaşe olunacaklardır. Şehit ve yaralı olanlara
{{sağa hizala|63}}<noinclude></noinclude>
98o69h508wojepwtvcnewwwrlec99yy
Sayfa:Belgelerle Kurtuluş Savaşı Anıları 01.pdf/67
250
44772
174965
169815
2026-10-11T19:20:13Z
Tarih
348
174965
proofread-page
text/x-wiki
<noinclude><pagequality level="1" user="Tarih" /></noinclude>masına mahsustur. Bu hadisenin de tam amiylc bastırıldığı
malumdur. Bununla beraber vilayetin bütün idari muame
latına şâmil olarak halen mevcut bulunsa bile o salahiyeti
veren ve kararlarına vilayetin de, ordunun da itaate m ec
buriyeti malum olan Heyet-; Vekilece kanuna aykırı görü
lerek uygun görünmeyen Em niyet Teşkilatı tasavvurunun
tatbik edilmemesi sebebi vilayetten değil, Heyet-i Vekileden
(Bakanlar Kurulundan) sorulmak lâzım gelir. Kanuna aykı
rı bir emir nereden verilirse verilsin tatbik edenlerin mesul
olacakları Kanunu esasinin 41. maddesinde yazılıdır...»
Nurettin Paşadan şu cevap geldi:
«... Em niyet Teşkilatı Talimatnamesinin ilgili makamla
ra takdim edilmiş ve hiçbir makam dan bu teşkilatın aley
hinde iş’ar vaki olmamıştır. Bu hususta yalnız makamınıza
tebligat yapılmış olmasının sebebi anlaşılamamıştır. Ordu
nun iş’arat ve tebligatını, her nedense, yalnız zatıâlileri mu
halefetle karşılamaktadır.
«... Seferde ordu kumandanı salahiyetinin incelenmesini
tavsiye ederim. Heyet-i Vekile kararlarına dayanan sâlâhiyetler dahi başkaca geçerlidir...»
Uzun bir telgrafla Emniyet Teşkilatı’nın uygulanmasın
daki imkânsızlığı ve dayandığı sebepleri, kanuna aykırı yan
larını birer birer anlatmaya çalıştım. F ak at azametli Pa
şayı susturmak mümkün olmadı. Yine uzun cevaplar verdi.
Bu cevabın bazı bölümlerini aşağıya alıyorum:
«... Bunda bütçe meselesi yoktur. Em niyet efradı san
cakları haricine sevk edilince Devletten başkaca tahsisat
istenilmeyerek Merkez Ordusu tahsisatiyle iaşe edilecektir.
«... Sivas ve kendi mülhakatı ahalisi hamiyetli, vatan
perver ve fedakârdırlar. Onlardan istifade çaresini ve yo
lunu arayıp bulmak lâzımdır.
«... Sivas eşrafının himmetlerinden de istifade mümkün
olduğundan Sivas Vilayeti için işbu teşkilattan ümitsizliğe
{{sağa hizala|67}}<noinclude></noinclude>
1kwn28ain1sqtkwrieeajj7z6q782c8
Sayfa:Tarih I Tarihtenevelki Zamanlar ve Eski Zamanlar.pdf/56
250
45812
174924
174288
2026-10-11T16:27:06Z
Tarih
348
174924
proofread-page
text/x-wiki
<noinclude><pagequality level="3" user="Asayimusa19" />{{rh||'''BEŞER TARİHİNE GİRİŞ'''|'''22'''}}</noinclude>
{{yss|zünden|gökyüzünden}} kendilerini tetkik ve himaye eden şayanı itimat birtakım yüksek yaratılışlı mahlûklar saymağa başladılar.
İlk ziraat teşebbüsleri de mevsimler hakkındaki fikri tesbit etti. Nihayet Ayın, Güneşin; yıldızların muhtelif zamanlarda, muhtelif fasılalarla görünüşünden, sayıya, ölçüye intikal ettiler. Hulâsa, tabiatin müşahede ve tetkiki insanlarda yeni yeni düşünceler ve meraklar uyandırdı.
'''HİKÂYE VE HURAFELER''' — Lisanın lûgatçesi çoğaldıkça insanın hikâye ve nakil kabiliyeti de ziyadeleşti. Kendilerine, kabilelerine, mukaddesata, dünyaya ve her şeyin sebeplerine ait birtakım hikâyeler nakletmeğe başladılar. Bu suretle bir kabile zihniyeti ve bir an'ane inkişaf etti. Bu hal, insanları istediği gibi serbest bir fikir ve düşünceye malik olabilmek imkânından mahrum ve bazı fikirleri, bazı telkinleri olduğu gibi kabul etmeğe mecbur ediyordu. Görülüyor ki, insanlar bu bahsettiğimiz tarihlerden itibaren şahsiyetlerinden bir kısmını feda etmek mecburiyetinde kalmışlardır. Beşeriyet, bugün dahi hâlâ ayni yolu takip etmektedir.
'''DİN MENŞELERİNİN KARIŞIK MAHİYETİ''' — Ziraat ile beraber insanların fikrine yeni birtakım muhakeme silsileleri hâkim oldu.
Hasat mevsimlerinde bir sınıf efradın kurban olarak feda edilmesi lüzumu, umumî telâkki mahiyetini aldı. Bu kurbanları kesecek diğer pak tanınmış bir sınıf meydana çıktı : ilk ''rahipler'' sınıfı. Bir de kurban edilen efradın etinden birer parça yemek merasimi yer tuttu. Gûya bu suretle fedakârlığın nimetlerinden hepsi hissement oluyorlardı. Bugün hâlâ bazı dinlerde mevcut olan kurban kesmek âdetlerinin menşei budur.
Bütün bu müşterek âdetler ve inanışlar insanların aralarında zihnî ve hissî birtakım bağlar kurdu ve insanlarda müşterek düşünce ve müşterek harekete saik oldu. İşte bu hâdiseye biz bugün ''din'' namını veriyoruz. İnsanlar bu hâdise karşısında basit ve mantıkî bir telâkki ile temasa gelmiş bulunmıyorlardı; bilâkis, birtakım ruhlara, ilhamlara, emirlere ve nehiylere taallûk eden karmakarışık düşüncelerle temasa gelmiş oluyorlardı.
İnsanların hayatına taallûk eden her şeyde olduğu gibi dinî meselelerde de bir tekâmül hâdisesi görünür. İptidaî {{ysb|in|insanda}}<noinclude></noinclude>
ly0r709i5mkrb45d2boq5z12doqp3o0
174925
174924
2026-10-11T16:29:38Z
Tarih
348
174925
proofread-page
text/x-wiki
<noinclude><pagequality level="3" user="Asayimusa19" />{{rh||'''TARİH'''|'''22'''}}</noinclude>
{{yss|zünden|gökyüzünden}} kendilerini tetkik ve himaye eden şayanı itimat birtakım yüksek yaratılışlı mahlûklar saymağa başladılar.
İlk ziraat teşebbüsleri de mevsimler hakkındaki fikri tesbit etti. Nihayet Ayın, Güneşin; yıldızların muhtelif zamanlarda, muhtelif fasılalarla görünüşünden, sayıya, ölçüye intikal ettiler. Hulâsa, tabiatin müşahede ve tetkiki insanlarda yeni yeni düşünceler ve meraklar uyandırdı.
'''HİKÂYE VE HURAFELER''' — Lisanın lûgatçesi çoğaldıkça insanın hikâye ve nakil kabiliyeti de ziyadeleşti. Kendilerine, kabilelerine, mukaddesata, dünyaya ve her şeyin sebeplerine ait birtakım hikâyeler nakletmeğe başladılar. Bu suretle bir kabile zihniyeti ve bir an'ane inkişaf etti. Bu hal, insanları istediği gibi serbest bir fikir ve düşünceye malik olabilmek imkânından mahrum ve bazı fikirleri, bazı telkinleri olduğu gibi kabul etmeğe mecbur ediyordu. Görülüyor ki, insanlar bu bahsettiğimiz tarihlerden itibaren şahsiyetlerinden bir kısmını feda etmek mecburiyetinde kalmışlardır. Beşeriyet, bugün dahi hâlâ ayni yolu takip etmektedir.
'''DİN MENŞELERİNİN KARIŞIK MAHİYETİ''' — Ziraat ile beraber insanların fikrine yeni birtakım muhakeme silsileleri hâkim oldu.
Hasat mevsimlerinde bir sınıf efradın kurban olarak feda edilmesi lüzumu, umumî telâkki mahiyetini aldı. Bu kurbanları kesecek diğer pak tanınmış bir sınıf meydana çıktı : ilk ''rahipler'' sınıfı. Bir de kurban edilen efradın etinden birer parça yemek merasimi yer tuttu. Gûya bu suretle fedakârlığın nimetlerinden hepsi hissement oluyorlardı. Bugün hâlâ bazı dinlerde mevcut olan kurban kesmek âdetlerinin menşei budur.
Bütün bu müşterek âdetler ve inanışlar insanların aralarında zihnî ve hissî birtakım bağlar kurdu ve insanlarda müşterek düşünce ve müşterek harekete saik oldu. İşte bu hâdiseye biz bugün ''din'' namını veriyoruz. İnsanlar bu hâdise karşısında basit ve mantıkî bir telâkki ile temasa gelmiş bulunmıyorlardı; bilâkis, birtakım ruhlara, ilhamlara, emirlere ve nehiylere taallûk eden karmakarışık düşüncelerle temasa gelmiş oluyorlardı.
İnsanların hayatına taallûk eden her şeyde olduğu gibi dinî meselelerde de bir tekâmül hâdisesi görünür. İptidaî {{ysb|in|insanda}}<noinclude></noinclude>
jpm1qjtwzumj7hgb2g5mpblwis86ogs
Sayfa:Tarih I Tarihtenevelki Zamanlar ve Eski Zamanlar.pdf/57
250
45813
174923
174289
2026-10-11T16:26:34Z
Tarih
348
174923
proofread-page
text/x-wiki
<noinclude><pagequality level="3" user="Asayimusa19" />{{rh|'''23'''|'''TARİH'''|}}</noinclude>
{{yss|sanda|insanda}} Allah ve din hakkında hiçbir fikir ve kanaat yoktu. Bu kadar umumî ve şümullü telâkkilere, insanın dimağı ancak yavaş yavaş alıştırıldı. Din fikri, insanlar cemiyet hayatına sarahaten atıldığı nispette genişlemiye başlar, vahdet mefhumuna yaklaşır ve nihayet, tabiatin kudret ve azametile daha ziyade anlaşılması kabil, hakikî bir mahiyet alır. Görülüyor ki insanlar cemaat halinde yaşamıya başladıktan sora, diğer içtimaî müesseseler gibi din müessesesini de vücuda getirmişlerdir.
Ülûhiyet mefhumunu bulan, bu mefhumun sırlarını keşfeden ve bugün dahi keşfetmiye devam eden, insan zekâsıdır.
İnsanların faaliyetleri ve inkişafları üzerinde birçok amiller ve unsurların tesiri ve yardımı olmuştur. Din de bu müessirlerin başlıcalarındandır. Bu sebeple, beşerin tarihinden bahsederken, din fikirlerinin menşeinden ve insan cemiyetlerinin faaliyetleri üzerindeki tesirinden bahsetmemek bir noksan teşkil edebilir.
İnsanların, bu derunî ve müphem temayülleri haris, zeki, mahir yahut hilekâr birtakım insanların sihirbaz, rahip, hükümdar vaziyetlerini almalarına meydan açtı.
İnsanların, bugünkü medeniyet tarihine kadar hayatlarının geçtiği yol işte böyle bir yoldur. İnsanların korku ve zâf hisleri, dimağın son ve çok yeni ilmî keşiflerle nurlanması sayesinde gittikçe azaldı. Ve insanlar hakikati bundan sora daha bariz görmiye başladılar. İnsan, benliğindeki kuvveti ve ferdi olduğu cemaatin içtimaî kudretini takdire muvaffak olmıya başladı. ''Artık onun için her türlü tekâmül, huzur ve emniyet membaı, cemiyettir.''<noinclude></noinclude>
mbuk3sc446nhzgzuv95n4khrxrpepn2
174926
174923
2026-10-11T16:30:26Z
Tarih
348
174926
proofread-page
text/x-wiki
<noinclude><pagequality level="3" user="Asayimusa19" />{{rh|'''BEŞER TARİHİNE GİRİŞ'''|'''23'''|}}</noinclude>
{{yss|sanda|insanda}} Allah ve din hakkında hiçbir fikir ve kanaat yoktu. Bu kadar umumî ve şümullü telâkkilere, insanın dimağı ancak yavaş yavaş alıştırıldı. Din fikri, insanlar cemiyet hayatına sarahaten atıldığı nispette genişlemiye başlar, vahdet mefhumuna yaklaşır ve nihayet, tabiatin kudret ve azametile daha ziyade anlaşılması kabil, hakikî bir mahiyet alır. Görülüyor ki insanlar cemaat halinde yaşamıya başladıktan sora, diğer içtimaî müesseseler gibi din müessesesini de vücuda getirmişlerdir.
Ülûhiyet mefhumunu bulan, bu mefhumun sırlarını keşfeden ve bugün dahi keşfetmiye devam eden, insan zekâsıdır.
İnsanların faaliyetleri ve inkişafları üzerinde birçok amiller ve unsurların tesiri ve yardımı olmuştur. Din de bu müessirlerin başlıcalarındandır. Bu sebeple, beşerin tarihinden bahsederken, din fikirlerinin menşeinden ve insan cemiyetlerinin faaliyetleri üzerindeki tesirinden bahsetmemek bir noksan teşkil edebilir.
İnsanların, bu derunî ve müphem temayülleri haris, zeki, mahir yahut hilekâr birtakım insanların sihirbaz, rahip, hükümdar vaziyetlerini almalarına meydan açtı.
İnsanların, bugünkü medeniyet tarihine kadar hayatlarının geçtiği yol işte böyle bir yoldur. İnsanların korku ve zâf hisleri, dimağın son ve çok yeni ilmî keşiflerle nurlanması sayesinde gittikçe azaldı. Ve insanlar hakikati bundan sora daha bariz görmiye başladılar. İnsan, benliğindeki kuvveti ve ferdi olduğu cemaatin içtimaî kudretini takdire muvaffak olmıya başladı. ''Artık onun için her türlü tekâmül, huzur ve emniyet membaı, cemiyettir.''<noinclude></noinclude>
fohxju0llzeww3x9ansbebole14r1lv
174927
174926
2026-10-11T16:33:53Z
Tarih
348
174927
proofread-page
text/x-wiki
<noinclude><pagequality level="3" user="Asayimusa19" />{{rh||'''BEŞER TARİHİNE GİRİŞ'''|'''23'''|}}</noinclude>
{{yss|sanda|insanda}} Allah ve din hakkında hiçbir fikir ve kanaat yoktu. Bu kadar umumî ve şümullü telâkkilere, insanın dimağı ancak yavaş yavaş alıştırıldı. Din fikri, insanlar cemiyet hayatına sarahaten atıldığı nispette genişlemiye başlar, vahdet mefhumuna yaklaşır ve nihayet, tabiatin kudret ve azametile daha ziyade anlaşılması kabil, hakikî bir mahiyet alır. Görülüyor ki insanlar cemaat halinde yaşamıya başladıktan sora, diğer içtimaî müesseseler gibi din müessesesini de vücuda getirmişlerdir.
Ülûhiyet mefhumunu bulan, bu mefhumun sırlarını keşfeden ve bugün dahi keşfetmiye devam eden, insan zekâsıdır.
İnsanların faaliyetleri ve inkişafları üzerinde birçok amiller ve unsurların tesiri ve yardımı olmuştur. Din de bu müessirlerin başlıcalarındandır. Bu sebeple, beşerin tarihinden bahsederken, din fikirlerinin menşeinden ve insan cemiyetlerinin faaliyetleri üzerindeki tesirinden bahsetmemek bir noksan teşkil edebilir.
İnsanların, bu derunî ve müphem temayülleri haris, zeki, mahir yahut hilekâr birtakım insanların sihirbaz, rahip, hükümdar vaziyetlerini almalarına meydan açtı.
İnsanların, bugünkü medeniyet tarihine kadar hayatlarının geçtiği yol işte böyle bir yoldur. İnsanların korku ve zâf hisleri, dimağın son ve çok yeni ilmî keşiflerle nurlanması sayesinde gittikçe azaldı. Ve insanlar hakikati bundan sora daha bariz görmiye başladılar. İnsan, benliğindeki kuvveti ve ferdi olduğu cemaatin içtimaî kudretini takdire muvaffak olmıya başladı. ''Artık onun için her türlü tekâmül, huzur ve emniyet membaı, cemiyettir.''<noinclude></noinclude>
tt10e99mtzqqooe0y06m98w7qrrwl0s
174928
174927
2026-10-11T16:34:41Z
Tarih
348
174928
proofread-page
text/x-wiki
<noinclude><pagequality level="3" user="Asayimusa19" />{{rh||'''BEŞER TARİHİNE GİRİŞ'''|'''23'''}}</noinclude>
{{yss|sanda|insanda}} Allah ve din hakkında hiçbir fikir ve kanaat yoktu. Bu kadar umumî ve şümullü telâkkilere, insanın dimağı ancak yavaş yavaş alıştırıldı. Din fikri, insanlar cemiyet hayatına sarahaten atıldığı nispette genişlemiye başlar, vahdet mefhumuna yaklaşır ve nihayet, tabiatin kudret ve azametile daha ziyade anlaşılması kabil, hakikî bir mahiyet alır. Görülüyor ki insanlar cemaat halinde yaşamıya başladıktan sora, diğer içtimaî müesseseler gibi din müessesesini de vücuda getirmişlerdir.
Ülûhiyet mefhumunu bulan, bu mefhumun sırlarını keşfeden ve bugün dahi keşfetmiye devam eden, insan zekâsıdır.
İnsanların faaliyetleri ve inkişafları üzerinde birçok amiller ve unsurların tesiri ve yardımı olmuştur. Din de bu müessirlerin başlıcalarındandır. Bu sebeple, beşerin tarihinden bahsederken, din fikirlerinin menşeinden ve insan cemiyetlerinin faaliyetleri üzerindeki tesirinden bahsetmemek bir noksan teşkil edebilir.
İnsanların, bu derunî ve müphem temayülleri haris, zeki, mahir yahut hilekâr birtakım insanların sihirbaz, rahip, hükümdar vaziyetlerini almalarına meydan açtı.
İnsanların, bugünkü medeniyet tarihine kadar hayatlarının geçtiği yol işte böyle bir yoldur. İnsanların korku ve zâf hisleri, dimağın son ve çok yeni ilmî keşiflerle nurlanması sayesinde gittikçe azaldı. Ve insanlar hakikati bundan sora daha bariz görmiye başladılar. İnsan, benliğindeki kuvveti ve ferdi olduğu cemaatin içtimaî kudretini takdire muvaffak olmıya başladı. ''Artık onun için her türlü tekâmül, huzur ve emniyet membaı, cemiyettir.''<noinclude></noinclude>
bji1b56qoufd6gx2bjamnyc40hbrgwt
Sayfa:Akl-ı Selim.djvu/5
250
45964
174931
174919
2026-10-11T16:43:42Z
Tarih
348
174931
proofread-page
text/x-wiki
<noinclude><pagequality level="1" user="Tarih" /></noinclude>İfade-i Tabi'
Cumhuriyet her şeyden evvel fikri bir varlıkdır; Fikri varlıkların harsları, müdafaaları da esasen fikri olmak labüddür. Binaenaleyh (aklı selim) in tab' ve neşr işini deruhte itmek hür Türkiya Cumhuriyetine,<noinclude></noinclude>
7cs8990k0dbo1fjent3689zdagmnajy
Şablon:Ana sayfa alıntı/metin/2026/42. hafta
10
46019
174939
2026-10-11T18:16:13Z
Mümtaz
15204
Yeni sayfa: {{Ana sayfa alıntı |resim=1920 08 26 Serveti Funun Tevfik Fikret.jpg |rowsize=200 |colsize=200 |başlık metni= |altyazı=<poem> Harâb-ı zelzele bir köy; şu yanda bir çatının Çürük direkleri dehşetle fırlamış; öteden Çamur yığıntısı şeklinde bir zemin katının Yıkık temelleri manzûr, uzakta bir mesken Zemine doğru eğilmiş, hemen sukut edecek; Önünde bir kadın.. Oof, artık istemem görmek!</poem> [[Verin Zavallılara|''devamını okuyun'']] |ü...
174939
wikitext
text/x-wiki
{{Ana sayfa alıntı
|resim=1920 08 26 Serveti Funun Tevfik Fikret.jpg |rowsize=200
|colsize=200
|başlık metni=
|altyazı=<poem>
Harâb-ı zelzele bir köy; şu yanda bir çatının
Çürük direkleri dehşetle fırlamış; öteden
Çamur yığıntısı şeklinde bir zemin katının
Yıkık temelleri manzûr, uzakta bir mesken
Zemine doğru eğilmiş, hemen sukut edecek;
Önünde bir kadın.. Oof, artık istemem görmek!</poem>
[[Verin Zavallılara|''devamını okuyun'']]
|üreten=[[Kişi:Tevfik Fikret|Tevfik Fikret]]
}}
4i43y5fyix0xta9q34i9l897i0v35sl
174940
174939
2026-10-11T18:16:23Z
Mümtaz
15204
"[[Şablon:Ana sayfa alıntı/metin/2026/42. hafta]]" sayfayı koruma altına aldı: Yüksek trafiğe sahip sayfa ([Değiştir=Yalnızca otomatik onaylanmış kullanıcılara izin verilir] (süresiz) [Taşı=Yalnızca otomatik onaylanmış kullanıcılara izin verilir] (süresiz))
174939
wikitext
text/x-wiki
{{Ana sayfa alıntı
|resim=1920 08 26 Serveti Funun Tevfik Fikret.jpg |rowsize=200
|colsize=200
|başlık metni=
|altyazı=<poem>
Harâb-ı zelzele bir köy; şu yanda bir çatının
Çürük direkleri dehşetle fırlamış; öteden
Çamur yığıntısı şeklinde bir zemin katının
Yıkık temelleri manzûr, uzakta bir mesken
Zemine doğru eğilmiş, hemen sukut edecek;
Önünde bir kadın.. Oof, artık istemem görmek!</poem>
[[Verin Zavallılara|''devamını okuyun'']]
|üreten=[[Kişi:Tevfik Fikret|Tevfik Fikret]]
}}
4i43y5fyix0xta9q34i9l897i0v35sl
174941
174940
2026-10-11T18:16:38Z
Mümtaz
15204
"[[Şablon:Ana sayfa alıntı/metin/2026/42. hafta]]" için koruma ayarını değiştirdi: Yüksek trafiğe sahip sayfa ([Değiştir=Yalnızca hizmetlilere izin verilir] (süresiz) [Taşı=Yalnızca hizmetlilere izin verilir] (süresiz))
174939
wikitext
text/x-wiki
{{Ana sayfa alıntı
|resim=1920 08 26 Serveti Funun Tevfik Fikret.jpg |rowsize=200
|colsize=200
|başlık metni=
|altyazı=<poem>
Harâb-ı zelzele bir köy; şu yanda bir çatının
Çürük direkleri dehşetle fırlamış; öteden
Çamur yığıntısı şeklinde bir zemin katının
Yıkık temelleri manzûr, uzakta bir mesken
Zemine doğru eğilmiş, hemen sukut edecek;
Önünde bir kadın.. Oof, artık istemem görmek!</poem>
[[Verin Zavallılara|''devamını okuyun'']]
|üreten=[[Kişi:Tevfik Fikret|Tevfik Fikret]]
}}
4i43y5fyix0xta9q34i9l897i0v35sl
Sayfa:Müslüman çocuk.pdf/8
250
46020
174967
2026-10-11T20:22:09Z
Tarih
348
/* İstinsah edilmemiş */ Yeni sayfa: {{çsy|4}} {{orta|'''Eûzu billahi mineş-şeytânirracîm''' }} {{orta|'''Bismillahirrahmanirrahîm''' }}
174967
proofread-page
text/x-wiki
<noinclude><pagequality level="1" user="Tarih" /></noinclude>{{çsy|4}}
{{orta|'''Eûzu billahi mineş-şeytânirracîm''' }}
{{orta|'''Bismillahirrahmanirrahîm''' }}<noinclude></noinclude>
99in5z57lbvpl40m7daq9b7kc7a1elq
174968
174967
2026-10-11T20:51:15Z
Tarih
348
174968
proofread-page
text/x-wiki
<noinclude><pagequality level="1" user="Tarih" /></noinclude>{{çsy|4}}
{{orta|'''Eûzu billahi mineş-şeytânirracîm''' }}
{{orta|'''Bismillahirrahmanirrahîm''' }}
Elhamdü lillâhi rabbil âlemîn. Vessalâtü vesselâmü 'alâ Muhammedin ve âlihî ve ashâbihî ecma'în. Bi-adadi mâ vecebe 'aleynâ
{{orta|Sual}}
Ey çocuk Müslüman olana ne lazımdır ?
{{orta|Cevab}}
Müslüman olana din ve millet, şeriat, iman ve islam, mezheb, saire lazımdır.
{{orta|Sual}}
Din ve millet neye dirler ?
{{orta|Cevab}}
Din ve millet : Peygamberimiz Muhammmed Mustafa sallalhü teala<noinclude></noinclude>
3xhbhnjm3swv2nr16unnp2p079dee65
Sayfa:Müslüman çocuk.pdf/9
250
46021
174969
2026-10-11T20:55:58Z
Tarih
348
/* İstinsah edilmemiş */ Yeni sayfa: Aleyhisselam efendimiz hazretlerinin Rabbimiz Allahü teala hazretleri tarafından inanmağa dair getirdiği şeylere dirler.
174969
proofread-page
text/x-wiki
<noinclude><pagequality level="1" user="Tarih" /></noinclude>
Aleyhisselam efendimiz hazretlerinin Rabbimiz Allahü teala hazretleri tarafından inanmağa dair getirdiği şeylere dirler.<noinclude></noinclude>
tjcvn1oc3spsxfy84lwgr1gvm7pv5l0
174970
174969
2026-10-11T20:58:34Z
Tarih
348
174970
proofread-page
text/x-wiki
<noinclude><pagequality level="1" user="Tarih" /></noinclude>
Aleyhisselam efendimiz hazretlerinin Rabbimiz Allahü teala hazretleri tarafından inanmağa dair getirdiği şeylere dirler.
{{orta|Sual}}
Şeriat neye dirler ?
{{orta|Cevab}}<noinclude></noinclude>
ff7yq47ad2e25gj3e3qixknbkvaq1aw
174973
174970
2026-10-12T03:08:52Z
Tarih
348
174973
proofread-page
text/x-wiki
<noinclude><pagequality level="1" user="Tarih" /></noinclude>
Aleyhisselam efendimiz hazretlerinin Rabbimiz Allahü teala hazretleri tarafından inanmağa dair getirdiği şeylere dirler.
{{orta|Sual}}
Şeriat neye dirler ?
{{orta|Cevab}}
Şeriat : Hazreti fahri kainatın halık teala hazretleri tarafından işlemeğe dair getirdiği şeylere dirler.
{{orta|Sual}}<noinclude></noinclude>
5ndzds5ofqcdtwyeonija0p9khtbi4j